anadolu dediğimiz topraklar bir zamanlar mezopotamya, iran, transkafkasya, ege, akdeniz, karadeniz ve balkanlar olarak anılan ana kültür coğrafyalarının parçasıydı. helenistik, roma, osmanlı gibi büyük kültürlerin de içinde olduğu anadolu’daki uygarlıklar şimdiki sınırların fazlasını ifade ediyordu. bu topraklarda birbirinden farklı tüm zamanların özetini bulmak mümkün hâle gelmiş, akıl almaz katmansallıkta bir dünya hikâyesi birikmiştir. bu dev birikimin yeni izlerine ulaşmak da heyecan verici olmaktadır. işte bu nedenle her yıl kazı sezonlarında gözümüz kulağımız yeni keşiflerdedir.
Arkeolojide keşif, objenin bulunuşuyla başlar ve ne olduğu anlaşıldığında da bilimsel keşfe dönüşür. Hiçbir konunun tam bilinemediği, her bulgunun eksilmiş olarak ortaya çıktığı Eski Çağ kültürlerinin karanlıklarını aydınlatmak için küçüklü büyüklü her keşif kendi çapında bir anlam taşıyor. Geçmişi daha iyi ve daha doğru anlamak için irili ufaklı binlerce keşfe daha ihtiyacımız var. Ortada bir keşif varsa bu bir kâşiften ötürüdür elbette. İkisi birbirinden ayrı düşünülemez.
Bu yazıda 2024 yılının kazı keşiflerinden bahsetmek istiyorum ancak yüzlerce keşiften bazılarına “en önemli” demek de haksızlık olabilir. Çünkü hepsi kendi çapında önemlidir. O hâlde ilk on önemli keşif seçkisi için “ilk kez bulunan, benzersiz bulgu” kriteri öncelikli etken olabilir. Yani “değerli eser” değil “değerli yeni bilgi” göz önündedir. Keşiflere geçmeden burada yer alan ve almayan tüm kâşifleri kutluyorum. Emeklerine Anadolu arkeolojisi müteşekkirdir. Ayrıca fotoğraf ve bilgilerini benimle paylaşan kıymetli bilim insanı arkadaşlarıma ve tüm bu çalışmaların himayedarı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne teşekkür ediyorum.
Taş Tepeler Mucizesi: Karahantepe Bulguları
Göbeklitepe keşfinin ardından Taş Tepeler projesi kapsamında yapılan kazılarda ilk yerleşik hayat detayları da keşfedilmeye başlandı. 250’den fazla T şeklinde dikili taşıyla dikkati çeken Karahantepe’de koşar pozisyonda bir yaban eşeği ve taş kaplar keşfedildi. Necmi Karul, “Bir yapıda zemin seviyesine ulaştık ve dikili taşlarla bölünmüş bir odada geometrik ve hayvan motifleriyle süslenmiş siyah klorit taşından yapılmış taş kaplar ve tabaklar yer alıyordu.” diyor. Buluntular arasında kurt çeneleri, leopar, akbaba ve tilki kemikleri gibi çeşitli hayvan kalıntıları da bulundu. Yapılar içinde tespit edilen çok sayıda ocak, toplumsal yaşam ve ritüeller hakkında yeni izler vermiş. Göbeklitepe dikmeleriyle değişen temel paradigmalar, Karahantepe ve diğer Taş Tepeler’deki bulgularla yerli yerine oturmaya devam ediyor. Bu sadece bir koşan eşeğin keşfi değil Urfa-Harran bölgesinde yayılan ardışık keşiflerin tamamlayıcı parçalarından biri olarak değerlendirilmelidir. Necmi Karul, “Bu alanlar, bölge halklarının kalıcı yerleşimler yaratma becerisinin bir sonucu olarak hayvanları evcilleştirme ve tarımda ilerlemeler kaydettiği, yaklaşık 11500 yıl önce başlayarak 1500 yıldan fazla süren bir dönüşümü ortaya koyuyor. Bu, tarımsal bir yaşam tarzının yerleşmesiyle birlikte derin bir evrimi ifade ediyor. Neolitik Çağ’ın erken evrelerinde, insanlar avcı-toplayıcı yaşam tarzını sürdürürken yeni bir tür toplumsal düzen inşa ediliyordu.” diyor. Asıl “Neolitik devrimi” şimdi Taş Tepeler yansıtmaktadır. Göbeklitepe ve çevresi/Taş Tepeler yıllara dayalı bir keşifler dizisi olarak öncelikle anılmalıdır.
göbeklitepe keşfinin ardından taş tepeler projesi kapsamında yapılan kazılarda ilk yerleşik hayat detayları da keşfedilmeye başlandı. 250’den fazla t şeklinde dikili taşıyla dikkati çeken karahantepe’de koşar pozisyonda bir yaban eşeği ve taş kaplar keşfedildi.
