birinci dünya savaşı’nda orta doğu’daki hesaplaşma “kanal cephesi” adıyla başlar. sonra “sina-filistin” adını alır. sina da elden çıkınca “filistin-suriye cephesi” olarak anılır. bu yazının konusu filistin-suriye cephesi’nin çöküşü olacaktır. çöküş, ingilizlerin 19 eylül 1918’deki saldırısıyla başlayacak; nablus muharebesi, şam’a doğru ilerleme ve halep’in işgali olmak üzere üç aşamadan geçecek, tarih yaprakları 30 ekim 1918’i gösterdiğinde cephenin öyküsü son bulacaktır.
Mustafa Kemal Paşa 7. Ordu Komutanı Oluyor
Sultan Reşad’ın 3 Temmuz 1918’de ölümüyle Vahideddin tahta geçer. Mustafa Kemal, veliahtlığı zamanında 20 Aralık 1917’de başlayan Almanya seyahatinde ona eşlik etmiştir. Seyahat sonrası hastalığı iyice artar. Avusturya’ya gider tedavi için. Kolibasilidir konan teşhis. Tedavi Karlsbad’da devam ederken taht değişimi yaşanır. Israrla İstanbul’dan çağrılır. Tedavisi bitmeden ülkeye döner. Dört kez padişahla görüşür. İlk görüşmesinde ülke hakkında kaygıları, Almanların gerçek niyetleri gibi konularda düşüncelerini açıklar. Vahideddin’e ordunun başına geçmesini ve kendisine bir kurmay başkanı atamasını önerir. Genelkurmay Başkanı olmak istediğini hissettirir.1 Ancak Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’i uzaklaştırma hamlesi başarılı olur. 5 Ağustos 1918’de Vahideddin iki Alman generalin yanında Mustafa Kemal Paşa’ya Suriye’de 7. Ordu’ya atadığını bildirir. Mustafa Kemal Paşa çıkışta Enver Paşa’yı görür. Kendini tutamaz; “Tebrik ederim, muvaffak oldunuz.” der. Padişah atamasının usul dışılığına ve Suriye’deki olumsuzluklara işaret eder, “Hiç olmazsa biraz esaslı önlemler üzerinde konuşalım.” der. Enver Paşa güler…2
Pamuk İpliğine Bağlı Bir Ordu ve Nablus Muharebesi
Mustafa Kemal Paşa 26 Ağustos 1918 günü Halep’e gelir, ardından Nablus’a geçer. Uzun bir inceleme gezisi yapar. 11 Eylül’de gözlemlerini Dr. Rasim Ferit Talay’a yazar: “Suriye… Vali yok, komutan yok. İngiliz propagandası çok. […] Ahali hükümetten nefret ediyor, bir an evvel İngilizlerin gelmesini bekliyor. Düşman sayıca, araçça kuvvetli; biz onun karşısında pamuk ipliği…”3 Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Liman von Sanders ise Mustafa Kemal’in aldatıldığı kanısındadır. “Çanakkale Savaşı’nda tanıdığım bu değerli komutan, buraya gelince ordunun mevcut yönünden azlığını ve birliklerin perişan halini gördü ve aldatıldığını anladı.”4 der. İngilizlerin görünürde bire karşı iki olan üstünlükleri süvariler açısından bire karşı on ikidir. Türk ordusunun kazan mevcudu 100 bin, İngilizlerin 340 bindir. Bu son rakama Faysal ve Lawrence idaresindeki 60 bin Arap da eklenmelidir.5
İngiliz taarruzuna bir hafta vardır. Üstelik Arap-İngiliz iş birliği artık nettir. İngilizler daha çok altın dağıtmıştır. Aydemir ne diyor: “Arabistan çölleriyle Suriye’de, Hicaz ve çevresinde yaşayan Şeyhler için öyle söylenebilir ki, Din demek Altın demekti!”6
Eylül ortasına gelindiğinde Allenby’nin ordusu Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın Arap ordusuyla birlikte Nablus’un güneyindedir. 18/19 Eylül 1918 gecesi önce 7. Ordu cephesine saldırırlar. Denizden donanmanın, havadan uçakların bombardımanı desteğinde yaptıkları taarruzla Türk orduları ve Grup Komutanlığı arasındaki iletişim kopar. Saldırı 19 Eylül günü bütün cepheye yayılır. Nablus Ovası’nda Osmanlı cephesi yarılır. İngilizler Sanders’in Grup Karargâhı Nasıriye’yi kuşatırken Sanders canını zor kurtarır. Mersinli Cemal Paşa, Amman’dan Şam yönüne çekilirken 7. Ordu ise Nablus, Bisan ve Şeria Nehri arasında Allenby ve Arap orduları tarafından çembere alınmıştır. 21 Eylül’de Nablus düşer. Mustafa Kemal Paşa imhadan kurtulmak amacıyla İngiliz yarma girişimlerini göğüslerken Sanders Dera’dadır. 21/22 Eylül gecesi İstanbul’dan aldığı telgraf Genel Karargâh’ın Filistin Cephesi’yle ilgisini ortaya koyar. Telgraf, Sanders’e 8 Ekim’de İstanbul’da yapılacak çuval yarışına başkanlık edip etmeyeceğini sormaktadır!7
23 Eylül’de Sanders Şam’a gelirken Mustafa Kemal 22/23 Eylül gecesi ordusunu Şeria Nehri’nin doğusuna çekmeyi başarır. El Muzeyrip-Dera hattında toplar. İngilizler 25 Eylül’de Amman’ı işgal eder. Filistin Cephesi’nden çekilip güçlendirilen Kafkas Grubu’yla Bakü’yü almanın mutluluğunu yaşayan Enver Paşa’nın hedefi Turan’dır. General Allenby’nin ordusunun hedefi ise Şam’dır.8
Şam’ın İngiltere İçin Anlamı Nedir?
