Yakın tarihimizin tartışmasız en önemli siması Mustafa Kemal Atatürk, son haftalarda aktüel siyasi tartışmalar için malzeme yapılmak isteniyor. Atatürk’ün özel hayatı veya şahsi düşmanlıklar üzerinden, manipüle edilmiş belgeler eşliğinde servis edilen haberler, esas olarak itibarsızlaştırmaya yönelik. Tarihçi İlber Ortaylı, bu “cahil” ve “sefil” girişimlerin tarihle, tarihçilikle ilgisinin bulunmadığını anlattı.
Bedia Ceylan Güzelce #tarih için Prof. Dr. İlber Ortaylı ile konuştu.
Tarihsel olaylar kadar, şüphesiz onların başrol oyuncuları, kahramanları da uygarlıkların başlangıcından bu yana toplumları birarada tutan bir zemin oluşturur. Son haftalarda özellikle Mustafa Kemal Atatürk üzerinden, daha doğrusu onun özel hayatı üzerinden bir “tarih” tartışması yürütülmek isteniyor.
Hayatımızdan, geleneğimizden sökülüp alınmak istenen kimi kavramlar var. Son yıllarda “Cumhuriyet” de tabelalardan, sokaklardan ve zihinlerden sökülmeye çalışıldı. Şimdiyse “Atatürk” bir tartışma zeminine oturtulmak isteniyor. Prof. Dr. İlber Ortaylı diyor ki, “İlgilenin. Fanatizmden önce ilgi gösterin, araştırın, kim kimdir, nedir öğrenin. Zaten biraz ilgilendiğinizde bu toplumun ve bu ülkenin tarihine dair Mustafa Kemal Atatürk’ün adının olmadığı tek bir cümle dahi kuramayacaksınız”.
İlber hocanın anlattıklarından da gayet net anlaşılacağı üzere gerek askerî gerek sivil alanda oluşturduğu sistemle, gerek Cumhuriyet’in ilanından önce ve sonrasında toplumun dönem koşulları dahilinde yeniden yapılanması hususunda uygulamaya koyduğu devrimlerle, Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye tarihinin olmazsa olmazıdır.
İlber Ortaylı, gündemin tarihini değerlendirdi:
Özel hayat üzerinden geliştirilen argümanlar, kişilerin siyasi tarihleriyle ilgili çıkarımlar yapmaya olanak verir mi?
Özel hayat, tarihî şahsiyetlerin portrelerini çizmek ve teferruatı yaşamlarından çıkararak anlamaya çalışmak mevcut bir yöntemdir. Ayrıca modern bir yöntem değildir, eskiden beri vardır. Zaten ciddi tarihçilikte yoktan varedemezsiniz; bu da tarihin diğer bilimlerden ayrışan bir özelliğidir; işte bu bakımdan da tarih bilim değildir, bilimin çok üstündedir.
Bu açıdan baktığınızda Thukydides ile Fernand Braudel arasında yöntemler açısından bir fark, değişme ya da gelişme yoktur. Tabii kişisel özellikleri tasvir ederek tarihî portre çizmek bizim işimiz değil. Bu alan Türkiye’de çok sefil bir halde, çünkü bunların kolay iş olmadığını bilmiyorlar. Bir-iki dedikodu ile yürüyecek bir iş değildir bu. Çok iyi bilgi toplamanız gerekiyor, incelediğiniz dönemin kültürel akslarını, eksenlerini iyi tespit etmeniz gerekiyor.
Bugün son derece bilgisiz insanlar Atatürk üzerine konuşuyor ancak bu ne tarihçilik ne de başka bir şeydir. Sağcısı da solcusu da bizim ülkemizde araştırmadan uydurmaya meraklı.
Tartışmalar neticesinde Atatürk’le ilgili niyeti nasıl görüyorsunuz?
İki tip var, her ikisi de bu işi meslek edinmişler. Biri oturuyor bunları idare ediyor. O idare eden önemli, bir misyon sahibi, belirli gruplar adına konuşuyor; birileri de bunları yayımlıyor. Böylelikle Atatürk yıpratılmaya çalışılıyor. Bunun arkasında sadece bir inanç ya da bir ideoloji kaygısı yok. Bu aynı zamanda bir bölünme, bir çatışma ortamı yaratma girişimidir bana göre. Tabii itibar edilmeyecek bunlara, çünkü tarihî bilgi açısından çok zayıflar ve çok zavallılar. Türkiye’de milliyetçi kompartımanın bilgisi eskiden beri çok zayıf. Bu nedenle de bilimsel, kalıcı bir argüman üretemiyor.
