Kantocu Şamram Hanım


galata’daki surp lusavorçyan ermeni okulu’nda eğitim gören şamram hanım (şamran kelleciyan), teyzesinin kızı peruz’un (terzakyan) da desteğiyle kendini sahnelerde bulur ve istanbul’un en meşhur kantocularından biri olur. şamram hanım, şevki bey tiyatrosu ve kel hasan kampanyası’nda naşit özcan’la birlikte 1935’e kadar çalışır. 14 mart 1955’te vefat eden şamram hanım’ın mezarı şişli ermeni mezarlığı’ndadır. 

Samram_1) Şamram ve İsmail Dümbüllü_icindekiler
Şamram Hanım, İsmail Dümbüllü ile sahnede.

Bilmem farkında mısınız… Yaklaşık otuz yıldan bu yana Ramazan giderek artan bir biçimde “hareketsizlik” ayı olmaya başladı. Eğlence mekânları kapanıyor, lokantalar “tadilat”a giriyor, konserler erteleniyor hatta rock festivalleri bile iptal ediliyor. Ramazan ayı bir sükûnet, içe dönüş ayı biçiminde geçiyor. Ama eskiden durum bunun tam tersiydi. Ramazan demek eğlence demekti. İnsanlar iftarın ardından kendilerini sokağa atar; kahveler, gazinolar, tiyatrolar tıka basa dolardı. Ramazan’ın en ışıltılı yanı, iftardan sonra başlayan bu eğlence yaşamıydı.1 Bütün tiyatrolar ve geçimini eğlenceden sağlayan kumpanyalar dört gözle bu mübarek ayı beklerdi. İstanbul’un Karagöz, orta oyunu, tuluat ve kanto seyredilen mekânları dolup taşardı. 

Ramazan eğlencelerinin en gözde gösterisi ise kantolardı. Kanto tarihimizde en fazla iz bırakmış kantocular ise Peruz (Terzakyan) ile Şamram Hanım’dır (Şamran Kelleciyan). Peruz’u daha önce uzun bir makalede anlattığımızdan2 bu yazıda Şamram Hanım’ı ele alacağız. Sermet Muhtar Alus, Şamram’ı yere göğe koyamaz: “Bütün kelimelerin hakkını veren, dürüst, muntazam söz söyleyen Şamram Hanım’dı. ‘Küçücükten bir yar sevdim işveli, cilveli’yi o kadar şaşırmayarak söylerdi ki, ‘Kırk küp kırkının da kulpu kırık küp’ü de mutlaka hatasız söyleyeceği şüphesizdi. Gözlerini sık sık kırpıştırır, raks sırası gelince mülâhham [şişmanca] olduğu için pek kendini vermez, idare-i maslahat ederdi [geçiştirirdi].”3

Samram_2) Şamram Hanım OĞLU VE GELİNİYLE
Şamram Hanım oğlu ve geliniyle birlikte.

Zorunlu Sahneye Çıkış
Şamram Hanım sahne yaşamına nasıl atıldığını şöyle anlatıyor: “Evli barklı bir kadındım. İki çocuğum vardı. Ama kocam o sıralar çıkan Ermeni olayları sonunda işsiz kaldı. Geçinmek için ne yapacağımızı şaşırdık. Kantocu Peruz Hanım, teyze kızımdı ve çoktandır sahneye çıkmış, başarılı olmuştu. Geldi ve benim sahneye çıkmam için ısrar etti. Başka çare olmadığından sahneye çıktım. İlk olarak rahmetli [Kel] Hasan Efendi’nin kumpanyasına girdim. Oyunumuz Pembe Kız’dı. Bana şalvar giydirip süslediler, takıp takıştırdılar. ‘Hadi çık, şarkı söyle, oyna.’ dediler. Ben şarkı söylemekten hiç hoşlanmazdım, bunun için ağlamaya başladım, ‘Tek başına nasıl çıkarım oraya.’ dedim. Bunun üzerine Peruz düşünüp taşındı ve daha önce hiç yapılmamış bir şeyi, düettoyu icat etti. Birlikte çıktık, söyledik.

Söylediğim kantoların, düettoların, kuartetlerin güftelerini de bestelerini de kendim yaparım. Hiç musiki bilgim olmadığı ve saz çalmadığım hâlde. Besteyi zihnimde hazırlarım, söylerim, notaya alırlar. Kıvrak ve oynak şarkıları severim. Tiyatroda da branşım komikliktir. Fakat rollerde komikliği değil, valde rollerini severim. Evlatlarıma düşkün kadınım ne de olsa, bundandır herhâlde.”4


“söylediğim kantoların, düettoların, kuartetlerin güftelerini de bestelerini de kendim yaparım. hiç musiki bilgim olmadığı ve saz çalmadığım hâlde. besteyi zihnimde hazırlarım, söylerim, notaya alırlar. kıvrak ve oynak şarkıları severim.”

Samram_3) bomonti bahçe aleks
Torunu Aleks ve ailesi Bomonti Bira Bahçesi’nde. En solda Aleks, ortada siyah elbiseli kadın, babaannesi Şamram Hanım.

