Perçinci Rozi’nin Başına Gelenler


1940’lardan 2020’lere, kadını erkeğin savaşı için fabrikaya sokan “üretici-endüstriyel” isterlerden, kadını erkeğin arzusu için parfüm sıkan noktaya taşıyan “tüketimci-endüstriyel” isterlere kadar perçinci rozi imgesindeki dönüşüm, çözülüm ve bozulumlar, kapitalist ekonomi-politik boyunduruğunda kadın hakları ve kadın-erkek eşitliği adına nasıl gelgitlerle karşı karşıya kalındığını işaret ediyor.

“Perçinci Rozi”yi bilir misiniz?..

İkinci Dünya Savaşı ABD’sinde ortaya çıkmış unutulmaz bir çizgi-tasarımdır o. Mavi işçi gömleği, pazılı kolları, erkek egemen bir dünyada hayatın içinde her tür meşgale ve meşakkate hazır kararlı görünümüyle “ev hanımı-evcimen-evcil” kadın imajını kıran Amerikan kadını temsili: Rosie the Riveter.

1940’ların ilk yarısında sokak panolarında, gazete-dergi sayfalarında “Rozi” ve benzeri kadınlar, o döneme kadar “erkek-işi” sayılmış ne varsa hepsine talip şekilde şu çağrıyla fark edilir oldular: We can do it! (“Yapabiliriz!”).

Neyi yapabiliriz idi bu?..

Erkek gücüne, dayanıklılığına, cesaretine, “doğa”sına bağlanan, özgülenen ne varsa “Biz de yapabiliriz”di.

Evde yapabildiklerimizin ötesinde ev-dışı yaşamda, sokakta, işlikte sadece erkeklerin yapabileceği düşünülen her şeyi “Biz de yapabiliriz”di.

“Pembe” ile simgelenip, hayata değil hayallere sınırlanan ev-içi yaşam dışında “masmavi” dünyada erkeklerle işte de eğlencede de eşit bir hayatı paylaşmak için ne gerekiyorsa “Biz de yapabiliriz”di.

Perçinci_Rozi-1

İşçi Rozi
Peki bu noktaya kadınlar kendi irade ve mücadeleleriyle mi gelmişti, hayır.

Kültürel rengi ataerkillik olan “modern” ekonomi-politik (endüstriyel-kapitalist) işleyişin ihtiyaç ve isterleri doğrultusunda ortaya çıkan bir durumdu bu.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında art arda gelen iki dünya savaşının genç-yetişkin erkek nüfusa ciddi sekte vurduğu, buna bağlı olarak ekonominin acil iş gücü talebinde olduğu feci yıllardı. Savaş cepheleri elde ölüm kusan silahlarıyla erkek dolu ama memlekette fabrikalar çarkları döndürecek, vidaları sıkacak, metalleri perçinleyecek erkek ellerden mahrumdu.

Bu durumda kadını evden çıkarmaktan başka çare kalmamıştı.

Hükümet, sermaye ve reklam sektörü el ele verdiler ve ekonominin ihtiyaç duyduğu kadını tasarımlayıp sundular ülkenin önüne…

İşte bu, “Perçinci Rozi”ydi.

Adına şarkılar bile düzüldü “Perçinci Rozi”nin:

“All the day long, whether rain or shine
She’s a part of the assembly line 
She’s making history, working for victory
Rosie, brrrrrr, the riveter.” 
(“İster yağmurlu olsun ister güneşli, bütün gün 
Montaj bandının bir parçası o 
Tarih yapıyor, zafer için uğraşıyor 
Perçinci, brrrrrr, Rozi.”)

1942’de Redd Evans ve John Jacob Loeb tarafından yazılıp dönemin şarkıcıları ve toplulukları tarafından seslendirilen bu şarkıdan sonra 1944 yılında Joseph Santley tarafından yönetilen aynı adlı bir sinema filmi de yapıldı. 1980’de The Life and Times of Rosie the Riveter (Perçinci Rozi’nin Yaşamı ve Zamanları) adlı bir belgesel de gösterime girdi. 15 uluslararası ödül kazanan bu film, “Perçinci Rozi” imgesinin ABD’de nasıl ikonik bir yer edindiğini ortaya koymaktaydı.

Rozi Gitti MM Geldi!
Ancak 1940’lar Amerika’sında kadın iş gücünün “vatansever” bir moral-motivasyonla seferber edilmesiyle karşımıza çıkan bu Rosie the Riveter imge ve simgesi, geleneksel toplumsal-cinsiyet kalıplarında köklü bir dönüşüme ya da kırılmaya yol açtı sanılmasın. Savaş sonrasında erkeklerin cepheden memlekete, hayatın da giderek normale döndüğü 1950’lerden itibaren mevcut ekonomi-politik ve “eril-ataerkil” işleyiş, ABD’de kadınlar için ev hanımlığını yeniden özendirmeye başladı. Artık televizyonun da hayatın içine girmesiyle ekranlarda elinde perçin makinesi yerine elektrik süpürgesiyle ışıl ışıl gülümseyen, evinde kendini çocuklarının ve kocasının ihtiyaçlarına amade kılmış kadınları takdim eden reklamlar çağı başladı. Evet bu, iyi eğitimli kadındı ama erkeğin hayatını sokakta paylaşan, ayrıca işlikte ona rakip olan değil; evde erkeğine destek olan, akşam eve geldiğinde onu ertesi gün için işliğe yeniden hazırlayan bir kadındı.

