’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’

Galen (129-216/217). Roma İmparatorluğu’nun bilge hekimi. Ona göre hastalıklar doğal sebeplerden doğuyordu ve tedavileri de doğaüstü değildi. iyi bir doktor olmanın önkoşulunun hem insan bedenini ayrıntılarıyla tanımak hem felsefe öğrenmekten geçtiğini savundu. Teorileri ve uygulamaları 1.500 yıl boyunca dünya tıbbına yön verdi.

’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’
Tıp alanının Hipokrat’tan sonraki en önemli figürü olan Galen, Aristoteles’in görüşlerini çürütmesiyle de ünlü. 1826’da yapılmış bir litografisi, National

Claudius Galenus (Galen), 129 yılında Roma’nın zengin kültür merkezlerinden biri olan Bergama’da doğdu. Yunan tıbbının Roma’daki en büyük temsilcisi olacak Galen, hayatı boyunca imparatorluğun en etkili ve saygın doktoru sıfatıyla ve tıbbın en büyük dehalarından biri olarak tarihe geçti.

Babası, matematik, astronomi, felsefe ve edebiyatla ilgili saygın bir mimar olan Aelius Nicon’du. Tek oğlunun, içinde doğduğu yüksek sınıfın geleneksel alanı olan felsefe ve politikada kariyer yapmasını umuyordu.

Galen bu sebeple 14 yaşında matematik ve felsefe çalış -malarına başladı. Eğitiminde zamanın 4 büyük felsefe okulu olan Platoncular, Peripatetikler, Stoacılar ve Epikürcülere dair incelemeler yer alıyordu.

Galen’in babası farklı felsefi bakış açılarını bilmenin önemine inanıyor; “hiçbir mezhebin takipçisi olmamak, hepsini dinlemek ve yalnızca gerçeği yüceltmek” gerektiğini düşünüyordu.

Babasından öğrendiği bu ilke, Galen’in yaşamı boyunca felsefi ve bilimsel duruşunu derinden etkileyecekti.

Galen 15-16 yaşlarındayken babasının Tıp Tanrısı Asklepius’u rüyasında görmesi üzerine tıp eğitimine başladı ve 4 yıl boyunca Bergama’da Satyros adlı seçkin bir hekimle çalışarak Asklepion’da eğitim gördü. 19 yaşında babasını kaybeden Galen, kalan mirasla artık zengin bir adam olmuştu. Eğitim arayışı devam ediyordu ve Smyrna’ya giderek anatomist Pelops’dan ders aldı; bu arada filozof Albinus’la da felsefe çalıştı. Daha sonra hekim Numisianus’tan doğa bilimleri ve tıp öğrenmek üzere Yunanistan’da Korinthos’a gitti. Son olarak da İskenderiye’ye geçti; burada 5 yıl kadar anatomi tahsil etti. Bu sırada kadim Mısır tıbbının bütün inceliklerini öğrendi; insan iskeletini inceleme fırsatını da burada buldu.

10 yıl süren bütün bu çalışmaların ardından Galen, 157 yılında Bergama’ya döndü. Ertesi yıl gladyatörler birliğinin başhekimi olmuştu; 4 yıl boyunca onları dövüşe hazırlayacak, korkunç yaralarını tedavi etmeye çalışacak, kimilerinin de ölümüne tanık olacaktı. Kalbinden yaralanan bir gladyatörün ölene kadar şuurunun açık olduğunu gözlemleyerek Aristoteles’in “kalbin aklın merkezi olduğu” yönündeki görüşünü çürüttü. Gladyatörlerin hekimi olmak Galen’i insan anatomisi ve travmaları hakkında engin bir bilgi ve deneyim sahibi yapmıştı.

