Mimar Sinan’a Diyarbekir Selamı


osmanlı padişahlarından ı. süleyman, ıı. selim ve ııı. murad dönemlerinde baş mimar olarak görev yapan koca sinan (koca mimar sinan ağa) bu topraklarda önemli eserler bırakmıştır. cami, mescit, medrese, türbe, imaret, darüşşifa (hastane), su yolu, köprü, kervansaray, hamam… edirne’de yaptığı selimiye camisi, dünya kültür mirası listesindedir. başta istanbul ve edirne olmak üzere eserleriyle bildiğimiz mimar sinan’ın diyarbekir’de (diyarbakır) inşa ettiği eserleri bilenlerimiz ise pek fazla olmasa gerek.

Melik (Melek) Ahmet Paşa Camii 
Melikahmet Caddesi (eski adı Uzunçarşı), 1960’lı yılların başında sağlı sollu yapılar yıktırılıp genişletilerek açılan, Diyarbakır Suriçi’nin Balıkçılarbaşı’ndan Urfakapı’ya (doğudan batıya) uzanan iki caddesinden biridir. Diğer cadde bu caddeyi ortadan bir haç gibi bölen Gazi Caddesi’dir (eski adı Bağdat Caddesi). 

Melik (Melek) Ahmet Camii, Diyarbekirli, vergi iltizam memurluğu yapmış, sonra paşa olmuş, beylerbeylik ünvanı da almış Melek Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bitişiğinde bir de hamamı vardı. Son yıllarda hamamın bir bölümü yıktırılarak caminin caddeye bakan yüzündeki plastik satıcılarının deposu hâline dönüştürüldü. Cami şimdilerde restorasyona alınmış durumdadır.

Mimar Sinan’a ait şehirdeki beş eserden biri olan Melik Ahmet Paşa Camii, caddenin en görkemli eseridir. Cami minaresinin çok önemli bir detayı vardır; 58. basamağına kadar iki ayrı merdiveni olup, 59. basamaktan sonra tek merdivene dönüşerek minarenin şerefesine çıkılır. Öylesine bir ritmik ahenge sahiptir ki o minareden ezan okumak! Şehrin namdar simalarından Mevlüthan Mustafa Bey kendisiyle bir kitabım için yaptığım sözlü tarih çalışmasında şöyle demişti: “Gençtim çıkar, minareden çıplak sesle saba makamında sabah ezanını okurdum. Sesim Urfakapı surlarına çarpar tekrar bana geri dönerdi…”

Eser, önündeki plastik satıcıları nedeniyle âdeta görünmez hâldedir. Şehrin, caminin ibadet yerinin bir geçitle altı yol olan tek nadide eseridir. 

Ali Paşa Camii (Külliye)
Mimar Sinan’ın kentteki bir diğer eseri Ali Paşa Camisi’dir. Diyarbekir’de valilik yapmış olan Hadım Ali Paşa tarafından 1534-37 yılları arasında yaptırılmıştır. Kentin, bir kuşak gibi uzayıp giden Ben u Sen bölgesindeki surlarının, Evli-Ulu Beden ile Yedi Kardeş Burçları’nın tam karşısında, aynı adı taşıyan mahalledeki caddenin Suriçi cephesinde bir yapılar manzumesi olarak varlığını sürdüren önemli bir külliyedir.

Tek kubbeli caminin Şafiiler kısmı 1769 yılında camiye eklenmiştir. Bu bölümde ek olarak medrese, hamam, zikirhane ve avluda şadırvanı da mevcuttur. Kare planlı yapının ibadet mekânının üzeri kubbeyle kapatılmıştır. Kubbe dışarıdan sekizgen bir kasnak üzerine oturtulmuş piramit tarzı bir yapıyla örtülüdür. Caminin iç duvarları yarısına kadar çiniyle kaplıdır. Caminin dış cephesi birer sıra siyah ve beyaz taş dokusuyla örülüdür.

Ali Paşa Camisi’nin tek şerefeli minaresi beyaz taşla örülüdür ve yapının kuzeydoğusuna yerleştirilmiştir. 

Caminin batı tarafında yer alan medrese, tek katlı ve dikdörtgen tarzda inşa edilmiştir. Medrese avlusunun sağ ve solunda önü eyvanlı beşer odası vardır. Avlunun güney yakasında sekizgen planlı mescit bölümü yer alır. Derslik olarak da kullanılan medresenin asıl örtüsü toprak damlı iken şimdilerde onarımdan geçirilerek betonla kapatılmıştır. Bir dönem “Düşkünler Evi-Dar-ül Acaze” olarak da hizmet yürüten bu bölüm, bir ara Sur İlçe Kaymakamlığı’na tahsis edilmişti. Şimdilerde yeniden restorasyona alınmıştır.