KAYNAK: ARKEOFILI.COM
Çatalhöyük’te İlk Ekmek
Çatalhöyük Neolitik yerleşiminde 2021 kazılarında bir fırın ve yanında bazı kalıntılar ortaya çıkarılmıştı. 2024’teki arkeometrik analizler bu organik kalıntıların bir ekmeğe ait olduğunu gösterdi. Ali Umut Türkcan, “İlk arkeobotanik incelemelerinde buğday, arpa, bezelye tohumlarına da rastlandığını; avuç içi büyüklüğündeki kalıntı üzerinde yapılan arkeometrik analizlerin 6600 tarihinde mayalanmış ama henüz fırına girmemiş bir ekmeğe ait olduğunu ve Çatalhöyük’teki bu buluntunun dünyanın en eski ekmeği olduğunu,” belirtiyor.
Garibin Tepesi’nde Urartu Heykeli
Van’daki Garibin Tepesi kazılarında anıtsal bir heykel bulundu. Mehmet Işıklı, “Yaklaşık 2 metre uzunluğunda, 70 cm genişliğinde ve ortalama 1 ton ağırlığında masif bazalt taştan yontulmuş bu heykel, kare prizma şeklindeki gövdesi ve işlenmiş dikdörtgen formlu ayak kısmıyla dikkat çekmektedir. Ayak kısmında çıkıntılar görülmektedir. Heykelin baş kısmı yuvarlak ve şekilsizdir. Yüz hatları belli olmayan heykelin, işlenmeden yarım bırakıldığı düşünülmektedir.” diyor ve “Urartu’nun plastik sanatlarına dair önemli bir örnek olduğunu ve tanrısal ya da krali bir figür olabileceğini, bu tür anıtsal, üç boyutlu bir heykelle ilk kez karşılaştıklarını” belirtiyor. Heykelin neyi temsil ettiği henüz anlaşılmamışsa da Urartularda heykel sanatına dair çok sınırlı örnek olması keşfi önemli kılıyor.
Çemkalı Şaman
Ergül Kodaş, bir kerpiç binanın zemin altına gömülü, 25-30 yaşlarındaki kadın ile bedeni üzerinde, çenesi ayrılmış ve ayaklarının ucuna konmuş bir yaban öküzü kafatası ortaya çıkardı. Ayrıca bir keklik kanadı, bir sansar bacağı ve bir koyun veya keçinin kalıntıları da mezar çukurunda dağınık hâlde görüldü. Yakındaki diğer yapıların altında da başka 14 kişinin gömüldüğü belirlendi. Kodaş, “Sıra dışı bir defin işlemi olduğunu ve kadının hayvanlarda var olduğuna inanılan ruhlara erişimi olan 12 bin yıllık bir şaman olabileceğine” inanıyor.
Andriake Millefiori Cam Kaplama Plakaları
Myra’nın liman mahallesi Andriake’de “Millefiori” (Bin Çiçek) tekniğinde üretilmiş çeşit ve miktarda cam kaplama plakalar ortaya çıkarılmıştır. Plaka parçalarıyla birlikte cam rozetlerden ve cam çerçevelerinden de çok sayıda bulunmuştur. Nevzat Çevik şöyle diyor: “Andriake’de keşfettiğimiz cam duvar kaplamaları Türkiye ve dünya arkeolojisi için önemli bir keşif niteliğindedir. MS 5. yüzyıla tarihlenen bu iç yapı dekorasyon malzemesi birkaç küçük parça dışında bilinmemekteydi. Bu kaplamalarla birlikte aynı dekorasyonda kullanılmış olduğu anlaşılan kakma tekniğinde kuşlu plakalar ve yine ünik bir keşif niteliğinde olan opus sectile tekniğinde aziz figürleri ve kuş ve deve figürleri de çok özel ve zengin bir duvar dekorasyonuyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.”
Phaselis’te Apollon Sunağı ve Eşsiz Adaklar
Phaselis antik kentinde, Tanrı Apollon’a adandığı düşünülen bir altar, kuros ve aslan heykelleri ile 30 adet adak figürini ortaya çıkarıldı. Erdoğan Aslan, “MÖ 620’lere tarihlenen Apollon’a adanmış bir altar yapısı içerisinde heykelciklerin tanrılara adak olarak kırılıp sunulduğunu, altarın antik limanda yer almasının da özel bir anlam taşıdığını, limana gelenlerin evlerine sağ salim varma dileğiyle burada adaklar bıraktıkları bir ritüel olduğunu,” belirtiyor.