Aktüel siyasette tarihin ve özel hayatın malzeme edilmesi sonuç verir mi?
Aktüel siyasetle özel hayatı karıştıranlar kendilerini boşu boşuna rezil ediyorlar. Bu bir sonuç vermez. Mesela vilayetin birinde belediye başkanı Atatürk heykelini kaldırıyor, yerine çay bardağı koyuyor. Buna da söylenecek şey yok, artık neredeyse bardakta çay görmeye tahammülüm kalmadı. Herhalde kendi partisinden bile infial çok oldu ki ismini değiştirdi, heykeli değiştirmek zorunda kaldı.
“Atatürk gerek sanat, gerek sosyal bilimler, gerekse askerî alanda yaptığı yeniliklerle dehasını ve karizmasını göstermişti.”
Kahramanlarını itibarsızlaştıran bir toplumun neticesi ne olur sizce?
Kahramanlarını itibarsızlaştıran toplumlara Avrupa’da da dünyada da tahammül etmezler. Bakın, bu tip durumlarda savcı gelmeyebilir ama savcıdan evvel kendini inkar eden insan olarak sen doğduğuna pişman olursun. Mesela öğrenciysen, bir uluslararası mecrada bu tip sözler ettiğinde sana “lunatik” yani delirmiş gözüyle bakarlar, ciddiye almazlar, derece vermezler. Seni “nafile” kabul ederler. Bunun en acı örneği de komşuda gerçekleşti. Türkiye kökenli bir Yunan genci, Yunan tarihinde bazı şeyleri değiştirmek istedi, tabii orada bu tip konularda kesinlikle demokrasi yoktur. Neticesinde çocuk Müslüman oldu ve kendisine yapılan eleştirilerden, dışlanmadan ancak bu şekilde uzaklaşabildi. Tabii bu kadar ileri gitmeyelim ama Doğu Avrupa’da, Orta Avrupa’da, Batı Avrupa’da bu konulara hoşgörü gösterilmez. Mesela ben talebeyken, Viyana Üniversitesi’ndeki doktora kursunda bile imparatoriçe Elizabeth’in aşk hayatı üzerine açık açık konuşulmazdı. Fısıltıyla konuşulabilirdi ama yüksek sesle bahsedilemezdi. Şimdi ayağa düşmüş, konuşuluyor elbette; ama bunu bir ilerleme olarak değil, historigografideki gerilemelerin göstergeleri olarak görmek lazım. Bazı ülkelerde, toplum tarafından benimsenmiş kişiler hakkında yapılan bu gibi konuşmalara dikkat etmek lazım. Mesela hiç kimse Fransız Mareşal Pétain hakkında konuşmaz ama adam vatan haini diye idam edilmiştir; ancak aynı zamanda Birinci Cihan Harbi’nin de kahramanlarından biridir.
Mustafa Kemal ve kurmayları için “erken olgunlaşmış komutanlardı” diyorsunuz, siyasette erken olgunlaşma nasıl mümkün olur?
Elbette, çünkü Birinci Cihan Harbi öncesi Türkiye harpteydi zaten. Bu mücadele süreci onları olgunlaştırdı ve İkinci Cihan Harbi’nde taraf olmadan akıllıca manevralarla savaş ortamından sıyrılma imkanı verdi.
O dönem Türk ordusundaki tecrübeyi anlamak için, İstiklal Savaşı’nın komutanlarına bakmanız yeterlidir. Çok genç yaşta askerliğin her safhasını yaşayan savaşçı komutanlardı onlar. İstiklal Savaşı’nın yanı sıra, daha önce Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp’ta, Süveyş cephesinde, Sarıkamış’ta, Çanakkale’de edinilen tecrübelerden bahsediyorum. Dünya tarihinin sarsıntı dönemi, İstiklal Harbi komutanlarını ortaya çıkardı. Siyasetçiler için de aynısı geçerli. Ancak büyük badirelerden geçen insanlar bu şekilde olgunlaşır. Bugünün Batı Avrupa politikasında da bunu görürsünüz. Siyasiler çoğunlukla çiğdir mesela; olgunluk emareleri yok, belirli bir mücadele yaşamadıkları için tuzları kuru ve kafaları boş. Ama mesela İkinci Cihan Harbi’nde Nazizmden çok çekenler birbirlerini anladılar. Sokakta savaş yapanlar, yani Hıristiyanlar ve sosyalistler hapiste beraber oturdular ve birlikte olgunlaştılar. Birbirlerine tabanca çeken adamlar, birbirleriyle anlaşır oldular.
