Rus Çariçesi 2. Katerina: Benzersiz bir strateji ustası

Almanya’dan dilini bile bilmediği Rusya’ya gelin gittiğinde 14 yaşındaydı. O dönem için “Dünyanın en sefil yaratığıyım” diye yazacaktı. Ölümün kenarında yıllarca yürüdükten, aşağılanmalara maruz kaldıktan sonra, kocası Çar 3. Piyotr’u “hâlletti”; Rusya tahtına geçerek “Büyük” sıfatını kazandı. 34 yıllık saltanatında ülkesini en tepeye taşıyacaktı.

Çariçe 2. Katerina’ya “Büyük” denmesinin nedeni neydi? Saltanatı sırasında Rusya’nın elde ettiği askerî başarılar mı? Kırım’ı ilhak etmesi (1783), İzmail Kalesi’ni ele geçiren (1790) Rus Ordusu’nun bütün Müslüman halkı kılıçtan geçirmesi mi? Torunlarından birine “Konstantin” adını vererek Rusya’nın sonraki yüzyılda İstanbul’u ele geçirme tutkusunu ateşlemesi mi? Diderot ve Voltaire’le mektuplaşıp devrin “aydın despot”larından birine dönüşmesi mi? Devrimden sonra Fransız aristokratların elindeki resim ve heykelleri satın alarak Petersburg’daki Ermitaj Sarayı’nın bugün dünyanın sayılı müzeleri arasına girmesini sağlaması mı? Ülkedeki serflik düzenini kaldırmadan, Rusya’nın modernleşme hamlelerine yüzeysel de olsa katkıda bulunması mı?

Aslında 34 yıllık saltanatının (1762-1796) siyasi hikayesi, bu yazının konusu değil. Burada sadece, Almanya’nın Stettin kasabasında Anhalt-Zerbst prenslik ailesinde büyümüş Sophie Augusta’nın nasıl olup da Rusya hükümdarı Çariçe 2. Katerina olduğuna bakalım. Bu bir siyasi hırs öyküsü olduğu kadar hayatta kalma savaşıdır.

kapdos-aysengur-1
Genç Katerina evlendiği sırada, G.C. Grooth’un resmi, 1744.

1729 doğumlu Sophie, 1744’te bir dizi tesadüf sonucu o dönemki Çariçe Yelizaveta tarafından gelin olarak seçildi. Büyük (Deli) Petro’nun kızı olan Yelizaveta, kendi çocuğu olmadığından kız kardeşinin oğlu Piyotr’u veliaht ilan etmiş, ona uygun küçük bir Alman prensesi ayarlamıştı. Sophie Rusya’da Ortodoksluğa geçti, Yekaterina ismini aldı (biz tarihimizde bilinen adıyla Katerina demeye devam edeceğiz) ve kendisinden 1 yaş büyük veliaht Piyotr ile evlendi.

Başından itibaren çok kötü bir evlilikti bu. Genç Katerina harıl harıl Rusça öğreniyor, tarih ve felsefe kitaplarına gömülerek zaman geçiriyor; kocası ise arkadaşlarıyla fare kovalamaca oynuyor, gece-gündüz keman çalıyor, oyuncak askerlerini dizerek savaş talimleri yapıyor ve köpeklerini tekmeliyordu (“köpeklerden sonra dünyanın en sefil yaratığıyım” diye yazıyordu Katerina anılarında). Bu iki çocuk arasındaki olgunluk farkı yıllar geçmesine rağmen hep aynı kaldı. Katerina yıllar sonra bu döneme ilişkin bir hatırat yazacak; herkesin bildiği bir sır olarak dedikodusu yayılan anılar nihayet 1859’da Rus devrimci Aleksandr Herzen tarafından Londra’da basılacaktı.