David Fromkin diyor ki “…Şam, zengin bir vaha kentiydi. Şam’ın ele geçirilmesi; İngilizlerin Arapça konuşulan Osmanlı topraklarını ele geçirme işlemini sembolik olarak tamamlamakla kalmayıp, İngiltere’ye Suriye vahalarını ele geçirerek, zaferlerini belgeleyen eski dünya fatihlerinin meşru ardılları sayılma hakkını kazandıracaktı…”9
General Allenby’nin Arap kuvvetleriyle Şam’a taarruzu General Franchet d’Espèrey’in Selanik’ten Bulgar ordusuna yönelen taarruzuyla eş zamanlı planlanmıştır. Yıldırım Orduları cephesinde ise dağılan birlikleri toplama çabası vardır. Sanders, Mustafa Kemal Paşa’ya 7. ve 8. Orduların çekilen kuvvetlerini toplama ve Rayak Cephesi’ni kurma görevini verir. 4. Ordu ise Şam’ı savunacaktır. Mustafa Kemal, Şam savunmasının güçlüğüne dikkati çekerek savunma hattının Rayak’ın kuzeyinde olmasını önerse10 de dikkate alınmaz. İngilizler 27/28 Eylül gecesi Dera’ya girer. Allenby, Dera’yı Faysal’ın Arap ordusuna teslim eder. Araplar, hasta ve yaralı Türk askerlerini öldürür. Lawrence yıllar sonra Araplara Türklerin kanını helal ettiğini gururla yazacaktır.11 Bulgaristan’ın savaştan çekildiği 29 Eylül günü Allenby’nin Çöl Atlı Piyade Kolordusu Şam’ın kapısına dayanır. Faysal, Arapların başında Lawrence ve Şerif Nasır ile 30 Eylül 1918’de ve İngiliz birliklerinden önce Şam’a girer. Yıldırım Orduları, Halep yönünde geri çekilirken Şam’da Lawrence’ın koruduğu Şerif Nasır ile Cezayirli Şeyh Abdülkadir arasında post kavgası başlar.12
Karar, Ülkenin Asıl Sahiplerinindir…
Mustafa Kemal Paşa 30 Eylül’de Rayak’a ulaştığında Şam’ın düştüğü haberini alır. Şam’dan çekilen ve dağınık şekilde Rayak’a gelen askerleri toplar. Rayak-Baalbek (Bekaa Vadisi) arasında güçlü bir savunma mevzii kurmak ister ama Sanders karşı çıkar. 3 Ekim’de Baalbek’te Sanders ile buluşur. “Elde kalan 7. Ordu bir enkazdan ibarettir. Bunlar, Halep’te Suriye’nin kuzeyinde toplanmalı.” der. “Nihayet bir yabancı olduğunu” vurgulayan Sanders’in yanıtı; kararı, ülkenin asıl sahiplerine bırakmak olur.13 Mustafa Kemal de birliklerini Halep’te toplar. Çekilişi doğal bulur ama öfkelidir. 7 Ekim’de Halep’ten İstanbul’a çektiği telgrafta şöyle der:
“Düşmanın bilinen üstünlüğü karşısında ve bizim ordu adı altında tutulan beş-altışar bin erimizin çekilmesi tabii idi… Enver Paşa gibi bir ahmak genel harekât sorumlusu olmasa idi ve burada beş-on bin kişilik bir askerî topluluğun başında ilk top sesinde ordusunu bırakıp kaçan … kumandan bulunmasa idi, hiçbir askerî vaziyeti takdir edemeyen bir Dördüncü Ordu Kumandanı bulunmasa idi… ve bunların başında muharebenin ilk gününden itibaren hiçbir nüfuzu kalmayan bir Grup Karargâhı olmasa idi… bu andan sonra, artık barıştan başka yapılacak şey kalmamıştır.”14
Mustafa Kemal, Padişah’ın Başyaveri Naci Eldeniz’e gönderdiği telgrafında ise Ahmet İzzet Paşa’nın başkanlığında bir barış kabinesi kurulmasını ve kendisine de görev verilmesini ister.15 Yıllar sonra gerekçesini “Barışın çabuk gelmeyeceğini biliyordum. Barışa kadar çok bunalımlı durumlar karşısında kalacaktık. İşte bu sırada vatana ciddi hizmetlerde bulunabileceğim kanaatinde idim.” diye açıklayacaktır.16 Hükümeti Ahmet İzzet Paşa kurar ancak Mustafa Kemal’e görev verilmez. İsteği “ihtiras” olarak değerlendirilir.
