Kategori: Sinema Tarihi

  • Kemal Film İmalathanesi

    Kemal Film İmalathanesi


    kemal seden ve şakir seden, 1914 yılında bir sinema salonu açmak için dayıları lokantacı ali efendi’yi ikna ettiklerinde, muhtemelen kendileri de türk sinemasının en önemli yapım şirketlerinden biri olacak kemal film’in temellerini attıklarının farkında değildiler. ilk özel film yapımevi olan kemal film, seden kardeşler tarafından 1922’de kuruldu. şirket, kurmaca filmlerin yanı sıra kurtuluş savaşı’nı da belgeleyerek önemli bir görev üstlendi. 

    Kemal_Film_1) Kemal Film İmalathanesi iç
    Kemal Film İmalathanesi iç görünüm.

    İstanbul’un işgal günlerinde dayısı lokantacı Ali Rıza Efendi, kardeşi İstanbul Sultanisi tarih öğretmeni Mehmet Şakir (Şakir Seden) ve aynı okulda görevli Ali Fuat’la ortaklaşa şehrin Müslüman semtinde sinema salonu işletmeciliği yapan Mehmet Kemalettin’in (Kemal Seden) aklında yerli film yapmak fikri vardı. Büyük hissedar olan dayı, bu iş için yapılacak harcamalara girmek istemiyor, salon işletmeciliğine devam etmekten yana görünüyordu. İki kardeş kendi kazançlarından birleştirdikleri bir parayla “Kemal Film” adında bir şirket kurdu. Mehmet Kemalettin’in yerli film yapımıyla ilgili hiç bilgisi yoktu. Sinemacılardan sürekli bir kişinin adını duyuyordu: Ertuğrul Muhsin… Araştırdı, soruşturdu. Kendisinin 1916’dan bu yana Almanya’ya gidip geldiğini ve orada oyunculuk yaptığını, filmler yönettiğini öğrendi. 1922 yılı Mayıs ayında İstanbul’a dönen yönetmenle bağlantı kurdu. Yaptıkları görüşme olumlu geçti ama yönetmenin tereddütleri vardı. Çünkü, İstanbul’da bir film çekebilmek için gerekli olan stüdyo yoktu. Şakir Seden, 1965’te kendisiyle röportaj yapan Erman Şener’e o günleri şöyle anlatır: 

    Bir Stüdyo Arayışı
    “O iş, mütarekeden sonra… Aslında, bizim pek aklımızda yoktu. Sinemalarla iktifa ediyorduk [yetiniyorduk]. Bir gün Fuat Bey bize geldi. Haber filmleri dolayısıyla ağabeyim onu şöyle böyle tanıyordu ama benim iyi arkadaşım. (…) Fuat Bey bize, ‘Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin elindeki sinema malzemesinin istikbali karanlık, bunu kurtarmak lazım.’ dedi. Ne yapalım diye düşündük, sonunda kiralamaya karar verdik… Neyse, malzemeleri aldık ama bunların içinde en önemli olanı, yani film çekme makinesi yoktu. O yıllarda Hazeren Han’da kültür filmleri getiren Gaumont adlı bir Fransız şirketi vardı. Film çekme makinesini de bu şirketten temin ettik. Makine 66 altındı ama tesisatıyla birlikte bize 88 altına mal oldu. Herkes bizi tenkit ediyordu. Aslına bakarsan, biz de ‘Acaba iyi mi ediyoruz, kötü mü ediyoruz?’ diye düşünüyorduk ama bir defa adım atmıştık. Neyse o sırada Ertuğrul Muhsin Bey Almanya’dan dönmüş. Bize bazı kişiler geldi, işte Almanya’da film yapmıştır, burada da film yapmak istiyor falan dediler. Onu tiyatrodan tanıyorduk zaten, peki deyip onu da angaje ettik… Ama bir de atölye kurmak gerekiyordu. Bizim Sirkeci’deki sinemanın bodrumu, bu iş için müsaitti. Orayı atölye yaptık. Resne Fotoğrafhanesi’nde çalışan Hüseyin Efendi’yi de buraya şef tayin ettik…”

