Kategori: Tam Bir Asır Önce

  • Hatay’da Sürüncemeli Yıllar

    Hatay’da Sürüncemeli Yıllar


    ankara antlaşması sonrasında fransa ile ilişkilerin geliştirilmesi için barış ortamının doğması beklenmiş, lozan’dan bir buçuk yıl sonra paris’e büyükelçi olarak atanan cevat (ezine) bey 6 şubat’ta güven mektubunu sunmuştu. yüz yıl önce bu ay ankara’nın gündemine giren iskenderun sancağı meselesi, on dört yıl boyunca sürüncemede kalacak, 1939’da nihai sonuca ulaşılana kadar fransa ile türkiye arasında diplomatik bir sorun olacaktı.

    Savaş sonrası eski Osmanlı sınırları dışında ve Fransa’nın yetkisi altında kalan topraklarla iyi komşuluk ilişkileri kurmak ve Türkiye’nin çıkarlarını kollamak için harekete geçen Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki manda yönetimiyle görüşmekteydi. Sağ kolunu Çanakkale’de kaybeden Fransa Yüksek Komiseri General Henri Joseph Étienne Gouraud, Dürzi isyanıyla uğraşırken sol elini dostluğa uzatacak mıydı? Paris ile Ankara’nın güney sınırını diplomasiyle çözmesi için gereken koşullar henüz oluşmamıştı. Fransa hem dost hem düşmandı.

    Tam_Bir_Asir_Once_1
    5 Temmuz 1939 günü Hatay’ın ilhakı sonrasında kente giren Albay Şükrü Kanatlı.

    1921’de Kilikya’daki savaşın sonlanması ve Mudanya Mütarekesi sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın güvenini kazanan Fransa’nın gayriresmî temsilcisi Henry Franklin-Bouillon, bu kez Milletler Cemiyeti’nin Fransa mandasına emanet ettiği Suriye sınırı üzerine müzakere ediyordu. Sınır meselesini bir anlaşmayla çözme çabası, İskenderun Sancağı’nın gelecekte yaşayacağı sorunların da başlangıcı oldu.

    Ankara Antlaşması’nın beşinci başlığında İskenderun bölgesi için özel bir idari rejim kurulması hükmüne yer verilmişti. Bölgedeki Türklerin kendi kültürlerini yaşayabilmesi için her imkânın sunulacağı, Türkçenin de resmî dil olacağı not edilmişti. Geçen üç yıl boyunca bu konuda bir ilerleme sağlanamamış olması, başlı başına yeni bir sorun yaratıyordu.

    Manda yönetiminin başlangıcından beri bölgedeki Araplarla Türkler bloklaşmış, Fransız yönetiminin hakemliğine duyulan güven zedelenmişti. Ne var ki bu iki kesimde de fikir birliği yoktu. Türkiye’ye katılma yanlısı Türklerle bağımsız sancak isteyenler ayrışıyordu. Araplar da ikilemdeydi. Kimi mandanın sürmesini kimi bağımsız bir Suriye Cumhuriyeti’nin parçası olmayı hayal ediyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_2
    İskenderun’da Arap protestosu.

    “Kişisel Mesele”nin Kökenleri
    Mustafa Kemal Paşa 1923’ün Mart ayında yaptığı yurt gezisinde Çukurova kavşağındaki Yenice’ye uğradığında halk tarafından karşılanmıştı. Beraberindeki Adana Mebusu Damar Zamir (Arıkoğlu), o güne dair izlenimlerini şöyle aktarmıştı: “Kalabalık, istasyon ve yolu doldurmuştu. O sevinci tasvir etmek kolay değil. Gözyaşları dökenler gördüm. Paşanın ayağını bastığı toprağı öpmek için kendini yere atanlar vardı. O müthiş kalabalığın candan sevgisinin cazibesine kapılan Mustafa Kemal, Latife Hanım’la yan yana, bizler de arkalarında yürüyerek ilerledik. (…) Baraja giden yol kavşağına vardığımızda, solumuzda siyah giyinmiş bir grup ellerinde siyah bayraklar tutuyordu. Başlarında Mursaloğlu Tayfur [Sökmen] duruyordu. Acı ve feryatla paşayı selamladılar. Bazıları ağlıyordu. Paşa durakladı. Tamamı Hatay’dan gelmişti. On beş yaşlarında, baştan aşağı siyahlar içinde bir kız ağlayarak Hatay’ın anavatandan ayrı kalmasını, Fransızların zulüm ve işkencesi altındaki beş yüz bin Türk’ün cehennem azabı yaşadığını anlattı ve ‘Ne olur paşam bizleri de kurtar. Bu zalim Fransızların esaretinde bırakma. Sana yalvarırım, bütün Hataylılar yalvarıyor; bizi de hürriyete, anavatana kavuştur.’ dedi. Bizim gözyaşlarımız da onunkilere katıldı. Paşa önümde olduğu için gözlerini göremedim fakat Latife Hanım da ağlıyordu. Paşa tatlı ve gür sesiyle, ‘Türk milleti asla mahkûm ve esir kalamaz. Rahat olun.’ dedi.”

    Bu olayın üzerinden iki yıl geçmiş ama çözüme yönelik adım atılamamıştı. Türk muhacirler Adana’da eylemler yapıyor, yerel basın aralıksız kampanya yürütüyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın 1925 başında Dörtyol’daki sınır karakoluna yaptığı ziyaret, bir ölçüde Fransızların dikkatini çekmiş, gerilim bir süreliğine de olsa azalmıştı.


    “on beş yaşlarında, baştan aşağı siyahlar içinde bir kız ağlayarak hatay’ın anavatandan ayrı kalmasını, fransızların zulüm ve işkencesi altındaki beş yüz bin türk’ün cehennem azabı yaşadığını anlattı ve ‘ne olur paşam bizleri de kurtar. bu zalim fransızların esaretinde bırakma. sana yalvarırım, bütün hataylılar yalvarıyor; bizi de hürriyete, anavatana kavuştur.’ dedi. paşa tatlı ve gür sesiyle, ‘türk milleti asla mahkûm ve esir kalamaz. rahat olun.’ dedi.”

