Fatih’le İstanbullu olduk, Türklerle birlikte büyüdük…

Türkiye Ermenilerinin 85. Patriki 2. Sahag Maşalyan, 1963’te Bayrampaşa’da Şahin Maşalı adıyla doğmuş ve istanbul’da büyümüş bir vatandaşımız. 2019’dan beri bu görevde olan Maşalyan, tarih boyunca Türk-Ermeni ilişkilerinin karakterini ve günümüzdeki boyutlarını anlatırken “Ermeniler artık ‘azınlık’ bile değil; azınlık olanlar mülteciler” diyor.

Sayın Patrik, çocukluk döneminizden, eğitim yıllarınızdan ve Türkiye Ermenileri Patriki seçilmeden önceki misyonlarınızdan bahseder misiniz? 

Ailem 1955’te Sinop’tan İstanbul’a göç etmiş. Ben 1962’de Bayrampaşa’da doğdum ve 10 yaşına dek çocukluğum orada geçti. Bayrampaşa o zamanlar yeni gelişmekte olan bir yerleşkeydi. Yollar, kanalizasyon, elektrik ve su şebekeleri yeni yeni yapılmaktaydı. Elektrik ve su ben 8 yaşındayken evimize geldi. Yaşadığımız mahallede tek Ermeni aile bizdik. Herkes Anadolu’dan göç etmişti.

Gayet hoşgörülü bir ortamda büyüdüm. İnsanlar samimi dindarlardı ama yobaz değillerdi. Ailem beni bir Ermeni yatılı okuluna göndermek istemedi. Tüm eğitimimi devlet okullarında edindim. Bayrampaşa bir anda öyle değerlendi ki, ailem ben 10 yaşında iken evini satıp Kumkapı’da 4 katlı bir bina satın aldı. Artık akrabalarımızın olduğu semtteydim ve denize yakındım. Yazları tatilde kuyumcu çırağı olarak çalışırdım. Bakırköy Lisesi’ni bitirdim ve İTÜ Elektronik ve Haberleşme bölümünü kazandım. İki yıl okuduktan sonra rahip olmaya karar verdim ve İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Felsefe bölümüne geçtim; 1987’de mezun oldum. Kısa dönem askerlik görevimden sonra teoloji eğitimi için Londra’ya gittim. 4 yıl orada eğitim aldım. 1992’de rahip olarak takdis edildim. 3 yıl Kudüs’teki Ermeni manastırında hizmet ettim. Lisansüstü çalışmalarım için Dublin’e gittim. Daha sonra İstanbul’a dönerek kilise hizmetinde bulundum. 2005-2011 arasında Ermenistan’da Kevorkyan Teoloji Akademisi’nde öğretmenlik ve rektörlük vazifelerini üstlendim. 2008’de episkopos olarak takdis edildim; 2011’de Türkiye’ye geri döndüm ve 2019’da Türkiye Ermeni Patriki seçildim.

İstanbul’daki Türkiye Ermeni Patrikhanesi’nin tarihçesinden ve mimari özelliklerinden bahseder misiniz? 

diplomasi-2
“Osmanlı döneminde Ermeniler ‘azınlık’ değil, 3 milyona yaklaşan nüfuslarıyla bir ‘millet’ti” diyen Sahag Maşalyan, geçmişte ve günümüzde çatışma unsuru olmuş dinsel tavrın yumuşatılması gerekliliğini vurguluyor.

5. yüzyılda, Aziz Çevirmenler’in öğrencilerinden oluşan küçük bir Ermeni cemaatinin İstanbul’daki varlığı biliniyor. Bu tarihten itibaren, İstanbul’da her zaman küçük de olsa bir Ermeni cemaati var. Ancak İstanbul’un fethine kadar Ermenilerin bu kentte kendilerine ait bir kilisesi olmadı, olamadı. Sultan 2.Mehmed’in 1453’te şehri fethiyle birlikte İstanbul Ermeni cemaatinin tarihinde yeni bir dönem başladı. Kent, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden göçeden Ermenileri kabul etmeye başladı. Ermeni nüfusu hızla çoğaldı. Yeni mahalleler ve kiliseler kuruldu. Ermeniler ibadetlerini kendi kiliselerinde, kendi ritüelleri uyarınca özgürce yapabilmeye başladı. 2. Mehmed, Bursa Ermeni Episkoposu Hovagim’i 1461’de İstanbul’a getirerek Ermeni Patriki ve imparatorluğun Doğu Ortodoks mezhebine bağlı Hıristiyan tebaasının ruhani lideri olarak tanıdı; Rum Patrikinin hak ve yetkilerine eşdeğer hak ve yetkilerle donattı.

Patriklik makamı, ilk olarak Samatya’da bir Bizans manastırında kuruldu. 1641’de Kumkapı’ya nakloldu. Patriklik o tarihten bu yana Kumkapı’da, Türkiye Ermenilerinin ruhani merkezi olarak görev yapmakta. Patrikhane binası birçok yangın geçirdikten sonra, 1913’te Patrik Hovhannes Arşaruni döneminde, Krikor Melidosyan’ın mimarlığında yeniden inşa edildi. 90 yıla yakın bir süre hizmet verdikten sonra, 1999 depreminde önemli ölçüde hasar gördü. Yaklaşık 4 yıl süren köklü bir onarımdan sonra 2004’te yeniden hizmet vermeye başladı.