    Kemal_Film_2) Mehmet Kemalettin Seden 1889-1941
    Mehmet Kemalettin
    Kemal_Film_3) Ertuğrul Muhsin 1892-1979
    Ertuğrul Muhsin Bey

    Mehmet Kemalettin, yönetmenle yaptığı anlaşma gereği, bir stüdyo kurmak zorundaydı. İçinde her türlü çekim olanağının bulunduğu, teknik araç ve gereçlerle donatılmış, rahatlıkla dekor kurulabilecek kadar geniş ve yüksek tavanlı bir film platosu… Böyle bir binanın o günkü şartlarda inşa edilebilmesi güçtü. İstanbul’un işgal kuvvetleri komutanlığı her şeye karıştığı gibi buna da karışacak, izin vermeyecekti. Bunun yerine uygun bir binanın aranması daha kolaydı. Osman Fahir Seden’in (OFS. 1995) anlattığına göre babası, bir dostundan Eyüp Defterdar’daki Feshane-i Amire binası içindeki dokuma atölyesinin boş olduğunu öğrenir. Binanın içindeki dokuma salonu yüksek tavanlı, 70 metre eninde 140 metre uzunluğunda bir alandır. Yapı, gün ışığından daha fazla yararlanmayı sağlayan şed çatı ile örtülüdür. Tamamen çelik kostrüksiyon olan yapıda hiç duvar ya da bölme yoktur. İçine birkaç ekleme yapılabilirse tam da istenildiği gibi bir film stüdyosu rahatlıkla kurulabilir. Mehmet Kemalettin binayı, içinde değişiklikler de yapılabilecek şekilde kiralar. Kısa zamanda gerekli tadilatlar yapılır. Aydınlatma ekipmanları için Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’ne başvurulur. Cemiyet’in kullanmadığı, kömür çubuklu Jüpiter marka altı projektör lambası vardır, bunlar kiralanır. Binanın kapısına da büyük yazılarla “Kemal Film İmalathanesi” levhası asılır. Mehmet Kemalettin, 1924’te Millî Mecmua’ya durumu şöyle anlatır:

    Kemal_Film_4) Kemal Film İmalathanesi dış
    Kemal Film İmalathanesi’nin dış görünümü.

    “Millî filmler yapmak arzu ettik. Muhsin Bey işin artistik idaresini deruhte etti [üstlendi]. Avrupa’daki tecrübesine nazaran kabiliyeti inkâr edilemezdi. Bir tecrübe filmi yapmaya karar verdik. Fakat bu bize çok pahalıya mal oldu. Çünkü dâhili aksamını (Ki salonlar, sofalar vesaireden ibarettir.) filme çekmek için bir atölyeye lüzum vardı. Bunun için tahta ve betondan duvarlar yapmak, elektrik tesisatı vücuda getirmek, vesait-i tenvireye [aydınlatma araçları] icap ediyordu. Suret-i mahsusada [özel olarak] bir daire tuttuk. Tavan kısmı tamamıyla cam ve ziya-yı şemsin duhulüne [güneş ışınlarının girmesine] müsait olmalıydı. Buna dikkat ettik. Ziya menabii [ışık kaynağı] büyük projektörler temin ettik. Tevzi-i ziya için alat-ı mahsusa imal ettirdik. Filmin dâhili aksamının çekileceği güne kadar istihzar mesarifi [hazırlık masrafı] olarak 10 bin liraya yakın para sarf edilmişti…”

    Kemal Film İmalathanesi’nin Ürünleri
    Yapımcı, işgal altındaki İstanbul’u çok etkileyen ve gazeteleri günlerce meşgul eden bir cinayet olayını filme almayı önerir. Şişli’de yaşayan Mediha adında, zengin erkeklerle birlikte olan dilber bir kadının, yine sevgililerinden biri tarafından öldürülmesi film olabilirdi. Senaryoyu yönetmen ve yardımcısı Küçük Kemal’le birlikte yazar. İstanbul’da Bir Facia-i Aşk adı verilen filmde rolleri Anna Mariewitz, Vahram Papazyan, Dr. Emin Beliğ ve Aznif Mınakyan üstlenir. İşgal İstanbul’unda film çekmek zordur. Her yerde film çekilmesine izin verilmez. Buna rağmen dış çekimler İstanbul’un çeşitli semtlerinde yapılır. İç çekimler ise yeni stüdyonun içinde ve konforludur. Film vizyona çıktığında çok beğenilir. 