    Uluslararası Hukuk ve Diplomasi Altyapısı Kuruluyor
    Günümüzden tam bir asır önce Ali Fethi (Okyar) Bey, yeni büyükelçi olarak Paris’e atandı. Muhatap Fransa’ydı ve ilişkiler çok boyutluydu. Ankara’daki çabaların temelinde yeni rejimi tutundurmak ve uluslararası tanınırlığını sağlamak yatıyordu. Yenice’de Mursaloğlu Tayfur ve Hataylılara verilen sözün tutulabilmesi buna bağlıydı.

    Tam_Bir_Asir_Once_3.1
    Ankara’da inşaatı tamamlanan ilk büyükelçilik binası olan Almanya Sefarethanesi.
    Tam_Bir_Asir_Once_3
    Ankara’da Ziraat Bankası inşaatı, 1925.

    Hükümet farklı ülkelerin temsilcilikleri olarak kullanılması için sefarethaneler inşa etmeye başlamış, Ankara’nın tam anlamıyla başkent kimliği kazanması için çalışıyordu. Cumhurbaşkanı ilk tamamlanan bina olan Almanya Büyükelçiliği’ni bizzat teftiş etmiş, tüm ayrıntılarıyla ilgilenmişti. Yeni TBMM binası ve görkemli bir Ziraat Bankası inşa ediliyor, başkentte Avrupai ölçütlerde bir bayındırlık hamlesine girişiliyordu.

    Yüz yıl önceki nisan ayının gelişmelerinden biri de Fransa’nın Albert Sarraut’yu büyükelçi olarak Ankara’ya atamasıydı. Yirmi üç yıl milletvekilliği, dört kez sömürge bakanlığı deneyimi olan Sarraut, bu görev önerildiğinde Pierre Loti ve Claude Farrère’in romanlarına konu olan bir ülkeyi keşfetme arzusu ve yaratıcısını tanıma isteğiyle kabul ettiğini söyleyecekti.

    Avrupa’da artık “Yeni Türkiye” olarak adlandırılan Ankara’daki gelişmeler Amerikalıları da ilgilendiriyor, Merian C. Cooper ve Ernest Schoedsack tarafından çekilen ilk etnografik belgesel filmlerden biri olan Grass: A Nation’s Battle for Life (Otluk: Bir Ulusun Yaşam Savaşı) gösterime giriyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_4
    General Gouraud ve subayları Halep’te, Fedan Şeyhi Mücim bin Muhaid’in madalya töreninde.
    Tam_Bir_Asir_Once_5
    Antakya Lisesi öğrencilerinin protesto gösterisi.

    İskenderun Sancağı’nda Çözümsüzlük
    General Gouraud göreve geldiğinden beri Hatay, İskenderun ve Kırıkhan’ın kazalarını kontrol altında tutuyor, İskenderun Sancağı’nı Halep merkezli otonom bir bölge hâline getirmeye çalışıyordu. İskenderun’da sancağın bütçesini yürütmekten sorumlu idari konsey kurulmuş, her kazada istihbarat memurları görevlendirilmişti. Konsey manda yönetimi denetiminde bir yerel yönetim gibi çalışıyordu.

    Suriye’nin genelinde manda yönetimine karşı isyana bu sancaktaki Arap-Türk çatışması da eklenince Gouraud’nun işi daha da zorlaştı. Türk ve Arap gençlerin zorunlu olarak bir araya geldiği, Antakya Sultanisi’ndeki öğrenci çatışmaları okuldan taşıyor, iki tarafın gençleri mahalle güvenliğini sağlamak için örgütlenip geceleri nöbet tutuyordu.

    Manda yönetimi, okulu lise olarak düzenleyip Arapça ve Türkçe ikili öğretim düzenine geçerek çatışmayı dindirmek istedi ve programa Fransızca verilen ortak yurttaşlık bilgisi derslerini ekledi. Ne var ki üzerlerinde oluşan Fransız tahakkümünden iki blok da şikâyetçiydi. Konu Halep’teki yıllık manda yönetimi mebuslar toplantısında ele alındı. Antakya mebuslarının verdiği önergeyle okulun Türk ve Arap lisesi olarak ikiye ayrılması teklif edildi. Teklif hemen kabul edildi ve 166 öğrenci iki ayrı kısımda eğitime devam etti. Bu ayrım da sorunu çözmeyince birçok öğrenci okulu bıraktı. Hatay’ın ileri gelenleri bunun üzerine Türk öğrencileri anavatanda okutma girişiminde bulundu. Millî Eğitim Bakanlığı, Antakya Lisesi’nden gelen öğrencilerin hangi sınıftan olursa olsun tüm okullara kabul edilmesi talimatı verdi ve çoğunlukla en yakın merkezler olan Adana ve Gaziantep liselerine gönderildiler.

    Manda yönetimi son olarak Halep ve Şam’ı tek devlet durumuna getirdi. İskenderun Sancağı’yla ilgili olarak da mevcut rejim korunmakla beraber bölgeyi Suriye Devleti’ne bağlayan bir kararname yayımlandı. Böylece sancağın siyasi statüsünün kısa vadede çözüme kavuşma olasılığı da ortadan kalktı. Fransa sanki İngiltere’nin Şeyh Sait İsyanı’yla Musul konusunda edindiği kazanıma benzer bir avantaj elde etme niyetindeydi.

    Sonuçta bir yıl önce Yenice’de Mustafa Kemal Paşa’ya yakaranların çektiği çile devam ediyordu. İskenderun Sancağı’nda yaşayan Türkler gözlerini anavatana dikmiş, Ankara’dan iyi bir haber gelmesini bekliyordu. Görüşmeler basından takip ediliyor, en küçük haber bile umut ışığı olarak görülüyordu.

