istanbul 1914 yılına elektrikli tramvay heyecanıyla girmişti. atlı tramvaylar tarihe karışmış ise de tramvay kazaları can almaya devam ediyordu. buna son zamanlarda otomobil kazaları eklenmişti. fakat hiçbir kaza, nisan ayında meydana gelen ve 16 kişinin ölümüne yol açan ulaşım bağlantılı kaza kadar yakıcı olmamıştı. bakırköy’deki istasyonun temel kazısında sona yaklaşılırken 8 nisan 1914’te yaşanan çökme nedeniyle yirmiden fazla işçi toprak altında kaldı.
İstanbul’u Balkan şehirlerine bağlayan Rumeli Demiryolu’nun inşasından yaklaşık kırk yıl sonra bu yolun Sirkeci-Yeşilköy arasının çift hatta dönüştürülmesine karar verilmiş, Rumeli Demiryolu’nu yapan Şark Demiryolları Şirketi çift hat inşaatına 1910 yılında başlamıştı. Proje kapsamında, 1872’de yapılmış olan Makriköy (Bakırköy) İstasyonu’nun genişletilmesi kararlaştırılmıştı. Bu tarihte Alman sermayesinin hâkim olduğu Şark Demiryolları Şirketi, inşaatı İtalyan müteahhit Parissis’e verdi. Parissis de Avusturyalı mühendis Hochreiter ile anlaştı. Böylece birer ustabaşı ve amele çavuşu ile yeteri kadar amele istihdam edilerek inşaata başlandı.
Geliyorum Diyen Kaza
İnşaatın temel kazısında sona yaklaşıldığı 8 Nisan 1914 günü saat 10.30 sıralarında meydana gelen ani bir çökme nedeniyle yirmiden fazla işçi toprak altında kaldı. Soruşturma sırasında çizilen krokide görüldüğü üzere, İstanbul’un gözde esnafından tekstilci Şamlı Mustafa Efendi’nin köşkünün altına yakın bir yerde Bizans devrinden kalma ve taştan inşa edilmiş bir kemerli yapıya rastlanmıştı. Kemerin barutla parçalanarak yıkılması planlanmıştı fakat barut yerleştirilebilmesi için ortasına doğru bir tünel açılması gerekiyordu. Temelin içi bir buçuk metre kadar kazılmıştı ki altı boşaldığı için dayanaksız kalan 5 metre yüksekliğinde ve 1 metre kalınlığındaki kemer sırtı işçilerin üzerine yıkıldı. Yakındaki diğer işçiler, ahali ve Yüzbaşı Aziz kumandasındaki bir grup, kazma ve küreklerle işçilerin imdadına koştu. Altıncı Alay’dan İsmail Hakkı Bey de bir miktar asker ve Hilal-i Ahmer grubuyla kurtarma işine destek vermiş, Şehremaneti olay yerine bir otomobil göndermiş, ayrıca sağlık ekipleri gelmişti.
Enkaz Altından Arkadaşlarını Çıkarmalarına İzin Verilmedi
Çökmenin yaşandığı yerde, Doğu şehirlerinden yeni gelmiş amele grubu çalışmaktaydı. İlk hamlede enkazın ön tarafından 7 işçi yaralı olarak kurtarıldı. Bunların memleketleri, adları ve yaşları şöyleydi: Hınıslı Ahmet oğlu İsa (13), Karahisarlı İbrahim oğlu Halil (45), Muşlu Mehmet oğlu Esad (40), Bitlisli Abdullah oğlu Teço (50), Bitlisli Murat oğlu Cendo (50), Karahisarlı Mehmet oğlu Hasan (46) ve Bulanıklı Derviş oğlu Mehmet (35). Bakırköy Belediye Tabibi Tolyan, Yeşilköy Tabibi Nihanyan, Doktor Binbaşı Fevzi Bey, Eczacı Kargopoulos ve Doktor Miralay Hıristaki’nin çevredeki eczanelerden aldıkları malzemelerle yaptıkları ilk müdahalenin ardından yaralılar trenle Yedikule’deki Balıklı Rum Hastanesi’ne nakledildi.
