İran İslam Devrimi


batıcı monarşi iran’da ne yaptıysa islamcı teokrasi de yarım asra dayanmış ömründe, üstelik daha fazlasıyla onu yaptı ve o yüzden aynı tepkiyi görüyor. ortada içten içe çürümüş bir rejim var. “islam cumhuriyeti” adı altında içi boş, sadece mollalar ve onların bekçisi devrim muhafızları’ndan ibaret bir siyasi kabuk söz konusu. o eski islamcı-devrimci ruh ve motivasyondan da eser yok. humeyni için şah, “tağut”tu; şimdi suriye’yi ele geçirmiş sünni selefi-cihatçı islamcılık için de o ve halefleri “rafızi” ve hepsinin katli vacip!..

İran Devrimi
Ayetullah Humeyni dua ederken, 1975.

1 Şubat 1979’da Fransa’dan İran’a havalanan uçakta Ayetullah Humeyni’yle bulunmuş az sayıda gazeteciden biri olan BBC muhabiri John Simpson ilginç bir anekdot aktarır.1 Gazeteciler uçak havalandıktan sonra sorularını sormak için Humeyni’nin yanına alınmışlardır fakat Humeyni, yöneltilen sorulara hiç aldırmaksızın camdan dışarı bakmaktadır. Nihayet bir Fransız muhabir Humeyni’nin dikkatini çekmeyi başarır ve ona sorar: “Şu an İran toprakları üzerindeyiz. Bunca yıllık sürgünden sonra ülkenize dönüyorsunuz. Duygularınız nelerdir?”

Humeyni’nin cevabı kısa ve özdür:

“Hiç.”

Şah’ı ülkeden kaçırmış, 50 yıllık monarşiyi devirmiş, İran’ı bir İslami devrim eşiğine getirmiş adamın, yol açtığı muazzam tarihsel dönüm noktasında hissiyatı budur: Hiç…

“Allah’ın Hükümeti”
Humeyni’nin cevabı, İslam’ı siyasal hedef olarak önüne koymuş olmasıyla uyarlı, ustaca sergilenen bir strateji sayılabilir. Çünkü ona göre Kur’an-ı Kerim, insana her şeyi dışlayarak sadece Allah’ı sevmeyi emretmektedir. O yüzden ne birazdan ayak basacağı ülkeye ne de onu heyecanla bekleyen kitlelere yönelik bir sevgi duygusuna içinde yer vermediğini işaret edercesine, hiçbir şey hissetmediğini söyler.2

Fakat İran’a döndüğü için hiçbir şey hissetmemesi, döndükten sonra hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmez. Ülkeye ayak basar basmaz, aslında milliyetçisi, komünisti, liberali, seküleriyle farklı kesimlerin ittifakıyla devrilmiş Şah rejimi sonrasında bu muhalif bileşenlere karşı tavrının ne olacağını açık seçik ortaya koyar. Zaferinde kimsenin katkısı olmadığını netleştirme arzusundadır. Dolayısıyla, kendisini Tahran Üniversitesi’nde bekleyen entelektüel, liberal bir muhalif kalabalığın yanına gitmek yerine Behişt-i Zehra mezarlığının yolunu tutar. Orada Şah’a karşı gösterilerde hayatını kaybedenler için dua eder. Bu arada Şah rejimine ve onun ülkedeki son kalıntısı Şahpur Bahtiyar hükümetine lanetler yağdırır.3 Zaten on gün sonra bu hükümet de düşecek ve İran kendini Humeyni’nin “ruhani/ruhbani” ellerine tamamen bırakacaktır. Gelişinden tam bir ay sonra, 1 Mart 1979’da Kum kentinde halka hitaben yaptığı konuşma bunu örnekler. Hitabında üç motif öne çıkar: Şah rejimine yönelik, “tağut”; Batı’nın İran’daki ekonomik ve kültürel varlığına yönelik, “emperyalizm”; ve ülkenin tutacağı yola yönelik, “İslam”.