    Tam_Bir_Asir_Once_6
    Hatay Devleti bağımsızlığını kutluyor, 1937.
    Tam_Bir_Asir_Once_6.1
    27 Ocak 1937 tarihli Kurun’da Hatay’ın bağımsızlığa kavuşma haberi.

    1925’teki bu durumun giderek normalleşmesi beklenirken izleyen yıllarda Suriye Cumhuriyeti kuruldu ve iş daha da içinden çıkılmaz oldu. Şam yönetimi İskenderun Sancağı’nda Türklüğe dair bütün izlerin yasaklanması için manda yönetimine baskı yapmaya başladı. Türkiye’den okullara gönderilen ders kitaplarının toplanıp Atatürk resimlerinden arındırılması gibi vakalar yaşandı.

    1933’te Cumhuriyet’in onuncu yılı kutlamalarına sancaktaki Türkler de katıldı. Hatay’dan Ankara’ya kutlama telgrafları çekilip Cumhuriyet Bayramı kutlandı. Ertesi yıl Sancak Yüksek Komiseri Durieux, sınır sorunlarıyla ilgili olarak bir Türk heyetini Antakya’ya davet etti. Bunu haber alan sancak Türkleri, Mustafa Kemal Paşa şerefine şenlik düzenleyip Arap düşmanlığına karşı Türkiye’ye katılma taleplerini seslendirdi.

    Manda yönetiminin Arapları memnun etmek için aldığı her karar, yeni çatışmalara yol açmaya devam etti. Sonuçta yüz yıl önce patlak veren sorun, Atatürk’ün son yıllarındaki iradesiyle önce bağımsızlık statüsünü getirdi, günümüzden 86 yıl önce de Hatay’ın ilhakıyla çözümlendi. #

    KAYNAKÇA
    Arıkoğlu, Damar Zamir, Hatıralarım, Tan, 1961.
    “Atatürk’ün Büyükelçiliği Ziyareti”, https://tuerkei.diplo.de/tr
    Gentizon, M.P., “Le réveil de l’Orient Angora”, L’Illustration, 25 Aralık 1926.
    Çalışlar, İzzeddin, Cumhuriyete Doğru 52 Hafta, Remzi Kitabevi, 2023.
    Karakoç, Ercan, “Atatürk’ün Hatay Davası”, Bilig, sayı 50, 2009.
    Khoury, Basile, “Le processus d’annexion du Sandjak d’Alexandrette”, ifpo.hypotheses.org 4 Temmuz 2013.
    Miller, Joyce Laverty, “The Syrian Revolt of 1925”, International Journal of Middle East Studies Vol. 8, No. 4, Cambridge University Press, Ekim 1977.
    Yamaç, Müzehher, “Atatürk Döneminin Son Kazanımı İskenderun Sancağı-Hatay”, Akademik Bakış, cilt 17, sayı 33, Kış 2023.
    Yavuz, Bige, “Fransız Gözüyle Atatürk Devrimi Üzerine Genel Değerlendirmeler”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, cilt 19, sayı 56, 2003.
    Yerasimos, Stefanos, “Le sandjak d’Alexandrette: formation et intégration d’un territoire”, Revue de l’Occident musulman et de la Méditerranée, sayı 48-49, 1988.
  • Şerri ve Hayrıyla Şeyh Sait

    Şerri ve Hayrıyla Şeyh Sait


    yüz yıl önceki şubat ayının ortasında diyarbakır’ın piran (dicle) köyündeki mahkûmları teslim almaya gelen jandarmaya açılan ateşle başlayıp haberleşme hatları kesilerek çevre yerleşimlerdeki resmî makamların işgaliyle muş ve genç’e (bingöl) yayılan şeyh sait liderliğindeki ayaklanma, iki haftada tüm doğu anadolu’yu kapsayan bir tehdide dönüşmüş, kısmi seferberlik ve sıkıyönetim kararı alınmıştı. halk “din elden gidiyor!” diye isyana çağrılıyor, yeni rejim ilk kez kitlesel ve silahlı hilafet ve şeriat talebiyle karşılaşıyordu. ankara yüz yıl önceki mart ayına doğuya bakarak ve kaşlarını çatarak girmişti.

    Seyh_Sait_2.
    Şeyh Sait’in tutuklandıktan sonra basına vermek için çekilen fotoğrafı.

    Şeyh Sait Ayaklanması’na karşı ilk önlem, dinen kutsal sayılan kavramları kullanarak örgütlenme eyleminin vatana ihanet suçu kapsamına alınması oldu ama ay başında isyan
    bölgesi genişlemeyi sürdürdü. 2 Mart 1925 günü Halk Fırkası’nın grup toplantısındaki güven oylaması sonucunda Ali Fethi (Okyar) hükümeti istifa etti ve ertesi gün İsmet (İnönü) Paşa kabinesi göreve geldi. Yeni hükümetin ilk önlemi ise TBMM’ye getirilen Takriri Sükûn Kanunu oldu: “Hükümet cumhurbaşkanı onayıyla irtica ve isyana ve ülkenin sosyal düzen, huzur, güvenlik ve asayişine karşı her tür teşkilat, tahrik, teşvik, kalkışma ve yayını iki yıl boyunca yasaklamaya yetkilidir ve bu yetkiyi İstiklal Mahkemesi’ne aktarabilir.” Yasa yaşanan ve yaşanacak gelişmelerin yayılmasını sansürle önlemeyi, Ankara ve Diyarbakır’da kurulacak İstiklal Mahkemeleriyle de devletin yargı gücünü kullanmayı öngörüyordu.