Başları parçalanmış, bacakları kopmuş, iç organları fırlamış hâlde çıkarılan cansız bedenler ise Bakırköy Camii’nde gasledildikten sonra hemen defnedildi. Bunların kimlikleri: Bulanıklı Ramazan oğlu Diyav (35), Bitlisli Nadir oğlu Cendo (35), Bulanıklı Nadir oğlu Holida (50), Bulanıklı Derviş oğlu Aziz (50), Bitlisli İbrahim oğlu Mustafa (38) ve Bulanıklı Ömer oğlu Mustafa (38) şeklindeydi. Çoğu birbirinin akrabası olan ve bir gün önce işe alınmış olan grup 25 kişiydi. Bunlardan biri ilk anda kaçarak yara almadan kurtulmuş, ikisi ise o gün işe gelmemişti. Toprak altında daha dokuz kişi bulunmaktaydı. Hastanedeki yaralılardan Halil de akşama doğru can vermişti.
“çöken kemer kütlesi her biri onlarca ton ağırlığında dört parçaya ayrılmıştı. bunların insan gücüyle kaldırılması imkânsız olduğundan şirket’e yapılan ısrarlar sonucunda yedikule ve sirkeci’deki iki vinç olay yerine getirildi. fakat en fazla 16 ton kaldırma gücüne sahip vinçlerden birinin zincirinin kopması üzerine çalışma durduruldu. kemer parçaları kaldırılamadığı için işçiler âdeta ölüme terk edildi.”
Çöken kemer kütlesi her biri onlarca ton ağırlığında dört parçaya ayrılmıştı. Bunların insan gücüyle kaldırılması imkânsız olduğundan Şirket’e yapılan ısrarlar sonucunda Yedikule ve Sirkeci’deki iki vinç olay yerine getirildi. Fakat en fazla 16 ton kaldırma gücüne sahip vinçlerden birinin zincirinin kopması üzerine çalışma durduruldu. Kemer parçaları kaldırılamadığı için işçiler âdeta ölüme terk edildi. Ertesi gün mühendis raporları uyarınca kaza yerinde çalışılması riskli görüldüğünden ve feci kazadan olumsuz etkilenen ameleler de korku, endişe ve üzüntüleri nedeniyle çalışmak istemediklerinden inşaat tatil edildi. Amelelerin enkaz altındaki arkadaşlarını çıkarmalarına izin verilmedi. Müteakip günlerde de soruşturmanın selameti nedeniyle kazı yapılmadı. Enkaz altındakilerle beraber ölü sayısı 16’ya yükseldi.
Soruşturmalar ve Raporlar
Polis, Adliye, Nafia Nezareti ve Şehremaneti kurulları ayrı ayrı inceleme ve soruşturmalar yapıp raporlar hazırladılar. Bazı inşaat görevlilerinin ifade vermeye gelmemesi, hemen tamamının inkârcı bir üslup takınıp sorumluluğu birbirinin üstüne atmaları yüzünden soruşturma uzadı. Polisin 9 Nisan tarihli ön raporunda, kazanın müteahhit ve mühendisin kurallara riayet etmemeleri yüzünden meydana geldiği belirtilmiştir. Şehremaneti mühendisi Piraşkoh ise raporunu kroki üzerindeki harflerle anlatmıştır: “8 Nisan 1914 Çarşamba günü Bakırköy İstasyonu önündeki inşaatta meydana gelen feci kazanın sebebini araştırmak üzere olay yerine gittim. Ekli krokide gösterildiği üzere E-L-V-B yönünde hafriyat yapılmakta iken ortaya çıkan V-N-H duvarının parça parça yıkılması mümkün olmadığından altının oyulmaya başladığını mühendis ifade etmektedir.