Anatomi çalışmaları

Galen, tıbbın temelinin anatomi olduğuna inanıyordu. Ancak o zamanlar Roma İmparatorlu-ğu’nda insanları incelemek ya-sadışıydı ve araştırma amacıyla diğer hayvanları incelemekten başka bir seçeneği yoktu. Hem ölü hem de canlı hayvanlar üzerinde incelemeler yapıyordu; koyun, keçi, domuz, köpek, Afrika maymununu kesitlere ayırarak onların anatomilerini incelemişti. İzleyicilere canlı hayvanlar üzerinde gösteriler yaptığı da olurdu. Yine bir gösteri sırasında canlı bir maymunun karnının içini açmış ve çıkardığı bağırsakları yeniden yerine yerleştirmişti.

Anatomi çalışmalarıyla Galen, atardamarların toplardamarlardan yapısal farklılığını gösterdi; kalp kapakçıklarını tanımladı. En önemli keşiflerinden biri, atardamarların 400 yıldır zannedildiği gibi hava değil kan taşıdığıydı. Sinir sistemi üzerine de çalışmış, kafa içindeki sinirleri de tanımlamıştı. Bir domuz üzerinde yaptığı deneyde, gırtlak sinirini (nervus re-currens) bağladığında hayvanın hiç ses çıkaramadığını gösterdi. Böylelikle, sesin kalpten geldiği inancını yıkmış ve sesi beynin kontrol ettiğini ispat etmişti.

Gözün birincil yapıları olan kornea (irisin önündeki şeffaf dış tabaka), sklera (beyaz tabaka), mercek, retina (gözün arkasında, sinyalleri beyne ileten tabaka) ve göz kaslarını tanımladı. Deneysel yöntemin yaratıcısıydı; hayatı boyunca insan bedeninin nasıl çalıştığını anlamak amacıyla hayvanları kesitler yaparak (disseksiyon) inceledi. İdrarın zannedildiği gibi mesanede değil böbrekte oluştuğunu kanıtladı. Öte yandan, insan cesetlerinin incelenmesine karşı yasaklar nedeniyle hayvanları inceleyerek insan anatomisi hakkında yaptığı çıkarımlar, onu kimi zaman hatalara da sürükledi; “kanın karaciğerde oluştuğu” gibi büyük bir yanılgıya düşen Galen’in bu inancı, yüzyıllar boyunca kabul gördü.

Erişkin yaşlarında hayatının büyük bir kısmını felsefe çalışarak geçiren Galen, Platon ve Aristoteles’ten de etkilendi; daha önceki filozof hekimlerin, özellikle Herophilus ve Erasistratus’un teorik fikirlerinden ve Hipok-rat’ın yazılarından yararlandı. Galen, vücudun birbirine bağlı 3 sistemden oluştuğunu düşünüyordu: kalp, karaciğer ve beyin. Kalp, göğüs boşluğunda yer alan organları yönetirdi. Atardamarlar kan ve ruh karışımını bütün bedene dağıttıkları için ruh organları olarak hizmet ederdi. Bu can, hayatın kaynağıydı. Beyin, omurilik ve sinirleri içeren bir organ grubunu yönetirdi; bu sistem de düşünceyi, hareketi ve duyuları yani hayati meziyetleri denetliyordu. Karaciğer ise doğal meziyetlerden yani beslenmeden, büyümeden ve üremeden sorumluydu.

’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’
Galen, Hipokrat’tan etkilenmiş, 4 sıvı teorisinde onun prensiplerini temel almıştı. İki antik dönem hekimini bilimsel konuları tartışırken tasvir eden fresk, İtalya’nın Anagni şehrinde bulunan Santa Maria Katedrali’nde.