    7 Mart 1925 günü TBMM’de İstiklal Mahkemesi yargıç ve savcıları seçilirken ayaklanma iyice iç savaş görünümü alıyordu. O gün beş bin silahlı aşiret üyesi Diyarbakır’a üç koldan saldırmış, 3. Kafkas Tümeni Kumandanı Tümgeneral Kazım (Orbay) Paşa, şehrin valisi Cemal (Bardakçı) ve Kolordu Komutanı Mürsel (Bakü) Paşa kenti savunurken halktan yardım istemek zorunda kalmıştı. Kente girenler püskürtüldüyse de hareket Varto, Bulanık ve Malazgirt’e de yayılarak 12 Mart’ta en geniş sınırlarına ulaştı. Bu yüzden ordunun kesin sonuç alacağı geniş çaplı bir hazırlık yapması gerekti ve operasyon ancak 24 Mart’ta başlayabildi. Temizlik harekâtı 15 Nisan’a kadar sürecek, isyanın elebaşları Hasenalı Halit ve Şeyh Sait’in oğlu Ali Rıza İran’a kaçmayı başarsa da Şeyh Şerif ve Şeyh Sait yakalanacaktı.

    Seyh_Sait_1
    Kapak konusu Şeyh Sait İsyanı olan, “Millete hücum ederken başları ezilen cehalet ve ihtiras yılanları” başlıklı Resimli Gazete.

    İsyanın bastırılmasının ardından bu bölge için kurulan İstiklal Mahkemesi sadece isyancıları değil, ayaklanmayı destekleyen İngiliz yetkililerle bağlantısını saptadığı Kürdistan Teali Cemiyeti’nin İstanbul’daki üyeleri de dâhil olmak üzere 5.110 kişiyi yargıladı ve 420 idam kararı verdi. 1.911 kişi hapis cezasına çarptırılırken 2.779 kişi ise beraat etti.

    Yüz Yıllık Travmanın Sonuçları
    Yeni cumhuriyet rejiminin yüz yıl önce yaşadığı bu travma çok boyutlu sonuçlar doğurdu. Bunların ilki bir yıl önce yapılan anayasa değişikliğiyle vurgulanan yargı bağımsızlığından verilen ödün oldu. Diğer bir sonuç, dinî duyguların siyasete alet edilmesinde payı olduğu gerekçesiyle bölgedeki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası şubelerinin, yaza doğru da partinin tamamen kapatılmasıydı. Bu da altı buçuk aylık çok partili demokrasi deneyiminin sona ermesi demek olacaktı. Ardından kışa doğru tekke ve zaviyeler de benzer gerekçelerle kapatılacaktı.


    “yeni cumhuriyet rejiminin yüz yıl önce yaşadığı bu travma çok boyutlu sonuçlar doğurdu. bunların ilki bir yıl önce yapılan anayasa değişikliğiyle vurgulanan yargı bağımsızlığından verilen ödün oldu.”

    Bir başka sonuç ise Takriri Sükûn Kanunu’na dayanarak muhalif gazete ve dergilerin kapatılmasıydı. Tasviri Efkâr’dan Velid Ebuzziya, Vatan’dan Ahmet Emin (Yalman), Tanin’den Hüseyin Cahit (Yalçın) gibi ünlü gazeteciler, neredeyse isyancılara denk tutulup yargılandı. Oysa tam bir yıl önce TBMM’nin 2’nci dönemini açarken rejimin ilk altı ayındaki başarılarını sayan Gazi Mustafa Kemal Paşa, gelecek tasavvurunda basına da değinmiş, şöyle demişti: “Basının toplumun genel hayatında, siyasi hayatta ve cumhuriyetin olgunlaşıp ilerlemesinde üstlendiği yüksek görevleri anmak isterim. Basının tam ve geniş özgürlük kullanmasının ne kadar ince bir durum olduğunu açıklamaya gerek görmem. (…) Kalem sahipleri, kendi siyasi eğilimleri kadar vatandaşların haklarına ve her özel ihtiyacın ötesindeki ülke çıkarlarına dikkat ve saygı göstermek zorunda olduğunu kabul etmelidir. (…) Bu yolda hata ve kusur olsa bile, bunu düzeltecek en etkili araç asla eskiden olduğu gibi basın özgürlüğünü kısıtlama yöntemleri değildir. Aksine, basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları ortadan kaldırma yolunun yine basın özgürlüğü olduğu kanaatindeyiz.”

    Seyh_Sait_3.
    İsyana karşı hükümeti destekleyen 15 Mart 1925 tarihli Le Petit Journal Illustré’nin kapağı.

