Daum: Futbolda sıradışı ve başarılı olmanın sembolü…

1953 doğumlu Christoph Daum, 306’sı Türkiye’de 900’den fazla resmî karşılaşmada teknik direktör olarak görev yapmış müstesna bir hocaydı. Deliydi, dâhiydi. Başardıkları, devrim niteliğindeydi. Spor dünyasının bugünkü birçok ikonundan farklı olarak zaafiyetleri vardı; insandı. Yardıma ihtiyacı olanlara da her zaman elini uzatan bir insan.

Önce Christoph Daum, ardından Sven-Göran Eriksson… Ağustos ayının son günlerinde ajanslara önce bizden biri gibi gördüğü­müz Alman hocanın, ardından da İsveçli teknik direktörün ölüm haberi düştü.

Yolu buradan geçen sayısız yabancıdan biriydi Daum. İstik­lal Marşı’nı söylemeye çalışırdı, lösemili çocukları ziyareti haber değeri taşımazdı. Bambaşka bir diyardan gelmiş, “yarı buralı” olarak gitmişti.

1953’te, o devirdeki Doğu Almanya’da doğdu. Zwickau’da dünyaya gelen o çocuk, 6 yaşında babasını kaybedince, annesiyle Berlin Duvarı’nın dikilmesinden önce Federal Almanya’ya taşın­mıştı. Daha ufacıkken ötekiydi; ağır Saksonya aksanını değiş­tirmek, hayatında verdiği ilk sa­vaştı. Yerleştikleri Duisburg’da futbola âşık olan Christoph, 10 yaşında şehrin takımının her maçına gitmeye başlamıştı. Cebinde 5 parası olmadığından, stadyuma kaçak giren çocuk­lardan biriydi. Birçok yaşıtına kıyasla, futbol konusunda da çok yetenekli değildi. Adını Alman­ya’da bile birçoklarının duyma­dığı ekiplerde meşin yuvarlağın peşine düşse de vasatı aşamıyor, orta saha oyuncusu olarak nam salamıyordu.

spor-2
Christoph Daum, 1992’de şampiyonluk kutlamalarında. Almanya’da şampiyonlara kupa olarak çanak veriliyor.

Köln’deki spor akademisinde okurken, kentin yedek takımın­da forma giyen delikanlının ilk işi öğretmenlikti. Bir yan­dan okulda ders veriyor, diğer taraftan yeşil sahalarda başarılı olmayı düşlüyordu. Akademiyi başarıyla bitiren Daum, futbol­culuk kariyerinin sonlarında teknik direktörlük lisansını da almıştı (Alman hoca 900’den fazla resmî maça çıkacak, bunla­rın 306’sı Türkiye’de olacaktı).

1980’lerin başında Köln alt­yapısında çalışmaya başlayan Daum, birçok futbolcu yetişti­riyordu. Kısa sürede A Ta­kım’ın hocası Hannes Löhr’ün yardımcısı olmuştu. Takımın başına önce emanetçi sıfatıyla geçmiş, ardından kalıcı olmuştu. Köln’ün hocası olduğunda henüz 33’ündeydi. Doğru-dürüst bir futbolculuk kariyeri olmayan bir genç, Bundesliga’da kulübedey­di. Bu, o günler için şüphesiz bir devrimdi.

Kısa sürede Almanya’nın ünlü hocalarına meydan oku­maya başlayan Daum, takımını 1988’de üçüncülüğe taşımıştı. Ertesi yıl da Bayern Münih’in ardından ikinci sırayı aldılar. ZDF ekranlarında Uli Hoeness ve Jupp Heynckes gibi ülkenin tar­tışılmaz iki futbol figürüne karşı sesini yükselttiği gün, milyonlar yeşil sahaların Spartaküs’üyle karşı karşıya olduklarını anla­mıştı. O yayın sayesinde Bun­desliga’nın olmasa da gönüllerin şampiyonuydu artık.

Genç çalıştırıcı zamanın ruhunun farkındaydı. Tele­vizyon da onun arkasındaydı. Ciddiye alınmak için herkesten daha başarılı olmak zorun­daydı. Sürekli kendini aşmalı ve gündemde kalmalıydı. Sivri dili biraz da bundandı. 1989-90 sezonunda Bundesliga’da yine ikinci olan Köln, UEFA Kupası’n­da yarı finalde Juventus’a elense de yönetim onunla yola devam etmemişti. Daum ise yeni yuvası Stuttgart’ta daha ileri gidecek, 1992’de şampiyonluğu elde edecekti.

