Dünyanın ve Türkiye’nin çivileri

Dünya’nın yaklaşık 23 derece olan eksen eğikliği, özellikle bu yıl iyice değişmiş olabilir. Zira “dünyanın çivisi çıktı” tabiri, herhalde tarihte hiç bu kadar isabetli olmamıştı. Bir an için ülkemize, Türkiye’ye odaklanalım dediğimizde ise; başka sahalarda değilse de felaket ve kötülük sahasında artık dünya liderliğine oynadığımız apaçık ortada.

“Biz demiştik” lafı, malum sıklıkla kullanılan bir laftır ülkemizde. Bundan tam 8.5 sene önce, dergimizin editör yazısındaki şu cümleler, sanki o vakit içinde bulunduğumuz durum daha da berbatlaşmayacak gibi yazılmış:

“Shakespeare’in Hamlet’i bugünkü Türkiye’yi görseydi, herhalde o meşhur ‘Çürümüş bir şey var Danimarka Krallığı’nda’ repliği yerine, ‘Yatıp kalkıp dua edin Danimarka Krallığı’na’ derdi. Kırmızı çizgilerin nedense hep siyasi konularda çekildiği Türkiye, çocuk-kadın-şiddet-tecavüz-taciz konularında adeta bir ‘hoşgörü ülkesi’ne döndü.

‘Dünyanın her yerinde oluyor bu işler’ veya ‘bir sapık yüzünden koskoca camiayı suçla­mayalım’ ise, Türk usulü çağdaş trajedilerin en popüler replikleri oldu. Mâlum, biz Türklerin kurduğu en başarılı ve uzun vadeli ortaklıklar, suç ortaklıklarıdır. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ diye diye yıllardır kırılan hayatlar, cezasız­landırma ve ‘yapanın yanına kâr bırakma’ geleneğimiz, sessizliğe boğulmuş en acılı insan tarihlerini yazar…

Çocukları hedef alan ahlaksızlık tarihinin dini, imanı, ateisti, seküleri, Müslümanı, Hıristiyanı yok. Burada önemli ve etkili olan, her türlü kapalı yapıları, kapalı kapılar ardında olup bitenleri açık edebilecek cesareti, bunların yaşanmasını engelleyecek kararlılığı göstere­bilmek. Başka bir deyişle, hangi siyasi veya dinî ideoloji olursa olsun; ancak cemaatin, cami­anın, mahallenin, yaygın inanç ve kanaatin, yerleşik güç gruplarının sivil denetimi, yani ailelerin bunlar üzerindeki kontrolü bir sonuç verebilir. Diğer türlü tek başına ne devlet ne din ne gelenek ne de eğitime bel bağlayabiliriz.

Maalesef artık Türkiye’de ‘önce kadınlar ve çocuklar’ deyişi bir felaket anında ilk kurtarıla­cakları tanımlayan bir pozitif ayrımcılığı değil, ilk istismar edilecekleri tarif eden gaddar bir saldırganlığı akla getiriyor. Kadın cinayetleri ve çocuk tecavüzleri karşısında bile kutuplaşmayı, kimlik siyasetini terkedemeyen Türkiye’nin sadece geçmişi değil, geleceği de ciddi tehdit altında”.

edito-1
Narin Güran (2016-2024)
edito-2
Şeyma Yılmaz (1997-2024)

Evet, gelecek geldi bildiğiniz gibi. 8 yaşındaki Narin Güran’ın “geniş bir aile çetesi” tarafından öldürülmesi; polis memuru Şeyda Yılmaz’ın suç makinesi bir yaratık tarafından şehit edilmesi ve bunların dışında her yıl hiç bilinmeyen ve bilinmeyecek ve örtbas edilecek binlerce kadın ve çocuk cinayeti… Türkiye’de devletin varlığını, yapılan trafik-polis denetimlerinde, aybaşlarındaki maaş kesintilerinde; TV’lerdeki başsağlığı dileklerinde; serbet dolaşan katille­rin klaksonlarında ve mesela 10-15 sene önce ettiği bir laf veya çıkardığı bir kitap yüzünden hapiste tutulan veya hapse tıkılmaya çalışılan insanların varlığında görüyoruz.

Tabii unutmadan şunu da belirtmemiz lazım:

Devletin varlığını özellikle ülkemizin güneyindeki Datça-Bodrum sahil şeridinde de net şekilde görüyoruz, izliyoruz. “Kardeş Yunan”ın askerleri ülkemiz sahillerine çıkıp, çeşitli faaliyetlerde bulunup, sonrasında gayet müsterih şekilde evlerine dönüyorlar. Son olarak işgal-mütareke döneminde tanık olunan bu görüntüler, 100 sonra artık her bakımdan “Batılı ve medeni” bir seviyeye ulaştığımızı kanıtlıyor!

Eğer “yine de hâlimize şükredelim” diyorsak, bunu ancak Filistin-Lübnan hattına bakarak diyoruz. Yaşananların izahı yok, malum. Sivilleri, özellikle çocukları öldürenler, bunların bedelini ödemeyeceklerinden emin olarak devam ediyorlar. İsrail devletinin terörü bahane ederek geliştirdiği yöntemler, insan türünün en aşağılık uygulamaları arasında, hattâ en başlarda tarihe yazılıyor.

Geçen ay dergimizin kurucu liderini kaybettik. Necdet Sakaoğlu hemen herkes için geniş spektrumlu bir vitamin ve özel vakalar için spesifik bir devaydı. Bu coğrafyadan böyle bir insan evladı çıktığı için umudumuzu hiç kaybetmeyeceğiz. Biz de onun gibi canımızı dişimize takıp çalışacağız, çalışacağız.

yunan botu - 1
“Kardeş Yunan” denizcileri sahillerimizde…