İfadelerin izinde yolculuk: ‘Eski Zelanda’dan Atatürk’e

Kayıp kıta Zelandiya’nın haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Kabil eğer Habil’i öldürmeseydi, Habil Kabil’i öldürecek miydi? Faik Bey ile Ayşe Hanım’ın oğlu Zia Bey Koubanine kimdi? Hubert Reeves televizyonda neden “yıldızlar bizden sözediyor” demişti? Ve Atatürk “beni unutmayınız” değil, “beni hatırlayınız” demeyi yeğlemişti.

Yorgo’nun meyhanesinin tavanına, ölümünün ardından Orhan Veli’nin her geldiğinde oturduğu iskemleyi astığı rivayet mi gerçek mi, doğrulayamıyorum. Taner Ay, dörtdörtlük bir denemesinde Yorgo’nun ölümünden sonra iskemlenin tavandan indirilip sırra kadem bastığını yazdı.

Kulağıdelik Sokağı’nın da, Karacehennem İbrahim Sokağı’nın da adları değiştirilmiş.
Kulağı Delik geçmişte Fâik Sabri’nin takma ismiymiş. Karacehennem lakabı İbrahim Ağa’ya Yeniçeri Ocağı’nı söndürdüğü için yakıştırılmış. İstanbul’un sokak isimleriyle oynayan “küçük” yetkililerin isimleri çıkmaz sokaklara bile verilmemeli.

“Kıl pranga” tam nereden çıkagelmiş? Ben Orhan Veli’den (“Kıl pranga, kızıl çengi”) ve Behçet Necatigil’den (“kılpranga köprüler” ya da bir denemesinde kullandığı “kılpranga süzgeçler”) tanıyorum, nasıl tanımaksa.
Başka?

Claude Lanzmann oğlunun genç yaşta ölümü üzerine “ölümlü birini dünyaya getirdiğimi biliyordum” demişti.
Anaksagoras’a rastladım (Suad Baydur’dan aktarıyorum): “Ölümlü birini dünyaya getirdiğimi biliyorum” (oğlunun ölümü nedeniyle söylenmiş söz).
Tuhaf çakışma mı? Doğal çakışma mı?
Lanzmann savaş sonrası Tübingen’de, Deleuze ve Tournier ile sınıf arkadaşıydı; felsefe öğrenimi görmüştü -oradan yeretmiş olabilir Sokrates öncesi filozofunun cümlesi.

kagituzerinde-1

Yves Bonnefoy öldüğünde 93 yaşındaydı.
Poussin üzerine bir kitap yazma hazırlığı içindeydi.

“Cumhurbaşkanı olur muydunuz?” sorusuna Paul Simon “buna vaktim yok” yanıtını vermiş.

Kayıp kıta Zelandiya’nın haritası kamuoyuyla paylaşıldı. Gömülmüş, Avrupa’nın yarısı büyüklüğünde bir ada. Bir vakitler batmış. Coğrafyası belirleniyor usul usul. Tarihi olmamış mıydı?
Hâlâ bir muamma kütlesi olarak duruyor derin suların dibinde. Dev bir deprem sonrasında mı -Atlantis için varsayıldığı gibi- okyanus onu yutmuştu? Bir gün, sözgelimi Avrupa kıtasının başına aynısının gelmeyeceği kesin mi?

“İnsan yıldız tozudur” diyen astrofizikçi Hubert Reeves geçen yıl Ekim’de öldüğünde 91 yaşındaydı. Evrenin gizlerinden en somut ifadelerle “sözetmeyi” başaran, birçok temel soruya “bilmiyorum” yanıtını veren derin, hoş, örnek kişiydi. Bir anım var onunla bağlantılı: Saint- Germain bulvarında yürüyordum, karşıdan geldiğini gördüm, yaklaşınca gülümsedim ve karşılığını aldım: ‘Tanışmıyoruz ama tanıyorum’a zarif bir karşılıktı onunkisi. Bir gün tozlarımız biribirine karışacaktır. Televizyonda “yıldızlar bizden sözediyor” demişti. Son yıllarında bahçesine sekoyalar dikiyormuş.

kagituzerinde-2
Zia Bey Koubanine 1924’teki ölümünün ardından Fribourg’daki Saint- Léonard mezarlığına gömüldü (üstte). Atatürk’ün cumhuriyetin 10. yılı kutlamaları için hazırladığı nutkunun taslak metni. Daha sonra “Beni hatırlayınız” cümlesini metinden çıkarmıştı.

İsviçreli bir araştırmacı, Dr. Patrick Minder, Fribourg’daki bir mezarın fotoğrafı eşliğinde izler arıyor: Zia Bey Koubanine kimdi; neden burada gömülüydü? İsviçre arşivlerinden epey bilgi devşirmiş “jöntürk” olabileceğini (?) var saydığı zatın yaşamına ilişkin: Faik Bey ile Ayşe Hanım’ın oğlu; İngiliz Ada Drummond’la kısa süren bir evlilik. Cenevre’de ölmüş. Yerli kaynaklardan, başvurduğum tarihçilerimizden kırıntı bilgi devşiremiyorum. Hayatıma rastlantıyla giren bir hayalet figür daha.

kagituzerinde-3

Kabil eğer Habil’i öldürmeseydi, belki de Habil Kabil’i öldürürdü. Âdem keşke çocuk sahibi olmayı kabul etmeseymiş.
Seth’e gelince… Üçüncü oğula bizim buralarda Şit deniyor -bull shit! Sulbünde Nuh da varmış; olmasaydı Dünya daha huzurlu bir gezegene dönüşecekti.

Tevrat’ın “Sayılar” bölümünde (13, 32) İsrail’den “sakinlerini hırpalayan ülke” olarak sözediliyor; Kitab-ı Mukaddes’in eski güzelim çeviri versiyonunda daha sert bir ifade var: “Ahalisini yiyen bir memleket”. Bugün eklenebilir: Bir tek kendi ahalisini mi?
Emmanuel Levinas’ın 1960’lı yıllarda Paris’te yaptığı Talmud okumalarından birinde çok önemli yorumları yer alıyor, bis: Bugün onları kaç kişi anımsıyordur?

Ağrı’ya bağlı bir kasabada “Tutunamayanlar kafe-kitabevi” açılmış. O bir şey mi? 4-5 sene önce bu isimli bir televizyon dizisi yayına girmişti.
Rahat bırakırlar mı…

kagituzerinde-4

Musil, büyük olasılıkla Goethe’nin etkisiyle, hem Endülüs üzerinden hem İmrulkays ve Yedi Askı ekseninde Arap kültürüne sokulma okumalarına değiniyor günlüğünde -büyüteç tutarak bakılmalı.

Jünger’den: Köln’de peynirli sandviçe “yarım horoz” deniyormuş.

Platon’un mezarının “yeri” bulunmuş. Son kazılardan birinde, bir bölümü kurtarılabilen bir papirüste, filozofun Atina’daki Museion tapınağının komşusu bahçeye gömüldüğü bilgisine rastlanmış. Sokrates’in mezarı bulunsa, o noktaya gitmek için yol heybemi ve içi kırmızı şarap dolu mataramı hazırlardım. Platon için kılımı kıpırdatamam.

“Beni unutmayınız” dememiş Mustafa Kemal Atatürk, arabesk dilek olurdu bu; fark derin ve yakıcı, “beni hatırlayınız” demeyi yeğlemiş.
Anlamayan nesle aşina değilim.