Kadının sabrı sınıra dayanınca…

İnsan ırkı önce diğer canlıları, sonra hemcinslerini öldürerek-köleleştirerek, müstesna bir “medeniyet tarihi” yazmıştır. Bu birkaç yüz bin senenin mağdurları arasında, kadınlar şüphesiz çoğunluktadır. Tarihin bilinen dönemlerindeki hadiselerin de çoğunlukla erkekler tarafından kaleme alınmış olması, kadınların durumlarına, hareketlerine dair son derece “cinsî” bir literatür oluşturur.

Günümüzde “gelişmiş” sayılan toplumlarda bile, kadının günlük hayattaki rolü-hayatı, oldukça “erkek koordinatlar”a ve kodlara göre şekillenir. Ülkemizde ise bırakın eşitliği, kadınlar giderek artan bir şiddete, baskıya maruz kalmaktadır. Bu “erkek” anlayış ve algı, cinayetlere kadar varan bir yaygınlıkta ve maalesef yine yaygın bir cezasızlandırmayla beraberdir.

Bizde ve başka coğrafyalarda, kadının gerek siyasi iktidarın tepesinde gerekse sokakta-evde bu erkek terörüyle başetmek için geliştirdiği yöntemler…