16 Mayıs 1992’de Bundesli­ga’da son haftaya üç takım aynı puanda başlamış, 90 dakika sonunda bir şampiyon çıkmış­tı. Üstüne belgeseller çekilen Alman futbolunun kıyamet gü­nünde, santra öncesinde ikinci sırada yer alan Stuttgart foto­finişte ipi göğüslemişti. Daum sonradan yıllarca çalıştıracağı Bayer Leverkusen’i altederek za­fere ulaşırken, rakibin başındaki Reinhard Saftig 1994’te önce Kocaelispor, ardından Galata­saray’ın hocası olacaktı. Daum deseniz, zaten aynı yılın Ocak ayında Beşiktaş’a imza atacaktı.

imago 22465560
Stuttgart’ın şampiyon olduğu 16 Mayıs 1992’de, üç takım aynı puanda başlamış, santra öncesi ikinci sırada yer alan Daum’un talebeleri, hocalarının sonradan çalıştıracağı Bayer Leverkusen’i devirerek zafere ulaşmıştı.

Şampiyonlar Ligi elemelerin­de yaşanan bir hadise, Hoca’nın karizmasını çiziyordu. İlk maçta Leeds United’ı 3-0’lık skorla deviren Almanlar rövanşa rahat gitmişti. İngiltere’de 4-1’lik skor­la kaybettiklerinden, deplasman golü kuralıyla yollarına devam edeceklerdi. Fakat olmayacak şey olmuş, Daum fazla yabancı oynattığından hükmen mağ­lup ilan edilmişlerdi. Tarafsız sahadaki üçüncü maçı kazanan İngilizler yoluna devam ederken, kısa süre sonra da Alman hoca kovulmuştu. Kuvvetle muhte­mel, bu hadise yaşanmasa ülke­mize ayak basmayacaktı Daum.

1994’ün başında Beşiktaş’ın teklifini kabul eden Daum, bir Türkiye Kupası, bir de lig şampiyonluğuna imza atmıştı. Siyah-beyazlıların kulübesine ilk geçtiği günlerde oynanan bir Fenerbahçe maçında, soyunma odasına tekerlekli sandalyede oturan bir taraftar sokan deli dâhi, motivasyon konuşmasını o gence yaptırmıştı. Sınırları zorlamaya bayılıyordu; fakat asla -bu topraklarda son yıllarda moda olduğu şekilde- rakibine belaltı vurmuyordu.

spor-3
Daum’un 33 yaşındayken Köln’ün teknik direktörü olması (1986), o zamanlar Almanya’da adeta bir devrimdi.

1996’da Almanya’ya dönüp Leverkusen’in başına geçen Daum, takımı kanatlandırmıştı. Sezon sonu elde ettikleri ikin­cilik, kulüp tarihinin en büyük başarısıydı. Üçüncülük, ikincilik derken 1999-2000 sezonunun son haftasına lider girdiler. Dep­lasmanda kazanırlarsa, şampi­yon olacaklardı. Ancak Leverku­sen 2-0 kaybedince, Bayern yine zafere ulaşıyordu.

Kulüple sözleşmesi bittiğinde, “Panzerler”in komutanı olacak Daum artık bambaşka bir statü­deydi. Almanya’nın sevgilisiydi. Tartışılmazdı. Ta ki o sırada patlayan bir habere kadar…Ho­eness’in iddiası üstüne kokain kullandığı tespit edilince, ka­riyeri tepetaklak olmuştu. Lever­kusen sonrasında tekrar Beşik­taş’ın başındaydı. Almanya’daki kokain davası sürdüğünden sürekli iki ülke arasında mekik dokuyor, zor günler geçiriyordu. Açığını bulan Bayern lobisiyle savaşını kaybedecek, ancak bambaşka bir diyarda yürekleri fethetmeye devam edecekti.

spor-4
Alman futbolunun unutulmaz çalıştırıcısı Daum, Bayer Leverkusen maçında, 1999.

