Güneşe Doğru


nâzım hikmet denince akla ilk gelenin şiir, oyun hatta roman olması doğaldır. buna senaryolarını, çevirilerini, mektuplarını da eklemek mümkündür. bilinen pek çok başkaca özelliğinin yanında belki de en az bilinen yanlarından biri ise sinema yönetmenliği olsa gerek. gökhan akçura, nâzım hikmet’in sinemacılığını, esas olarak da “tek” uzun metrajlı filmi güneşe doğru’yu anlattı.

Günese_Dogru_1. Güneşe Doğru seti-2
İpek Film Stüdyosu’nda Güneşe Doğru seti. Soldan: Arif Dino, kameraman Lazar Yazıcıoğlu, baş kadın oyuncu Mediha Hanım, Nâzım Hikmet, omuzuna dayandığı ressam Faruk Morel, arkalarında İhsan İpekçi ile Osman İpekçi.

Nâzım Hikmet’i doğal olarak öncelikle şair yönüyle tanırız. Biraz daha derine indiğimizde onun oyunlara ve romanlara da imza attığını görürüz. Ama pek görünmeyen, iyice gizlenmiş bir yanı ise sinemacılığıdır. Nedeni ise sinemaya önem vermemesi değil, bu alanda bir emekçi gibi çalışmak zorunda kalışından dolayı yaratıcılığını hayata geçirememesidir. Nâzım Hikmet’in yaşamak için ihtiyacı olan nafakayı sağlayan bir sanat dalıdır sinema. Nâzım Hikmet’in sinemayla ilgili çalışmaları 1932 yılında başlar. O yıl çekilen Bir Millet Uyanıyor filminde reji asistanı, Karım Beni Aldatırsa da ise senarist olarak görev üstlenir. Bir yandan da dublaj stüdyosunu yönetmektedir. Üst üste çekilen operet filmlerinin senaryolarını yazar, Karagöz, Düğün Gecesi gibi kısa filmlerin yönetmenliğini üstlenir.

Bir İlk ve Son!
1937 yılında İpek Film Nâzım Hikmet’e bir uzun metraj film yapması için şans tanır.
Ama ekonomik problemlerini çözememiş olan film şirketi, çok düşük bir bütçeyi onaylamıştır. Filmin adı ise Güneşe Doğru olacaktır. Oyuncu kadrosundaki tek profesyonel oyuncu Ferdi Tayfur’dur. Daha önce hiçbir deneyimi olmayan Mediha adlı bir genç kız ve Arif Dino diğer önemli rolleri paylaşırlar. Musiki kısmında Bayan Nerkis, Fahire, Refik, Safiye (Ayla) ve Neyzen Tevfik kısa sahnelerde boy gösterirler. Dekorların Abidin Dino tarafından yapıldığını, kameramanın da Lazar Yazıcıoğlu olduğunu ekleyelim.
Filmi, yıllar içinde kaybolduğu için bulup izleme olanağımız yok. Dönemin gazete röportajlarına ve el ilanlarına göz atarak konusunu aktarmaya çalışalım: “Operatör Cemil, Tıp Fakültesi öğrencisi olan kızı Ayşe ile beraber İstanbul’un uzak sayfiyelerinden birinde oturmaktadır. Operatör Cemil’in komşusu ise besteci Ahmet Ali’dir. Sakat bir adam olan Ahmet Ali, talebesi ve sevgilisi olan bir dansözle yaşamaktadır. Bir gece doktorun bahçesine acayip bir adam girer. Bu, özel bir akıl hastanesinden kaçmış bir hastadır. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilmeyen ve adı Hasan olan bu kişinin mütareke yıllarında bir Darülfünun öğrencisi olduğunu, bir kaza sonucu hafızasını kaybettiğini ve kendisini Kraliçe Viktoria devrinde yaşayan seksenlik bir ihtiyar gibi gördüğünü anlarız. Doktorun güzel kızı Ayşe, babasını, delikanlıya bir ameliyat yapmaya zorlar. Doktorun yaptığı bu ameliyat başarıyla sonuçlanır fakat hafızasına kavuşan delikanlı, aradan geçen on beş yıla ilişkin hiçbir şey bilmemektedir. Kendisini hâlâ o meşum kazaya uğradığı Mütareke Dönemi’nde sanır. 35 yaşına geldiği hâlde, hisleri, bilgisi, tecrübeleri on beş yıl önceki öğrenci ile aynı kalmıştır. Bir gün bestekâr Ahmet Ali, operatör Cemil’e sakatlığını gidermek için müracaat ettiği sırada, Hasan on beş senelik bir uykudan uyandığını Ayşe’den öğrenir. Dünyanın bu on beş senede geçirdiği muazzam değişiklikler, kazandığı yenilikler onu yıldırır ve intihara karar verir. Bu niyetle Sarayburnu Parkı’na gider. Sahile doğru yürürken yolda bir kese kâğıdı görür. Açlığın verdiği bir ümit ve arzuyla bu kâğıdı alır. Kese kâğıdı elma kabuklarıyla doludur. Hayal kırıklığı içinde, önünde bulunduğu bir sıraya yığılır. Gayriihtiyari elinde tuttuğu kese kâğıdına ilişen gözleri bir cümle üzerinde durur. Okur: ‘Ölmek kolay… yaşamak güç, fakat şereflidir!’”