Duvarın altındaki hafriyat N-H yönünde T noktasına kadar 1 metre 40 santim ilerleyince altı boşaldığı için amelenin üzerine yıkılmıştır. Bu kadar uzun boşluğun üzerindeki yapının çökeceğini hesap edemeyen mühendis doğrudan kusurludur. Gözlem ve görüşlerim bundan ibarettir.”
“krokide görüldüğü üzere, altı oyulan ve herhangi bir istinat unsuru yerleştirilmediği için boşluk üzerinde kalan kemerin çökeceğini yoldan gelip geçen ahali dahi tahmin etmiş ve mühendise defalarca ihtarda bulunmuş olmasına rağmen mühendis aldırış etmemiştir.”
Krokide görüldüğü üzere, altı oyulan ve herhangi bir istinat unsuru yerleştirilmediği için boşluk üzerinde kalan kemerin çökeceğini yoldan gelip geçen ahali dahi tahmin etmiş ve mühendise defalarca ihtarda bulunmuş olmasına rağmen mühendis aldırış etmemiştir. Ustabaşı Marcilio sorgusunda, kemerin barutla yıkılması kararlaştırıldığı için yer altında kimsenin çalıştırılmadığını savunurken, işçiler tam tersine Marcilio ile amele çavuşu Mehmet’in kendilerini kemerin altında çalışmaya sevk ettiklerini söylemişlerdir. Müteahhit Parissis teknik bakımdan kusur bulunmadığını savunmuş, Krieger adlı mühendis inşaatın o kısmının kendisine ait olmadığını belirterek Hochreiter’i işaret etmiş; Hochreiter ise kazayı öngördüğünü fakat işi durdurma yetkisi müteahhitte olduğu için onu bilgilendirdiğini söyleyerek sorumluluğu Parissis’e yüklemiştir.
Soruşturma, teknik sorumluların ihmalini ortaya sermiştir. Altı oyulan tonlarca ağırlıktaki kemerin yıkılacağını hesap edemeyen ve ihtarlara kulak tıkayan mühendis Hochreiter ile gerekli denetimi yapmayan müteahhit Parissis’in kusurlu oldukları açıktı. Nafia Nezareti de kendisine yönelen eleştiriler üzerine Demajo ve Galip adlı mühendislere keşif yaptırmış, bunlar da sorumluluğun tamamen Hochreiter’e ait olduğunu rapor etmişlerdir.
Ecnebi Şirketlere Öfke, Hükümete Sitem
Basının hedefinde Şark Demiryolları Şirketi vardı. Olay öncesinde önlemleri almayan Şirket, olaydan sonra da gevşek davranmıştır. Bütün ekipmanıyla kurtarma faaliyetine girişmesi beklenirken vinçlerini kullanmaya nazlanmış, civardaki işçilerin yardıma koşmasına bile gerek duymamıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaştığı bu günlerde, yerli basın, Avrupalı şirket, müteahhit ve mühendislere öfke duymaktaydı. Şirketler, Müslüman canına değer vermemekle suçlanıyordu. Tanin gazetesi, kendilerine yarım yevmiye reva görüldüğü hâlde en tehlikeli işlerde çalıştırılan amelenin sayısının kaydedildiği bir defter bile bulunmamasını eleştirerek, amelenin “kurbanlık sürü addedilmesini” kınamıştır. Tasfir-i Efkâr, şimdiye kadar bu tür kazalarda yüzlerce kişinin öldüğünü belirterek, “birçok kişinin hayatıyla eğlenen, onu hiçe sayan bu insafsız ve merhametsiz” Frenk şirketlerinden hesap sorup mazlum vatandaşların hukukunu korumayan hükümete yüklenmiştir. Zira her kazanın ardından yapılan iş, “bir-iki rapor tutup üç-beş ah u vah etmekten” öte geçmemiştir. Ülkenin birer birer yitip giden yahut sakat kalan bu enerjik ve faydalı bireylerinin kendilerine veya yakınlarına tazminat namına ya bir şey verilmemiş ya da hiç değerindeki miktarlar reva görülmüştür. Hele kazaların derinlemesine incelenerek sorumlu ve suçluların cezalandırılması yoluna hiç gidilmemiştir. Bakırköy olayı dosyasının da “insafsız şirketler menfaatine” kapanmasına seyirci kalmak istemeyen Tasfir-i Efkâr hem mağdurların haklarını korumak hem de bundan sonrası için bir ibret olmak üzere sorumluluk üstlenerek davacı olmaya karar vermiştir. Zorunlu giderleri üstlenen gazete, tanınmış avukatlardan Talat Bey’le anlaşmış, mağdurları ve yakınlarını evraklarıyla beraber yönetim binasına davet etmiştir.