Bedenin 4 sıvı dengesi

Hipokrat prensiplerini temel alan Galen, insan sağlığının 4 ana vücut sıvısı arasında bir denge gerektirdiğine inanıyordu: Kan, sarı safra, kara safra ve balgam. Bu sıvılar, 4 element teorisiyle de yakından ilişkiliydi: Toprak, ateş, su ve hava. Toprak kara safrayla, ateş sarı safrayla, su balgamla, hava ise kanla bağlantılıydı. Bu sıvılar/unsurlar aynı zamanda bireyin kişiliğiyle de ilişkilendi-riliyordu. Vücudun fiziksel ve zihinsel sağlığının korunması için 4 sıvının dengesinin gerektiği düşünülüyordu. Ruhun/bedenin unsurları arasındaki denge bozulursa birey hastalanırdı. Böyle bir durumda hekim, dengesizliği düzeltmek için diyet, egzersiz, aktivite veya dinlenme önererek hastanın dengesini sağlamaya yardımcı olurdu. Bu değişiklikler hastalığı iyileştirmezse, hekim tedavi edici başka bir müdahale önerebilirdi. Hipokrat’tan farklı olarak Galen, beden sıvılarındaki dengesizliklerin bütün vücutta olduğu gibi belirli bir organın özelinde de olabileceğini savunuyordu. Bu teori, hekimlerin daha kesin teşhisler koymak ve daha özel tedaviler önermesine olanak sağladı. Hipokrat prensiplerinin bir devamı olan Galen prensipleri, sonraki 1.500 yıl boyunca kabul görecekti.

Bergama’dan Roma’ya

162 yılında Bergama’dan Ro-ma’ya giden Galen, kısa bir dönüş dışında hayatının geri kalanını burada geçirdi. İmparator Marcus Aurelius’un özel hekimi oldu; ardından Aurelius’un halefleri Commodus ve Septimius Severus için de aynı görevi sürdürdü. Roma’da halka açık konferanslar veriyor ve anatomi gösterileri yapıyordu; kısa sürede hızla yükseldi, ün kazandı ve seçkinler sınıfında kabul gördü. Ancak, halka açık yaptığı anatomi gösterilerinin sansasyon yaratma amacıyla olduğu söylentilerinin yayılması üzerine, bu tarz çalışmalarına 163 yılında son verdi. Bu arada filozof Eudemus ve Romalı konsül Flavius Boethius ile dostluğu itibarını arttırmıştı.

Galen hiçbir hastadan ücret talep etmiyor ve karşılık beklemeden yoksulları da tedavi ediyordu. Aldığı tek ödeme, Flavius Boethus’tan karısını iyileştirdiği için gelen 400 altın değerindeki büyük bir hediyeydi. Ancak, önemli mev-kilerdeki cahil Romalı hekimlere yönelik keskin eleştirileri nedeniyle birçok düşman da kazanmıştı ve suikast tehlikesine karşı uyarılar alıyordu. Bu nedenle 166 yılında Roma’dan ayrılarak bir süreliğine Bergama’ya gitti; böylelikle tam o sırada Roma’da ortaya çıkan veba salgınından da kurtuldu.

’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’
Atardamarların toplardamarlardan yapısal farklılığını gösteren Galen, kalp kapakçıklarını tanımladı. Onun kan dolaşımı sistemini gösteren ve 13. yüzyıl elyazmasında bulunan tasviri, Bodleian Library (Oxford).

168-169 yıllarında, ortak imparatorlar Lucius Verus ve Marcus Aurelius tarafından kuzey İtalya’daki bir askerî sefere eşlik etmesi için çağrıldı; ancak veba salgınının devam etmesi, Galen’in bu birliklere katılmasını engelledi. Salgın, Aquileia’daki Roma birliklerini harap etmiş, Marcus Aurelius da Roma’ya dönmüştü. İmparator bunun üzerine Galen’i hayatının geri kalanını geçireceği Roma’ya tekrar çağırdı. Verus’un 169 yılındaki ani ölümünün ardından Marcus Aurelius ve ailesinin özel hekimi oldu. Daha sonra Aurelius’un oğlu Commodus’un ve geleceğin Roma İmparatoru Septimius Severus’un hekimi olarak görev yapacaktı.