    Basından Bir Ses
    Romen asıllı Mehmet Zeki (Waldberg J. Nelken), diğer girişimlerinin yanında savaş öncesinde basında sahip olduğu yeri geri kazanmak için çıkardığı çift dilli gazete Le Petit Journal Illustré’de (Musavver Küçük Gazete) ayaklanma sırasında şunları yazıyordu: “Mustafa Kemal ve İsmet paşaların çevresindekilerle birlikte liberal temeller üzerine bir Türk Cumhuriyeti inşa ettiği artık görülür oldu. Başlangıç ​​çok zordu ve bu girişimin başarıyla taçlanabileceğine çok az kişi inanıyordu; ancak az sayıdaki vatanseverler, vatanı için büyük acı ve fedakârlıkları göze alamayan karamsarların sözlerinden hiç etkilenmedi. Hedeflerine çabalayarak ulaşanlar güçlü ve sağlam temeller üzerine yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Herkesin iradesinin gerçekleşmesi mümkün değildir ve her şeyden önce vatanın çıkarlarının korunması gerekir. Bunca fedakârlıkla inşa edilen bu yapıyı yıkmaya çalışan hoşnutsuz ve isyankâr unsurlar da vardır ve ülkemizin bir kısmında zararlı bir isyan patlak vermesine sebep olabilmişlerdir. Bugün her vatandaşın seçilmiş temsilcileri aracılığıyla hükümete şikâyette bulunma hakkı var. Bu şikâyetler parlamentoda yasaların öngördüğü yöntemlerle ele alınıyor. Hiç kimsenin genel çıkarlara zarar vermesi kabul edilemez. Bugün Türkiye’de -Allah’a şükür- güçlü ve sağlam bir hükümet var ve ülkenin güvenliğine karşı her tür iç ve dış saldırıyı bastırma kapasitesine sahip. Şimdi istisnasız her Türk vatandaşı hükümetine yardım etmekle görevlidir. Kamu yararına zarar vermediği sürece muhalefete izin verilmektedir. Yıkıcı unsurları bastırmak için en acımasız önlemleri alan hükümet ancak tebrik edilebilir. Kişisel anlaşmazlıklar bırakılmalı, halkın huzurunun bozulmasına izin verilmemelidir. Karşı propaganda yapan herkes açıkça vatan düşmanıdır ve en ufak hoşgörü bile gösterilemez. Vatanı için çalışan tüm bakan, vali veya emniyet müdürlerine saldıran bu içler acısı sistem karşıtlarını bir kerede ve tamamen durdurmalıyız. Türkiye ancak uzun süre barış içinde yaşayıp varlığını geliştirebilirse güçlü olur. Her halükârda hükümetimize engel olanlara karşı hepimiz sorumluluk almalıyız. Mevcut sistemden hoşlanmayanlar olduğunu söylemeye gerek yok; ama emin olmalıyız ki, eski rejimin yeniden kurulması ülkenin tamamen yıkılması demektir. Bu nedenle hükümet için çalışıp onunla birlikte ve tam anlamıyla güvende olacağız.”

    Seyh_Sait_4
    Tutuklananlar arasında Şeyh Sait (en solda oturan) ve 12’nci Tümen subayları.

    Şeyh Sait Ayaklanması ülkenin iktisadi kaderini etkileyecek bir sonuç daha doğurdu. Lozan’da çözümü ertelenen Musul sorunu, Milletler Cemiyeti’nin görevlendirdiği komisyon tarafından incelenmeye başlanmıştı. Ankara’nın tezi ise bölge halklarının Türkiye Cumhuriyeti’yle birleşme arzusu üzerine kuruluydu. Komisyon çalışmaları sırasında yaşanan bu ayaklanma uluslararası petrol lobisi ve İngiltere’nin ekmeğine yağ sürüyor, bölgedeki istikrarın ancak İngiliz mandası altında sağlanabileceği görüşünü güçlendiriyordu.

    Ataturkun Hayati

    Her Şerde Bir Hayır Vardır
    Şeyh Sait İsyanı gerek yaşanırken gerekse sonrasında sadece Cumhuriyet rejimine karşı gerici bir ayaklanma olarak görülmedi. Doğruluk payı sonradan ortaya çıkan birçok belgeyle kanıtlanan İngiliz kışkırtması, önceleri bir komplo teorisinden ibaretti. Örneğin Fransa’nın Bağdat’taki yüksek komiserliğinin bir raporu, ayaklanmanın kendiliğinden çıkmadığını, ilk işaretin İstanbul’daki Kürt yanlısı çevrelerden geldiğini ve İngilizlerin yenilgiye uğradıktan sonra Mustafa Kemal ve TBMM’ye karşı yürüttüğü Musul siyasetine bağlı olduğunu bildirmişti. İngiltere’nin Irak Yüksek Komiseri Henri Conway Dobbs da Londra’ya gönderdiği raporlarda bölgede geniş kapsamlı bir Kürt isyanı çıkma olasılığından bahsetmişti. Kürdistan Teali Cemiyeti Başkanı Seyit Abdülkadir’in İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği’yle temasları, Azadi örgütündeki Kürt kökenli subaylar, ordudan kaçıp İngilizlere sığınan 24 subay ve asker gibi veriler birlikte değerlendirildiğinde isyandan birkaç ay önce Hakkâri’de yaşanan Nasturi Ayaklanması’ndaki gibi bir kışkırtma olasılığını öne çıkarıyordu.

    Seyh_Sait_5
    5 Mart 1925 tarihli Pravda’da yayımlanan karikatürde isyanın İstanbul ve İngiltere’yle bağlantısına SSCB yorumu.

    İsyanı Cumhuriyet’e yönelik bir karşı devrim hareketi olarak görenler olduğu gibi, ayrılıkçı Kürt hareketinin miladı olarak tanımlayanlar da oldu. Devletin merkeziyetçi ve laik anlayışla yapılanmasına karşı tepki olduğunu ileri sürenler ise düzenleyiciler arasında bağımsız Kürdistan taraftarlarının da bulunmasını ve Nakşibendi Şeyhi olan Şeyh Sait’in tarikatındaki Kürtleri ve Zazaları kanıt gösterdi.


    “yüz yıl önce bu ay yaşananlar nedeniyle yapılan yasal düzenlemeler, erken cumhuriyet yönetiminin hızlı çağdaşlaşma hedefli köklü reformları hayata geçirmesine zemin hazırladı ve ihtiyaç duyacağı hukuki ve siyasi altyapıyı oluşturdu.”

