Mara Hatun: Türkle yoldaş, Hıristiyanla dindaş prenses

2. Murad’ın eşi Mara Hatun, 1436’da görkemli bir çeyizle Edirne Sarayı’na gönderildi. 2. Mehmed’in (Fatih) tahta geçmesinden sonra, kendisinin isteğiyle Sırbistan’a dönen Mara Hatun, sonrasında hem “üvey oğlu” Fatih’ten hem de sonraki dönemde 2. Bayezid’den büyük saygı görecektir. Sıradışı ve dindar bir soylu kadının benzersiz hikayesi.

Osmanlı padişahları ilk zamanlar hem Anadolu beylerinin kızlarıyla hem Hıristiyan hükümdarların kızlarıyla evleniyorlardı. Zaman içinde çocuk sahibi olmak için cariyeler tercih edilmeye başlanacaktır. Sırp despotu Durac Brankoviç’in kızı olan Mara Brankoviç bir Osmanlı padişahının evlendiği son soylu Hıristiyan prenses olarak da bilinir.

Mara Hatun: Türkle yoldaş, Hıristiyanla dindaş prenses
Mara Hatun’un bağış yaptığı Aynoroz’daki İveron Manastırı’nın 20. yüzyıl başında çekilmiş fotoğrafı.

Mara Brankoviç, Osmanlı kroniklerinde Mara Hatun olarak geçer. Muhtemelen 1417-1420 arasında doğan Mara Hatun’un annesi Irene, Bizans hanedanına mensuptu. Bundan dolayı Mara Hatun’un Sırpça ve Rumca bildiği kabul ediliyor. 2. Murad’la evliliği sonrasında meramını anlatacak kadar Türkçe bildiği de varsayılabilir. Ailesi dindarlığı ile tanınırdı; Mara da öyleydi. Büyük amcası Nikola, Aynoroz manastırlarında keşiş olmuştu. Mara Hatun hakkında bildiklerimiz 2. Murad’la olan evliliğinden sonra artar.

O dönemde Osmanlıların Sırbistan topraklarına olan saldırılarının önünü almak için 1428’de Mara Hatun’un Sultan’la evlenmesi gündeme geldi. Ancak bu tarihte Mara 8-10 yaşlarında olduğundan nikah akdinin ilerleyen yıllara bırakılmasına karar verildi. Mara Hatun 1436’da görkemli bir çeyizle Edirne Sarayı’na gönderildi. Çeyizin içinde Sırp despotu Durac Brankoviç’in padişaha hediye ettiği topraklar da bulunuyordu. Mara, Edirne’ye iki kardeşi ile beraber geldi. Bunlardan Stefan nikah sonrasında Edirne’de rehin olarak bırakıldı (Osmanlılar kendilerine tabi beylik ya da devletlerden sıklıkla bu şekilde rehin alırlardı).

2. Murad, Mara Hatun’dan önce Candaroğulları Beyliği’nden Halime Hatun ile evlenmişti. Nikahtan bir süre sonra padişah, Mara Hatun’u Bursa Sarayı’na gönderdi. Bu şekilde hareket etmesinde, muhtemelen nikahlı iki eşinin arasında bir gerilim çıkmasına engel olma düşüncesi vardı. Mara Hatun sonradan sağlam bir yakınlık kuracağı Şehzade Mehmed’le de ilk defa bu yıllarda tanıştı.

Mara Hatun’un 2. Murad üzerinde baskın bir nüfuzunun olmadığı anlaşılıyor. Sultan 1438’de Macaristan’la yakınlaşan Sırbistan’a savaş açmış ve Sırp topraklarını ele geçirmişti. Mara Hatun 1441’de kardeşleri Stefan ve Grgur, Tokat Kalesi’ne hapsedildiklerinde onları kurtarmayı başaramadı. Üstelik bir süre sonra kardeşlerinin gözüne mil çekildi. Tüm bu yaşananlardan dolayı Mara Hatun’un kocasına “büyük bir muhabbet” beslediğini düşünmek zor. 2. Murad’ın ise 1446’da oğlu Alâaddin’in ölümünden sonra Manisa Sarayı’nda inzivaya çekildiğinde Mara Hatun’un yanında olup olmadığına dair bir kayıt bulunmamakta. Mara’nın sultandan çocuğu olup olmadığına dair de bir bilgimiz yok. Kuvvetle muhtemel kendisi din de değiştirmemişti (Anadolu Selçuklu ve Osmanlı tarihinde hükümdarla evlendikten sonra inancını muhafaza eden başka gayrimüslim kadınlar da vardı).

Mara Hatun’un Şehzade Mehmed ile iyi bir diyalog kurduğu ve onun tarafından saygı gördüğü biliniyor. Bazı kaynaklarda Mehmed’in rakibi olan ağabeyi Şehzade Alâaddin’in esrarengiz bir şekilde öldürülmesinde Mara Hatun’un da parmağı olduğu bilgisi yer alır. Bu iddiaya göre Mara hem Mehmed’in desteğini kazanmış hem de gözlerine mil çekilen kardeşlerinin intikamını almıştı.

