ünlü gezgin ibn battûta’nın 14. yüzyılda anadolu’da yaptığı yolculuk, sadece bir gezginin deneyimlerini değil, aynı zamanda bir dönemin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını da yansıtıyor. ibn battûta, tarihçiler ve araştırmacılar için anadolu’nun zengin tarihine dair önemli bir kaynak teşkil etmekte ve battûta’nın gözünden bu coğrafyayı anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Fas’ın Tanca kentinde 1304 yılında doğan, Orta Çağ’ın en büyük gezgini İbn Battûta’nın 22 yaşında hacca gitmek için 14 Haziran 1325’te Tanca’dan başlayan yolculuğu 28 yıl sürecektir. Üç kıtada 117.500 km yol kateden Battûta, Fas sultanının isteği üzerine anılarını kâtip İbn Cüzey aracılığıyla yazmaya başlar. İbn Battûta’nın kısa adı Rıhle olan seyahatnamesi bugün dünyanın en çok tanınan eserleri arasındadır.
İbn Battûta Alanya ve Antalya’da
Lazkiye’de Cenevizli tüccar Martelmin’in gemisine binen İbn Battûta on günlük bir yolculuktan sonra Rum diyarı olarak da bilinen “Türk ülkesine”ne ulaşır. Alanya izlenimlerini şöyle aktarır:
“… Alanya deniz kıyısında bir şehirdir, ahalisi tümüyle Türkmenlerden oluşmaktadır. Kahire, İskenderiye ve Suriye tüccarları bu şehre gelip alışveriş ederler. Kerestesi bol olduğu için buradan yüklenen balyalar İskenderiye, Dimyat ve öteki Mısır limanlarına gönderilir. Şehrin üst tarafında gayet sağlam ve sarp bir kale var. Ulu Sultan Alâeddin [Keykubat] Rûmi tarafından yaptırılmıştır.”
Alanya Sultanı Karamanoğlu Yusuf Bey’le şehrin 10 mil uzağındaki köşkünde görüştükten sonra Antalya’ya doğru yola çıkan İbn Battûta, Antalya’da Şeyh Şihâbeddin Hamevi’nin medresesinde konaklar. Battûta, Hristiyan tüccarların “Mina/liman” denilen yerde, Rumların ve Yahudilerin de ayrı bir mahallede yaşadığını belirtiyor. Müslümanlar ise şehrin merkezindedir.
Antalya’ya varışının ikinci gününde medreseye gelen bir genç, İbn Battûta ve arkadaşlarını yemeğe davet eder. İbn Battûta’nın, “Bu adam yoksul birine benziyor, onu zor durumda bırakmayalım.” demesi üzerine Şeyh Şihâbeddin Hamevi, “Bu adam Ahi yiğitlerinin önderlerindendir. Kendisi derici tayfasının ustalarından cömertliğiyle tanınmış biridir. Zanaatkârlar arasında aşağı yukarı iki yüz adamı vardır.” der.
Ahilik Teşkilatı ve İbn Battûta’nın Hayranlığı
Selçuklu’nun son, Osmanlı’nın kuruluş aşamasında Anadolu’da görülen Ahi teşkilatını kuran ve yayan -Ahi Evran olarak da tanınan- Nasırüddin Mahmud B. Ahmed’dir (1171-1262). Ahi Evran’ın deri ustası olması nedeniyle önce dericilerin, sonra diğer meslek gruplarının katılımıyla 32 mesleği içeren dayanışma teşkilatı hâline gelen Ahi zaviyeleri; yolculara ücretsiz yiyecek, içecek ve barınma hizmeti veren konuk evleri olmanın dışında, gençlerin meslek, ahlak ve görgü kuralları öğrendikleri yerlerdi.
İbn Battûta, Anadolu coğrafyasında misafir edildiği Ahi tekkelerine hayran kalır:
“Anadolu’ya geldiğimizde hangi zaviyeye gidersek gidelim büyük alaka gördük. Komşularımız, kadın ya da erkek bize ikramda bulunmaktan geri durmuyorlardı. Burada kadınlar yüzlerini örtmezler. Yola çıkacağımız zaman akraba ya da ev halkındanmışçasına bizimle vedalaşıp üzüntülerini gözyaşı dökerek belli ederlerdi.Onlar [Ahiler] Anadolu’ya yerleşmiş Türkmenlerin yaşadıkları her yerde; köy, kasaba ve şehirlerde bulunmaktadırlar. Şehirlerine gelen yabancıları misafir etme, onlarla ilgilenme, yiyeceklerini ve konaklayacakları yeri sağlama, onları eşkıyanın ve vurguncuların ellerinden kurtarma, şu veya bu sebeple haydutlara katılanları temizleme gibi konularda bunların eşine dünyada rastlanmaz.”
Şimdi İbn Battûta’nın Anadolu seyahat rotasını takip edelim.