    Bu tezlere bakarak Türkiye’nin irtica ve Kürt sorunu gibi iki güncel meselesinin bu ay bir asrı doldurduğu söylenebilir. Ne var ki bunların hiçbiri kesinliği tartışılmaz bir gerçeği gölgelememeli. İsyan Cumhuriyet’in kurucu kadrosu için “Her şerde bir hayır vardır” deyişini anımsatan bir sonuç da doğurdu. Yüz yıl önce bu ay yaşananlar nedeniyle yapılan yasal düzenlemeler, erken Cumhuriyet yönetiminin hızlı çağdaşlaşma hedefli köklü reformları hayata geçirmesine zemin hazırladı ve ihtiyaç duyacağı hukuki ve siyasi altyapıyı oluşturdu. Sadece basının muhalefetten arındırılması bile tek parti ve kurtarıcı lider kültünün doğmasına yol açtı. Bir bakıma devrimlere giden yoldaki dikenler temizlendi. 4 Mart günü İkdam gazetesini alanlar şu manşeti okumuştu: “Gazi Paşa: İnkılaba başlayan, inkılabı tamamlayacaktır.” #

    KAYNAKÇA
    Asker, Ahmet, “Erken Cumhuriyet Döneminde Siyaset-Ticaret-Medya Üçgeninde Bir Gazeteci: Mehmed Zeki Bey”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, sayı 32, 2016.
    Eroğlu, Hamza, “Milli Egemenlik İlkesi ve Anayasalarımız”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 1984.
    “Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1 Mart 1924’te TBMM’nin 2. Dönem 1. Toplanma Yılı Açılış Konuşması”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Şubat 2001.
    Hanioğlu, M. Şükrü, Atatürk: Entelektüel Biyografi, Bağlam Yayınları, 2023.
    Kaymaz, İhsan Şerif, “Şeyh Sait Ayaklanması”, ataturkansiklopedisi.gov.tr.
    Mehmet Zeki, “La Situation”, Le Petit Journal Illustré, sayı 56, 15 Mart 1925.
    Meydan, Sinan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları (2. Kitap), İnkılâp Kitabevi, 2016.
    Turgut, Hulûsi, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, İş Bankası Kültür Yayınları, 2025.
  • Suriye’de Zorla Güzellik ve İsyan

    Suriye’de Zorla Güzellik ve İsyan


    1925 suriye için yaygın bir hayal kırıklığı ve öfkeyle başladı. fransız manda yönetimi altındaki uygulamalar silahlı işgal, şiddet ve ekonomik çıkarcılıktan ileri gitmedi ve altı eyalete bölünen ülkede isyan baş gösterdi. askerî önlemler şiddetlendikçe isyan büyüyerek yayıldı ve günümüzden tam bir asır önce aynı sokaklarda, bugünkülere benzer manzaralar ortaya çıktı. bir asırlık suriye devleti’nin ikinci asrında başrol oyuncuları ve kostümler yenilendi. geleceği öngörmek ise çok zor…

    Suriye'de zorla güzellik

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında Milletler Cemiyeti, Osmanlı’dan kopan Mezopotamya topraklarında yeni idari yapılar kurma arayışındaydı. Wilson Prensipleri’ne dayalı plana göre, İtilaf Devletleri belirlenen sınırlar içinde kalan yeni ülkeleri manda sistemiyle kalkındıracak, sömürgecilikten koruyup bağımsızlaşmalarını sağlayacaktı.

    Fransa, Suriye ve Lübnan’da Ne Yapmak İstedi?
    Fransa, Milletler Cemiyeti’nden aldığı yetkiyle Suriye ve Lübnan’ı çağdaşlaştıracak manda hükûmetleri kurmaya koyuldu ama bölgenin hızla klasik sömürge hâline gelmesi uzun sürmedi. Başta Refik Halid Karay olmak üzere Orta Doğu halklarının hassasiyetlerini bilen birçok yazar, bunun sürdürülebilir bir model olmayacağını öngörmüştü. Nitekim zaman bu öngörüyü kısa vadede haklı çıkardı. Sykes-Picot Antlaşması’nın Suriyelilere vaadi, kısa dönemli bir geçiş yönetimiydi ama Fransız askerî yönetiminin buradaki tahakkümü farklı şekillerde 1940’lara kadar sürdü.


    “emir faysal’ın hedefi tüm arap coğrafyasını kendi yönetiminde bağımsız bir idari yapıya kavuşturmaktı. mustafa kemal paşa ise bu tasarıyı pek gerçekçi bulmamıştı.”

    Fransız yüksek komiserlerinin yüz yıl önceki genel stratejisi şuydu: Hristiyanların görece yaygın olduğu Lübnan’ı Suriye’den ayırıp uzaklaştırmak, iş birliği yapmaya meyilli halkların yoğunlaştığı eyaletlerde ayrıcalıklı haklar tanımak, bağımsızlıktan yana olanları ise kılıç zoruyla disiplin altına almaktı. Böylece tıpkı İstanbul’un işgalinde olduğu gibi Orta Doğu tamamen İngilizlere bırakılmamış olacak, cetvelle çizilen Irak sınırı, emperyalizmin yeni rekabet alanını belirleyecekti.

    Arapların Bağımsızlık Mücadelesi ve Mustafa Kemal Paşa
    Oysa bir ihtimal daha vardı. Henüz Millî Mücadele sürerken savaş sonrasına dair en yaygın senaryo, Orta Doğu’da büyük ve kapsayıcı, İtilaf Devletleri’nden bağımsız bir Arap ulus-devleti kurulmasıydı. İngiltere destekli Emir Faysal bu konuda Mustafa Kemal Paşa ile anlaşma sağlamaya çalışmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Arapların bağımsızlık mücadelesini destekliyordu ve bu girişim üzerine şu açıklamayı yapmıştı: “Emir Faysal biz[im]le temasa gelmeden önce, Suriye merkezi hükûmeti ve sultanının gönderdiği bir delege gelmiş, görüşmüştük. Faysal ve hükûmetinden genel onay almış, yetkili bir heyetle gelmesini istedik. Anlaşma esasları kaleme alınmış fakat imza konmamıştı. Sadece bir taslak hazırlanmıştı.”1 Emir Faysal’ın hedefi tüm Arap coğrafyasını kendi yönetiminde bağımsız bir idari yapıya kavuşturmaktı. Mustafa Kemal Paşa ise bu tasarıyı pek gerçekçi bulmamış, nedenlerini şöyle dile getirmişti: “Arabistan’daki durum ve mevcut kavimlerin doğasını yakından bildiğim için tüm bölgelerin emir yönetiminde bir hükümet oluşturabileceğine ihtimal vermiyorum.”