Tamamen Şirket’e ait olduğu gözlenen suçun 182. madde kapsamında değerlendirileceğini belirten bir hukukçu ise Osmanlı kanunlarında mali sorumluluk hakkında açıklık olmadığından tazminat için yaralıların bizzat ve ölenlerin vârislerinin talep ve iddiada bulunmaları gerektiğini hatırlatmıştır. Sabah gazetesinin yazdığına göre, yaralılar ile ölenlerden bazılarının akraba ve yakınları Adliye Nezareti’ne dilekçe vererek ölenler için diyet/tazminat ödenmesini, yaralıların çalışamadıkları günlere ait gündeliklerinin inşaat mühendisinden tahsilini ve ayrıca mühendisin cezalandırılmasını talep etmişlerdir. Ancak işçilerin çoğunun yakınları memleketlerinde bulunduğundan dava sürecinin uzaması kaçınılmazdı. Nitekim Bidayet Hâkimi Rıfat Bey’in ifadeleri alıp diğer evrakla beraber dosyayı tamamlayarak savcılığa sunması haziran ortalarını bulmuştur. Gündemin diğer konularından dolayı Bakırköy kazası haberleri gazete sayfalarından uzaklaşmıştır. Nihayet temmuzun sonunda Dünya Savaşı’nın başlaması, Osmanlı Hükümeti’nin seferberlik ve moratoryum ilanı ile girilen yeni süreçteki sorunlar ve İstanbul işgali acısı Bakırköy kazasını unutturacaktır.
Karagöz’ün Şakası
Mizah dergisi Karagöz’ün bu tarihlerde en fazla eleştirdiği konulardan biri, İstanbul’da özellikle tramvayların yol açtığı trafik kazalarıydı. Kazazedelerin parçalanmış bedenlerini gösteren karikatürü kapaktan yayımlayan derginin imzasız yazarı, “Bakırköy Kazası” başlığı altında incelediği inşaat faciasına ilginç bir yorum getirmişti:
“Ben bu başlığı gazetelerde gördüğüm zaman şaştım kaldım. Kendi kendime dedim ki, Bakırköy’ün kaza olduğunu bilmeyen kimse var mıdır ki yalnızca Bakırköy yazılmıyor da burasının kaymakam tarafından yönetilen bir kaza olduğu vurgulanıyor? Şaşkınlığım bir gün sürdü. Ertesi gün yine gazetelerde okudum ki işin feci tarafı komik tarafından daha büyükmüş. İhmal ve umursamazlık yüzünden birçok kişi telef olup gitti. Şimdi Şirket’in bu zavallıların ailelerine tazminat vermesi konuşuluyor. Giden gittikten sonra, heyhat!..
Son günlerde İstanbul’un her tarafında kazalar artmaya başladı. Duvar kazası, çökme kazası, tramvay kazası, elektrik kazası. Memlekette bu kadar kaza varken hâlâ münhâl [boş] bir kaza bekleyen işsiz kaymakamlara ne demeli?..” #







