Bundan 72 yıl önce, 28 Şubat 1953’te bilim insanları James D. Watson ve Francis H.C. Crick, insan genlerini içeren DNA’nın çift sarmal yapısını belirlediklerini duyurdu. Moleküler biyologlar, DNA araştırmacısı Rosalind Franklin’in çalışmalarından önemli ölçüde yararlanmışlardı. DNA 1869’da keşfedilmiş olsa da genetik kalıtımın belirlenmesindeki önemli rolü yakın zamanlara kadar keşfedilememişti. 1950’lerin başında Watson ve Crick, DNA’nın yapısını çözmek için çalışan birçok bilim insanından yalnızca ikisiydi. 28 Şubat sabahı DNA’nın yapısının çift sarmallı bir polimer ve her biri diğerinin etrafına sarılmış iki DNA ipliğinden oluştuğunu belirlediler. DNA’nın tüm fonksiyon ve yapısıyla keşfedilmesi insan yapısının temel gizeminin çözülmesi anlamına geliyordu.
Böylelikle genetik karakterlerin vücudun içinde tutulabilmesi ve nesilden nesile aktarılması mümkün olacaktı. Kişilere ait DNA yapısı eşsiz ve tek olduğu için kimlik belirlemek şüpheye yer bırakmayacak şekilde kesinleşmiş oluyordu. DNA’nın keşfi biyoloji biliminden hukuka, tarih ve arkeolojiden polisiye olaylara kadar hayatın pek çok alanını etkilemiştir. DNA üzerinde sürdürülen çalışmalar sayesinde insanlarda yaygın olarak rastlanan hastalıklarla ilişkili genlerin belirlenmesi ve yönlendirilmesi hız kazandı. Elde edilen veriler, yaşa bağlı körlükten obeziteye kadar çeşitli hastalıklarda genetik faktörlerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır.