Bu anılara bakarsak, Piyotr çabuk öfkelenen, korkan, bugünden yarına ne yapacağı belli olmayan bir gençken; Katerina ciddi, görevlerini hiç ihmal etmeyen bir küçük hanımdı. Abartma payı olsa bile, reddedilmeyecek iki gerçek vardı: Çariçe Yelizaveta kendi yeğeninden çok bu genç geline güveniyordu; Katerina da sarayda, diplomatlar ve Bakanlar arasında dostluklar kurmayı başarmıştı. Anılarında şöyle yazıyordu: “Kendi kendime mutluluğu ve kederi bizim seçtiğimizi söylerdim. Eğer mutsuzsanız, bu duygunun üzerine çıkın ve mutluluğunuzun gelişecek olaylardan bağımsız olduğuna inanarak hareket edin.” Katerina bu dersi başına gelenler sayesinde öğrenmiş olmalıydı; çünkü hayatı hep diken üstündeydi. Uzun süre çocuksuz kalması da ölümcül bir sorundu. Sonunda gayriresmi olarak teşvik edildiği söylenen bir aşk serüveni sayesinde 1754’te Pavel adında bir oğlu dünyaya geldi. Gerçi bugün Pavel’in Piyotr’un oğlu olduğuna inanan (fizik olarak ona çok benziyordu) tarihçilerin sayısının artmasına rağmen, Katerina anılarında oğlunun babasının kim olduğunu (Saltikov adındaki aşığı) hissettirir.

kapdos-aysengur-2
Katerina aynanın önünde, Vigilius Erichsen’in portresi, Ermitaj Müzesi (üstte).
Katerina’nın taç giyme töreninde giydiği kıyafet, Moskova Ulusal Müzeleri (altta).
kapdos-aysengur-3

Zaman geçtikçe Katerina, aralarında İngiliz elçisi ve şansölye Bestujev’in de bulunduğu yeni dostlar edindi. Rusya’nın 1758’de Prusya ile savaşa girmesi, Rus ordularının Berlin’e doğru ilerleyip Prusya Kralı 2. Friedrich’i (o da “Büyük” denilen hükümdarlardan biriydi) çok zor durumda bırakması, hem karı-kocanın hem de sarayın iyice bölünmesine yol açtı. Piyotr, kayıtsız-şartsız bir Prusya hayranıydı; Friedrich’i bir idol olarak benimsemiş, kendisini Rustan çok Alman gibi gören bir gençti. Hattâ Rus veliahtı olmasına rağmen, Ortodoksluğa sempati duymadığını, odasında sürekli Luther’ci kitaplarla vakit geçirdiğini saklamıyordu. Katerina ise sonradan benimsediği Ortodoksluğa büyük saygı gösteriyordu; ayrıca Fransa ve İngiltere’ye daha yakındı. Katerina’nın bu yıllarda yaptığı en büyük yatırım, topçu subayı Grigoriy Orlov’la kurduğu ilişki oldu; böylece başkentteki askerî kuvvetleri istediği yönde kullanabilecekti.

Sonunda 1762’de Çariçe Yelizaveta ölüp yerine Piyotr tahta çıktığında, saraydaki iki hizip gırtlak gırtlağa gelmeye hazırdı. Rus Ordusu o sırada Doğu Prusya’da ilerliyor, Prusya Kralı 3.Friedrich ne yapacağını bilemez hâlde kesin yenilgiyi bekliyordu. 3.Piyotr’un tahta çıkar çıkmaz ilk işi savaşı sonlandırmak, idolü Friedrich’e bütün ele geçirilmiş toprakları geri vermek oldu. Muzaffer Rus Ordusu’nun bu karardan duyduğu hayalkırıklığını dikkate almadı.

Yeni Çar ile karısı arasındaki ilişkiler de kopma noktasındaydı. O sırada Piyotr’un Prenses Elizaveta Vorotsova adında bir sevgilisi vardı: Karısından kurtularak onunla evlenmek istediğini bilmeyen yoktu. İngiliz elçisi Hanbury Williams, o günlerde Katerina’nın kendisine “ya öleceğim, ya hükmedeceğim” dediğini iddia etmiş, Fransız ataşesi Bérenger ise şöyle yazmıştı: “(Katerina’nın) maruz kaldığı aşağılanma, her gün inanılmaz bir sabırla katlandığı hakaretler, dine gösterdiği saygı, herkese karşı sergilediği iyi niyet, bilgi birikimi ve yetenekleri, adabı ve itibarı, Çarın (3. Piyotr) garip ve vahşi karakteriyle (tezat oluşturuyordu.)”