Siyah-beyazlılardan Avustur­ya’ya geçen Alman hoca, Austria Wien’de lig-kupa dublesi yap­mıştı. Sezon sezonunda kulüpten ayrılan Daum, yine Türkiye’ye dönüyor, bu sefer Boğaz’ın diğer tarafına imza atıyordu. Başkan Aziz Yıldırım, onu Fenerbah­çe’nin başına geçirmişti. Daha önce tribünlerin uyuşturucu yüzünden tepki verdiği isim, kısa sürede pek sevilmişti. 3-0’lık İstanbulspor mağlubiyetiyle başlayan sezon zaferle bitecekti. İkinci sezonunda da Galatasa­ray’ın önünde ligde ipi göğüs­leyen sarı-lacivertliler, Türkiye Kupası finalinde ezeli rakipleri­ne 5-1 mağlup olmuştu. Üçüncü sezonunda da son haftaya lider giren Daum, Denizli’de şampi­yonluğu kaybedince ülkesine dönmek durumunda kalacaktı. Türk futbolunun en uzun 16 da­kikasının sonunda Galatasaray taçlanmıştı. Denizli’de sahaya atılan yabancı maddeler yüzün­den maçın devamlı durması unutulmazdı.

2006’nın sonunda yine çok sevdiği Köln’deydi. Ertesi yıl Angelica’yla stadın santra yuvar­lağında evlenen Daum, 2009’a kadar bu takımı çalıştırdıktan sonra yine Fenerbahçe’nin başı­na geldi. Sezona Süper Kupa’yla giren Fenerbahçe, lige de fırtına gibi başlamıştı. Avrupa’da da alınan iyi sonuçlar vardı. Türkiye Kupası’nı finalde Trabzon’a kay­beden sarı-lacivertliler, Alman hocanın idaresindeki dördüncü sezonda da son haftaya lider girmişti. Bursaspor’un bir puan önündeki sarı-lacivertlilere Trabzonspor karşısında galibiyet gerekiyordu. Fakat 1-1’lik skor bir türlü bozulmuyor, Bursaspor ipi göğüslüyordu. Sonrasında Eintracht Frankurt, Brugge, Bur­saspor derken, Daum Romanya Millî Takımı’nda sahalara veda edecekti.

spor-5
Christoph Daum’la yardımcısı Roland Koch, Beşiktaş’ı çalıştırırken, 1997…

2011’de cilt kanseri teşhisi konan Daum, ilk savaşını ka­zanmıştı. Bir röportajda “Neden ben? Bu soruyu hiç kendinize sordunuz mu?” sorusuna, “Hayır, asla. Neden ben olmayayım? Milyonlarca insan yaşıyor bu durumu. Bu aslında içinizde bulunan ve sizi tekrar yerin di­binden ayağa kaldıracak şey. Ve eğer bir kere kanserli çocukların tedavi edildiği bir kliniğe gittiy­seniz, gerçekten kötü kaderin ne olduğunu öğreniyorsunuz. Benim çok güzel bir hayatım vardı ve hemen yarın mutlu bir şekilde ölebilirim” diyordu. 2022’de akciğer kanseri olan Daum, son nefesine kadar futbol yazmaya, yorumlamaya devam etti. Leverkusen’de hocalık yapan oğlu Marcel’in şampiyon­luğa ulaştığını gördükten 3 ay kadar sonra 24 Ağustos 2024’te hayatını kaybetti.

Deliydi, dâhiydi. Teknik direktörlüğünde başardıkları devrimdi. Spor dünyasının bu­günkü birçok ikonundan farklı olarak zaafiyetleri vardı; insandı. Yardıma ihtiyacı olanlara da her zaman elini uzatan bir insan. Türk futbolunun zayıf karnını hemen görmüş, birçok fiziği iyi forveti yanyana oynatmaktan çekinmemişti. Sivri diliyle, arı kovanına çomak sokmaktan çekinmeyen kişiliğiyle Alman futbolunun en aykırı rengiydi.

spor-6
Fenerbahçe’ye iki şampiyonluk kazandıran Daum, sarı-lacivertlilerin kulübesindeyken…

1948-2024

Eriksson: İsveçli futbol gezgini

Daum’dan 2 gün sonra 26 Ağustos’ta ölen Sven-Göran Eriksson, İskan­dinavya’nın yetiştirdiği en büyük teknik direktördü. Tıpkı Alman meslektaşı gibi va­satı aşamayan bir futbolculuk kariyerinden sonra kulübeye geçmiş, orada yaptıklarıyla dünyanın dörtbir tarafında çalışmıştı.

