Portekiz’de 42 yıl süren diktatörlük, 1974’te askerlerin başlattığı devrim ile kansız biçimde sona erdirilmişti. Namluların ucuna takılan karanfillerden hareketle “Karanfil Devrimi” adını alacak ve tüm ülkeyi etkileyen hareket, birçok alanda getirdiği kazanımlara ve yeşeren umutlara rağmen 19 ay sonra yenilgiye uğrayacaktı.
Portekiz’de 25 Nisan 1974’te Rádio Renascença (Radyo Rönesans), José Afonso’nun rejim tarafından yasaklanan “Grandola Vila Morena / Grandola, Kavruk Tenli Şehir” şarkısını yayımladığında genç subaylar harekete geçiyordu. Bu, “Karanfil Devrimi”nin başlangıç sinyaliydi: Genç subayların oluşturduğu Silahlı Kuvvetler Hareketi (MFA-Movimento das Forças), 42 yıllık diktatörlüğe karşı ayaklanmıştı.
MFA 1973’te küçük rütbeli subaylar tarafından, özellikle Afrika’ya gönderilecek subayların sivillerden de devşirilmesi kararıyla güçlenerek kurulmuştu. Amaçları askerî bir rejim değil, özgür seçimlerle sivil bir yönetim kurmak, demokrasiye geçmek ve sömürgelerin bağımsızlığıydı.
António de Oliveira Salazar, 1932’den beri Portekiz’i faşizan yöntemlerle idare ediyordu; ülkeye “Estado Novo” (Yeni Devlet) adını vermişti. Salazar’ın 1968’de beyin kanaması geçirmesiyle Marcelo Caetano Konsey Başkanı olmuş ve ülkede dikta rejimi devam etmişti.
Askerler 25 Nisan 1974’te kışlalardan çıkıp Caetano’nun bulunduğu binayı ve gizli polis merkezini (PİDE) kuşatırken, radyodan sık sık sokağa çıkılmaması anons ediliyordu. Buna rağmen halkın kendiliğinden kitlesel katılımı ile sokaklar bayram yerine dönmüştü. Ateş açılması durumunda bir katliam yaşanması ihtimaline rağmen, binlerce insan Carno Kışlası önünde toplandı ve “faşizme ölüm” diye haykırmaya başladı. Lizbon’un ana caddesi Rossio’da bir çiçek satıcısı, satışa sunduğu mevsimlik çiçekleri askerlere sundu: Kırmızı karanfiller! Ertesi gün Le Monde gazetesi başsayfada “Karanfil Devrimi Portekiz’de zafer kazanıyor!” manşetiyle çıkacaktı.
Tankların ve tüfeklerin namlularına takılan karanfiller bir anda devrimin simgesi olmuştu. Caxias ve Peniche cezaevlerinin kapıları açıldı; tüm siyasi tutuklular serbest bırakıldı. Siyasi polis PIDE ve rejimin gazetesi A Epoca’nın genel merkezi dağıtıldı ve sansür kaldırıldı. Darbeciler kan dökmekten sakınırken, PIDE ateş açarak 4 kişinin ölmesine ve 45 kişinin yaralanmasına neden oldu. Devrim değil, karşı devrim kan akıtmıştı.
25 Nisan 1974 darbesi, Otelo Saraiva de Carvalho ve Ramalho Eanes gibi genç subayların eseriydi. İletişim araçlarını hemen ele geçiren ve halkın aktif desteğini alan MFA, bu subayların sürpriz etkisi sayesinde başarılı oldu. Generaller António de Spínola ve Costa Gomes daha sonra bu girişime destek verdiler; ancak sömürge imparatorluğundan kademeli olarak çekilmeyi destekleyen bu eski moda generaller, olayların hızıyla kenara itileceklerdi.
1973’ün Eylül ayında Şili’de ordu faşist bir rejimin temellerini atarken, Portekiz’de genç subayların hareketi ülkeyi demokratikleştiriyordu. Sömürgelerden başlayan hareket metropole yönlenmiş, toplumun birikmiş sorunlarının çözümü için hızla ve anında bir toplumsal devrim ihtiyacı ortaya çıkmıştı. Portekiz Devrimi’nin ardından İspanya ve Yunanistan’da da rejim değişiklikleri yaşanacaktı.
Bugün belleklerden neredeyse silinmiş olsa da, Portekiz Devrimi o günlerde Vietnam Savaşı kadar önemliydi. Gabriel García Márquez, “dünyanın en büyük köyü” dediği Lizbon’dan “Herkes konuşuyor, kimse uyumuyor… Portekiz’de ücretler Avrupa’nın en düşüğü ama, insanlar ara vermeden, çalışma saatlerine bakmaksızın çalışıyorlar…” diye yazıyordu. Hadiseler sırasında Lizbon’da bulunan İspanyol romancı Manuel Vazquez Mortalban “Bu, arabayla gidebileceğimiz ilk devrim” derken ekliyordu: “Faşist Portekiz’in önemli döviz kaynaklarından biri eğlence turizmiydi, demokratik Portekiz’de bunu siyasal turizm ikame ediyor.”