“1 mart 1979’da kum kentinde halka hitaben yaptığı konuşmada üç motif öne çıkar: şah rejimine yönelik, ‘tağut’; batı’nın iran’daki ekonomik ve kültürel varlığına yönelik, ‘emperyalizm’; ve ülkenin tutacağı yola yönelik, ‘islam’”.

“Bu baba-oğul [Şahlar] yabancı uşakları 50 şu kadar yıldır milletimizin olanca haysiyetini ayaklar altına aldılar. Elhamdülillah, İran halkı söz birliği, el birliği yaptı. Bu ilahi kudrettir ki Tağut’u yenip attı. Öğretim ve eğitimimiz haraptır, emperyalist kültür hâkimdir. Yıkılmalıdır. Emperyalistlere mensup öğretmenler gitmelidir. Şimdiye kadar emperyalizm ve saltanat rejiminin hizmetinde kalanlar gitmelidir. Bu, Tağuti bir biçim ve görünümdür. Bu saray düşkünlüğü gitmelidir. Basını ıslah edeceğiz. Televizyonu ıslah edeceğiz. Filmleri ıslah edeceğiz. Bütün bunlar İslami düzene girmelidir. Batı bizi hor gördü. Maneviyatımızı yok etti. Biz bir Muhammedi ülke kuracağız. Nizamımız İslam dışında bir nizam olamaz. Referanduma başvurulduğunda benim oyum ‘İslami Cumhuriyet’ yönünde olacaktır ve İslam’a uyan herkes İslami Cumhuriyet’e oy vermelidir. ‘Cumhuriyet istiyorum, amma İslami değil.’ diyene sormak gerekir: İslam’dan ne biliyorsun? Ona anlatılmalıdır ki Tağut’u bertaraf eden bu İslam’dır, halk değil! Tağut’u iman yendi, ben ve sen değil! Kur’an, insan meydana getirme kitabıdır. Kur’an’a uyunuz. İslam, ‘insan’ eder.”4

Mart başında yapılan bu konuşmanın neticesi ay sonunda alınır. 30 Mart’taki referandumda “İran, İslami Cumhuriyet olmalı mı?” sorusuna seçmenlerin %98,2’si “Evet” yanıtı verir. Ertesi gün, Humeyni’nin sesi tüm dünyada duyulur: “Bugün, Allah’ın hükümetinin ilk günüdür!”5

Rıza Pehlevi Abdde
Şah Rıza Pehlevi.
KAYNAK: DEPO PHOTOS

Şah, Petrol, Şia
İranlıların neredeyse %100’lük oranla
“İslam Cumhuriyeti” tercihinde bulunmaları iç-dış pek çok etmenin karmaşık etkileşiminin sonucu olsa da nedenlerin Şah döneminin son 25 yıllık pratiği içerisinde izini sürmek esastır. Bir başka çalışmamızda detaylıca değerlendirdiğimiz üzere,6 bu dönemde üç başat çelişki belirgindir. Bunlar, modernlik içinde despotluk; varlık içinde yokluk; ve muazzam tarihe sahip bir ülke içinde “kimliksizleşme”dir.

Babası Rıza Şah, Nazi yanlısı eğilimleri nedeniyle İngilizler ve Ruslar tarafından 1941’de devrilince tahta geçirilen Muhammed Rıza Şah ilk on yıllık iktidarında çaresiz bir figürdü. Bu dönemde ülkenin ve petrolün İngiliz denetiminde olması nedeniyle yükselen milliyetçi tepkiler, Başbakan Muhammed Musaddık (1951) etrafında “Batı uşağı” addedilen Şah’a karşı patladı. Şah bunlarla başa çıkamayıp kaçtıysa da CIA destekli askerî darbe ile Musaddık devrilince ülkeye döndü. Yıl 1953’tür ve artık ortada yaşadıklarından ders alarak tam anlamıyla despota dönüşmüş bir Şah vardır. İslami devrime kadar sürecek bu dönem “Saray Diktatörlüğü” (1953-1978) olarak adlandırılır. Modern, Batıcı ve laik bir dönemdir bu, ama adı üstünde diktatörlüktür. Demokrasi yoktur, muhalefet yoktur, düşünce özgürlüğü yoktur; devlet şiddeti vardır, sansür vardır, sosyoekonomik eşitsizlik, rüşvet, adaletsizlik vardır. Dolayısıyla modernlik, Batılılaşma ve laiklik; kitlelerin dünyasında otokrasi, despotizm ve monarşiyle özdeşleşir.