Yangın felaketi

Galen tıp ve felsefe konusunda pek çok eser kaleme aldı; fakat bu eserlerin çoğu 191-192 yılında çıkan Roma yangınında yok oldu. Galen’in varlığının çoğunu, en değerli eşyalarını kaybetti. Yazılı eserlerinin çoğu, büyük miktarlarda gümüş ve altın, evraklar, icat ettiği tıbbi aletler, geliştirmekte olduğu aletlerin balmumu modelleri ve muayenehanesinde kullanılan ilaçların malzemeleri yandı. Kederin Ortadan Kaldırılması Üzerine adlı kitabında Galen, kitaplarının ve değerli eşyalarının çoğunun Roma’daki kraliyet depolarında meydana gelen büyük bir yangında yok olduğunu söyler. Yanan kitaplardan bazıları Aristoteles’e ait el yazmalarıdır. Ancak o, bu büyük yıkıma karşın kontrolünü kaybetmedi ve her şeye rağmen hayatının geri kalan yıllarını tıbbi ve felsefi eserler üretmeye devam ederek geçirdi.

Ölümü ve mirası

’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’
158 yılında gladyatörler birliğinin başhekimi olan Galen, 4 yıl boyunca korkunç yaraları tedavi etmeye çalışacaktı. Gladyatör savaşı ve yaralanmasını tasvir eden mozaik, İspanya Ulusal Arkeoloji Müzesi, 3. yüzyıl.

Galen’in ölümüyle ilgili kesin bir tarih yok; 199, 210 veya 216-217 yıllarını belirten kaynaklar var. Galen’in son eserleri 207’den sonraya tarihlendiği için, Arap biyografi yazarlarının 216-217’de 87 yaşında öldüğüne dair iddialarının doğru olduğu düşünülür. Roma İmparatoru Marcus Aurelius onu “primum sane medicorum esse, philosop-horum autem solum” (doktorlar arasında ilk, filozoflar arasında eşsiz) olarak tanımlamıştı. Galen, hastalığın doğal sebepler yüzünden doğduğuna inanıyordu ve tedavileri de doğaüstü değildi. Onun tıbbı rasyoneldi ve iyi bir hekim olmanın önkoşulu olarak insan bedenini ayrıntılarıyla tanımaya ve felsefeye öğrenmeye aynı derecede önem verdi; bu düşüncesini “iyi hekim aynı zamanda felsefecidir” sözüyle beyan etti.

Tedavilerinde kimi zaman 25’e yakın madde ihtiva eden terkipler kullanmış; birden fazla maddeden oluşan bu tip ilaçlar daha sonra “galenik ilaçlar” olarak anılmıştır. İlaç tedavileri üzerine çalışmaları, günümüzde en çok incelenen ve en büyük önem taşıyan çalışmaları arasındadır. Ruh kavramını benimsediği için Hıristiyan dünyasında “Divinus Galenus” (İlahi Galenus) olarak anılmış, fikirleri mutlak doğrular olarak yüzyıllarca tartışılmadan kabullenilmişti.

Galen, ölene kadar tıbbi araştırmalarına ve yazmaya devam etti. Magnum Opus, Şifa Yöntemi gibi büyük eserlerin yanı-sıra Günah ve Cezanın Eşitliği Üzerine, Popüler Onur ve Zaferin Küçük Önemi ve Bilgiyi İfşa Etmenin Reddi gibi birçok felsefi eser üretti. Yaklaşık 300 eser kaleme aldı ve bunların yaklaşık 150’si tamamen veya kısmen günümüze ulaştı. 20 bin sayfadan fazla olan bu eserlerinin çoğu Latince, Süryanice, Arapça ve İbraniceye çevrildi.

500 yılında Galen’in eserleri İskenderiye’de ve Bizans’ta öğretiliyordu. Antik çağın pek çok eseri gibi orijinal elyazmaları da 9. yüzyılda Araplar tarafından toplanmaya ve tercüme edilmeye başlandı. Bağdat sarayında hekim olan Huneyn İbn İshak, öğrencileriyle birlikte Galen’in çok sayıda eserini Yunancadan Süryaniceye ve Arapça-ya tercüme etti. Bunlar Arapça konuşulan dünyada tıp, anatomi ve fizyoloji çalışmalarının temellerini oluşturdu.