    Kemal_Film_5) kemal film etiketi 1922
    Kemal Film etiketi.
    Kemal_Film_6) Facia_Fransızca-ilan
    İstanbul’da Bir Facia-i Aşk filminin Fransızca ilanı.

    Yönetmen, ikinci film için konu ararken, bir gün yapımcıdan bir teklif alır: Yakup Kadri’nin Nur Baba adlı romanından film yapmak… Bir Bektaşi şeyhiyle, evli bir kadın arasındaki tutkulu aşkı anlatan roman, Bektaşilerden tepki görmüştür. Yönetmen, senaryoyu yazar. Roller Vahram Papazyan, Dr. Emin Beliğ, Anna Sarmatova, Elena Artinova, Aznif Manakyan arasında paylaştırılır. Film için stüdyoda görkemli bir Bektaşi tekkesi dekoru kurulur. Eyüp Sultan Camii avlusundaki çekim sırasında kalabalık bir grup ekibe saldırır. “Bir gün Dikimhane’ye haber gelmiş. ‘Stüdyoyu hemen terk edin, birazdan burayı basacaklar.’ denmiş. Bizimkiler ‘Boş ver’ demişler ama biraz sonra bir grup topluluk stüdyoyu basmış. Papazyan Efendi, baskın sırasında filmdeki kıyafetiyle bir kaçmaya başlamış ki, Allah’ını seven tutmasın…” diye anlatır Şakir Seden… Olayı gazeteci Rakım Çalapala 1944’te Yıldız dergisine şöyle anlatır: “Stüdyodan dışarı fırlayınca caddeyi tutup koşa koşa kaçmaya başladı. Korkusundan, arkasına bile bakmıyordu. Unkapanı’na kadar soluk soluğa geldi. Yolda bu güzel kıyafetli, sevimli yüzlü Bektaşi babasına selam veren verene idi. Kimse onun makyajla sokağa fırlamış, stüdyo baskınından kaçan bir artist olduğunu fark etmemişti…” Şakir Seden: “Birkaç gün sonra ortalık yatıştı. Haber yolladık, ‘Gelsin, çalışmaya devam edelim.’ dedik. ‘Gelmem.’ diye haber yolladı. Gözü yılmış bir defa… Böylece birkaç kez haberleştik. Sonunda Muhsin kızdı, ‘Gelmezse gelmesin, ben oynarım.’ dedi…” 

    Kurtuluş Savaşı’na onbaşı rütbesiyle katılan Halide Edib’in cephedeyken kaleme aldığı Ateşten Gömlek romanı, Kemal Film’in üçüncü film projesi olur. Yönetmen, romana sadık kalarak senaryoyu hazırlar. Yazara göre eserinin kadın kahramanları Ayşe ve Kezban’ı Türk kızları oynamalıdır. Bunu şart koşar. Yönetmen, yazarın isteği üzerine Muvahhit Refet’in eşi Bedia’yı Ayşe rolüne uygun bulur. Kezban rolü için de gazeteye verilen ilan üzerine başvuran tek genç kız olan Münire Eyüb alınır.


    “ateşten gömlek’in yakaladığı ticari başarının ardından yönetmen bir gün yapımcıya leblebici horhor ağa operetini filme almayı teklif eder. oyun, istanbul sahnelerinin değişmez operetlerinden biridir. yönetmen, oyun tekstinde birkaç değişiklik yaparak senaryoyu yazar fakat ortaya çıkan film beğenilmez.”