Alipaşa camii ve külliyesinin ön bahçesinde birkaç mezardan oluşan bir mezarlık da vardır. Ayrıca külliye ve cami, yer aldığı mahalleye de ad olmuştur.

Behram Paşa Camii
Giriş kapısının üzerindeki kitabeden anlaşıldığı kadarıyla 1564 ila 1572 yılları arasında kentte valilik yapmış olan 13. Osmanlı Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılmış. Melek (Melik) Ahmet Caddesi ile Mardin Kapı arasındaki bölgeye denk düşen Süleyman Nazif Mahallesi’nde yer alır cami. Tümüyle kesme taştan yapılmış bir sanat harikasıdır. İç ve dış taş işçiliğiyle Diyarbakır’ın en zengin sanat yapılı camisi olma özelliğine sahip bir yapıdır. Ayrıca caminin giriş kapısının ahşap işlemeleri muhteşemdir…

İbadet mekânı kare planlıdır ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Ana mihrabının dışında cami içerisinde altı mihrabı daha vardır. İç duvarlar belli bir yüksekliğe kadar İznik çinileriyle bezelidir. Kuzey yakasında çift kademeli ve yanlardan taşan beş eyvanlı son cemaat yeri vardır. Son cemaat yerinin yanlara taşan sağdaki kısmının üzerine de caminin minaresi yerleştirilmiştir. 


“behram paşa camii, tuhfetu’l mi’marin adlı eserde mimar sinan eseri olarak kayıt altına alınmıştır. bu yönüyle yapının, sinan’ın silivrikapı’daki hadım ibrahim paşa camisi’ne benzer bir özellik taşıdığı da ifade edilir.”

Caminin ana giriş kapısının üzeri mukarnaslı bir bordür ile çevrelenmiş olup üzerinde kitabesi mevcuttur. Ayrıca çilehanesi ve ortadaki şadırvanıyla birlikte çift revaklı yapısı ilgi çekicidir. Cami pencerelerinin demir parmaklıkları ve dövme lokmaları kayda değer işçiliğe sahiptir. 

Behram Paşa Camii, Tuhfetu’l Mi’marin adlı eserde Mimar Sinan eseri olarak kayıt altına alınmıştır. Bu yönüyle yapının, Sinan’ın Silivrikapı’daki Hadım İbrahim Paşa Camisi’ne benzer bir özellik taşıdığı da ifade edilir.

Mimar Sinan’ın hayatının son yıllarıyla ilgili olarak çocukluk arkadaşı olan Şair-Nakkaş Sâî Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı bilinen üç eserlik Tezkereler’inden biridir Tuhfetu’l Mi’marin (Diğer iki eseri; Tezkiret’ül Bünyan ve Tezkiret’ül Ebniye). Bu eserde Sinan’ın mühendislik yönü ele alınır. Behram Paşa Camisi’nin Tuheftu’l Mi’marin’de yer alıyor olması bu yönüyle kayda değer özellik taşır.

Caminin hemen yanı başında şimdilerde Kürt sözlü kültürünün taşıyıcı unsurları olan enstrümansız, sadece sesleriyle kılam ve sıtran (bir nevi şarkı-türkü) söyleyen Dengbêjlerin mekânı “Mala Dengbêjan” (Dengbêjler Evi) vardır. Eski ve bazalt taş evin avlusunda Dengbêjler seslerini ünlerken cami cemaati dinler. Ezan sesine de dengbêjler icabet eder…

Fatih Paşa (Kurşunlu) Camii ve Özdemiroğlu Osman Paşa Türbesi
Eski kentin Suriçi’nin Fatih Paşa Mahallesi’nde yer alan cami, 1516-20 yıllarında Diyarbekir Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Yaptıran Bıyıklı Mehmet Paşa’nın adıyla da anılma özelliği vardır.

Bıyıklı Mehmet Paşa, Osmanlı tarihinde Diyarbekir’e atanan ilk vali olarak tarihlere geçer. 1915-21 yılları arasında altı yıl süreyle görev yapar. Safevi savaşları nedeniyle kent de savaştan nasibini alıp hayli tahrip olunca hızla kentin imarına girişir Bıyıklı Mehmet Paşa. Şehrin doğu yakasında, eski kentin milattan önce 3000’li yıllarda ilk kurulduğu İçkale bölgesine çok yakın olan noktasında camii, medrese ve hamamdan oluşup kendi adıyla anılan “Bıyıklı Mehmet Paşa Külliyesi”ni yaptırır. 

Kimi kayıtlarda dile getirildiği kadarıyla külliyenin yerinde Aziz Teodoros Kilisesi’nin olduğu ifade edilir. Kimi kayıtlarda ise külliyenin yerinde harap olmuş eski bir kiliseden artakalan bazalt taşların külliye inşasında kullanıldığı dillendirilir.  

