Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji

Son yıllarda Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalarda konar-göçer Türkmenlere ait çadır destek duvarlarına rastlandı. Son araştırmalar, Keykavus Kalesi’nin Yozgat ve Sorgun çevresinde 11. yüzyıldan itibaren varlıklarını bildiğimiz Uluyörükler’in yaylak noktalarından biri olabileceğine işaret ediyor. Çadır sisteminin incelikleri…

Konar-göçer Türkmenler arkeolojik açıdan günümüze kadar yeterince araştırılmamış ve tarihî açıdan doğru biçimde değerlendirilememiş bir toplum. 9. yüzyılda başlayan Büyük Türk Göçü ile Batı-Orta Asya’dan Önasya’ya, yani İran, Kuzey Mezopotamya ve Anadolu’ya girişleri hakkında arkeolojik bulgular oldukça yetersiz. Bunun başlıca nedeni Türkmenlerin konar-göçer hayat tarzıdır. Göçebe toplumların arkeolojik olarak izlerini yakalamak oldukça zahmetlidir. Göçebe arkeolojisi ile uğraşan biliminsanlarının karşılaştığı temel sorun, mimari kalıntılar ile küçük buluntu ve çanak-çöm-lek gibi bulgulara ulaşmanın zorluğudur. Kalıcı olmayan yapı malzemeleri ile oluşturulan geçici yerleşmeler, tarihsel süreç içinde doğa ve insan tahribatıyla kaybolur. Günlük yaşamda kullanılan dokuma ürünleri ile deri ve ahşaptan imal edilen araç-gereç-ler de organik olmaları nedeniyle doğada kolayca yok olur.

Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji
Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji
Karaçadır konstrüksiyonunun yan cepheden görünümü. Taştan oluşturulmuş destek duvarı karaçadırın toprak seviyesindeki yalıtımı için geliştirilmiş basit ancak etkili bir mimari uygulamadır (Nurcan Koç).

Konar-göçer Türkmenlerin başlıca barınağı çadırdır. Anadolu’ya göçmeden önce kullandıkları ve “topak ev” olarak adlandırılan çadır geleneğinin, burada zaman içinde “karaçadır” sistemine dönüştüğü gözlenmektedir. Arkeolojik olarak izlerini takip edemediğimiz bu dönüşümün ne zaman olduğu da bilinmemektedir. Alman oryantalist Felix von Luschan 1889’da yayımladığı çalışmasında, Elmalı ve yakın çevresinde yaşayan Tahtacı Türkmenlerinin barınma sistemleri hakkında çok değerli bilgiler verir. Von Luschan, 1.000-1.500 metre yüksekliğindeki arazilerde yaşayan ve Alevî-Türkmen bir topluluk olan Tahtacıların bir eve bağlanmadan hareketli, aynı zamanda gözden uzak bir hayat sürdüklerini belirtir. Tahtacıların bütün bir yıl, yaz-kış demeden keçi kılından dokunmuş çullardan oluşan çadırlarda yaşadıklarını yazan von Luschan, kitabında bu çadırların fotoğraflarına da yer verir. Bu bağlamda Topak Ev’den kara çadıra dönüşümün 1880’ler-den önceki tarihlerde gerçekleşmiş olduğunu söyleyebiliriz.

Üç kısımdan oluşan geleneksel Türkmen karaçadırı, üç ahşap dikme ile taşınır. Birinci bölüm kara çadırın ana örtüsünü oluşturur ve en yüksek dikme (orta direk) burada yer alır. İkinci ve üçüncü bölümler yan dikmelerle (baş direk ve yan direk) her iki yana doğru genişleyen alanlardır. Karaçadır, kara yün veya keçi kılından dokunmuş bir çul yani çadır bezinden oluşur. Çulun sıkı bir dokuma türü olması ve yünün dokuma gözeneklerini kapatan özelliği; toz, yağmur ve karın çadırın içine girmesini önleyerek, yalıtımı sağlar.

Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji
Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji
Yozgat, Sorgun yakınlarındaki Keykavus Kalesi’nin ortofotosunda, kale surlarının dibinde yer alan karaçadırlara ait destek duvar taşlarının drone görüntüsü.

Karaçadırın toprakla birleştiği kenar kısımları, yakın çevreden toplanan orta büyüklükteki taşların harçsız biçimde birkaç sıra yükseltilmesi ile çevrelenir. Çadır destek duvarı diyebileceğimiz bu basit konstrüksiyon, soğuk hava, yağmur suyu ve hattâ haşerat ile zararlı hayvanların içeri girmesini engeller. Karaçadırın altyapısını oluşturan taş konstrüksiyon ile üstyapısını meydana getiren ahşap dikmeler ve çul dokuma, konar-göçer Türkmenlerin doğanın olumsuz koşulları karşısında geliştirmiş oldukları basit ancak etkili teknolojiyi gösterir.

Son yıllarda Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalarda konar-göçer Türkmenlere ait çadır destek duvarlarına rastlanmıştır. Denizli yakınlarındaki Hierapolis ve Laodekia’daki arkeolojik kazılar sırasında saptanan eğrisel planlı basit taş kalıntıların, Ortaçağ konar-göçer Türkmen boylarının çadırlı barınma faaliyetlerine ait olduğu anlaşılmıştır.

Karaçadır: Türkmenlerin evi basit ama etkili bir teknoloji
Türkmen karaçadırının bilinen en eski fotoğraflarından biri Felix von Luschan tarafından 1889’da yayımlanmıştır. Ksantos antik kenti civarındaki Tahtacı Türkmenleri’nin karaçadırı.

Orta Anadolu yaylasının merkezinde yer alan Yozgat ili, Sorgun ilçesinin 12 kilometre güneybatısındaki Kerkenes Dağı, Geç Demir Çağı’nın en büyük ve gizemli kentlerinden birini barındırmaktadır. 7 kilometre uzunluğunda anıtsal bir sur sistemi ile çevrilmiş kente 7 ayrı kapıdan girilmekteydi. Kentin surları içinde doğu kenara yakın bir konumda yer alan Keykavus Kalesi, Kerkenes Dağı için bir içkale işlevi görmekteydi. Demir Çağı’nda kurulduğu anlaşılan Keykavus Kalesi’nde bu yılın Ekim ayında başlayan kazı çalışmalarında Bizans Dönemi’ne tarihlenen ve bazı kısımları kireç harçla sıvanmış savunma duvarları açığa çıkmaya başlamıştır. Bu savunma duvarlarının kuzeyinde, hemen surların dibinde kimi eğrisel planlı basit yapı kalıntıları bulunmaktadır. Harçsız olarak oluşturulmuş olan ve düzgün bir mimari plan vermeyen bu taş kalıntıların konar-göçer Türkmenlerin çadır destek duvarları olduğu anlaşılmaktadır. Sözkonusu kalıntılar, Keykavus Kalesi’nin Yozgat ve Sorgun çevresinde 11. yüzyıldan itibaren varlıklarını bildiğimiz Uluyörükler’in yaylak noktalarından biri olabileceğine işaret etmektedir.