dünya tarihinin ilk yazılı barış antlaşmasına imza atan ıı. ramses, altmış yedi yıl süren iktidarının sonunda mö 1213’te öldüğünde geride 96’sı kız, 56’sı erkek 152 prens ve prenses bırakmıştı. ramses’in mumyası, 3200 yıl sonra mısır’dan paris’e doğru yola çıktığında binlerce kahireli, “ramses el akbar! ramses el akbar!” (büyük ramses!) nidalarıyla ataları büyük ramses’i uğurluyordu. ıı. ramses’in mumyası grand palais’de özel olarak hazırlanmış pleksiglas bir vitrin içine yerleştirildi. fransa bir taşla birkaç kuş birden vurmuştu: kazanılan bilimsel zafer, mısır’la ilişkilerde açılan yepyeni pencereler, avrupa’nın dört bir yanından ıı. ramses’i görmeye gelen bir buçuk milyon ziyaretçi…
FOTOĞRAF: TURGAY TUNA
“Tanrının Oğlu”
MÖ 1304…
Bereketler getiren kutsal Nil Nehri’nin doğu yakasında yer alan Teb’deki kraliyet sarayında bir prens dünyaya gelir. Bu çocuk Mısır Kralı I. Sethi ile Kraliçe Tiye’nin oğulları II. Ramses’tir. Tanrı Amon’un koruması altında büyüyen prens, 1279 yılında ölen babasının yerini alıp imparatorluk tahtına oturduğunda, Mısır halkının gözünde “Tanrının Oğlu” olarak kutsallık katına erişir. O artık Mısır topraklarının, Mısır halkının gelmiş geçmiş en büyük firavunu, “Mısır’ın Güneşi”, Tanrıların sevgili oğlu II. Ramses olacaktır. Başarılı bir yönetici, savaşçı ve aynı zamanda barışsever bir kumandan, oldukça da kurnaz bir politikacıdır. Tam altmış yedi yıl Mısır’ı yönetmiş, Mısır topraklarının ötesinde, başka toprakların ve bu topraklarda yaşayan insanların da sahibi olmuştur.
Dünya Tarihinin İlk Yazılı Barış Antlaşması
En büyük düşmanı Hititlerle sonradan en yakın dost olur. Bu ezeli düşmanla, Mezopotamya topraklarında tam on altı yıl defalarca karşı karşıya gelerek kimi zaman yenilir, kimi zaman da büyük zaferler kazanır. Ancak sonunda 1259 yılında dünya tarihinin ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması’na mührünü basarak iki ülkenin kardeşliklerini ilan eder. Bu büyük dostluğu haremine aldığı Hititli prenseslerle, karşılığında da Hitit kralına gönderdiği Mısırlı prenseslerle pekiştirir.
Aralarında kendi öz kızının da bulunduğu birçok kadınla evlenip tarihin gelmiş geçmiş en büyük haremlerinden birini kurar. Beraber olduğu kadınlardan 96 kız, 56 erkek; toplam152 prens ve prensesin babası olur…
Altmış Yedi Yıllık İktidar
Abu Simbel’den Luksor’a Antik Mısır’ın gelmiş geçmiş en görkemli tapınaklarını o yaptırır. Yaptırdığı tapınakların duvarlarını boydan boya kendi tasvirleriyle süsler, her tarafa adını yazdırır. Adı gibi yaptıklarıyla, yaptırdıklarıyla, zaferleriyle, haremiyle büyük ün kazanır, efsaneleşir ve bu efsane günümüze kadar gelir. Altmış yedi yıl süren iktidarının sonunda, 91 yaşına bastığı MÖ 1213 yılında, Akhet mevsiminin (Taşkınlık-Sel Mevsimi/19Temmuz-15 Kasım arası) on dokuzuncu günü, yani 12 Temmuz tarihinde yaşama veda eder. 70 gün süren mumyalanmasının ardından büyük bir törenle, Teb’de Krallar Vadisi’nin derinliklerine kazılmış mezarına yerleştirilir…