    Ateşten Gömlek’in yakaladığı ticari başarının ardından yönetmen bir gün yapımcıya Leblebici Horhor Ağa operetini filme almayı teklif eder. Oyun, İstanbul sahnelerinin değişmez operetlerinden biridir. Yönetmen, oyun tekstinde birkaç değişiklik yaparak senaryoyu yazar. Başrolleri Maurice Mea, Elena Artinova, Behzat Haki Bey, Gavroş Tolayan ve Jenya Gordenskaya arasında paylaştırır. Film için görkemli dekorlar yaptırılır, kostümler diktirilir fakat ortaya çıkan film beğenilmez. OFS’in anlattığına göre pahalıya mal olan Leblebici Horhor Ağa filminden sonra babasıyla yönetmen arasına bir soğukluk girer fakat yönetmen, daha film vizyona çıkmadan çoktan yeni film çalışmasına başlamıştır: Kız Kulesinde Bir Facia. 

    Kemal_Film_7) Ateşten Gömlek 1923
    Ateşten Gömlek filminden bir sahne.

    İki kişi üzerine kurulu dramatik hikâyesiyle filme alınması kolay görünmektedir. Başrollerini Ertuğrul Muhsin, Dr. Emin Beliğ, Münire Eyüb ve Aznif Mınakyan’ın paylaştığı film de seyirciden ilgi görmez. Yönetmen bu filmin ardından Peyami Safa’nın Sözde Kızlar romanına yönelir. OFS’in anlattığına göre babası, son iki filminde kaybettiği parayı bu filmden çıkarabileceğine inanmıştır. Elena Artinova, Maurice Mea, Gavroş Tolayan, Jenya Gordenskaya’nın başrolleri paylaştığı filmin çekimleri sorunlu geçer. Şakir Seden: “Sözde Kızlar, muvaffak olmadı. Buna sebep Peyami Safa Bey’in sık sık sete gelip, Muhsin’e müdahale etmesiydi. Muhsin de Peyami Bey sette olunca onun istediklerini yapıyor, o gittikten sonra bildiğini okuyordu. Böylece iki başlı bir film oldu. Sadece Muhsin yapsa ve Peyami Bey’in dediklerini de tamamen uygulasa, belki daha muvaffak olurdu…” 


    “büyük paralar harcayarak kurdukları türkiye’nin ilk film stüdyosu ellerinden alınmak üzeredir. feshane-i amire’ye yeni bir müdür tayin etmiştir. çankırılı bir binbaşı olan nuri, stüdyonun bulunduğu binaya göz dikmiş, şirketin yaptığı kira anlaşmasını tanımadığını bildirmiştir. binanın iki gün içinde boşaltılmasını istemektedir.”

    Ve Sonra…
    Mehmet Kemalettin, yaptığı altı film sonrasında kâr zarar hesabı yaparken şirkete büyük rahatsızlık veren bir olay yaşanır. Büyük paralar harcayarak kurdukları Türkiye’nin ilk film stüdyosu ellerinden alınmak üzeredir. Feshane-i Amire’ye yeni bir müdür tayin etmiştir. Çankırılı bir binbaşı olan Nuri, stüdyonun bulunduğu binaya göz dikmiş, şirketin yaptığı kira anlaşmasını tanımadığını bildirmiştir. Binanın iki gün içinde boşaltılmasını istemektedir. Bu genişlikte bir yer bularak taşınmak imkânsızdır. Binbaşı, tüm malzemeleri, yağmurlu bir günde askerlerle binanın dışına attırır. Şakir Seden: “Bize intikal ettiğine göre yeni gelen müdür, kadın artistlerden birine sarkıntılık etmiş. Hem yüz bulamamış hem de bizim arkadaşlardan sert muamele görmüş. Bunun üzerine kızıp, ‘24 saatte burayı terk edin.’ demiş. İki günde hiç olmazsa bir depo bulur, eşyaları oraya taşırdık ama dedim ya, iki taraf da bahane arıyordu. Bu hadise, uygun düştü. Eşyaları paylaştık. Aksesuarları Behzat aldı; dekor, pano gibi şeyleri Muhsin Bey, Ferah Tiyatrosu’na götürdü. Biz de makineleri satıp bu defteri kapadık…” 

    Kemal_Film_8) Leblebici Horhor 1923
    Leblebici Horhor Ağa filminden bir sahne.