Bir zamanların sağ beki, hocalığa 29’unda Degerfors’ta adım attıktan sonra geldiği Göteborg’da bir peri masalı yazıyordu. Ligde takımını sürekli yukarı taşıyan Eriksson, 1982’de imkansızı başarmıştı. Lig ve kupa şampiyonluklarını, Hamburg’a karşı UEFA Kupası zaferi kovalamıştı. İsveç’te yeşil sahalarda tam profesyonellik 1979’da baş­ladığından, oyuncuların çoğu aynı zamanda başka işte çalışıyordu.

Portekiz devi Benfica’nın başına geçti­ğinde 34 yaşındaydı. Ligde şampiyonluğa ulaşan öğrencileri, UEFA Kupası’nı finalde Anderlecht’e kaybetmişlerdi. Böylece iki farklı takımla üstüste taçlanarak tarihe geçme fırsatını kaçıran İsveçli hoca, ligdeki ikinci şampiyonluğundan sonra İtalya’ya, Roma’ya geçti.

Çizme’de hemen başarılı olamadı ama, 1986’da sarı-kırmızılılara İtalya Kupası’nı kazandırdı. Fi­orentina aktarmalı tekrar gittiği Benfica’da müzeye yeni parçalar ekleyecek olan Eriksson, bu sefer 1990’da Şampiyon Kulüpler Kupası’nda final gördüyse de kazanan Milan olmuştu.

Bir sonraki durağı Sampdoria’da yine İtalya Kupası’nı kaldıran İsveçli, kariyerinin en başarılı dö­nemini Lazio’da yaşadı. Başkent ekibine 1 lig, 2 İtalya Kupası, İtalya Süper Kupası, 1 Kupa Galipleri Kupası, 1 de Süper Kupa kazandırmıştı.

spor-kutu-1
Eriksson, Göteborg idmanındayken (üstte). Eriksson İngiltere’nin hocasıyken, David Beckham’la birlikte (altta). İsveçli hoca İngiltere’yle iki Dünya Kupası, bir de Avrupa Şampiyonası heyecanı yaşamış, çeyrek finallerde elenmişti.
spor-kutu-2

2001’de futbolun beşiğinden gelen teklifi kabul ettiğinde tarihe geçiyordu. İngiliz Millî Takımı’nın ilk yabancı hocası olmuşlu. Harika başlamış, talebeleri Dünya Kupası elemelerinde Münih’te Almanya’yı 5-1’lik skorla parçalamıştı. Ancak görev yaptığı 3 büyük organizasyonda da çeyrek finalde elendiler; 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya’ya, Euro 2004 ve 2006 Dünya Kupası’nda da penaltılarla Portekiz’e boyun eğdiler.

2007’de bugünlerinin çok uzağındaki Manchester City’nin başına geçen Eriksson, dertlere der­man olamıyor, Meksika ve Fildişi Sahilleri millî takımlarında hünerlerini sergiliyordu. Ada’da şansını son bir defa Leicester’da denemiş, Çin’de takımlar çalıştırdıktan sonra futbol haritasında bir yeri olmayan Filipinler’de, 2019’da kariyerini noktalamıştı.

Tam bir taktik dehasıydı, oyuncularıyla kurduğu pozitif ilişki hep anlatılırdı. Beraber çalıştığı futbolculardan Roberto Mancini, Simone Inzaghi ve Diego Simeone, onun yolundan gidecek, teknik direktörlüklerinde önemli başarılar elde edecekti…

2024 başında hastalanan İsveçli efsane, en fazla 1 yıl ömrü kaldığını söylüyordu. Ölmeden önce son dileği, hayatı boyunca tuttuğu Liverpool’u bir maçlığına çalıştırmaktı. 23 Mart’ta Ajax’la oynanan ve iki takımın efsanelerini biraraya getiren karşılaşmada muradına eren Eriksson’un veda mesajı unutulmazdı: “İyi bir hayatım oldu. Sanırım hepimiz öleceğimiz günden korkuyoruz ama hayat aynı zamanda ölümdür. Onu olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Umarım beni elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan iyi bir adam olarak hatırlarsınız. Üzülmeyin, gülümseyin. Her şey için teşekkürler… Antrenörlere, oyunculara, taraftarlara… Kendinize ve hayatınıza iyi bakın.”