Yaşadığı zamanın çok ilerisinde olan Galen, kimi gözlemlerinde yanılgıya da düşse tıp tarihinde son derece tayin edici bir rol oynadı. Tercüme edilen eserleri nesiller boyunca aktarıldı ve hurafelere çok müsait olan tıp mesleğini gözlem ve araştırmaya dayalı bir disiplin hâline getirdi. 1.500 yıl boyunca hem Doğu hem de Batı dünyasında tıp öğretimine ve uygulanma biçimine egemen oldu ve teorilerinin çoğu Rönesans dönemine kadar çürütülemedi.

1543’te Flaman doktor Andreas Vesalius, Galen’in betimlediği vücut anatomisinin insandan çok hayvana benzediğini ortaya çıkardı. Galen’in ve onun prensiplerini Ortaçağ’da devam ettirenlerin birçok hata yaptığı aşikardı. Galen’in fizyolojiye dair görüşleri ise İngiliz hekim William Harvey kan dolaşımını doğru bir şekilde açıklayana kadar 1 yüzyıl daha varlığını sürdürdü. Rönesans döneminde Galen geleneği yavaş yavaş yıkılmaya, modern bilimin ilk örnekleri ortaya çıkmaya başladı.

Tıp eğitiminin dönüşümü

’Hekimler arasında bir ilk, filozoflar arasında da eşsiz’
İzmir-Bergama Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Galen heykeli, 2012’de sanatçı Ekin Erman tarafından yapıldı.

Galen tıbbı İlkçağ, Ortaçağ ve erken modern dönem tıp dünyalarını birleştirmişti. Ortaçağ boyunca Galen’in metinleri Arapça kaynaklarla Batı’ya nakledilmiş, 13. yüzyıla gelindiğinde üniversitelerdeki tıp eğitiminin temelini Galen külliyatı oluşturmuştu. Bu külliyat sınırlıydı; çünkü akademi, metinlerin tamamına ancak 16. yüzyılda erişebilecekti. Venedik’te 1525’te yayımlanan Yunanca yeni metinler modern standart hâline gelerek tıp kuramlarını ve üniversite eğitimlerini 17. yüzyılın ortasına kadar şekillendirdi. 17. yüzyılın sonlarına doğru Galen’in eserleri artık Avrupa tıp okullarında gözden düşmüştü. 18. yüzyılda tıpta başlayan değişimle birlikte eğitimde de dönüşüm yaşanıyor, kimya, botanik ve fizyoloji gibi yeni konular tıp müfredatına giriyordu. Akademik tıpta uzun ve yavaş bir süreçte gerçekleşen Galen egemenliğinin çöküşü, ancak 1800’lerin başında tamamlanacaktı. Buna rağmen Galen’in eserlerinin tamamı, 18211833 arasında C.G. Kühn tarafından 22 cilt hâlinde eski Grekçe ve Latince çevirileriyle birlikte yayımlandı.

Bilginin devamlılığı

İslâm dünyasında Câlînûs olarak bilinen Galen’in eserlerinin bir kısmı Beytülhikmet (Hikmet Evi) olarak bilinen tercüme merkezinde Huneyn İbn İshak tarafından Arapçaya ve Süryaniceye çevrilmiş, Zekeriya er- Râzî, İbn Sînâ, İbn Rüşd gibi önde gelen hekimler onun eserlerinden ve düşüncelerinden etkilenmişti. İbn Sînâ’nın el-Kânun fi’t-Tıb adlı eseri, Galen’in Küçük Tıp Sanatı ve Tıp Ekolleri adlı eseriyle benzerlikler gösteriyordu.
Galen İslâm dünyasında tıp otoritesi kabul edilse de bu mutlak olmamıştır. Zekeriya er-Râzî, Galen’in görüşlerindeki sorunları göstermek için Kitâbü’ş-şükûk alâ Câlînûs (Galen’in Şüpheleri Üzerine) adlı bir eser yayımlamıştır. İbnü’n-Nefîs ise kan dolaşımı konusunda kanın sağ karıncıktan sol karıncığa geçmesi için gizli bir oda olduğunu ileri süren Galen’in görüşünün hatalı olduğunu belirtmiştir. Bağdadî de çenenin Galen’in iddia ettiği gibi birbirine bağlı iki kemikten değil de tek kemikten oluştuğunu tespit etmiştir.