Türk halkı, ayrışmalardan kurtulup, benzeri bir olgunlaşmayı nasıl elde edebilir?
Öncelikle şunu unutmayın; Atatürk bu milletin aranan bir adamıdır. Milletin başı her sıkıştığında onu arar, onu özler. Bu da onu silinemez bir şahsiyet yapar. Ulu önderimiz, gerek sanat, gerek sosyal bilimler, gerekse askerî alanda yaptığı yeniliklerle dehasını ve karizmasını göstermiştir. Atatürk bu tip yıpratılma seansları ile zarar görmeyecek, son derece önemli, kutsal, anıtsal bir siyasi karizmadır. Dolayısıyla, Atatürksüz tarih düşünülemez. Bunun böyle olduğunu zamanla daha da iyi anlayacaksınız. Tarih, Atatürk’ün etrafında şekillenmektedir ve öyle de olacaktır.
Mesela Putin dediğimiz kişi, komünist filan değildir. Komünist Rusya’nın bayramlarını, kutlamalarını, değerlerini ve hatta millî marşını dahi bıraktı. Ama Sovyet enternasyonalini kaldırmıyor. Çünkü o bizim şerefimiz diyor ve çok da haklı. Ben size söyleyeyim, yakında Stalin’in resimlerini de asacaklar ki hakikaten sevilmeyen bir insandır belli bir kesim tarafından. 1930’larda anneleri babaları götürülen çocukları ben iyi tanıdım oralarda. Onlar Stalin’i hiç sevmezler. Taraftarları da var elbette. Gürcistan’da tek tek konuşun, kimse komünizmi beğenmez ama karşılarına bir isim konduğunda iş biter. İnsanlar hemfikir olur. Ne heykel kaldırılır, ne de sokak ismi değiştirilir. Halkın öncelikle bunu anlaması gerekir.
ATATÜRK-AFET İNAN MEKTUPLAŞMALARI
Veli/baba-öğrenci/evlat ilişkisi
Geçen ay bir televizyon programında Afet İnan hakkında mesnetsiz iddialarda bulunuldu. “… Çankaya’nın nikâhsız first lady’sidir”e kadar vardırılan, hiçbir belgeye yahut kaynağa dayanmadan ortaya atılan bu sözler, şüphesiz tarih bilimi için bir şey ifade etmiyor.
Afet İnan’ın Atatürk ile ilgili yazdığı ciltler dolusu yazının yanısıra pek dikkati çekmeyen bir eseri de Atatürk’ten Mektuplar isimli kitabıdır. İlk olarak 1981’de Türk Tarih Kurumu’nca basılan bu ince kitap, 1935’te yüksek öğrenimi için Cenevre kentine giden genç Afet ile Atatürk arasındaki mektup ve telgraflardan oluşuyor. Mektuplar dikkatle incelendiğinde Afet İnan-Mustafa Kemal Atatürk ilişkisinin bir veli/baba-öğrenci/evlat ilişkisi olduğu açıkça görülüyor.
Genç tarih öğretmeni Afet, o yıllarda Avrupa’daki Türk tarihi algısını şöyle anlatıyor; “Bazı profesörlerimiz genel tarih içinde dahi Türklerin durumundan hiç bahsetmiyorlar veyahut da bazen barbar deyimini kullanıyorlardı”.
15 Aralık 1935 tarihli mektubunda “…İtalyan profesörünün Türk kadını hakkındaki yanlış fikirlerine cevap verdim. Bir Fransız tarihçisi ile Piri Reis haritası üzerinde münakaşa ederek sert konuşmaya mecbur oldum…” derken, bir gün sonra yazdığı mektupta “…Bazı vesilelerle İsviçre’nin entelektüel muhiti ile tanışıyorum ve daima Türklük hakkında münakaşalar oluyor…” diyordu.
Atatürk, İnan’a mutedil olmasını tavsiye ediyordu. 4 Aralık 1936 gecesi yazdığı cevabı şöyleydi: “Herhalde, bu bahsettiğiniz tarih hocasıyla mutabık olarak bir suje seçmenizi münasip görürüz. İçinde bulunduğunuz vaziyet, münakaşadan ziyade mutabakatı tercih ettirmelidir”.