“petrol zengini iran’da bu kaynak yanlış ekonomi politikaları nedeniyle nimet olmaktan çıkıp ‘lanet’ hâline geldi. ülkede tarım ekonomisi hâkimken şah, petrol dolayımıyla iran’ı dünyanın gelişmiş bir endüstri ülkesi yapmak istedi. sonuç felaket oldu.

İkinci olarak, petrol zengini İran’da bu kaynak yanlış ekonomi politikaları nedeniyle nimet olmaktan çıkıp “lanet” hâline geldi. Ülkede tarım ekonomisi hâkimken Şah, petrol dolayımıyla İran’ı dünyanın gelişmiş bir endüstri ülkesi yapmak istedi. Sonuç felaket oldu. Çünkü petrol endüstrisi hâlâ uluslararası petrol şirketlerinin güdümündeydi, dolayısıyla petrol, halk kitlelerinin yararına değerlendirilmek ne kelime, ülkedeki zengin-fakir uçurumunu daha da büyüttü. Düşük tarımsal üretim, düşük tarım geliri, buna bağlı kırdan kente göç hem tarımı iyice zayıflattı hem de kentlerde işsiz ve yoksul sayısını artırdı. Ülkeye gelen yüksek teknoloji ve çok sayıda yabancı teknisyen de tuzu biberi oldu. Bunlar çok yüksek ücretler alıp kentlerde ev fiyatlarını yerli halk için erişilemez düzeylere yükselterek kitlelerde yabancı karşıtlığının iyice artmasına yol açtılar.

Demek ki İran, Şah döneminde bir “despotik müstemleke” görünümündedir. Bu süreçte ülkenin zaten her daim parçalı olmuş etnik topografyasında en birleştirici unsur olarak Safevi döneminden itibaren kurumsallaşmış Şiilik, çekim merkezi olmaya başladı. Evet, milliyetçilik, liberalizm, Marksizm gibi seçenekler de vardı ama bunların hiçbiri Şii İslam kadar tarihsel-kültürel-kitlesel etkiye sahip değildi. Dolayısıyla Batıcı yabancılaşmanın yol açtığı kimliksizleşmeden çıkış arayışları İslam’a aktı. Bunu, Aralık 1978’deki gösterilerde “Şah’a ölüm, yaşasın Humeyni!” diye bağıran bir orta-sınıf “feminist” kadın çarpıcı biçimde örnekler. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, neden böyle davrandığını soran Fransız muhabire o, Humeyni sayesinde İranlılığını yeniden keşfettiğini söylemiştir.7

İran Devrimi
İran Devrimi’nde kadınlar.
KAYNAK: DEPO PHOTOS

Tağut’tan “Rafızi”ye…
Aralık 1978’de “Şah’a ölüm, yaşasın Humeyni!” diyen o feminist kadın bugün ne durumda, bilmiyoruz. Ama onun ardılı kadınlar artık İran’da Şah’a değil, Humeyni’nin yerini almış Hamaney’e ölüm bağırışlarıyla sokaktalar. Çığlıklar İslam Cumhuriyeti’nin son bulması için atılmaktadır. Çünkü Batıcı monarşi İran’da ne yaptıysa İslamcı teokrasi de yarım asra dayanmış ömründe, üstelik daha fazlasıyla onu yaptı, o yüzden aynı tepkiyi görüyor. “İslam Cumhuriyeti”nden zihinlere en çok yerleşmiş imge, inşaat vinçlerinin ucundan sarkan idamlık görüntüleri. Ömrünün son demlerinde, 1988’de bile Humeyni, aralarında 13 yaşında çocukların da bulunduğu 30 bin kişiyi rejime muhalif oldukları gerekçesiyle idam ettirmekte bir an tereddüt etmedi.8

Iran_Islam_Devrimi_4) Rejim-karşıtı gösteriler
Rejim karşıtı gösteriler. İran, 2018.