İbn Battûta’nın Akdeniz’den Ege’ye Uzanan Seyahati
Antalya Sultanı Hıdır Bey’i ziyaret eden İbn Battûta, Burdur’da yöre hatibinin evine misafir olur. Burdurlu Ahiler yanlarında kalmasını istese de hatip razı olmaz. Ahi yiğitler İbn Battûta ve arkadaşlarına bir bağ evinde ziyafet verir. İbn Battûta bunu şöyle anlatır:
“[…] bir ziyafet hazırladılar, kurbanlar kestiler. Bizimle tanışmaktan duydukları sevinç gerçekten hayret vericiydi!
Onlar bizim dilimizi bilmiyorlar, biz de onların dilinden anlamıyorduk; aramızda bir tercüman da bulunmuyordu! Oradan Sabartâ’ya [Isparta] hareket ettik. Burası da mamur bir şehir, zengin çarşıları var. Her yanından çaylar akıyor. Bağı, bostanı bol bir belde. Şehir kalesi yüksek bir tepe üzerinde. Akşam vakti oraya vardık. Yöre kadısının evine konuk olduk. Oradan Ekrîdûr’a [Eğridir] yollandık. Kalabalık mı kalabalık bir şehir. Çarşıyarı şirin ve zengin. Şehrin çevresi ağaçlıktır. Her yanı bahçe. Orada suyu tatlı bir göl bulunuyor. Oradan Kulhisar’a [Gölhisar] yöneldik. Kulhisar’ın hükümdarı Muhammed Çelebi’dir. Burası dört yanı suyla çevrili bir kasabadır. Burada ahı [Ahi] yiğitlerinden birinin tekkesinde konakladık.”
“ibn battûta’yı denizli’de misafir etmek için yarışan iki ayrı ahi tekkesi mensupları arasında tartışma başlar. hançerler çekilir. ahiler sonunda aralarında kura çekme konusunda anlaşır.”
İbn Battûta’yı Denizli’de misafir etmek için yarışan iki ayrı Ahi tekkesi mensupları arasında tartışma başlar. Hançerler çekilir. Ahiler sonunda aralarında kura çekme konusunda anlaşır.
“Buraya Dûngûzla da [Doñuzlu, Domuzlu, Denizli] deniliyor. Burası bölgenin en güzel, en büyük şehirlerindendir. Burada dünyada eşi benzeri olmayan altın işlemeli pamuk elbiseler dokunur. Şehirde Hristiyan nüfusun çokluğu nedeniyle bu işi yapanların ekseriyeti Rum kadınlardan oluşuyor.”
Tavas yolu güvenli olmadığı için bir kafileye katılan İbn Battûta, Tavas Kalesi dışında bir fakirin evinde konaklar. Kale komutanı eve yiyecek ve hediyeler gönderir.
“Oradan Muğle’ye [Muğla] hareket ettik. Şeyh efendilerden birinin tekkesinde konakladık. Bu şehirde, ileride bahsini edeceğimiz Milas hâkiminin oğlu İbrahim Bek’le görüştük. Bize çeşit çeşit ikramda bulundu, bir kat elbise ihsan etti. Oradan Milas’a doğru hareket ettik. Burası Anadolu ülkesinin en güzel, en büyük şehirlerinden biridir. Suyu bol, meyvesi bol, bahçesi bol! Orada ahı [Ahi] yiğitlerinden birinin tekkesine indik. İkramı, iltifatı, ziyafeti, temizliğimize gösterdiği dikkati ve hamama götürme konusundaki ısrarı ile diğerlerini geçti, bize çok hürmet etti.”
İç Anadolu Seyahati: Konya, Aksaray, Niğde, Kayseri…
“Kûnya [Konya] büyük ve güzel bir şehir. Meyvesi boldur. Sayısız nehir ve çayları, eşsiz bahçeleri var. Burada daha önce bahsettiğimiz kamaruddin denilen kayısı türü yetiştirilir, Mısır ve Suriye’ye ihraç edilir. Şehrin caddeleri geniş, çarşıları da muntazam ve şirin.”
İbn Battûta Konya ve Karaman Beyi Karamanoğlu Bedreddin Bey’le şehir dışında av dönüşü karşılaşır. “Atımdan indim; o da bineğinden indi. Selam verdim. Selamımı alıp beni kucakladı. Bu ülkede hükümdarların şöyle bir âdeti var. Uzaktan gelen biri onunla karşılaştığında beriki bineğinden iniyorsa o da iniyor!”
“Aksarâ [Aksaray], Irak hükümdarlarına [İlhanlı’ya] bağlı şehirlerdendir. Anadolu topraklarında ele geçirilen yerleri Irak hükümdarı adına yöneten Ertena beyinin vekili Şerif Hüseyin bu şehrin hâkimi olduğu için biz onun evinde konakladık. Sonra Nekde’ye [Niğde] yöneldik. Burası da Irak hükümdarlarına bağlıdır. […]Bu şehir de [Kayseri] Irak padişahının hükmü altındadır. Irak ordu birlikleri burada üstleniyor. Bu şehirde ahılardan [Ahilerden] Emir Ali’nin tekkesinde konakladık.”