6 Nisan 1937 tarihli mektubunda ise yine genç kızı teskin ediyordu; “Bazı derslerin sıkıntı verici oluşu benim de canımı sıktı. Hele Türklük aleyhinde kitap yazmış tarih profesörünün küstahlığı pek büyük. Herhalde vaziyetin en iyi hal çaresi yine iyi geçinmek olacaktır. Biraz sıkılacak, yorulacaksın fakat her halde başaracağına eminim…”
27 Mayıs darbesiyle sanık durumuna düşenler Yassıada’da yargılandılar. Bunun için Yüksek Adalet Divanı oluşturulmuş ve başına Salim Başol getirilmişti. Başsavcılığı da Altay Ömer Egesel yapacaktı. Yargılamalar 14 Ekim 1960’da başladı. 600’e yakın sanık için 20’ye yakın dava açılmış, bunlardan bazıları Bebek Davası, Köpek Davası, Barbara Davası, Anayasa Davası olarak adlandırılmıştı. 15 Eylül 1961’de kararların açıklanmasıyla biten mahkemede sanıkların 123’ü beraat etti, diğerleri çeşitli cezalara çarptırıldılar.
15 Kişi idama mahkum oldu. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezaları infaz edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk ve son defa bir başbakan idam edildi. Türk demokrasisi bu idamın kara lekesinin izlerini hala taşıyor.
Yassıada duruşmalarını takip edenlerin biri de illüstratör, ressam ve karikatürist Münif Fehim (1899-1983) idi. Haluk Oral’ın arşivinden mahkeme sürecinde yapılan orijinal çizimler…
Mahkeme heyetinin imzaladığı karton
Yüksek Adalet Divanı Başkanı, Üyeleri, Başsavcısı ve yardımcılarının imzalarının bulunduğu karton. Ortasındaki 27 Mayıs temalı üç pul 26 Eylül 1961, yani mahkemeler başladıktan oniki gün sonra Yassıada’da damgalanmış. Divan Başkanı Salim Başol’un imzası en üstte. En alttaki pulun hemen altındaysa Başsavcı Altay Ömer Egesel’in imzası yer alıyor.
Polis şefleri mahkemede
Münif Fehim’in kaleminden polisler. Mahkemelerde polis şefleri de suçlamalardan paylarını aldılar.
İki asker ve Bayar
Celal Bayar iki asker arasında duruşmaya gidiyor. En çok fotoğraf, belki de sanıkların mahkemeye gelişleri sırasında çekilmişti. Münif Fehim de buna çizgileriyle katılmış.
Baş sanıklar: Bayar ve Menderes
Münif Fehim imzalı Celal Bayar Portresi ve duruşmalar sırasında Celal Bayar ve Adnan Menderes çizimleri. Bayar az duyduğu için kulaklık kullanıyor. Menderesin boyadığı iddia edilen saçları duruşmalar boyunca hiç beyazlamadı.
Ayhan Aydan, “Bebek Davası” ve utanç verici sahneler…
Demokrasi tarihimizin en utanılacak davalarından biri de “Bebek Davası” adıyla anılır. 31 Ekim 1960’da başlayan bu davada Adnan Menderes ve Doktor Fahri Atabey, opera sanatçısı Ayhan Aydan’ın Adnan Menderes’ten olan çocuğunun ölümüyle ilgili suçlandılar. Ayhan Aydan, Yassıada’da verdiği ifadede Menderes’le olan ilişkisini gizlemediği gibi onu sevdiğini açıkça beyan etti. Duruşmaların birinde başsavcı, Adnan Menderes’in kasasında bulunduğunu iddia ettiği beyaz bir “kadın donu”nu havaya kaldırarak mahkeme heyetine gösterdi. Mahkeme 22 Kasım’da sanıkların suçsuz bulunmasıyla bitti. Münif Fehim’in yaptığı çizimde, Ayhan Aydan, Adnan Menderes, Dr. Fahri Atabey ve elinde donla başsavcı.
Salim Başol ve Ömer Egesel
Münif Fehim, Salim Başol ve Altay Ömer Egesel’in portrelerini sadece imzalamakla kalmamış, onlara da imzalatmış. Başol’un resimleri zamanın pek çok dergi ve gazetesinde yer aldı. Mahkemenin haber filmlerini izleyenler, çoğunun Başol’un “sanıklar getirildiler, elleri bağlı olmayarak yerlerini aldılar” deyişini hatırlayacaklardır. Egesel’in resimleri o kadar meşhur olmadı.
Yassıada’ya yolculuk Dolmabahçe’den başlardı
Yassıada’daki duruşmalara katılacak olanların yolculuğu Dolmabahçe’den başlardı. Yolculuk boyunca bir hücumbotun eşlik ettiği gemi, seyirciler, sanık yakınları ve avukatlarıyla dolu olarak, yavaş yavaş ufuktaki kasvetli adaya doğru yol alırdı.