Şamram Hanım’ın Komik-i Şehir Şevki’nin kumpanyasında çalıştığı dönemi ise Refi Cevad Ulunay, Şevki’nin tuluatta Kel Hasan’la boy ölçüşemediği için kanto kısmına çok önem verdiğini ve kumpanyasındaki noksanı kanto ile gidermeye çalıştığını söyler ve ardından ekler: “Bundan elli belki de altmış sene evvel [yazı 1955 tarihli] Şamram en parlak devrini yaşadı. Sahnede güzel, oynak ve işveli idi. Halka iltifat ederken bir burun kırıştırması vardı ki o zamanki mektepli ruhumda fırtınalar kopardığını hatırlarım.”5

Abdülhamid’in Huzurunda
Peruz ile Şamram’ın zaman zaman tartışsalar da arkadaşlıkları sürer. Şamram’ın aktardığı, ikisinin başından geçen ilginç bir olayı da paylaşalım:

Bir gece Peruz’la Şamram evde otururken Borazan Tevfik telaşla içeri girer. Peruz’a:

“Seninle Şamram’ı Hünkâr istiyor. Fındıklı Sarayı’na gidip birkaç düetto oynayacaksınız.” der. Hünkâr, Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’dir. Kantocularımız hemen toparlanır, kapıya gelen kapalı bir saray arabasına binmek için hazırlanır. Borazan Tevfik: “Haydi.” der, “Çabuk giyininiz. En iyi elbiselerinizi giyiniz. Elbiseler kırmızı olsun. Hünkâr kırmızı rengi çok sever.” Peruz ateş kırmızılarını, Şamram da bülbül dili rengindeki kırmızı elbisesini giyer. Araba Fındıklı Sarayı’nın önünde durur. Gerisini Şamram Hanım’ın ağzından aktaralım: 

“Kapıda ellerinde kırbaçlarla iki zebellâh Arap… Evet, hayret etmeyiniz, bugünkü gibi hatırımda… Ellerinde kocaman kırbaçlar… İçeriye girdik. Önümüzde büyük bir kapı açıldı. Yürüdük… Gene kocaman bir kapı ardına kadar açıldı. Biraz daha ilerledik, gene bir kapı açıldı. Muazzam bir salon… Etrafı tekmil kafes… Bu kafeslerden birinin arkasında da Hünkâr oturuyormuş… Gözdeler, saraylılarla dolu kafesler… Kafeslerin önünde de bütün şehzadeler…(…) Ben kantoya başlayınca Hünkâr’ın emriyle salondaki mumlar bir kat daha fazlalaştırıldı. Haremağaları başlarında hasır sepetlerle geldiler. Sepetlerin içi mum dolu. Birçok mum daha yaktılar. Salon gündüz gibi aydınlandı.

Benim şarkım bitince Peruz’la beraber meşhur ‘Bir Kuzulu Çoban’ düettosunu oynadık. Bu pek beğenildi. Üç kere tekrar ettirdiler. Lakin benim korkum, heyecanım arttıkça artıyor, arttıkça artıyor. Bir paravanın arkasında nöbetle istirahat ediyoruz. Peruz ikide bir: ‘Canım ne korkuyorsun?’ diyor. O cesaretli kadındı. Nihayet ben bir şarkıdan sonra paravananın arkasına çekilir çekilmez ‘şırrak’ diye düşüp bayılmaz mıyım?

Salon allak bullak oldu. Sarayın doktoru koştu geldi. Ne yapsalar faydasız… Bu sırada iki haremağası geldi.

‘Küçük kantocuyu (yani beni) Valide Sultan çok beğendiler… Hemen kendilerini istiyorlar… Kendi elleriyle küçük kantocuya bir hatıra vereceklermiş.’

Ne mümkün? Kımıldamama imkân yok. Haremağası üç kere gidip geldi. Valide Sultan vereceği hatırayı mutlaka kendi eli ile vermek istiyordu. Lakin olmadı. Beni kollarıma girerek kapıya zor indirdiler. Bir araba ile hep birden döndük. Çıkarken bir kırmızı kese bana, bir kırmızı kese de Peruz’a verdiler.”6

Sahnede Serçe Gibiyim
1933 yılında Vakit gazetesinde çıkan bir haberden Şamram Hanım’ın 57 yaşında ve 35 yıldır sahnelerde olduğunu öğreniriz. Haber, sanatçının “Hâlâ sahneden çekilmediğini, yeni şarkılar yapıp bestelemeye devam ettiğini” yazmaktadır. Şamram Hanım o günlerde Naşit Özcan’la çalışmaktadır. Evi Şişli’de olmasına rağmen, artık sanat aşkından mı, yoksa üşendiğinden midir bilemem, topluluğun mekânı olan Şehzadebaşı’ndaki Millet Tiyatrosu’nda üst katta ve sahne arkasında bulunan sanatçı odalarından birinde kalmaktadır. 

Samram_4) Naşid ve kantocular
Naşit Özcan ve kantocuları. Şamram Hanım Naşit Özcan’ın yanında (soldan ikinci) bulunuyor.

