Kategori: Edito

  • Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

    Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

    Tarihin bir kıyısında, çok bulutlu bir coğrafyada, aynı ülkede ama birbirinden çok farklı dünyalarda, kendi inanç ve doğrularımızı esas, başkalarınınkini hiçe sayarak yaşıyoruz. Kendi dünyalarımızın duvarları içinde tutsak etmişiz kendimizi. Gözlerimiz, kulaklarımız, duyu ve duygularımız ‘ötekiler’e kapalı.

    Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?

    Yüksek gerilim hatlarıyla örmüşüz ana yurdu dört baştan. Aslında en baştan! Devlet, hükümet denilen yapılar, siyasetçi denilen insanlar bu durumun baş sorumluları. Bu milletin, vatandaşların hizmetindeki temsilciler, hesap verici, emanetçi, seçilmişler, belli ki “seçilmiş kişi” tabirini yanlış anlamış; bunu şeytan ve müridlerine karşı ilahi bir görev olarak benimsemişler. Halbuki herkes bilir ki, “şeytan” dışarıda, karşı tarafta değil, içimizde büyür; cennet de cehennem de bu dünyada örülür.

    Tarih, ahirete göçüşteki Münker ve Nekir’dir; sorgucu meleklerin rolünü üstlenir. Araştıran, hesap soran, sorgulayan, açığa çıkaran, belgeleyen, karar veren O’dur. Yaşadığımız topraklarda, yaşarken bedeli ödenmemiş nice günah, yüzleşmediğimiz nice acı hadise var. Siyasetin, hırsların, iktidar ve paranın kanıyla lekelenmiş; ideoloji ve inançlara kurban edilmiş kara sayfalar, çoğu ülkedeki gibi bizim de tarihimizde kalın dosyalar oluşturuyor. Bunlar açılmadıkça, konuşulmadıkça, yazılmadıkça yokolmaz. Tersine, sonraki nesillerin sırtına binerek daha da ağırlaşır. Eski günah ve acılar yeni nesillere transfer edilir.

    Soma’da 301 madencinin ölümüyle, hayatta kalan binlerce yakının ise yıkımıyla sonuçlanan facia, bu katliam da sadece bugünün işi değil. Bu ilk sayımızdaki özel dosya konumuzla, kömür madenciliğinin dünyada ve ülkemizdeki kara tarihini yansıtmaya çalıştık.

    1 sene önce Gezi olayları safahatını ve tarihsel boyutlarını ‘Yaşarken Yazılan Tarih’ başlığıyla hazırladığımız dergimiz yayınlanmamış, kapatılmış ve siz sevgili okurlarımıza veda bile edemeden ayrılmıştık. Şimdi ‘Ölürken Yazılan Tarih’le çıkıyoruz karşınıza.

    Ama umudumuz bu hayatta. Bu vatanda, bu insanda. Düşüncesi, inancı, dünya görüşü, kökeni, geliri, geçmişi, cinsiyeti, yaşı başı ne olursa olsun, bu ülkenin aydınlık yurttaşları var. Kara sayfalarla hep birlikte, kendimizi de dışarda tutmadan hesaplaşacağız. Çünkü tarihsel sorumluluklar geçmişe havale edilirse bugünü ezer ve çocukların geleceğini elinden alır.

    Soma’da karanlıkta ölenler tarihe değil güneşe gömüldüler. Verdikleri ışık hepimizin yolunu aydınlatacak. Anıları önünde eğiliyoruz.

  • Tarihe tanıklık etmek, gençlerden öğrenmek

    Tarihe tanıklık etmek, gençlerden öğrenmek

    GÜRSEL GÖNCÜ

    Hem cesur hem bilgeydiler. Hem bir, hem birliktiler. Hem birbirlerinden farklı hem ortaktılar. Hem tek başına hem kalabalıktılar. Böyle olduklarını bilmiyorduk. Belki onlar da kendilerini böyle bilmiyorlardı. Çadırlarının yakılmasından iki gün önce onları Gezi Parkı’nda gördüğümde, “ne kadar kendi halinde” çocuklar demiştim. Bu çocukların Türkiye tarihindeki en geniş kapsamlı kendiliğinden hareketi başlatacaklarını hiç düşünmemiştim. Siyasi partilerden en marjinal örgüte, medyasından polisine, belediyesinden yargısına, sendikasından iş dünyasına neredeyse bütün kurum-kuruluşları sallayacak bir etki yaratabilecekleri kimin aklına gelirdi?

    Bunlar sonuçta “üç-beş çapulcu” değildi ama, biz çoğu yetişkinin de yıllardır tekrarladığımız “okumaz etmez, kültürsüz, bilgisiz, bilinçsiz, Türkçesiz, geçmişinden habersiz, yol-yordam bilmez, bencil, apolitik, vs.” gençler değiller miydi?

    Değillermiş. Bunu hem herşeyden önce kendilerine kanıtladılar hem de cümle aleme gösterdiler. Onların direnişini bırakın anlamayı, algılamakta zorlandık. Onların mizahı karşısında komik durumlara düştük. Onların iletişimi karşısında postacı bile olamadık.

    Görüşü, ideolojisi ne olursa olsun, hadiseleri siyaseten yorumlamaya, daha doğrusu kendi bildiği siyaset üzerinden açıklamaya çalışan her kurum, kuruluş, kişi; bu gençlerin ortaya koyduğu “ortaya karışık” talepler ve sokak manzumesi karşısında, son kullanma tarihi geçmiş kaldı. İlerici, solcu, liberal, ulusalcı kesimlerin kimi sözcüleri, eylemlerin motoru gençler üzerinden bir devrim romantizmi devşirirken; muhafazakar, sağcı, Müslüman kimliğin öne çıkan aktörleri, uluslararası bir komplonun piyonları olarak nitelediği gençleri aşağıladı. “Büyük Oyun”da, son sıraya ulaşan piyonun vezire terfi edebileceğini göremedi.

    NTV Tarih dergisi, çıktığı günden bu yana ilk kez bir sayısını tamamen özel bir konuya ayırıyor. Bu özel sayı, bu “fevkalade nüsha”, sabit sayfaları ile birlikte Gezi Parkı eylemlerine, onun hatırlattığı ve gündeme taşıdığı tarihteki diğer hadiselere, kavramlara, tartışmalara, analiz ve yorumlara ayrıldı. Amacımız, “yaşarken yazılan tarih”i yaşandığı dönemde yansıtmak ve geleceğe kalacak tarihî malzemeye bir katkı sağlamak.

    NTV Tarih olarak bu sayımızı, hadiselerde yaşamını yitirenlere, onların ailelerine, yaralanıp sakat kalanlara, acı çekenlere ve asabı bozulan herkese adıyoruz.

    Barış, huzur, kardeşlik içinde, farklılıkların zenginliğiyle yaşayalım.