Amasya, Gümüşhane, Sivas, Erzincan ve Erzurum
Bu şehirlerde de Irak hükümdarının hüküm sürdüğünü belirten İbn Battûta yolculuğu boyunca yine Ahi tekkelerinde misafir edilir. Erzurum’da Ahi Tûman’ın tekkesinden ikinci gün ayrılmak isteyince tepkiyle karşılanır. Tekke şeyhi ihtiyar, “Eğer böyle yaparsanız bizim itibarımızı yok etmiş olursunuz şehirde! Çünkü konukluk en aşağı üç gün olmalı!” der.
Birgi, Tire, Ayasuluk (Selçuk), İzmir
İbn Battûta’nın Erzurum’dan sonra Birgi’ye geçmesi seyahatnamenin bazı sayfalarının kaybolduğu veya sonradan yazıya geçirildiği için unutulmasına bağlanabilir. Aydınoğlu Muhammed’in hüküm sürdüğü Birgi ve Tire’de üç gün geçirdikten sonra Ayasuluk’a (Selçuk) geçen İbn Battûta, İzmir’i harap durumda bulur.
Manisa, Bergama, Balıkesir
“Şehrin [Manisa] hükümdarı Saruhan adında biridir. Orada ahılardan [Ahilerden] birinin tekkesinde konakladık. Burası dağ eteğinde güzel ve büyük bir şehir. Kurulduğu ovada zengin su kaynakları, nehirler ve bahçeler var. Ertesi gün yola koyularak Bergama’ya vardık. Şehrin hâkimi Yahşi Han’dır. Harap bir şehir ama tepedeki kalesi hâlâ sapasağlam. […] Şehrin [Balıkesir] ileri gelenlerinden Ahı Sinan’ın zaviyesinde konakladık. Şehir kalabalık bir nüfusa, zengin ve şirin çarşılara sahip.”
Bursa
“Burası muazzam bir şehir; çarşıları güzel, caddeleri geniş, bahçeler ve gür çaylar çeviriyor şehri. Bu şehirde, yiğitlerin büyüklerinden Ahı Şemseddin’in zaviyesinde konakladık. Bursa’nın sultanı İhtiyaruddin Urhan Bek’tir [Orhan Bey]. Sultan Osmancûk’un oğludur. Bu sultan, Türkmen hükümdarlarının mal, ülke ve askerce en büyüğüdür. Onun kaleleri yüze yakındır. Vaktinin büyük bir kısmını buraları dolaşmakla geçirir.”
İznik, Sakarya, Geyve, Göynük
“Bu şehirde [İznik] fıkıh bilgini, Hacı Alâeddin Sultanöyûkî’nin yanında kaldık. Beni, Beylûn Hatun’a [Nilüfer Hatun] götürdü. Bu kadın bize ikramda bulundu, iyi davrandı, yardım etti.”
İznik’te 40 gün kalan İbn Battûta azgın Sakarya Nehri’ni salla geçip Geyve’ye ulaşır. Göynük’te sadece yönetici olan aile Müslüman’dır. Nüfusun tümü Hristiyan’dır. İbn Battûta ve kafilesi Mudurnu’ya giderken kılavuzun terk etmesi sonucu yolunu kaybedip donma tehlikesi geçirir. Sığındıkları Ahi tekkesi kurtarıcıları olur.
Bolu, Gerede, Safranbolu, Kastamonu
“Bôlî’de [Bolu] ahı yiğitlerinden birinin tekkesinde konakladık. Âdet gereği tekkenin bütün bölümlerinde ocaklar kış boyu aralıksız yanar. Ertesi sabah Keredey-i Bôlî [Bolu Geredesi] denen yere vardık. Burası büyük bir düzlük üzerine kurulmuş şirin bir şehirdir. Buradan Borlû’ya [Safranbolu] gittik. Tepe üzerine kurulmuş küçük bir şehir. Eteklerinde hendek var. Tam zirvede sarp bir kale mevcut. Orada bir medresede konakladık. Ertesi gün Kastamûnya’ya [Kastamonu] yöneldik. Bu şehir Anadolu’nun en güzel, en büyük beldelerindendir. Yaşamak için her kolaylık var! Eşya fiyatları çok ucuz.”
Sinop
Anadolu’da yaptığı yolculuğun son noktası Sinop’ta 51 gün geçiren İbn Battûta bir gemi kiralayarak Kırım’a doğru yelken açar. Kırım’dan sonra yolculuğu ise Konstantiniyye’ye olacaktır.
İbn Battûta 1369 yılında Mağrip’te (Fas) vefat etmiş ve doğduğu kent Tanca’da defnedilmiştir. #