Fatih Paşa ya da halk arasında bilinen yaygın adıyla “Kurşunlu Camii” bugünkü yapısıyla çok özgün bir mimariyle yapılır. Caminin yapıldığı 1500’lü yılların başına kadar henüz İstanbul’un tanışmadığı “yarım kubbe” tarzı bu yapıda denenir ve sonradan İstanbul’daki camilerin mimarisinde de aynı tarz uygulanır. 

Büyük kubbe ve etrafındaki küçük kubbelerin üzeri kurşunla kaplanır. Bu özelliği nedeniyle cami halk arasında “Kurşunlu Camii” olarak ünlenir ve âdeta diğer adı “Bıyıklı Mehmet Paşa” ya da sonradan paşanın ünvanı olması nedeniyle eklenen “Fatih Paşa Camii” isimleri neredeyse unutulur…

Caminin eklentisi olarak hizmet gören bir de hamamı vardır. Hamam, yıllar sonra şehre seyyah kimliğiyle gelen Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde çok özel bir anlatımla “Kürtler Hamamı” bir diğer adıyla “Eşbak Hamamı” olarak dillendirilir. Külliyenin sahibi ve kentin ilk Osmanlı valisi Bıyıklı Mehmet Paşa 1521 yılında vefat edince vasiyeti üzerine kendi adıyla anılan külliyenin arka haziresine defnedilir.

Yaygın bilgiye göre Mimar Sinan’ın kentteki beş eserinden biridir. Mimarisi, Sinan’ın İstanbul’daki Şehzade Camisi’ndeki tarza benzerdir. Siyah bazalt ve beyaz taşların harmonisi mimari özelliğidir. Son cemaat bölümünün üzerinde sekiz sütunla desteklenen yedi kubbesi vardır ve kubbeleri açıktır. Kubbenin iç kısmında Arapça İslam’ın dört halifesinin adları yazlıdır. Mihrap ve minberi Osmanlı tarzıyla yapılmıştır. Tek şerefeli minaresi klasik Osmanlı mimari tarzını yansıtır.

Minarenin hemen yanı başına Özdemiroğlu Osman Paşa’nın türbesi ekli olduğundan minare kaidesinin doğu bölümü kapanmıştır. 

Mimar Sinan’ın eserlerinin listelendiği Tuhfetu’l Mi’marin adlı eserde türbenin adı geçmektedir. Caminin batı yakasına düşen türbe kentte 1571-75 yılları arasında valilik yapmış olan Özdemiroğlu Osman Paşa için 1585 yılında yaptırılmıştır. Türbe, Mimar Sinan’ın Fatih Paşa Camii ile birlikte bir diğer eseridir…

Fatih Paşa (Kurşunlu) Camii ve Özdemiroğlu Osman Paşa Türbesi’ne, bugün o bölgenin son birkaç yıl içinde yeniden restorasyonu sonucu hemen yanı başındaki İçkale’nin Küpeli Kapısı’nın önünden, uzun ve hayli geniş bir güzergâhtan gidilir. O yol üzerinde bir de Nasuh Paşa Camii vardır. İşte o Nasuh Paşa Camisi’nin önünden başlayarak Fatih Paşa Camisi’nin avlusunun içine kadar -bundan on yıl öncesine kadar- her hafta pazar günleri açık “Halk Pazarı” kurulurdu. Öyle bir pazar ki sabahın beşinden öğle namazı saatine kadar sürerdi pazarın yoğunluğu. Diyarbakırlı kuşbazların cins kuşları da bakıcıların işli bakır kap-kacakları da sergilenir, satılırdı. Çoğunluğu eski hatta antika olmuş ya da artık kullanılmadığı için elden düşmüş eşyaların yanında hırsızlık malları da satılırdı. Eşyası çalınanlar bazen pazarda arardı çalınan eşyasını ve bulunca ya ciddi kavgalar yaşanırdı satıcıyla ya da bir şekilde birilerinin araya girmesiyle tatlıya bağlanırdı.

Tarihî verilere ve Suriçi’nin en eski yerleşkesi Amida Höyük’te birkaç yıldır yürütülen kazılarda ortaya çıkan buluntulara göre şehrin dokuz bin yıllık bir kesintisiz yaşam alanından söz edebiliyoruz. İşte böylesine kıymetli bir kadim yerleşkenin etrafını çepçevre kuşatan ve beş kilometreden fazla, kalkan balığı görüntüsünde, dört yöne açılan dört kapısı ve seksen iki burçlu mimari yapısıyla dünyada tek örnek olup 2015’ten beri UNESCO’nun kalıcı tarihî kültürel miras listesinde olan Diyarbakır Surları içinde beş asır önceden bugüne kalan bir buluşma davetine selamdır bu yazı.

Sinan’ın pek de bilinmeyen Doğu diyarındaki beş eserini yön levhaları ile birbirine bağlayan bir çağrı bizimkisi… #