II. Ramses Paris’te Olsa!
Aradan yüzyıllar geçer…
1974 yılının sonlarında, dönemin Fransa Kültür Bakanı Michel Guy; Louvre Müzesi’ne, Mısır Eserleri Bölümü sorumlusu Madam Christiane Desroches Noblecourt’u ziyarete gelir. İki eski dost sıcak bir sohbete girer. Madam Desroches Noblecourt, uzun zamandır hayalini kurduğu, Paris’te açılabilecek büyük bir Mısır sergisi fikrini bakana açar. Aslında, gerçekleştirmek istediği, “II. Ramses”le ilgili bir sergidir. En büyük arzusu da Mısır’dan getirtilebilecek II. Ramses’in mumyasının Paris’te sergilenmesidir. Bakan şaşkınlıkla karşılar ünlü Mısır bilimcinin bu önerisini. “Peki ama nasıl?” diyerek tepkisini koyar. Yüzyıllardan beri korunarak günümüze dek gelebilmiş, Mısırlıların büyük atası II. Ramses’in mumyasının Mısır sınırları dışına çıkarılması, öyle kolay olabilecek bir şey değildir… Birkaç gün sonra Kültür Bakanı, bu öneriyi Fransa Devlet Başkanı Valéry Giscard d’Estaing’e götürür. Çok geçmeden de Fransa Devlet Başkanı ünlü Mısır bilimciyi Elysee Sarayı’na davet ederek uzun uzun konuşurlar… Başkan, “Bunun bize faydası ne olacak?” diye sorar. Madam Desroches Noblecourt, ardı ardına sıralar öngörülerini: II. Ramses’i Fransa’ya getirerek, uzun zamandan beri mumyasını kemiren parazit ve mantarlarından arındırmak, bu projeyle Fransa-Mısır arasındaki dostluk ve kültürel ilişkileri daha da pekiştirmek, Paris’te gerçekleştirilecek büyük bir sergiyle milyonlarca insanın II. Ramses’in mumyasını görmesini sağlamak ve tabii ki bütün bunların yanında mumyayı parazitlerinden kurtaracak olan Fransız bilim insanlarının büyük zaferi…
Bu görüşmeden sonra ciddi bir süreç içine girilir. Bu arada, Fransa Devlet Başkanı’nın programında Mısır’a yapılacak resmî bir ziyaret vardır. II. Ramses’in Paris’e getirilme projesi, Cumhurbaşkanlığı sekreterlik dosyalarıyla beraber Kültür ve Dışişleri Bakanlıklarının dosyalarına girer.
II. Ramses’e Veda!
1975 yılının soğuk, karlı bir kış gününde Fransa Cumhurbaşkanı d’Estaing, iş insanlarından diplomatlara büyük bir kadroyla Paris’ten Mısır’a hareket eder. Kahire Havaalanı’nda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat tarafından sıcak bir şekilde karşılanır. Birkaç gün süren müzakere ve toplantılardan sonra Fransa Cumhurbaşkanı programını Kahire Müzesi ziyaretiyle noktalar. Müzede, II. Ramses’in mumyasının önüne geldiklerinde d’Estaing yarı ciddi, yarı şakacı tavrıyla Fransız bilim insanlarının önerisini Enver Sedat’a iletir. Mısır Devlet Başkanı bu teklife çok sıcak bakar ancak kendisinden önce bu operasyona olur vermesi gereken koskoca bir Mısır Parlamentosu vardır arkasında. Büyük muhalefete rağmen, eninde sonunda Enver Sedat, II. Ramses’in mumyasının Paris’e götürülmesini Mısırlılara kabul ettirir. İki ülke arasında yapılan yazışmalarla mutabakata varılır ve her şey hazırlandıktan sonra 25 Eylül 1976 tarihinde, çok önceden hazırlanan mumyanın, üzerine Mısır bayrağı örtülü özel sandukası kilitlenip mühürlenerek müzeye getirilen Mısır ordusuna ait askerî bir kamyona yüklenir. Bir general komutasında hareket eden konvoy, müzenin bulunduğu Tahrir Meydanı’ndan, yine kentin en büyük meydanlarından biri olan Ramses Meydanı’na, oradan da Heliopolis Askerî Havaalanı’na doğru yol alır. Konvoyun geçtiği yollarda kaldırımlara dizilmiş binlerce Kahireli sevinç çığlıkları atıp zılgıt çekerek, “Ramses El Akbar! Ramses El Akbar!” (Büyük Ramses!) nidalarıyla ataları Büyük Ramses’i selamlar…
Yüzyıllar Sonra Paris’te!
26 Eylül 1976 sabahı, bayrağa sarılı sanduka Mısır Hükümeti yetkilileri ve Kahire’deki Fransa Büyükelçiliği temsilcileri önünden geçirilip bir manga asker tarafından tüfek atışıyla selamlandıktan sonra, özel olarak gönderilmiş Fransız Hava Kuvvetleri’ne ait nakliye uçağına yüklenir. Paris’ten gelen Madam Christiane Desroches Noblecourt, seyahat boyunca II. Ramses’e refakat eder. Üç dört saatlik yolculuktan sonra uçak Paris yakınlarındaki Bourget Askerî Havaalanı’na iniş yapar. Fransız yetkililer II. Ramses’in sandukasını, bir devlet başkanının naaşına gösterilecek protokol çerçevesi içinde karşılar. Eski Mısır’ın büyük kralı askerî törenle selamlanıp, saygı duruşuna geçildikten sonra arkası kapalı resmî bir araca bindirilip motosikletli polis eskortuyla mumya üzerindeki operasyonun yapılacağı Musée de l’Homme’a (İnsanlık Müzesi) doğru yol alır. Fransızlar, II. Ramses’e büyük bir sürpriz hazırlamıştı! Müzeye gelmeden önce, Concorde Meydanı’ndan geçilir ve burada yükselen 19. yüzyıl başlarında Luksor Tapınağı’ndan getirilmiş II. Ramses’in dikilitaşı etrafında üç tur atarlar. Ramses’in ruhu, 3200 yıl sonra Mısır’dan çok uzaklarda bir yerde, başka topraklarda yükselen kendi anıtının önünde kim bilir ne kadar büyük bir mutluluk duymuştur!