    Ve böylece “Kemal Film İmalathanesi” tarihin tozlu sayfalarına atılır. # 

  • Victor Effendi Bertrand

    Victor Effendi Bertrand


    “bertrand taklit ve hokkabazlık yapar, her sene babamdan izin isteyerek fransa’ya gider, birtakım yeni şeyler öğrenip gelirdi. saraya sinemayı bu getirmiştir.” bu sözler sultan ıı. abdülhamid’in kızı ayşe sultan’a ait. ilk kez 1958’de hayat dergisinde yayımlanmaya başlayan hatıratında saray ve sinema ilişkisini bertrand adlı bir fransız’a dayandırmaktadır. peki, kimdir bu bertrand? yıldız saray’ına ne zaman gelmiştir? gerçekten bir hokkabaz mıdır? türk sinema tarihi yazılırken mutlaka adı geçecek olan bu kişinin kimliği üzerine hiçbir araştırma yapılmamış olması, onu esrarengiz kılmaktadır. bu yazıyla ve ilk kez yayımlanacak fotoğraflarıyla bertrand’ı gün yüzüne çıkarmaya çalışacağız…

    Sinema_1) VİCTOR BERTRAND 3
    Victor Bertrand, taklitte çok başarılıydı.
    FOTOĞRAF: ALİ CAN SEKMEÇ ARŞİVİ

    Paris’te 1895’te sinematograf ilk kez kamuoyuna sunulduğu sırada Osmanlı imparatorluk tahtında Sultan II. Abdülhamid oturmaktadır. Ülkesini yüksek duvarlarla çevrili Yıldız Sarayı’ndan idare eden Sultan’ın fotoğrafa, müziğe ve sahne sanatlarına ilgisi ön plandadır. Şehzadeyken yurt dışına yaptığı geziler sırasında birçok tiyatro ve operayı seyretme imkânı bulmuştur. Yine şehzadeliği döneminde Muzika-i Hümayun hocası Paul Dussap Paşa’dan müzik dersleri de alan Sultan’ın özellikle opera ve müzikli oyunlara olan tutkusu dönemin yerli ve yabancı basınında kendisine yer bulmakta gecikmemiştir. Sultan’ın Dussap yönetimindeki orkestrayı dinlemekten çok hoşlandığı hatta kendisini kötü hissettiğinde bütün gece ya da kendisine “Dur!” deyinceye kadar orkestrasının icrasını istediği bilinmektedir.

    Victor Bertrand, II. Abdülhamid’in Huzurunda
    Paul Dussap Paşa, Fransız tebaasından Katolik bir Ermeni’dir. Sultanın şehzadeliği döneminden beri sarayda piyano dersi vermiş, cülusundan sonra da bu hizmetine devam etmiştir. Dussap Paşa bir gün: “Gayet iyi bir komiktir. Efendimizin huzurunda marifet göstermeye layıktır.” diyerek bir Fransız hokkabazını takdim eder. Bu hokkabaz 1848 Paris doğumlu Victor Bertrand’dan başkası değildir. Sultan’a gösterdiği birkaç komik marifetten sonra saraya alınır. Sultan, Hazine-i Hassa’dan Bertrand ailesi için saraya yakın olması nedeniyle Beşiktaş’ta dayalı döşeli bir daire verir. Bertrand’a da maaş bağlanır.

    Sultan ondan, yabancılardan özellikle de Fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. Bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve Pera’daki (Beyoğlu) Fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği Edmond, Alexander, Stuart gibi isimlerden bir grup kurar. Ayrıca Oscar adında cambazlık yapan bir Amerikalı da gruba dâhil olur. Az Fransızca bildikleri için muzıkadan Halil, Ahmet, bestekâr Hacı Arif Bey’in oğlu kolağası Cemal Bey, gençliğinde pandomimlerde kız rolüne çıktığı için “Kız Rıfat Bey” denilen Miralay Rıfat Bey, Hilmi Bey, pandomimci Hurşit Bey de bu ekipte yer alır. Bertrand tiyatronun idarecisi ve yönetmenidir. Bu ekip oyun verdikçe piyano başında Dussap Paşa bulunur. Bir süre sonra Sultan, sarayda boşta kalan Güllü Agop Efendi’nin de Bertrand’ın ekibinde oynamasını ister. Güllü Agop, Fransızca bilmemektedir. Fakat öyle çalışır ki kısa zamanda Fransız aktörlerle onların dilinde oyunlar oynayabilecek hâle gelir.

