Kadın, çocuk ve hayvanları tehlikelerden korumak üzere Tanrıçanın silahla teçhiz edilmesi, bir kadının yaratıcı olduğu kadar yıkıcı olabileceğini gösterir. Bu kadınlar, beyaz atlı bir prens beklemeyen, bir erkeğin eşi ve kızı olarak değil kendi adlarıyla anılan özgür ve bağımsız bireylerdir: Umay, Kün Sarığ Han, Huban Arığ, Altın Arığ, Ak Çibek Arığ…
Türk bozkır kültürüne ait yazılı belgelerde kadına dair bilgi sınırlıdır. Yazıtlarda yalnızca kağan annelerinin ve Umay’ın adı geçer. Kaşgarlı Mahmut, Türklerin bilinen en eski Tanrıçası olan Umay’ın aslen “plasenta” anlamına geldiğini ve “karında iken çocuğun yoldaşı” olduğunu yazar. Umay, günümüzde şamanizmi muhafaza eden Sibirya Türklerinde kadın, çocuk ve hayvan yavrularının güvenliğinden sorumlu bir ilahedir.
Güney Sibirya etnografisi uzmanı L. Potapov, Hakasya bölgesi arkeolojik bulgularında Umay’ın elinde ok ve yayla betimlendiğini söyler. Kadın, çocuk ve hayvanları tehlikelerden korumak üzere Tanrıçanın silahla teçhiz edilmesi, bir kadının yaratıcı olduğu kadar yıkıcı olabileceğine dair bir dengeyi simgeler. Umay, anaerkil kodlarla oluşturulan Sibirya Türklerinin folklor anlatılarına yansır ve kadın başkahraman olarak tecessüm eder. Bu kadınlar, erkek kahramana ödül olarak sunulmayan, beyaz atlı bir prens beklemeyen, bir erkeğin eşi ve kızı olarak değil kendi adlarıyla anılan bağımsız, özgür ve güçlü bireylerdir: Kün Sarığ Han, Huban Arığ, Altın Arığ, Ak Çibek Arığ .…
Eril ilkelerin şekillendirdiği düzene direniş gösteren bu başkahramanlar “babalarının kızları” değildir; dolayısıyla sistem temsilcisi olan babayla uzlaşmaya veya onun onayına gerek duymazlar. Zaten çoğunun babası da yoktur. Anneleriyse ırmak, dağ, taş, at gibi doğaya ait parçalardır. Örneğin Altın Arığ ve Ak Çibek Arığ, atlarıyla birlikte ak bir kayadan doğmuşlardır. Altın Arığ evlilik karşıtıdır; yer altındaki ve üstündeki ısrarcı ve mütecaviz taliplerine kafa tutar; tutumları değişmezse onları öldürür. Kün Sarığ Han, ülkesini evlilik zorunluluğu olmadığını beyan ederek yönetir. Bu destanlarda evli olan kadınlara rastlansa da çoğu bu durumdan muzdariptir. Altın Arığ destanında dişi kurttan ihtiyar bir kadına dönüşen Huu İney, 60 yılda 60 defa evlendiği hâlde bir tane “yahşı er”e denk gelmediğinden yakınır. Sibirya destanları kadınların değil erkeklerin ağladığı, çelik kılıçları kadınların kuşandığı, kadınların içki içip sarhoş olduğu, güçsüzleri kadınların himaye ettiği bambaşka bir evrendir.
Erkek egemen dünyaya rest çeken bu kadınlar, Türklerin farklı kültür ve din çevrelerine geçmelerinden sonra biçimlenen eposlarda anne ve eş kimliklerine bürünüp edilgenleştirilir. Umay’ın terkedildiği bu yeni dünyada hüküm sürmeleri, “kız başını er kılmalarına” (erkeğe benzemelerine) bağlıdır. Yay kuşanıp ok atmayı sürdürseler bile ataerkil ayak sesleri giderek yükselir. Örneğin Dirse Han, çocuksuz olduğu için karısını “kara ökçelerimin altına alayım mı, çelik kılıcımla başını gövdenden keseyim mi, al kanını yeryüzüne dökeyim mi?” sorularıyla tehdit eder hâle gelir.
Umay’ın Eski Uygurcadan ödünçlenen Moğolcadaki anlamı (ana rahmi), Bozkır ve Tayga Tanrıçası’nın savaşçı kimliğini gölgeler gibi görünse de, “koruma kalkanı’” metaforuyla anaerkil çağların gözüpek kadınlarına göz kırpar.