Musée de l’Homme’a geldiklerinde, sanduka yine sıkı güvenlik kontrolü altında, çok önceden özel olarak hazırlanmış operasyon odasına alınır. Ramses’in mumyası, büyük bir titizlikle sanduka içindeki ahşap lahdinden çıkarılarak, özel şekilde hazırlanmış hidrofil pamuk yatağının üzerine yatırılır. Çok geçmeden de aralarında dünyaca ünlü bilim insanlarının bulunduğu Fransız tıp adamları ve Mısır bilimcilerden oluşan on beş kişilik bir heyet ilk çalışmalarına başlar. Mumya üzerinde radyolojik, botanik, jeolojik, mikrobiyolojik ve parazitolojik analizler yapılır. Yapılan ilk konsültasyonlara göre mumyanın çok kötü durumda olduğu gerçeği ortaya çıkar.
Kafatası dokusunda çatlak, kemiklerde kırık, mumyanın hemen her tarafında da belirgin bir çürüme vardır. Bütün bunların yanı sıra operasyon odasına kötü bir koku yayılmaya başlar. Saç tellerinden doku parçacıklarına alınan her bir örnek elektronik mikroskoplar altında incelenir. Ortaya çıkan sonuçlara göre, mumyanın her tarafını parazit ve mantarlar kaplamıştır. Ünlü firavunun ölümünden önce ve sonrasında bedeninde oluşmuş hasarları yansıtan 200 civarında röntgen filmi çekilir. Kalp ve aort incelenir; mumyayı hazırlayanlar tarafından kalbin karın boşluğuna doğru itilmiş olduğu anlaşılır.
II. Ramses’in mumyası üzerinde araştırmalar yapan heyetin önemli isimlerinden biri de Tevrat, İnciller, Kur’an-ı Kerim ve Bilim adlı kitabın yazarı ünlü tıp adamı Maurice Bucaille’dır. Hazırlamış olduğu raporda, Ramses’in özellikle son yıllarında büyük sağlık sorunları ve acılar çektiği vurgulanır. Ama hepsinden önemlisi, bütün herkesi hayretler içinde bırakan, botanik ve parazitoloji uzmanlarından gelen sonuçlardır. Mumyanın karın bölgesinde o güne dek başka hiçbir Mısır mumyasında görülmemiş olan Nicotiana, yani tütün yapraklarına rastlanır. Bu yapraklar üzerinde de değişik parazitlerin izleri çıkar ortaya. Bu da yıllardan beri süregelen “Güney Amerika-Mısır arasında bağlantılar var mıydı?” tartışmalarına yepyeni bir ufuk açar. Zira, tütün Ramses’ten iki bin iki yüz yıl sonra, yani 1496 yılında ilk defa Christof Colomb tarafından Antil Adaları’ndan Avrupa’ya getirilmiş, Avrupa’dan da öteki ana karalara yayılma göstermiş bir bitkidir. Mumya üzerinde yapılan araştırmalarda öyle derin ayrıntılara girilir ki, örneğin burnun dik ve sağlam görüntüsünü kaybetmemesi için burun boşluğunun bol miktarda karabiber taneleriyle doldurulmuş olduğu anlaşılır. Tüm araştırmalar bitirildikten sonra, “Check Up” programının en zor aşamasına gelinir. Mumyayı için için kemiren parazit ve mantarlardan kurtarılmasına…
Ama nasıl?
Bilim insanları değişik öneri ve fikirler atar ortaya. Sonunda, parazit ve mantarların gama ışıklarıyla yok edilmesine karar verilir. Sonuç olarak da her şey yolunda gider, büyük operasyon Fransız bilim insanlarının başarısıyla sonuçlanır. Ardından da II. Ramses’in mumyası gerçekleştirilecek ve dünya çapında ses getirecek büyük sergi için Grand Palais’de özel olarak tehlikelere, yangına karşı hazırlanmış pleksiglas bir vitrin içine yerleştirilir. Madam Noblecourt Desroches’un da söylemiş olduğu gibi, bir taşla birkaç kuş birden vurulmuştur. Fransa adına kazanılan bilimsel zafer, Mısır’la eskiden beri var olan ilişkilerde yepyeni pencerelerin açılması ve Avrupa’nın dört bir yanından II. Ramses’i görmeye gelen, sergi girişinde kuyruklar oluşturan bir buçuk milyon ziyaretçi…
Tüm dünyada büyük ses getiren ve uzun yıllar dillerden düşmeyen bu sergi, 1976 yılının 15 Mayıs tarihinde açılır ve 15 Ekim tarihinde de son bulur.
Bugün, Kahire’de yeni açılan Medeniyetler Müzesi’ne gelen ziyaretçiler, alt katta yer alan Kraliyet Mumyaları salonunda II. Ramses’i görebilmektedir. Cam bir vitrinin altında boylu boyunca yatan 3200 yaşındaki ünlü Mısır kralı, kolları Tanrı Osiris’inki gibi göğsü üzerinde çaprazlama kenetli, parazitlerinden arınmış bir şekilde “mumyasal ölü” yaşamını sürdürmeye devam ediyor… #