    Suriye_1925 Şam 1
    Fransız ordusu tarafından bombalanan Şam sokakları, 1925.

    Bu şüphe kuşkusuz yine çok yakından bildiği bir konudan kaynaklanıyordu. Bu misyon Emir Faysal’a İngilizler tarafından verilmişti. Kendini Suriye Sultanı ilan eden muhatabına yanıtı şöyle oldu: “Ben sultan değilim. Halk tarafından seçilmiş sıradan biriyim ve genel olarak sultanlarla herhangi bir ilişkiye girmek istemiyorum.” Emir Faysal’la ancak bir halk meclisi topladığı takdirde elçileri aracılığıyla görüşebileceğini belirtti ve aynı girişim için gelen ikinci heyeti kabul etmedi.2 Zaten bu proje bir daha gündeme gelmedi.

    Başkenti Şam Olan Suriye Devleti Kuruldu
    1925 öncesinde Fransızlar güdümleri altındaki bölgeyle ilgili radikal kararlar aldı. Türk azınlığın yaşadığı İskenderun Sancağı 1923’te eyalet konumuna getirildi, 1924’te Lazkiye merkezli Alevi Devleti, 1925 başında ise Halep ve Şam eyaletleriyle Alevi Devleti’ni kapsayan ilk Suriye Devleti kuruldu. Kurucu irade, sağ kolunu Çanakkale’de kaybeden, ardından Filistin Cephesi’nde bir kez daha Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya gelen General Henri Joseph Étienne Gouraud’ydu. General Gouraud, çıkardığı kararnameyle Şam’ı başkent yaptığı ülkeye, sahip olduğu sınırlardan çok daha geniş bir coğrafi bölgeyi tanımlayan Suriye adını verdi. Böylece 1920 Ağustos’unda işgal edip
    ilk iş olarak Emevi Camii’ni ziyaret ettiği Şam’a ebedî bir paye kazandırdı. Yüksek Komiser Gouraud da Emir Faysal’ın tezini önemsememiş, kendini sultan olarak göstermesinden hoşlanmamıştı. Sonuçta Faysal, İngiliz yarı sahasına geçip Irak kralı olmakla yetindi.

    Suriye_3) gouraud
    Lübnan ve Suriye’nin kurucusu Yüksek Komiser General Gouraud adına bastırılmış bronz madalya.
    KAYNAK: WWW.JETONS-MEDAILLES.COM

    İlk İsyan ve Basının Propaganda Görevi
    Suriye’de kurulan manda yönetimi tarihten ders almamış görünüyordu ve III. Napolyon’un Cezayir’deki jakoben yönteminin neden olduğu isyanın bir benzeri Suriye’de yaşandı. Fransız mandasına karşı ilk hareket, 1925 başında Cebel el-Dürzi’de başladı. Dürziler, General Sarrail’in acımasız yöntemlerini Paris’e birçok kez şikâyet etmiş, bir türlü sonuç alamamıştı. Eyalet Valisi Gabriel Carbillet’nin “Toprak Reformu projesi” fitili ateşleyen son adımdı çünkü yol inşaatında emek gücünü zorunlu kılmış, yerel halkı köle gibi kullanmaya başlamıştı. Bu da bardağı taşıran son damla oldu ve Sultan Paşa el-Atraş önderliğinde toplanan Dürzi milliyetçiler, Abdurrahman Şehbender, Faris el-Huri ve Cemil Merdam’ın kurduğu Şam Halk Partisi’yle birleşip birkaç ay içinde tüm Suriye’ye yayılan isyanı başlattı. İzleyen aylarda beş yıl önceki Anadolu’yu andıran bir “Kurtuluş Savaşı” ortamı yaşandı. Merkezî otorite Şam, Humus, Hama, Halep ve yakın çevresi dışında etkisini kaybederken diğer bölgelere farklı milliyetçi liderler hâkim oldu. Genel grev, gösteri yürüyüşleri ve camilerden yükselen çağrılar karşısında Fransız ordusu zorlanıyor, silahlı çatışmalarda geri çekiliyordu.

    İsyan yaz aylarında Doğu Akdeniz’deki tüm Fransız varlığını tehdit eder duruma geldi. Yabancı basından sızan sömürgecilik karşıtı haberler Fransa’yı da karıştırıyordu. Komünist Parti’nin devlete yönelik suçlamaları, dünyadaki diğer Fransa sömürgelerini de etkiliyor, genel huzursuzluğu artırıyordu. Bunun üzerine Paris’te bazı önlemler alındı. Bunların başında propaganda aracını kullanma kararı vardı.


    “suriye’de kurulan manda yönetimi tarihten ders almamış görünüyordu ve ııı. napolyon’un cezayir’deki jakoben yönteminin neden olduğu isyanın bir benzeri suriye’de yaşandı. fransız mandasına karşı ilk hareket, 1925 başında cebel el-dürzi’de başladı.”