FOTOĞRAF: ERDOĞAN ASLAN
FOTOĞRAF: ERDOĞAN ASLAN
Likya Denizi’nde Minos Hançeri
Likya Denizi’nde daha önce ortaya çıkarılan dünyanın en eski batıkları Uluburun ve Gelidonya Batığı’nın ardından Kumluca Batığı’nın Hakan Öniz tarafından keşfi “en eski batık” ünvanını egale etti ve 200 yıl daha önceye, 1600’e ait bir batıkla Anadolu kıyıları bir kez daha Antik Çağ’daki önemine koşut bir veri sundu. Bu sezonda da Kumluca denizinde yapılan sualtı kazılarında, 50 metre derinlikte, bakır külçesinin altında Minos stilinde gümüş perçinlerle süslenmiş bronz bir hançer oldukça iyi korunmuş hâlde bulundu. Öniz, “Bu tür hançerler, daha önce yalnızca Girit’teki Minos Uygarlığı’nda biliniyordu. Şimdi de Girit’e doğru yol alırken batan bu teknede karşımıza çıktı.” diyor.
FOTOĞRAF: HAKAN ÖNİZ
FOTOĞRAF: ADNAN ÇEVİK
Malazgirt Savaşı’nın Nesnel Tanıkları: Ok Uçları
Alan tarihçiliğinin, tarih araştırmalarında arkeolojik yöntemlerin kullanılmasının sonuçları alınmaya başlandı. Savaş alanı arkeolojisi Adnan Çevik tarafından
başarılı bir şekilde yürütülüyor ve yeni belgelere ulaşılıyor. Artık sadece yazılı belgeler değil objeler de devreye giriyor. 1071 yılında Türklerin Bizans İmparatorluğu’nu mağlup ederek Anadolu’ya giriş yaptığı Malazgirt Savaşı sahasında yapılan yüzey araştırmaları ve kazılarda, Selçuklu ve Bizans ordularında kullanılan 39 ok ucu ortaya çıkarıldı. Çevik, “Aynı tabakada bulunan, IV. Romanos Diogenes’in tasvir edildiği sikkeler (1068-1071) bu ok uçlarının Malazgirt Savaşı’nda kullanıldığını kanıtlıyor.” diyor.
Malazgirt-Günbeli kazılarında bulunan altın sikkeler. FOTOĞRAF: ADNAN ÇEVİK
Laodikeia’da Skylla Heykel Grubu
Odysseus’un deniz canavarı Skylla ile mücadelesini yansıtan eserler MÖ 27 ila 14 yıllarına tarihleniyor ve tiyatronun sahne binasında bulundu. Celal Şimşek, eserler için basına verdiği bilgilerde, “Bugüne kadar orijinaline göre yapılan en erken eser grubu olması ve boyaları korunmuş hâlde bulunmuş olması önemli. Bu eserler Odysseia destanında anlatılan efsaneyi somut olarak arkeolojik verilerde bulmamız açısından da çok önemli.” diyor.
Notion’da Pers Sikkeleri
Notion’da bir evin avlusunda çömlek içinde gömülmüş 2500 yıllık Pers altın sikkeleri bulundu. Christopher J. Ratteve, “Pers kralının betimini taşıyan altın sikkeler, paralı askerlere ödeme yapmak için kullanılıyordu. Pers İmparatorluğu tarafından basılan Pers Dareikos’u üzerinde diz çökmüş bir okçu figürü bulunmakta. MÖ 430 ve 427 yılları arasında, Notion’u işgal eden bir grup Pers yanlısı paralı asker tarafından sonradan almak için saklandığı düşünülüyor. Son derece büyük öneme sahip olağanüstü bir buluntu.” diyor.
Diğer Keşifler
İlk kez bulunduğu ve benzeri olmadığı için ilk ona sıralanan bu keşiflerden başka bunlarla yakın değerde çok sayıda önemli eser/bilgi ortaya çıkarılmıştır. Troya’da destansı savaşın ok uçları; Büklükale’de istilayı anlatan yazıt; Aphrodisias’ta kolossal Zeus başı; Ayanis’te bronz miğfer ve kalkanlar; Sefertepe’de “kafataslı oda”; Tepecik-Çiftlik Höyüğü’nde kil ve kireç ile süslenmiş kafatasları; Küllüoba’da ritüel izleri; Boncuklu Tarla’da pirsing/hızma uygulamasını gösteren takılar; Tavşanlı’da Asur Ticaret Kolonileri dönemine ait silindir mühür; Tell Açana’da mobilya satın alımını içeren Akadca tablet; Ulucak’ta 7800 yıllık kadın figürini; Yassı Höyük’te içinde nohut, buğday, kayısı çekirdekleri, kuru üzüm ve sarımsak bulunan bir depo; Assos’ta Bizans konaklama yapısı “ksenodokhion”; Ani’de Selçuklu erzak deposu; Datça Osmanlı Batığı ve daha buraya sığmayan küçüklü büyüklü nice keşifler… Anadolu tarihi her bir arkeolojik kazıda, her kazmada yeniden yazılıyor… #
