Yine de bu ölümcül siyasete rağmen İran’da rejimin dikiş tuttuğu söylenemez. Örneğin, ne demişti Humeyni ülkeye geri döndüğünde: “Üniversitelerimiz kökten değişmeli; İslami talebeler yetiştirecek üniversitelere ihtiyacımız var…” Bu doğrultuda 1982’de kurulmuş İmam Sadık Üniversitesi’nde bile “İslami talebe” üretilemedi; Humeyni-sonrası dönemde, sınavı tamamlanmış fıkıh, Arapça vb. derslerin kitaplarını yakıp, ateş etrafında dans edenler görüldü.9

Elbette rejim 1979’da yakaladığı kazanımı kaybetme niyetinde değil. 2018’de yoksulluk ve yolsuzluğa karşı ekonomi temelli isyan da 2022’de Mahsa Amini’nin tesettüre uygun giyinmediği için ahlak polisince katledilmesinin ardından yükselen kültürel temelli isyan da şiddetle bastırıldı. Ama mızrak da çuvala sığmıyor. Ortada içten içe çürümüş bir rejim var. “İslam Cumhuriyeti” adı altında içi boş, sadece mollalar ve onların bekçisi Devrim Muhafızları’ndan ibaret bir siyasi kabuk var. Üstelik rejim karşıtı protestocu kadınlar arasında o Devrim Muhafızları’nın kızları dahi var!..

Başlangıçtaki İslamcı-devrimci ruh ve motivasyondan da eser yok. İsrail karşısındaki acziyet, Suriye’deki hezimet ortada. 1980’lerden itibaren yükselmiş İslamcılık dalgasının rüzgârı olan İran’a, bugün o dalgayla yıkılmış topraklardan bile tehdit geliyor. Humeyni için Şah, “Tağut”tu; şimdi Suriye’yi ele geçirmiş Sünni selefi-cihatçı İslamcılık için de Humeyni’nin halefleri “Rafızi” ve hepsinin katli vacip!..

1979’da alaşağı ettiği Şah rejiminin ardından Humeyni, “Bu baba-oğul 50 şu kadar yıldır cinayetler işlediler, gençlerimizi geri bıraktırdılar.” demişti. Bakalım birkaç yıl sonra Molla rejimi için, “50 şu kadar yıl”a ilişkin kim ne söyleyecek?.. Ve İran’a dönerken duygularını soranlara Humeyni’nin verdiği cevabın benzerini aradan yarım asır geçtikten sonra dillendirecek olanlar; yani ne olup bittiyse “bir hiç uğruna” idi diyenler olacak mı, kim bilir, göreceğiz!.. #

Iran_Islam_Devrimi_5) Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından protestolar, İran, 2022.
Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından protestolar. İran, 2022.
DİPNOTLAR
1 John Simpson, “Veil of Fears”, The Guardian, 1 Şubat 1994.
2 Simpson, aynı yazı.
3 Amir Taheri, The Spirit of Allah: Khomeni and the Islamic Rervolution, 1985, s. 245.
4 Ayetullah Humeyni, “Fevziyye Medresesi’nde 1 Mart 1979 Günlü Konuşması”, İslam Fıkhında Devlet içinde, 1988, s. 210-221.
5 Dilip Hiro, Islamic Fundamentalizm, 1989, s. 169.
6 Tayfun Atay, “İran İslam Devrimi’nin Arka Planı”, Birikim, Sayı: 96, 1997.
7 Akt. Said Amir Arjomand, The Turban for the Crown: The Islamic Revolution in Iran, 1989, s. 109-110.
8 “İran Rejiminin Kurucularından Montazeri Anlatıyor: 30 Bin Mahkûm Fetvayla İdam Edildi”, Sabah, 5 Şubat 2001.
9 Saeid Golkar, “Black Crow to Barbe: Changing Student Norms in Iran”, ISIM Review, No: 16, 2005.