2. Murad’ın 1451’de ölmesiyle Mara Hatun’un hayatında başka bir dönem başladı. 2. Mehmed (Fatih) tahta geçti; bu sırada Mara’nın babası Osmanlı sarayına elçi göndererek hem genç hükümdarı tebrik etmiş hem de kızının Sırbistan’a gönderilmesini rica etmişti. 2. Mehmed bu isteği kırmayarak Mara Hatun’u babasının yanına uğurlamıştır.

Mara Hatun: Türkle yoldaş, Hıristiyanla dindaş prenses
Bugün Esphigmenou Manastırı’nda bulunan 1429 tarihli bir belgedeki Brankoviç ailesinin portresinden Mara Hatun detayı.

Mara Hatun üzerine son derece kıymetli bir makale kaleme alan Prof. Dr. Kemal Beydilli, onun dul kaldığında henüz 33 yaşında olduğunu belirtir. Doğal olarak kendisine talipler çıktı. Bunların en kayda değeri son Bizans imparatoru 11. Konstantin Paleologos’tu. Son Bizans imparatoruna Gürcistan ve Trabzon Rum krallıklarından gelin adayları da bulunmuş olmasına rağmen, Mara imparatorun gözünde cazip bir adaydı. İmparatorun etrafındaki bazı isimler bu evlilik projesine baştan karşı çıktı. Gerekçe olarak da Mara’nın ailesinin Bizans imparatorunun soyluluk derecesine yakın olmamasını, Mara’nın ilk kocasının Müslüman bir hükümdar olmasını ve yaşının doğurganlık açısından geçkince olmasını gösterdiler. Ancak Mara kendisine yapılan evlilik tekliflerinden hiçbirini zaten kabul etmeyecekti.

Mara’nın babası Durac Brankoviç 1456’da ölünce Sırbistan’da içsavaş patlak verdi. Bu süreçte bazı kaynaklarda, Mara’nın 1457-1459 arasında kendini güvende hissettiği Fatih’in yanına gelerek bir süre İstanbul’da kaldığı bilgisi yer alır. 1459’da veziriazam Mahmut Paşa Sırbistan’ın fethini tamamlayınca, Mara Hatun padişah tarafından Serez civarında kendisine tahsis edilen mülklere gelerek burada yaşamaya başladı.

Bundan sonra Mara kendisini daha ziyade dinî işlere verdi. İdaresi altında hatırı sayılır bir servet bulunuyordu. Bu serveti özellikle Aynoroz’da bulunan Aya Pavlu ve Hilander manastırlarını desteklemek için kullandı. Ölümünden sonra geride kalan servetinin bu iki manastır arasında paylaştırılmasını vasiyet etti. Mara Hatun 1470’te kadınların girmesinin yasak olduğu Aynoroz Yarımadası’na gelmiş, destek olduğu Aya Pavlu manastırını ziyaret edebilmiş ve burada büyük saygı görmüştür. Bu onur tarihte birkaç kadına verilmiş olup bunlardan biri de Mara Hatun’dur. Mara, Sırp manastırları dışında İveron ve Vatopedi manastırlarına da çeşitli bağışlarda bulunmuştu.

Mara Hatun, Osmanlı belgelerinde saygın ifadelerle taltif edilir. Fatih bir fermanda, ondan “Hıristiyanların soylu kadınlarından anam Despina Hatun” diye bahseder. 2. Bayezid ise üvey babaannesi Mara Hatun’u şu ifadelerle niteler: “Hıristiyan kavminin iftiharı Dayem Mara Hatun Sultan” Mara Hatun bunun dışında Batı’da kaleme alınan yazışmalarda “Herrin Kaiserin” ve “Domina Omperatrix” olarak sıfatlandırılıyordu.

Fatih Sultan Mehmet
Mara Hatun’un üvey oğlu Şehzade Mehmed (Fatih) ile iyi bir diyalog kurduğu biliniyor. Bellini’nin 1480 tarihli Fatih Sultan Mehmed çizimi, The National Gallery

Osmanlı sultanları gözündeki saygınlığını, siyasi ve diplomatik ilişkiler için de kullandı. 1466’daki patriklik seçiminde bizzat İstanbul’a gelen Mara Hatun, Fatih’le görüşerek Filibe metropoliti Dionosius’un patrik seçilmesini talep etti. Fatih, üvey annesinden gelen bu talebi kırmayarak Filibe metropolitinin patrik seçilmesini istedi. Mara’nın Fatih için zaman zaman Batılı devletler aleyhine casusluk yaptığı da bir diğer iddiadır.

Yine zaman zaman İtalyan şehir devletleri için padişah nezdinde devreye girdiği ve onlar adına ricacı olduğu da kaynaklarda geçer. Mara Hatun’un Ragusa Cumhuriyeti’nde kendisi ve ailesi adına bir hesabı olduğu, manastırlara buradan maddi yardımda bulunduğu biliniyor. Gelirlerinin önemli bir kısmını Bayezid’in kendisine tahsis ettiği bölgeler oluşturuyordu.
Mara Hatun 14 Eylül 1487’de, 2. Bayezid’in iktidarı zamanında Teselya bölgesindeki Defne’de hayata gözlerini yumdu.

Kemal Beydilli, mezarının Drama yakınlarında Kosinitza Manastırı’nda olduğunu yazar.