Halep’te Kadınların Kızgın Yağ Sağanağı…
Halep çevresi yangın yeridir. İngilizler 16 Ekim’de Hama’yı, ertesi gün Humus’u işgal eder. 23 Ekim’de İngiliz komutan Halep’in teslim edilmesini ister. Mustafa Kemal mektubu getiren yüzbaşıyı geri gönderir, konuşmaya değer bulmaz. Ertesi gün Sanders’e ordusunu Halep’in güneyi ile Katma arasında mevzilendireceğini ancak düşman taarruzu başarılı olursa geri çekileceğini bildirir. 25 Ekim’de İngilizler Faysal güçleriyle birlikte Halep’e saldırır. Mustafa Kemal hastadır. Baron Oteli’ndedir. Sokak muharebeleri başlar. Ön safta yer alır. Tepelerine yağan İngiliz bombalarına çatılardan yağan mermi, el bombası, kadınlar tarafından dökülen kızgın yağ sağanağı eklenir. Sinirden olsa gerek Mustafa Kemal “Bu beni güldürdü.” diyecek ve nedenini açıklayacaktır: “Çünkü ben bu Halep’i savunmayı düşünüyordum.”17 İngilizlere tuzak kurar, şehri boşaltır, birliklerini Halep’in kuzeyine, karargâhını da Afrin’in Raco beldesi yakınında bir tren istasyonu olan Katma’ya taşır.18 Amacı “İngiliz ve Araplarla muharebe etmek”tir.
Suriye Cephesi’nin Son Muharebesi Katma…
Mustafa Kemal 26 Ekim’de Halep’in kuzeybatısında yapacağı muharebe için hazırdır. İngilizler tuzağa düşer. Türk ordusunun geri çekildiğini düşünen İngiliz-Arap kuvvetlerinin saldırısı güçlü bir direnişle karşılaşır. Mustafa Kemal, İngilizlerin güçlü atlı tümenini geri püskürtür. İngilizler geri çekilir. Böylece 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz saldırıları 500 kilometreyi aşan ilerleyişin ardından 26 Ekim 1918 günü Mustafa Kemal’in Katma Zaferi’yle durdurulur. Asi Arapların Müslümiye’yi ele geçirerek Antep yönünde ilerlemesi, İngilizlerin de onları izlemesi karşısında Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Kilis’e gelir. Antep savunmasının çekirdeğini kurar ve karargâhına döner. O gün Mustafa Kemal Paşa, birliklerini İskenderun’un güneyine; Beylan-Top Boğazı-Der Cemal-Tel Rifat-Ahterin ve doğuya uzanımı hattına, karargâhını da Raco’ya getirir.19 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalandığında “Türk süngülerinin işaret ettiği bu hat” Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum ve Sivas Kongrelerinde esas aldığı, Mebusan Meclisi’nde Misak-ı Millî olarak adlandırılacak ulusal sınır olacaktır.
30 Ekim 1918 günü Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanı atanarak başarısı takdir edilir. Buna karşın onlarca yıldır süren cephenin çöküşünden de Halep’e çekilişten de Mustafa Kemal sorumlu tutulur, hatta suçlanır. Gerçekler bilinmeden! Gerçek şudur: Bu suçlamanın ilk kaynağı İngiliz Muhibleri Cemiyeti üyesi Damat Ferit’tir. Yine onun verdiği parayla Ümid dergisini çıkaran Tarık Mümtaz Göztepe’dir. Göztepe, uzun bir yazı kaleme alır. Amacı Türk subaylarının Mustafa Kemal’le ve amacıyla bütünleşmesini yani Anadolu’daki mücadeleye ortak olmasını önlemektir. Şöyle seslenir onlara “…Ey ordunun faziletkâr gençliği! Hakikat namına kollarında titreyen mecruh vatan aşkına gümrah [gür] bir sada ile haykır ki: Türk ordusu namuskâr silahlarına bugün değil yirmi ay evvel Raco boğazında ve Şeria ovasında veda etti ve bu marifet de yalnız sizin heyulâ-yı [korkunç hayal] eserinizdi. Artık yeter hicap edin [utanın] ve müebbeden [sonsuza kadar] susun!..”20
Utanması ve susması gereken Türk ordusunun güzide subayları, Türk gençliği, Türk milleti ve Atatürk değildir. Utanması gereken Türkiye’nin ve Türk milletinin çıkarlarını savunmayan, emperyalistlere teslim olanlardır. #