Her ne kadar diktatörlük bir anda ve kansız yıkılmışsa da bir dizi sorun vardı. Her şeyden önce 9 milyonluk ülkenin Afrika’daki sömürgelerinde (Angola, Mozambik, Gine) düzeni sağlamak giderek imkansızlaşıyordu. Ulusal bütçenin 3’te 1’i buna ayrılırken, 60’lı yıllarda başlayan bağımsızlık hareketlerini bastırmak için 800 bin Portekizli 4 yıllık askerlik hizmetine koşulmuş ve binlercesi ölmüştü. Gençler askere gitmek yerine, özellikle Fransa gibi daha iyi hayat koşullarının bulunduğu ülkelere kaçıyorlardı. 1960-74 arası 1.5 milyon genç ülkeden göçetmişti. Afrika’daki gerilla hareketinin başarısı rejimi çıkmaza sürüklerken, 1973’te kapitalizmin savaş sonrası en ağır krizi boy verdiğinde fabrikaların kapatılmasıyla işten çıkarmalar hızla artmıştı.
Genç subayların yürüttükleri devrime, işçi hareketi de bütün deneyimsizliğine rağmen anında katıldı ve bu harekete “sosyal bir yöneliş” vermeye çalıştı. 60’lı yıllarda köyden kente gelen genç işçi sınıfı, yani nüfusun 3’te 1’ini oluşturan 3 milyon insan, kısa zamanda işçi, asker ve mahalle komisyonlarında toplandı. Lizbon ve Porto’da başarılı olunduysa da, ulusal ölçekte bu taban örgütlenmelerin birliği sağlanamadı.
Yine de resmî rakamlara göre sermayeden emeğe %18’lik bir transfer gerçekleşmiş; eğitim, sağlık ve sosyal güvenliğe eşitlikçi ve evrensel bir erişim sağlanmaya başlanmıştı.
15 Mayıs 1974’te Cumhurbaşkanı General Spinola’nın başkanlığında geçici bir hükümet kuruldu. Özgürlükler yeniden teminat altına alındı ve ekonominin kilit sektörleri millîleştirildi. Sosyalist lider, Dışişleri Bakanı Mario Soares, sömürgelerin bağımsızlık hareketleriyle derhal müzakerelere başladı. Bu ülkeler hızla egemen devletler hâline geldiler: 1974’te Gine-Bissau, 1975’te Angola, Mozambik, Goa, Daman ve Diu. Portekiz’in çekildiği Doğu Timor ise Endonezya tarafından işgal edildi. Ülkede Sol çoğunluğun hakim olduğu Dışişleri Bakanlığı Devrim Konseyi, 25 Kasım 1975’te yeni bir darbe girişiminin ardından feshedildi. Ilımlı subaylar ve demokratik partiler, inisiyatifi yeniden ele geçirdi. Sosyal ve demokratik yönelimli yeni bir Anayasa 2 Nisan 1976’da günışığına çıktı ve takip eden 25 Nisan’daki yasama seçimleri ile bir devir noktalandı.
1.5 yıllık süreçte tüm bu yasal-politik dalgalanmalar yaşanırken, insanlar harekete geçerek kendi sorunlarını çözmeye yönelmişti. Kadınların yalnızca “dul” olarak aile reisi sıfatıyla oy kullanabildikleri, onun dışında oy hakkının olmadığı; boşanma hakkı, diplomatik kariyer hakkının bulunmadığı bir toplumdan; kadınların fabrikalardaki işçi denetim hareketinde faal olarak yer aldığı bir düzene geçildi (Kürtaj hakkı ise ancak 2007’de kabul edilecekti). Kadınların devrime katılımında, çalışma hayatında yüksek oranda yer almaları önemli rol oynamıştı. Öncelikle fabrika ve işletmelerdeki taban örgütlenmelerinde -hatta zaman zaman öncü olarak- yer aldılar ve özellikle konut sorunu dahil mahalli sorunların çözümü için kurulan komisyonlarda faaldiler.
Halkın üretimde, mahallede kurduğu taban demokrasisi, ulusal ölçekte bir iktidar alternatifi olarak ortaya çıkamamıştı. Devrimin yenilgisi, Kilise ve Sağ’la ittifak içinde gerçekleştirilen 25 Kasım 1975 darbesiyle ve Komünist Parti’nin buna direniş göstermemesi nedeniyle başladı.
1986’dan bu yana Avrupa Birliği ülkesi olan Portekiz, Avrupa’da Sol’un en güçlü olduğu ülkelerden biriydi. Ancak 10 Mart 2024’te yapılan erken genel seçimde Sağ toplamda %52.6 oy aldı. Geçen seçimde %7 oy alan aşırı Sağ Chega oylarını %18’e çıkararak sürpriz yaptı. Chega 230 sandalyelik mecliste 48 sandalye kazandı. Sosyalist Parti ise tam 13 puan kaybederek %28 ile 77 sandalye kazanabildi. Sağcı Demokratik İttifak’ın azınlık hükümeti kurması bekleniyor. Ancak 50 yıl önce faşist diktatörlüğün sonlandırıldığı Karanfil Devrimi’ni yaşayan ülkede aşırı Sağ’ın bir sonraki seçimde koalisyon ortağı olma ihtimali büyük.
Devrimin şarkıları
Karanfil Devrimi’nin işaret fişeği, José (Zeca) Afonso’nun “Grândola, Vila Morena” şarkısı oldu. İnsanlar “Grandola, kavruk tenli şehir/Kardeşliğin diyarı, öncülük eden insanlar sendedir, ey şehir” diye başlayan şarkıyla birlikte, 42 yıllık diktatörlüğü devirmek için sokağa çıktı. Şarkıyla başlayan devrim için, daha sonra başka şarkılar da yapıldı. Bunlardan en ünlüsü Yunan asıllı Fransız şarkıcı Georges Moustaki’nin “Portugal”ıydı.