    Sarayda Bir Tiyatro Binası…
    Babası Sultan Abdülaziz gibi Beyoğlu’ndaki tiyatrolara gitmek yerine Yıldız Sarayı’nın yüksek duvarları arkasında yaşamak daha güvenli gelir II. Abdülhamid’e… Bertrand, tiyatro ekibi kurulduktan sonra Alman İmparatoru Wilhelm’in İstanbul ziyareti öncesinde saraya bir tiyatro binası yaptırmaya karar verir. Sultan’ın beyaz atları için yapılan ahır yıktırılır. Yerine Vasilaki Kalfa’nın oğlu Yanko’ya küçük, şirin bir tiyatro inşa ettirir (1889). Bina, Sultan’ın özel locasının iki tarafında beşer locadan, bir de parterden ibarettir. Elektrikle donatılır. Yalnız Sultan’ın locasında elektrik yoktur. Sultan kimse tarafından görülmeden özel locasının bir köşesinden oyunu seyredecektir. Yanında kadın bulunursa locasının kafesi indirilecektir. Tiyatronun mefruşatı zarif, tezyinatı altın yaldızlı, duvarları kırmızı peluş ile kaplanır. Kalabalık orkestranın Sultan’a sırtını dönmemesi için sahnenin önünde değil de Sultan locasının solunda, sahnenin sağında ayrılan yerde duracaktır. Bu tiyatroda ilk oyunu Bertrand ve ekibi sahneledi.

    Sinema_2) II. Abdülhamid-Le Petit Journal-1897
    Sultan II. Abdülhamid kapaklı Fransızca Le Petit Journal dergisi, 1897.
    gri_96_r_14_a30_045_recto
    Sultan II. Abdülhamid Yıldız Sarayı’nda yaşamayı daha güvenli buluyordu. Tiyatroyu da saraya taşıdı.

    Victor Bertrand’ın Taklit Yeteneği ve Oyunu Durduran Sultan!
    Çok az Türkçe konuşabilen Victor Bertrand taklitte gerçek bir üstattır. Ayrıca iyi bir makyajcıdır. Tiyatroda sahne alacak herkes onun makyaj konusundaki yeteneğinden faydalanır. Taklit etmek istediği birinin yalnız fesini başına geçirir, yüzüne yaptığı makyajla o kişinin kıyafetine girer ve onun tavrını canlandırırdı. Sultan, bir gün ondan Guatelli Paşa’yı taklit etmesini ister. Bertrand, Paşa’nın kaputuyla fesini alarak sahneye çıkar. Perde açılınca sahnede öyle bir görünür, Paşa’nın bozuk Türkçesini taklit ederek öyle bir yürür ki görenler sahnedekini Guatelli Paşa sanır.

    Büyük adamların, hükümdarların taklitlerini yapmakta ustalaşan Bertrand, bir gece Yıldız Tiyatrosu sahnesinde maharetini gösterir. Rus Çarı’nın, Almanya ve Avusturya imparatorlarının taklitlerini yapar. Sıranın kendisine geleceğini anlayan Sultan oyunu durdurur.


    “sultan ondan, yabancılardan özellikle de fransızlardan oluşacak bir tiyatro ekibi kurmasını ister. bertrand ve karısı hemen kolları sıvar ve pera’daki (beyoğlu) fransız tiyatro kumpanyalarından seçtiği isimlerden bir grup kurar.”