Günese_Dogru_2. Güneşe Doğru AFİŞ
Güneşe Doğru filminin yakın dönemlerde yapılmış afişi.

Kameranın İlk Kaydırıldığı Film
Nâzım’ın üvey oğlu Memet Fuat da anılarında, “İpek Film Stüdyosu’nda uzun süre Güneşe Doğru adlı filmin çekimini izlemiştim.” diye anlatmaya başlar. “Anladığıma göre bunun nitelikli bir film olması isteniyordu. Halkın hoşlandığı şeylerle tasarlanmamıştı. Sanki bütün stüdyo nitelikli film üretme sınavına girmiş gibiydi. Bu arada Nâzım da konulu bir filmde sanırım ilk bağımsız yönetmenlik sınavını veriyordu. Daha önce Muhsin Ertuğrul’a yardımcılık etmişti.” Güneşe Doğru filminin Türk sinemasını geliştirmek için yapılmış bir atılım olduğunu düşünen Memet Fuat devam eder: “Dışarlara az neredeyse bütünü stüdyodaki dekorların içinde çekiliyormuş gibi geliyordu bana. Hep oradaydılar. Çok özeniyor, her sahneyi çekmeden önce birçok kez oynuyorlardı. Önemli bir yenilik de kameranın yürütülmesiydi. O dönemde günümüzdeki gibi gelişmiş araçlar yoktu. Kamera ise kocaman bir kutuydu. Marangozlardan biri oluklu bir tahta yapıp kayganlaştırmış, o oluğun içine de üstüne kameranın konacağı bir kızak yerleştirmişti. Böylece kamerayı çekerek belli bir doğrultuda hiç sarsmadan kaydırabiliyordunuz. Hem Nâzım hem de kameraman bu buluşa çok sevinmişlerdi. Oluğu yapan genç marangoz günlerce gelene gidene tanıştırılıp övgülere boğulmuştu. Türkiye’de çekilen bir filmde kameranın ilk olarak kaydırıldığı söyleniyordu.”0

Günese_Dogru_3.  Arif Dino Güneşe Doğru filminde
Arif Dino, Güneşe Doğru filminde.

Başrolde Arif Dino
Filmde başrollerden birini üstlenen Arif Dino normal yaşamında konuşmayı pek sevmediği hâlde bu film çekilirken oldukça farklı bir görünüm taşır. İpek Film Stüdyosu’nda Ercümend Behzad Lav ile bazen kendilerini konuşmaya öyle kaptırırlar ki ancak megafonla bağırırak susturulabilirler. Nâzım Hikmet, Kral Übü’nün marifetlerini ondan öğrenir. Necip Fazıl’la Tanrı’nın var olup olmadığı üzerine tartışırlar. Necip Fazıl kızar, “Öleceksin, ölünce nereye gidecek ve ne olacaksın, hiç düşünmedin mi!” diye sorar. Arif Dino cevap verir: “İçinde yokluk ve boşluk acısı da olmayan bir yokluk ve boşluğa gideceğim!”0

Senenin Biricik Türk Filmi ve Eleştiriler
Film 28 Ekim 1937 gününden itibaren İpek Sineması’nda, bir gün sonra da İzmir Elhamra Sineması’nda gösterilmeye başlanır. İlanlarda, “3 senelik fasıladan sonra ilk defa olarak Türk artistlerinin, Türk rejisör ve musiki üstadlarının yaptığı senenin biricik Türk filmi”, “…ihtişamı binlerce figüran! Baletler! Hayır! Bunlar yok! Fakat, temiz bir aşk, vatanseverlik, güzel bir mevzu, sinema tekniğinin son ilerleyişine uyan bir rejisi var.” diye yazar. “Güzellik, aşk, yurtseverlik, sergüzeşt [macera] ve heyecan filmi.” diye de noktalar.

Günese_Dogru_01 NAZIM PORTRE CO
Nâzım Hikmet

Film yeterince beğenilmez ve basında da karşılığını bulmaz. 22 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinde Y.N. [Yaşar Nabi Nayır?] imzalı bir yazı, İpekçilerin başarısız yapımcılıklarının bir sonucu olarak birkaç yıldır yeni bir film çekmediklerini, “…geçen yaz birkaç amatör genç[in] İstanbul’un mütevazı bir köşkünde bir araya gelerek iptidai [ilkel] vasıtalarla bir film” çevirdiklerini söyleyerek söze girer. Ardından ekler, bu film bitmiş bir eser hâlinde halkın önüne çıkarılmasaydı “…amatör gençlerin heveslerini kırmak ve bu teşebbüslerini tenkid etmek [eleştirmek] istemezdik…” Yazı şöyle devam ediyor: “Bu filmde bütün kusurlara tahammül etmek mümkündür ama işin en acemisi amatörlere bile mükemmel fotoğraflar elde etmek imkânını veren bugünkü ileri teknik asrında beyaz perdeye akseden bulanık ve karanlık resimleri beğenmek elden gelmiyor.