3.Piyotr tahta çıktıktan 6 ay sonra Prusya ile barış imzalanmasını kutlamak için bir yemek verdi. Çarla çariçe uzun masanın iki ucunda karşılıklı oturuyorlardı. Çar, imparatorluk ailesi adına kadeh kaldıran Katerina’ya nedense çok kızdı; herkesin duyabileceği şekilde “dum” diye bağırdı. “Aptal” demek olan bu kelime, Rusçada daha da ağır bir anlam taşıyordu. Katerina ağlamaya başladı, sonra kendisini toparladı. Yemekten sonra hemen başkentte kendisine ait bir konağa taşındı. 3. Piyotr karısının tutuklanmasını emrettiyse de, etrafındakiler onu zorlukla vazgeçirdiler.

Artık kılıçlar çekilmiş gibiydi. 3. Piyotr’un aldığı iki karar daha tabutuna son çivileri çakacaktı. Yeni Çar başkentteki seçkin muhafız alaylarının gururunu kırarak, Rus Ordusu’nun üniformasını değiştirdi, Prusya tarzını benimsedi. İkincisi, bir genelge yayımlatarak bütün Hıristiyan inanç ve kiliselerinin eşit olduğunu, Ortodoks kilisesinin oruçlarına uyma mecburiyetinin kaldırıldığını ilan etti. Aynı anda Petersburg yakınındaki Oranienbaum yazlık sarayının yakınında yaptırdığı Protestan kilisesi de kutsanarak kullanıma açıldı.

kapdos-aysengur-4
Piyotr ve Katerina düğünden sonra, G. C.
Grooth’un resmi, 1745
kapdos-aysengur-5
Katerina sık sık asker kıyafetiyle ata binerdi. Vigilius Erichsen’in portresi.

Hem orduyu hem kiliseyi kızdıran bir çar ne kadar tahtta kalabilir? Her an tutuklanabileceğini, bir manastıra kapatılabileceğini veya öldürülebileceğini anlayan Katerina planını hazırlamıştı. Taraftarları arasında başkentin en prestijli muhafız birliği olan İsmaylovskiy Alayı’nın albayı Razumovski, Preobrajenskiy Alayı’ndan Passek, çoğu subay olan Orlov kardeşler, oğlu Pavel’in özel öğretmeni ünlü hukukçu Kont Panin ve Novgorod Başpiskoposu vardı. Bir İngiliz tüccardan da 100 bin ruble borç alındı.

28 Haziran 1762’de, çar ve çariçe başkentin dışındaki iki ayrı yazlık saraydaydılar. Ancak o gece Katerina’nın taraftarlarından Passek’in tutuklanması, alarm zilini çaldı. Orlov ve Katerina, yanlarında tek bir kişi olmadan sarayı arka kapıdan terketti. Arabada giderken bir Fransız berberine saçlarını yaptıran çariçe, arabadan arabaya geçerek sabah 8’de İzmailovskiy Alayı’nın karargahına ulaştı. Avluda hemen Katerina’ya “Bütün Rusyaların İmparatoriçesi” olarak biat edildi; ardından bütün muhafızlarla birlikte bu defa Semyonovskiy Alayı’nın karargahına gidildi; aynı şey orada da tekrarlandıktan sonra Preobrajenskiy Alayı’na ulaşıldı; Kazan Katedrali’nde bütün askerlerin ve Katerina yanlılarının huzurunda bir tören yapıldı. Katerina burada Rusya İmparatoriçesi olarak yemin etti, oğlu Pavel’i de veliaht ilan etti. Katerina ve ordusu öğle saatlerinde şehre girmiş, Kışlık Saray’da kalabalık bir törende yeni görevler dağıtılmış ve şehre giriş-çıkışlar yasaklanmıştı.