    Yazar Victor Bertrand
    Victor Bertrand, Sultan’ın hizmetindeyken gösterdiği başarılardan dolayı Mecidiye, Osmaniye ve Osmanlı Güzel Sanatlar madalyalarıyla taltif edilir. Binbaşı rütbesine kadar da yükseltilir. Yine sarayda kaldığı dönemde iki tane de kitap kaleme alır: Les Silhouettes Animées-A La Main (Hareketli Silüetler-Elle Canlandırılmış) ve Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople (İstanbul Pera’daki Yeni Fransız Tiyatrosu Yangını Vesilesiyle Tiyatro İnşaatı Üzerine Pratik Düşünceler)… Yıldız Sarayı tiyatrosunda ellerini çeşitli şekillere sokarak sergilediği gölge oyunlarını anlattığı ve çoğunun da illüstrasyonlarını çizdiği 192 sayfalık Les Silhouettes Animées-A La Main kitabı, Victor Effendi Bertrand adıyla 1892 yılında Paris’te Charles Mendel’in Libraire de la Science en Famille Yayınevi tarafından yayımlanır. Gölge oyunu üzerine kıymetli bilgilerin ve figürlerin yer aldığı kitapta ayrıca Bertrand tarafından düzenlenmiş gölge oyunu metinleri de vardır. Kitap o dönemde çok beğenilmiş olmalı ki aynı yıl Hollanda’nın Zutphen şehrinde Dutch dilinde Levende Hand-Schaduwbeelden (Canlı Gölge Görüntüleri) adıyla Schillemans & Van Belkum Yayınevi tarafından da yayımlanır. Réflexions Pratiques sur la Construction des Theatres a L’occasion de L’incendie du Nouveau Theatre Français de Pera a Constantinople adlı kitap ise İstanbul’da tiyatro hareketleri ve Pera’da yanan Yeni Fransız Tiyatrosu’na ithafen yeniden inşa edilecek bir tiyatro binasında olması gerekenler üzerine üç bölüm hâlinde yapısal pratik bilgiler içermektedir. 36 sayfalık bu kitap da 1892 yılında Paris’te Léon Pochy tarafından yayımlanmıştır. Bu kitapların basımları Ayşe Sultan’ın hatıratında belirttiği üzere Bertrand’ın izinli olarak Paris’e gittiği zamanlarda olsa gerek…

    Sinema_5) Victor Bertrand kitap kapak
    Victor Bertrand’ın kaleme aldığı Les Silhouettes Animées-A La Main kitabının kapağı.
    Sinema_4) VİCTOR BERTRAND 1
    Victor Bertrand, Sultan’ın hizmetindeyken pek çok madalyayla taltif edildi.

    Paris Gezisi ve Sinematograf
    Victor Bertrand, sinematografla 1896 yılı sonbaharında yaptığı Paris gezisi sırasında karşılaşır. Her seyahatinde Sultan’a yeni bir icat sunmak düşüncesinden hareketle Charles Pathe şirketinden hemen bir tane edinir. İstanbul’a döndüğünde henüz sinematograf buraya ulaşmamıştır bile. Ayşe Sultan hatıratında Bertrand’ın gösterisinden şöyle bahsetmektedir:

    “O zamanki sinemalar (filmler) şimdiki gibi değildi. Perde büyük fırçalarla iyice ıslatılır, küçük parçalar gösterilirdi. Bu parçalar pek karanlık görülür, filmler bir dakikada biterdi. Bununla beraber, çok yeni bir şey olduğundan hoşumuza giderdi.”