Ama vasıta diyeceksiniz! Fakat unutmamak lazımdır ki sinema vasıta işidir ve bundan mahrum olanların oyuncağı olamaz. Güneşe Doğru’nun son derece iddialı fakat gene de en basit birlikten mahrum olan mevzuunu bir tarafa bırakınız, aktörlerin konuştukları o Türkçe nasıl şeydir? Acaba bu filmde oynayanlar, hiçbir Garp filmi seyretmemişler ve bunlarda ne kadar tabii konuşulduğunu işitmemişler midir? Konuşmada tasannun [yapmacıklığın] ve özentinin mükemmel bir örneği olan bu film, en ziyade bu tarafıyla halkı güldürmüş değil midir? Sonra filmin sonuna alkış toplamak için ilave edilmiş olan kısımları biraz cüretkârlık telakki etmemeye imkân yoktur. Eğer Güneşe Doğru’da sanatımız hesabına en küçük bir ümit ışığı fark etmiş olsaydık, tenkitlerimizi bu kadar acılıkla ifade etmekten çekinirdik. Ne yazık ki bir buçuk saatimizi alan -çalan diyecektik- bu temaşadan sonra dimağımızda biriken intibalar arasında her şey var, fakat ümit yoktur. Şu hâlde sinemacılığımızın yeniden dirilmesini hususi teşebbüslerden beklemekten ümidi kesmeli miyiz? Aksi ispat edilinceye kadar buna inanmaya temayül ediyoruz.”0

Bir iki hafta sonra bu kez Akşam gazetesinde Hasan Âli Yücel’in film hakkında bir yazı kaleme aldığını görürüz. Yazı konuyu özetleyerek başlıyor ve şöyle devam ediyor: “İsim güzel; fikir, buluş güzel; senaryo muvaffakiyetli [başarılı]; konuşmalar çok tabii ve hatta maharetli. Hele bir kısım parçalar heyecan verici ve düşündürücü. Yerli musiki iyi yerleştirilmiş. Sevdiğimiz sanatkârları görüp işitiyoruz. Tabii ve suni dekorlar iyi seçilmiş, iyi yapılmış. Yirmi dört saat içinde mevzua en uyar vakitler yerli yerinde. Ona emeğini verenleri takdirle görmemek elde değildir. Bütün bunlar iyi. Fakat…”

“Fakat” film başarısız… Yücel filmin niçin başarısız olduğunu açıklamaya çalışıyor… Bir eserin inşasında “bütün”ü oluşturmak esastır. Sanatçı da bu bütünü oluşturan alanlarda yeterli olmalıdır. Sanatçı kurucu ve inşacı olmalıdır. “Unsur, teknik ve inşa… Bunları, Güneşe Doğru filmini seyrederken yalnız bu güzel hüsnüniyet [iyi niyet] eserinde değil, bütün ilim ve sanat eserlerimiz için düşündüm. Mükemmele elbette noksanlardan gidilir. Tecrübe, muvaffakiyetin ilk şartıdır. Bu filme zekâ, emek ve para sarf edenler, boşuna bir zahmete girmiş değillerdir. Hayatında bir iş yapmayı kafasına koymuş her ferdimiz gibi onlar da bu eksikleri tamamlayarak bize her cephede tatmin edici yeni eserler verebilirler. Karanlıkta kalanlar, karanlığı tabii hâl sandıkları zaman tehlike vardır. Eğer onlar, uzaklarında bile olsa, ışığın mevcudiyetinden haberdar iseler, ona doğru yürüme cehdini [çabasını] ruhlarında buluyorlarsa aydınlığa çıkacaklarından şüphe yoktur. Bu filmin adı, hepimiz için, ilim ve sanat adamlarımızın hepsi için müşterek parola olmalıdır: Güneşe Doğru!”0

Nijat Özön de filmin bütün “samimiliğine” karşın soğuk, yapmacık ve fantastik bir eser olmaktan öteye geçemediğini yazar.0

Nâzım Hikmet film gösterime girdikten birkaç ay sonra tutuklanır ve 1950’ye kadar hapiste kalır. Böylece, belki de gelecek vadeden, attığı ilk adımda istediği başarıyı elde edememiş ancak üç dört adım sonra daha yetkin, güçlü eserler ortaya koyabilecek bir sinemacının kariyeri de sona ermiş olur. #

Günese_Dogru_4. Güneşe Doğru ilan
Güneşe Doğru filminin bir el ilanı.