Perçinci Rozi bu süreçte elinde tornavidalar, matkaplar ve üzerinde işçi tulumuyla yanı başındaki diğer arkadaşlarıyla birlikte kayboldu gitti. Şişkin pazılı Rozi’nin yerinde şişkin göğüsleri ve kalçalarıyla Marilyn Monroe ve benzeri figürler öne çıkmaya, göz doldurmaya başladı.

Rozi’nin “Feminist” Dönüşü
Sözün özü, ekonomi-politik dinamiklerin, kadının toplumdaki yerine ilişkin anlayış ve kavrayışları nasıl dönüştürdüğüne, birbirine karşıt imaj ve algıları nasıl var edebildiğine çarpıcı bir örnektir ABD’de “Perçinci Rozi”. Lakin burada bitmemiştir. Acı-tatlı, neşeli-hüzünlü, isyankâr-teslimiyetçi mahiyette daha görecek çok günü vardır “Perçinci Rozi”nin… Onun anılarda kaldığı, tarihe karıştığı zannedilen sureti 1960’larda bir başka formatla sökün etti. Denilebilir ki yine bir “savaş”ın parçası olarak sahnedeydi “Rozi”nin pazıları. Ama erkeklerin kendi aralarındaki, yani erkekler için bir savaşın değil, kadınlar için erkekliğe ve erkek iktidarına karşı bir savaşın ateşleyici imge ve simgesiydi bu defa o…

Ne fabrikada ne de vatan hizmetindeydi. Artık feministti ve kadın hareketinin gözde figürüydü!..

1960’ların kurulu-düzen ve savaş karşıtı, özgürlükçü-sol-sosyalist havası ile eş zamanlı olarak Batı’da patlayan İkinci Dalga Feminizm, “Perçinci Rozi” imgesini bambaşka bir içerikle donatarak radikalleştirdi. 19. yüzyılda esasen kadının oy kullanma, seçme-seçilme hakkı açısından erkekle eşit olmasıyla sınırlı bir mücadele ekseninde şekillenmiş Birinci Dalga Feminizm’in ötesinde bu İkinci Dalga Feminizm, kadının işlikte erkekle eşit ücret hakkından hem cinsiyeti hem de cinselliği bağlamında kendi kaderini tayin ve çocuk doğurma/doğurmama (kürtaj) hakkına kadar açılan yelpazede bir ideolojik-politik mücadeleyi benimsemekteydi.

İşte bu mücadele hattında “Rozi”nin eski afişleri, yeni bir yorumla tekrar çıkarıldı ortaya. Ancak, dedik ya, bu defa pazılar erkeklerin savaşına takviye için değil, “erkek bir dünya”ya karşı savaş için şişirilmekte ve kadın hareketine destek amacıyla gözlere sokulmaktaydı.
Böylece Perçinci Rozi, bir imge ve simge olarak “8 Mart”larla özdeş bir mahiyet kazandı.

Perçinci_Rozi-3
Perçinci_Rozi-2

Evcilleşen Rozi
Fakat burada da bitmedi.

1990’lardan itibaren dünya ölçeğinde kendini gösteren tüketim kapitalizmi ve onun en belirgin boyutu hâline gelmiş; duygulardan düşüncelere, inançlardan ideolojilere, değerlerden tutkulara-arzulara kadar bütün insani motif ve motivasyonlardan sermaye devşiren kültür endüstrisi de “Rozi”yi rahat bırakmadı. O, bu defa fabrikadan sonra sokaktan da alınıp tekrar eve ve politik olmaktan alabildiğine uzak “domestik” bir çerçevenin içine oturtuldu!..

2000’lerin başında 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü münasebetiyle Türkiye’de gazete ve billboardlarda yer alan bir reklam, “Rozi” imgesinin tüketim kapitalizmi-kültür endüstrisi çarkları arasında uğrayabileceği dönüşümün boyutuna ilişkin çok çarpıcı bir yeni veri sundu. “Rozi”nin pazıları yine şişikti ama bu defa o pazıların yanı başında finans-kapitale dâhil kuruluşların “Ev Hanımlarına Emeklilik” duyurusu yer almaktaydı.

“Rozi”, inanması çok güç ama “ev hanımı” olmuştu ve hiç mi hiç sokağa çıkmak gibi bir derdi yoktu; hayatını evde sürdürmeye razı görünmekteydi!

