Gladyatörlerle ilgili kafamızda görkemli, kanlı sahneler canlandırıyoruz ama, o anlı-şanlı dövüşçüler birbirlerine dalmadan önce oyunların sponsorlarına teşekkür ediyorlar. Kendi anlaşmaları uyarınca yerel radyo gibi “Octavius kuruyemişleri yediğim için rakipleri dövüyorum; dayak yemem ama Octavius yerim; Octavius kuruyemişleri Kemeraltı Çarşısı’nda” diye reklam yapıyorlar. “Cengaver Sıralı Otogaz Sistemleri“ anonsuyla..
Lafa gelince en değerli şeyimizin zaman olduğu konusunda maşallah hepimiz hemfikiriz; ama açıkçası söylediklerimizi ciddiye alan bir uzaylı bizi bir süre uzaktan gözlemlese, “E iyi, bunlar bayağı varlıklı bir türmüş herhalde. Galaksilerarası seyahati de çoktan çözmüşlerdir. Bunlara yardım etmeye gerek yok; biz sağdan dönelim, Alfa Centauri’ye doğru yol alalım kaptan” der; biz de keriz gibi uzaylının nimetlerini en yakın rakibimiz Alfa Centauri sistemindeki arkadaşlara kaptırırız.
Tabii eğer dünya tarihinden aklımda kalanlar ışığında düşünecek olursak, ne kadar iyi niyetli, en azından “özünde iyi ama çevresi kötü” ya da “tanısan çok seversin” türünde arkadaşlar olurlarsa olsunlar; dünyamızı ziyaret edecek olan uzaylıların ağzımızı-burnu-muzu kıracağına neredeyse kesinlik derecesinde eminim.
Zira ne bileyim, aklımda kaldığı kadarıyla dünya tarihinde kendisinden biraz daha geri kalmış bir medeniyetle karşılaşanların, bu durumu kimi zaman binlerce yıl süren bir sömürü vesilesi hâline getirmediği hiçbir karşılaşma gelmiyor aklıma. Elbette bizim de aramızda bazı “uzaylı friendly” arkadaşlar var. Tıpkı Cortez’in gemileri kıyıya yaklaşırken “korkmayın, bu adamlar okyanusları aştı bize geldi, bize çok faydası olacak” diyen keriz Aztekli gibi. Veya “Hollandalılar çok fiyat kırıyordu, bu İngilizlerin gelmesi çok iyi oldu, çok da güzel oldu” diyen Anzavur kılıklı Kızılderili gibi. Valla ben kendi payıma, muhtemel bir uzaylı ziyaretinde saklanmayı tercih ederim.
Dediğim gibi, hem zamanın ne kadar değerli olduğunu söylüyor hem de “itibardan tasarruf olmaz” diyerek bol bol harcıyoruz. Hesapta reklamlara vakit ayırmak istemediğimiz için, katır yükü para verip platformlardan film-dizi izliyoruz. Reklamcıyla aşık atmak kolay mı? Herifçioğlu haşırt diye yerleştiriyor ürününü diziye. Hattâ öyle bir yerleştiriyor ki, resmen oramıza-buramıza giriyor ekrandan ürünler. Bu ürün yerleştirme işinden rahatsız olduğumuzda da “bu yeni icat çıktı başımıza, eski reklamlar bile daha iyiydi” diyoruz demesine de, aslında bunun hiç de yeni bir şey olmadığını gözden kaçırıyoruz.
Zira aklımda yanlış kalmadıysa tarihteki bilinen ilk ürün yerleştirmeler-reklamlar Roma’da gladyatörler tarafından yapılıyor. Gladyatörler birbirlerine kafa-göz dalmadan önce arenada toplanan kalabalığa hangi yağı kullandıklarını, hangi umumhaneye gittiklerini, hangi terziden giyindiklerini falan söylüyorlar.
Yani biz kafamızda böyle görkemli, kanlı sahneler canlandırıyoruz ama o anlı-şanlı gladyatörler dövüşten önce oyunların sponsorlarına teşekkür ediyor, kendi anlaşmaları uyarınca yerel radyo gibi “Octavius kuruyemişleri yediğim için rakipleri dövüyorum; dayak yemem ama Octavius yerim; Octavius kuruyemişleri Kemeraltı Çarşısı’nda, Octavius kuruyemişleri, kuruyemişte bir marka!” diye reklam yapıyorlar. Dövüşler “Cengaver Sıralı Otogaz Sistemleri Gladyatörleri Sunar!” anonsuyla başlıyor falan.
Üstelik öyle harala-gürele “yiğidim bizim de namımız yürüsün” diye verilen reklamlar da değil bunlar. Aklımda kaldığı kadarıyla reklamveren-ler hangi arenada hangi dövüşe hangi sosyo ekonomik gruptan insanlar gidiyor falan onları da gayet dikkate alıyorlar. “Hasat mevsimidir, çok turist gelir” diye yerel ürünlerin reklamları artıyor. Zaten yanılmıyorsam oyunları da ona göre planlıyorlar “hmm, önümüzdeki ay Galatia’da turnuva varmış; Eskişehir’in Tatar’ı boldur, yardırın et ve rakı reklamlarını” ya da “A bak Pompeii turnuvası Kasım’da, biz bu Roma maçını başka aya alalım” falan gibi konuşmalar geçiyor toplantı odalarında.
Yani ben de Kırkpınar güreşlerinde pehlivanların kıspetlerinde ürün yerleştirme gördüğümde şaşırmış, bu duruma biraz da bozulmuştum, ama esasen bu temaşa işinin temelinde reklam hep varmış meğer. Biz de keriz gibi hiç reklam almadan mizah dergisi çıkarmaya çalıştık durduk boşuna. “Cengaver Sıralı Otogaz Sistemleri”nin sunduğu Aklımda Kaldığı Kadarıyla Dünya Tarihi’ni okudunuz, iyi de ettiniz.