Türkiye’deki Ermeni cemaatinin demografik yapısı hakkında bilgi verir misiniz? 

Günümüzde Ermenilerin başlıca yaşadığı yerler İstanbul’un çeşitli semtleridir. Bunun dışında Ankara, Antalya, Adıyaman, Yalova, Elazığ, Hatay, Kayseri, Tunceli, Tokat, Malatya, Mersin, Bitlis, Sivas, Kastamonu, Sason gibi 17 farklı merkezde büyüklü küçüklü Ermeni cemaatleri var.

Türkiye’de Ermeniler yaklaşık 50 bin kişilik bir nüfusla en büyük gayrimüslim azınlığı oluşturuyor. Bunun 1.500 kadarı Ermeni Katolik, 500 kadarı da Ermeni Protestan. 33’ü İstanbul’da, 5’i Anadolu’da 38 kilisemiz faaliyet göstermekte. 17 okulumuzda Ermenice öğrenim gören 3 bine yakın öğrencimiz var. İki Ermenice günlük gazete, Jamanak ile Marmara ve haftalık Agos, aylık Paros dergileri yayımlanıyor.

Doğum oranın 1.2, ölümlerin ise 2.6 olduğu demografik gerçeklik cemaatimizin geleceği açısından olumlu bir manzara sergilemiyor. Niceliğin görünür bir şekilde azaldığı bu ortamda, hiç olmazsa niteliği arttırmak gayretiyle okullarımızın kalitesini yükseltmek durumundayız. Diasporanın dili Batı Ermenicesidir. UNESCO tarafından yokolma tehlikesine maruz kalan diller arasında gösterilmiştir. 

diplomasi-1
İstanbul’da doğup büyüyen 2. Sahag Maşalyan 2019’dan bu yana Türkiye Ermeni Patriki.

    Ermeni-Türk kültürel ilişkileri ve etkinlikleri hakkında ne düşünüyorsunuz? 

    Ermenilerin Türkçeyi kolay öğrenmeleri ve benimsemeleri; devlet yönetimiyle uyumlu ilişkiler geliştirmeleri; pek çok sanat ve zanaat alanlarında başat olmaları; tarım ve ticaretteki maharetleri onların Türklerle beraber imparatorluğun neredeyse her yanına dağılmasıyla sonuçlandı. Batılılaşma sürecinde Ermeniler etkin bir köprü görevi gördü. Batılılaşmanın sütunları olan sanatlar, müzik, tiyatro, edebiyat, sinema, resim, mimari, mühendislik ve endüstrinin farklı dalları, Ermenilerin öncülük ettiği ve bu ülkeye kazandırdığı kültürel değerler. Bugün bu kültürel katkı kendi çapında devam etse de eski etkisini ve görkemini yitirmiştir şüphesiz. Osmanlı döneminde Ermeniler “azınlık” değil, 3 milyona yaklaşan nüfuslarıyla bir “millet” idiler. Şu anda asıl azınlık mülteciler; onlar genel nüfusta hatırı sayılır yüzde oluşturuyorlar. 

    Dinlerarası diyalog ve hoşgörü konusunda yaklaşımınız nasıl? 

    Küreselleşmenin dünyamızı bir köye çevirdiği ortamda, her beşerî etkinlik hiç olmadığı kadar geniş bir perspektif kazandı. Bilgi çağındaki bu küresel büzüşme, bireyleri, toplumları ve inançları ister istemez daha yakınlaşmaya itiyor. Dindarların öteki dinlerin dindarlarıyla olumlu ilişkiler geliştirmesi aslında her dinin buyruğudur; çünkü her din ve inanç kendini başkalarına tanıtmak ister. Amaç, dinlerin ve dindarların birbirlerini şeytanlaştırmaktan vazgeçmelerini sağlayarak, geçmişte ve günümüzde çatışma unsuru olmuş dinsel tavrın yumuşatılması olmalıdır. 

    Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesi tüm ülkeyi yasa boğmuştu; rahmet ile anıyoruz. Kendisi ile bir anınız var mı?

    2004’te Brüksel’de bir toplantıya beraber davetliydik. Türkiye’den en az 40 kişi gelmişti. Rahmetli hepsini tanıyordu, hepsi de onu tanıyorlardı. Tam bir diyalog insanıydı. Ermenileri ve Türkleri birinci elden tanıyan bir aydındı. Bir köprü isim olarak paha biçilmez katkıları olabilirdi. Bu ülkenin her vicdanlı vatandaşı bu barış adamının katlinde derin bir acı hissetti; yakılan ormanlar için hissedilen duyguya benzer bir şeydi bu. Bu ve benzeri siyasi cinayetlerin aydınlatılamaması, ülkemizin adalet ve yaşam hakkı standartlarında daha çok yol alması gerektiğini gösteriyor.