“Ticari” işleyiş, Rozi’yi “siyasi” sulardan alıp güvenli, huzurlu, mutlu bir “liman” olarak evde “değer”lendirme derdindeydi.

Bu doğrultuda kadın iş gücünü seferber etme derdine düşmüş o “Büyük Savaş” yıllarına da kadının erkek ve erkeklik karşısında varlık, varoluş ve hak alanını genişletmeyi hedefleyen feminist arayışlara da uzak mı uzak bir şekilde “Rozi”ye ne fabrikaya ne de meydanlara çıkmaksızın evinde oturup emekli maaşına bağlanma çağrısı yapılıyordu.

Parfümlü Rozi!
Hayır hayır, yine bitmedi, daha görecek ne günlerimiz varmış da haberimiz yokmuş!..
Aradan aşağı yukarı 15 yıl daha geçtikten sonra, yine bir 8 Mart (2020) Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, kendi bezirgân hesaplarına bu anlamlı günü malzeme yapmaya hevesli bir başka ticari-endüstriyel arayış sahne aldı. Hem de bu coğrafyanın çok popüler “Göster oğlum amcalara pipini” deyişiyle titreşimli mahiyette, “Göster bakalım amcalara gücünü” spotu eşliğinde, “Perçinci Rozi” imgesinden esinli olduğu çok bariz bir görselle kadınlara parfüm satmak üzere billboardlar dolduruldu.

Perçinci_Rozi-4

Bilindiği üzere “Göster oğlum amcalara pipini” sözü, erkek cinselliğini neredeyse daha üç beş yaşından itibaren yüceltmeye yönelik ataerkil toplumsal-cinsiyet kurulumunun eğlenceli görünse de en itici tezahürlerinden biridir. Bunun karşısında kadın cinselliğini aynı yaşlardan itibaren bastırma ve ayıplamaya yönelik “kültürel” motivasyon da yine iyi bilindiği üzere, kız çocuklarına ha bire, “Topla bakim bacaklarını, ört bakim eteklerini, cici kızlar orasını burasını açmaz öyle, çok ayıp!” vb. şekillerde tembih ve tekdirler doğrultusunda kendini gösterir.

İşte şimdi bir parfüm markası, aklınca erkek cinselliğine yönelik böylesi bir yüceltme ifadesini karşı yönde yeni bir düzenlemeye tabi tutarak, 8 Mart’ı da vesile ederek kadından yana sözde bir “bilinç-yükseltme” girişiminde bulunmaktaydı. Ama yaptığı, yine erkeği özneleştirecek mahiyette, “kadın” dendiğinde gücü, cinsel çekim ve tutkuya indirgemekten öte bir şey değildi. Çünkü parfümün kim için, kimleri etkilemek için püfür püfür estirileceği gayet aşikârdı.

Rozi’nin Zararsızlaştırılışı
Sonuçta, 1940’lardan 2020’lere “Perçinci Rozi”yi canından bezdirircesine, kadını erkeğin savaşı için fabrikaya sokan “üretici-endüstriyel” isterlerden, kadını erkeğin arzusu için parfüm sıkan noktaya taşıyan “tüketimci-endüstriyel” isterlere yol alındığı söylenebilir. Bu arada kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve kadının özgürleşimi adına “Rozi”yi anlamlandırmaya çalışanlara da âdeta “Havanızı alın!” denmiş oluyor.

İletişim profesörü John Fiske, Popüler Kültürü Anlamak (1999) kitabındaki “Amerikanın Kot’lanışı” adlı yazısında, başlangıçta direniş, muhalefet ve protesto göstergesi olarak çıkış bulmuş eski-püskü yırtık-pırtık kot pantolon giyme pratiğinin kapitalist sistem tarafından nasıl içselleştirilerek “zararsız” kılındığını anlatır (s. 28):

“İmalatçılar satış öncesinde fabrikada yırtılan, ‘yıkanan’ ya da beyazlaştırılan kot pantolonlar üreterek, vakit geçirmeden yırtık (eski ve beyazlatılmış) kot pantolonların popülerliğini sömürdüler. Direniş göstergelerini uyarlama süreci, bunları egemen sisteme dâhil eder ve böylece egemen sistem bunların her türlü karşıt anlamlarını ellerinden almaya gayret gösterir. Bu yaklaşım, dâhil etmenin tabi grupların üretebilecekleri her türlü karşıt dili çaldıklarını ileri sürer. Tabi grupları, karşıtlıklarını ifade etme aracından, böylece de kendi karşıtlıklarından yoksun bırakır. Bu hırsızlığın bir kendine katma biçimi olduğu düşünülebilir.”
Gayet açık, değil mi?!.. Yırtık-pırtık kotların başına ne geldiyse, “Perçinci Rozi”nin başına da o gelmiş görünüyor. Onu da kadın hakları adına, daha özgür ve eşit bir dünya adına, kapitalist ataerkilliğe direniş adına gösterge kılmaya çalışanlardan çalıp, her türlü karşıt anlamını yok ederek kendilerine katmış durumdalar!.. #