    Suriye_1925 şam2
    Fransız ordusu tarafından bombalanan Şam sokakları, 1925.
    Suriye_4) Osmanlı dönemi Suriye adlı bölge
    Osmanlı yönetimi altındayken Suriye adıyla anılan bölgeyi gösteren harita

    Yaz sonunda bölgeye gönderilen gazetecilerden tarafsız haber yapmaları değil, manda yönetimini temize çıkarmaları bekleniyordu. Dönemin büyük gazeteleri için sömürgecilik zaten birleştirici bir olguydu. Uygarlaştırma misyonu, cumhuriyetçi değerler adına savunulan bir girişim olarak görülüyordu. Suriye uygarlığın ilk basamaklarında, Dürziler ise tuhaf ve gizli bir mezhep üyesi, kana ve talana susamış barbarlar olarak yansıtılıyordu. Resmî görüş karşıtları ise milliyetçi taleplerin dinlenmesini savunan “modernizm” ideologları ve solculardı. Bu ortam bazı gazetecileri bağımsızmış gibi yapmaya itti. Örneğin Édouard Helsey, Le Journal okurlarına “Irklar ve dinlerin içinden çıkılmaz bir bulmaca gibi yan yana, iç içe geçtiği bu bölge hakkında çok az şey biliyoruz. Haberler Beyrut’tan Paris’e gelene kadar çok dolambaçlı yollardan geçiyor. Vaktiyle Haçlı kanıyla sulanan topraklarda şimdi Fransızlar ölüyor. Bunun nedenini bilmemiz gerekiyor.” diyor, sahaya tarafsızlık hedefiyle gittiğini belirtme ihtiyacı duyuyordu. İngiliz basını da boş durmuyor, Daily News Fransa’daki zafer haberlerine karşı Fransız kuvvetlerinin bozgunlarını duyuruyordu. Sayısı otuz bini aşan asiler, Gamel’in komutasındaki birlikleri kuşatıp geri çekilmek zorunda bırakmıştı. Cezayirli sipahiler artık Müslüman kardeşleriyle savaşmayı reddediyordu. Belçikalı ve Alman lejyonerler ise çoktan firar etmişti.

    İsyan Büyüyor, Şiddet Tırmanıyor!
    Ezeli rekabetten kaynaklanan çift taraflı dezenformasyonun yanında, bombalanan Şam ve kuşatılan Süveyda Kalesi’nde yaşananlar hakikatin ta kendisiydi. Manda yönetiminin elindeki tek çözüm aracı yıldırıcı şiddet kullanmaktı. Bazı gazetecilerin bombardıman yapan uçaklara alınması, sadece Fransız vahşetine tanık olmalarına neden olmuştu. İsyancıları barındırdığı veya yardım ettiği iddiasıyla köyler havadan bombalanıyor, sömürgelerden getirilen birlikler Suriye halkları üzerine sürülüyordu. Şam civarındaki köyler yakılırken toplu katliam kurbanları kent meydanında teşhir edilmekteydi.

    Suriye_1925 Şam5

    İsyancılar ekim ayında Şam’daki Fransız birliklerine karşı büyük bir saldırıda bulundu. Bunun üzerine önce şehirdeki tüm askerî birlikler tahliye edildi, ardından intikam tankları gönderildi. Şam 18-21 Ekim arasında yoğun uçak ve tank ateşi altına alındı. Kentin tüm mahalleleri yok edildi ve yüzlerce sakini öldürüldü.

    Başkenti yıkma pahasına bastırılmaya çalışılan isyan, 1927 baharına kadar sürdü. Fransız güçleri merkezî noktaları kontrol altında tutmakla yetinmek zorunda kaldı. Taşrada süren direniş ise aşiret ve cemaatler arasında nihai hedef, yöntem ve lider uzlaşması sağlanamadığı için giderek eridi. Sömürgeciliğe karşı alevlenen milliyetçi öfke ne ulusal bilinç ne de ortak millî bir davaya dönüşebildi.

    İşgal Deneyiminden Çıkarılan Sonuçlar
    Sonuçta kazanan yine güçlü taraf olmuştu ama Batı’nın asıl kazancı, Suriye’yi uygarlaştırma iddiasıyla çıkılan yolda, yaşanan işgal deneyiminden edinilen zihniyet restorasyonuydu. Yeni Suriye tasarımının eski yöntemlerle olamayacağı anlaşıldı. Bu laboratuvar, insani yardım politikalarını geliştirip sömürgeci egemenliği görece şefkatli bir modele dönüştürdü. Sovyet Kızılhaç’ı ve çocukları şiddetten koruyan insani aktörler öne çıktı.

    Suriye_5) albay Marquette sipahiler
    Cezayirli sipahilerden oluşan birliğin komutanı Albay Marquette çöl harekâtında.

    Can havliyle tetiklenen mülteci krizi denkleme dâhil oldu. Avrupa sömürgeciliğiyle ulusal kurtuluş hareketleri arasındaki ilişkiler yeniden ve farklı bakış açılarıyla ele alınmaya başlandı. Sosyalist Enternasyonal, Milletler Cemiyeti, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve diğer uluslararası kurumlar, köhne emperyal sömürge politikalarına karşı insan odaklı frenleme mekanizmaları oluşturmaya başladı.

    Suriye_6.1) Süveyda
    Süveyda Kalesi’nde hayvan katliamı
    Suriye_Palmira asker ve ahali
    Palmira’nın yerlileri “méharist” adı verilen Fransız hecin süvarileriyle.

    Tüm bunlar medeni dünyayı bir nebze daha uygarlaştıracaktı belki ama Suriye’ye dikte edilen rehabilitasyon planı, bir asır sonra bile olumlu sonuç vermedi. Ne iki düzeyli seçimle oluşturulan kurucu meclis ne de parlamenter cumhuriyeti getiren anayasa kalıcı oldu. Dürzi ve Alevilerin yeni yapıdan dışlanmasıyla bir tür “ulussuz” milliyetçilik doğmuş ve hür, bağımsız, demokratik, üniter bir Suriye tasavvuru bir asır ötelenmişti.

    Suriye bugün ikinci asrına giriyor. Senaryo ekibine yeni yazarlar eklendi ama dramatik yapıya nasıl müdahale edecekleri meçhul. Başrol oyuncuları ve kostümler yenilendi ama karakter analizleri muğlak. Fransa yerine yeni ortak yapımcılar bulundu ama yatırım/kârlılık hesabı belirsiz. Dekor tamamen yıkılmış durumda ve yeni tasarımcılar aranıyor. Yine de yeni sezonun sürprizlerle başladığı söylenebilir. Esas film az sonra… #