Bir yıl sonra Akşam gazetesinde çıkan bir haber sayesinde Şamram Hanım’ın sahne hayatından çekildiğini öğreniriz. Röportajı yine Hikmet Feridun Es yapıyor. Niçin sahneyi bıraktığı sorusuna Şamram Hanım şöyle cevap veriyor:

Samram_5) ŞAMRAM. Şişlideki ev
Şamram Hanım’ın Şişli’deki evi, 1920 başları. Üst balkonda Aleks ve kardeşi Hans ile annesi Maria bulunmaktadır. Alt balkonda ise halası Anjel görülmektedir.

“Ben mesleğimi çok severim. Velinimetim olan halk da bana hâlâ eski Şamram gözüyle bakıyor. Hâlâ sahneye çıktığım zaman efendilerimizin avuçlarını patlatırcasına beni alkışlamak lütfunda bulunduklarını büyük bir iftiharla görüyorum. İhtiyarladım, kuvvetten düştüm mü zannedeceksiniz? Katiyen, daima tekrar ederim: Sahneye çıkınca bana öyle bir kuvvet gelir, öyle bir çeviklik gelir ki, öyle hoplar, öyle sıçrarım ki, bunu 18 yaşında bir genç kız zannederim biraz müşkül yapar. Sahnede bir serçe gibiyimdir. Şimdi siz diyeceksiniz ki, ‘Mesleğini seviyorsun, halk seni tutuyor, kuvvetin yerinde. Öyle ise niçin sahneyi bırakıyorsun?’ Evet, daha 15-20 sene mesleğime devam edecek kudretteyim. Lakin ben sahneden kovulmadan, velinimetimiz halkın hüsnü teveccühü üzerimizden kalkmadan çekilmek istedim ve çekildim.”7 Hikmet Feridun Es başka bir röportajında ise Şamram Hanım’a “Nasıl eğleniyorsunuz?” diye sorar. “En büyük eğlencem Şişli’deki evime gitmek. Çoluğumu çocuğumu etrafıma toplayarak yalnız onlar için şarkı söylemek, onları eğlendirmektir. (…) Evde ufak tefek ev işleriyle meşgul olurum. Naşit Bey’in küçük kızına [yani Adile Naşit’e] takılırım… İşte bu hayatın eğlence tarafları bunlardır.”8 

Şamram Hanım’ın en önemli özelliklerinden biri de plaklara en çok kayıt yapan kantocu olmasıdır. Cemal Ünlü, “Şamram ve Peruz’un kanto kayıtları Direklerarası atmosferini birebir yansıtan, edası, raksa uygunluğu, eşlik orkestrası ve besteleriyle ‘özgün’ çalışmalar olarak farklılaşacaktır.”9 diyerek bunun altını çizer. 

Şamram Hanım 14 Mart 1955 günü, bir süredir tedavi altında bulunduğu Yedikule Ermeni Hastanesi’nde yaşama veda eder. Şamram’ın ölümünden sonra Refik Halid şöyle yazmıştır: “Bu artistin, kazandığı rağbet ve muhabbete karşı ne kadar mütevazı ve ne kadar nazik hareket ettiğini, hiç şımarmadığını, hatta kendisini daima küçük gördüğünü düşünüp de ondan değersiz zamane artistlerinin övünüp böbürlenmeleri karşısında nahoş bir tesir altında kalmamak mümkün mü? Bütün İstanbul’un alkışladığı Şamram ayrıca şimdikilerden çok fazla yorulur, harcadığı enerjiye rağmen az kazanır, hiç sızlanmazdı. Beğenilmenin zevki ile avunur, üst tarafını aramazdı.”10  #

DİPNOTLAR
1  Gökhan Akçura, Yıldızların Altında: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Eğlence Yaşamı, YKY-TÜYAP Yayını, İstanbul 2023.
2  Gökhan Akçura, “Peruz Hakkında Çalışma Notları”, https://manifold.press/peruz-hakkinda-calisma-notlari
3  Sermet Muhtar Alus, 30 Sene Evvel İstanbul: 1900’lü Yılların Başlarında Şehir Hayatı, İletişim Yayınları, İstanbul.
4  A. Sırrı, “(En kıdemliler kimlerdir?) Şamram Hanım”, Vakit, 4 Şubat 1933.
5  Refi Cevad Ulunay, “Şamram Hanım”, Milliyet, 19 Mart 1955.
6  Hikmet Feridun Es, “Yıldızın Bahçesinde Peruz’la Beraber Hünkârın Karşısında Nasıl Oynadık?”, Akşam, 28 Kasım 1936.
7  Hikmet Feridun Es, “Şamram Hanım Sahneden Ayrılmaya Karar Verdi”, Akşam, 11 Haziran 1934.
8  Hikmet Feridun Es, “Herdem Taze Bir Sanatkâr Kadın:
Şamram Hanım”, Yedigün, S. 16, 28 Haziran 1933.
9  Cemal Ünlü, Git Zaman Gel Zaman; Fotoğraf-Gramofon-Taş Plak, Pan Yayıncılık, 2004, s. 150, 151.
10  Refik Halid [Karay], “Kanto”, Akşam, 17 Mart 1955.