    Bertrand’ın sinematograf gösterileri Sultan II. Abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. Önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. Bunda sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın önemli bir rolü vardır. Sinematograf aygıtı üzerine uzun incelemeler yapılmış ve sonuçta bunun çok faydalı olduğu kanısına varılmıştır. Sultan, dünyada yaşanan olayları, hükümdarların resmî ziyaretlerini ya da askerî manevraları gösteren filmleri izlemeyi seviyordu. Bertrand da her fırsatta film gösteriyordu. Bunlardan biri de 1899 yılı yazında Sultan’ın cülus törenine katılmak ve hediye edilen Emirgan Yalısı’nı teslim almak üzere İstanbul’a gelen Karadağ Prensi Nikola için Marmara vapurunda verilen ziyafet sonrası Bertrand tarafından yapılan sinematograf gösterimiydi. Bertrand, 1899 yılı Aralık ayında saraydaki görevinin yanı sıra sinematografa halkın gösterdiği ilgiden hareketle İstanbul’daki Fransız cemiyetinin önde gelen iş adamlarından Louis Parma ile iş birliğine gitti. “Ailelerin sinematografı” adıyla evlerde kullanılmak üzere Georges Demeny’in Coronofotografia adlı seyyar projeksiyon aygıtını geliştirerek Victor Bertrand sistemini kurmuş ve bunu, “İçten ışıklı, yeni ve çok mercekli kondansatörlü lambasıyla net ve parlak gösteri sağlayan yegâne bilimsel cihazdır. Benzeri yoktur.” diye lanse ederek Parma’nın Grand Rue De Pera 452 no.lu mağazasında satışa çıkarmıştır.


    “bertrand’ın sinematograf gösterileri sultan ıı. abdülhamid’in de hoşuna gitmiştir. önceleri şüpheyle yaklaştığı bu aygıta sempati duymaya başlamıştır. bunda sadrazam halil rıfat paşa’nın önemli bir rolü vardır.”

    Sinema_6) VİCTOR BERTRAND 2
    Victor Bertrand rolünü oynarken…

    Sultan II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilişi ve Bertrand’ın Akıbeti
    Takvimler 1908 yılını gösterdiğinde Bertrand artık altmış yaşındadır. Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmiş, saraydaki günler sona ermiştir. 29 Ağustos 1908 tarihli bir emirle sarayla bağlantısı kesilmiştir. Bu emir üzerine Sadaret’e yazdığı mektupta Sultan’ın hizmetinde bulunduğu sürece kendisine sadakat göstermekten geri durmadığını, sarayda yedi sekiz yıldır kullanılmayan bir sinematograf takımı olduğunu, bunun kendisine verilmesini, bundan sonraki geçimini bu aygıtı kullanarak sağlayabileceğini, artık yaşlandığını ve eskisi kadar çalışma kuvvetinde olamadığını belirtir. Tabii cevap alamaz. Hemen ardından yeni bir mektup yazar. Mektubunda karısının saraydaki oyunlarda artist olarak çalışmasına rağmen birikmiş maaşını alamadığını, sarayda görevliyken bacağının kırılması sonrasında hayatta olduğu sürece ödenmek üzere Sultan tarafından kendisine bağlanan 25 liralık tahsisatın ödenmediğini, İstanbul’dan ayrılacağı için bu parayı aydan aya mensubu olduğu elçilik vasıtasıyla alabilmesinin sağlanmasını rica eder. Tabii yine cevap alamaz.

    Victor Bertrand, çaresizlik içinde saraydan ümidini kesince Pera’da Tünel meydanına yakın bir otel işletir bir süre. 1909 yılında çok sevdiği ve yirmi beş yıl yaşadığı İstanbul’u terk eder. Romanya’ya gider. Bükreş’te sanatını icra etmeye çalışır. Uzun yıllar lütuf ve nimetini gördüğü Sultan II. Abdülhamid’in karikatürlerini yaparak geçimini sağlar. Ne zaman ve nerede öldüğü kesin olarak bilinmeyen Victor Bertrand, hâlâ yazılamamış olan Türk sinema tarihinin ilk köşe taşlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır… #

    KAYNAKÇA
    “Ailelerin Sinematografı”, Le Moniteur Oriental, 20.12.1899.
    Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi (ML.EEM.00716.00083.01-ML.EEM.00716.00083.02)
    İrtem, Süleyman Kani, “Saray ve Babıali’nin İç Yüzü”, Akşam gazetesi, 1944-1945.
    Osmanoğlu, Ayşe, “Babam Sultan Abdülhamid”, Hayat dergisi, 1958.
    Sekmeç, Ali Can, Türk Sinemasında Azınlıklar ve Yabancılar, Antalya, 2017.