Bu sırada 3. Piyotr, yanında sevgilisi Prenses Elizaveta Vorontzova ve diğer yakınlarıyla sayfiye sarayı Peterhof’a gitmişti: Orada isim günü kutlanacaktı. Saraya geldiğinde karısını göremeyince şaşırdı; hattâ İngiliz elçisine göre saklambaç oynuyorlarmış gibi yatakların ve kapıların altına bile baktı. Katerina başkentte bütün yeni atamaları yapar, düşmanlarının bile kendisine bağlılık yemini etmesini sağlarken, Piyotr odadan odaya koşup onu arıyordu! Sonunda, o kadar hayran olduğu Prusya Kralı Friedrich’in sözleriyle “azarlanıp odasına gönderilen bir çocuk gibi” yeni düzene boyun eğdi. Deniz kenarından birkaç kilometre uzakta Ropça malikanesine kapatıldı, oradan karısına “kemanının ve Elizaveta Vorontzova’nın yanında bırakılmasını isteyen” mütevazı mektuplar gönderdi. İsteklerinden birincisine evet, ikincisine hayır cevabı aldı.

kapdos-aysengur-6
Çar 3. Piyotr’un öldürülme sahnesi, dönemin Fransız gravürü, 1762.

      Piyotr’un hapsedildiği malikanede onu gözetim altında tutmakla görevli müfrezenin başı, bir numaralı düşmanı Orlov’du. 1 aydan kısa bir süre sonra Orlov çariçeye şu mektubu yazdı: “Majeste, majeste! Nasıl anlatabilirim olanları? Kölenize inanmayacaksınız ama artık o yok. Masada yemek yerken Prens Barvatinskiy (gardiyanlarından biri) ile tartışmaya başladı, ikisini ayırana kadar ölüp gitti. Beni affedin veya hemen idamımı emredin.”

      Katerina bu mektubu çekmecesine kilitledi; ama söylentileri susturması gerekiyordu. Sonuçta ölen, Rusya’nın meşru hükümdarı ve Büyük Petro’nun torunuydu. Bir otopsi yapıldı ve 3. Piyotr’un doğal nedenlerle öldüğü hükmüne varıldı! Ancak şurası bir gerçekti: Ölmeseydi, Katerina asla tahtında rahat edemezdi. Nitekim Moskova’daki geleneksel taç giyme töreni, ancak onun ölümünün ardından 2 Eylül 1762’de yapıldı. Üstelik küçük bir pürüz daha vardı: Asıl hükümdarın, 8 yaşındaki oğlu Pavel olması gerekmiyor muydu? Nitekim buradaki törende Katerina, selamlamak için halkın karşısına çıktığında “Çok yaşa Çariçe Katerina!” diyecekleri yerde “Çok yaşa Çar Pavel Petroviç!” diye bağıranlar da duyuldu. Küçük veliahtın öğretmeni Kont Panin, Katerina’nın sadece naibe olacağını, Pavel’in tahta çıkacağını umarak katılmıştı darbeye; ama annesi bu beklentileri daha büyümeden bozdu. Pavel ancak annesinin gölgesinde 34 yıl geçirdikten sonra tahta çıkabilecekti!

      Aradan zaman geçince Katerina’nın hükümdar olarak meşruiyeti iyice kökleşti. “Büyük” unvanını kazandı, sanki öz ve hakiki bir Rus gibi, “anneciğimiz” (matuşka) durumuna dönüştü. Pugaçev önderliğindeki köylü isyanı (1773-75) çariçenin bu ününü ortadan kaldırmadı. Puşkin’in yıllar sonra yazdığı Yüzbaşının Kızı romanı (1836) bile, Katerina’nın isyanı şiddetle bastırmasına rağmen, bilgeliğini ve merhametini kaybetmeden haksızlığa uğrayanları ödüllendirmesiyle sona eriyordu.