Cumhuriyet döneminin 27 Mayıs 1960’taki ilk darbesinden yaklaşık 13,5 ay sonra yeni Anayasa halkoyuna sunulur. Öncesindeki süreçte, devletin tüm olanakları “Evet” kampanyası için kullanılır. Propaganda sürecinde “evet” propagandası serbest ve meşru, “hayır” propagandası ise hukuken serbest, fiilen yasaktır. Oylama sonucu 6.348.191 Evet (% 61,7), 3.934.370 Hayır (% 38.3) oyu çıkar. Kritik bir dönemin kampanya analizi.
MEHMET Ö. ALKAN
Türkiye’nin ilk darbesi 27 Mayıs’ta yaşanmıştı. Yönetime el koyan askerler 38 üyeli Millî Birlik Komitesi’ni (MBK) kurmuş ve TBMM’yi feshetmişti. Aynı gün MBK’nin 13 Numaralı Tebliği ile yeni bir anayasa hazırlanması için bir kurul oluşturuldu. Kurul hem DP’ye muhalefeti hem de orduya ve darbeye en büyük desteği veren İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyelerinden oluşuyordu.
İ. Ü. Rektörü Sıddık Sami Onar başkanlığında oluşturulan “Yeni Anayasanın Hazırlanması İçin İlim ve Hukuk Heyeti”, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Hüseyin Nail Kubalı, Ragıp Sarıca, Naci Şensoy, Tarık Zafer Tunaya ve İsmet Giritli’den oluşuyordu. Komisyon ertesi gün 28 Mayıs’ta ilk raporunu yayınlayarak 27 Mayıs darbesini meşrulaştıran bir metin yayınladı. Aslında bu rapor Osmanlı geleneğinde tahttan indirilen padişahlar için şeyhülislamın verdiği dinî ve hukuki açıdan taht değişikliğini meşrulaştıran “hal fetvası”ndan pek de farklı değildi; adeta onun modern bir versiyonuydu.
Türkiye 27 Mayıs günü yalnızca ilk darbe ile tanışmamış, darbenin sene-i devriyesinde, yani 27 Mayıs 1961’de, Kurucu Meclis’te kabul edilen anayasa için yapılması öngörülen halk oylaması ile de tanışmıştı. 27 Mayıs darbesinden itibaren başlayan sürecin çok zor geçtiğine kuşku yok. Darbeciler önce 2 Ağustos tarihli bir kanunla orduda tasfiyeye giriştiler. Bu tarihten 25 Ekim’e kadar tasfiye edilen subay sayısı 4.905 olarak verilir. 29 Eylül’de DP kapatılmış, 3 Ekim’de Yüksek Adalet Divanı üyeleri açıklanmış ve 14 Ekim’de Yassıada Duruşmaları başlamıştı. Ertesi gün, 15 Ekim’de daha önce kurulan İlim ve Hukuk Heyeti ilk anayasa tasarısını MBK’ya sunmuştu.
Darbeye en büyük desteği üniversitenin vermesine karşın, beklenmedik bir şekilde 27 Ekim’de “147’ler Olayı”yla üniversiteden tasfiyeler yapıldı. Aynı şekilde “Babıali’nin üzerinden geçeceğiz” diyerek basın tehdit edildi. 19 Ekim’de “55’ler Olayı” olarak adlandırılan “2510 sayılı İskân Kanununa ek Kanun” yayınlandı ve Kürt ağaları sürgüne gönderildi. Nihayet 13 Kasım’da “14’ler Olayı” ile MBK kendi içinde tasfiye yaptı ve 14 radikali tasfiye etti. MBK 23 üye ile yeniden kuruldu.
İlk mitingi İnönü düzenledi Evet kampanyasının ilk mitingini İsmet İnönü Taksim’de düzenlemişti. 17 Haziran 1960 tarihli Hayat dergisi kapağında 27 Mayıs’tan hemen sonra İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği miting vardı.
Kurucu Meclis’in oluşturulması
MBK içinden şahinlerin/radikallerin temizlenmesi sonrasında yeni anayasa için çalışmalar hızlandı. MBK 13 Aralık’ta hem “Kurucu Meclis”in kurulması3 hem de “Temsilciler Meclisi Üyelerinin Seçimi” kanunlarını yayınladı. Kanuna göre Kurucu Meclis (KM), Temsilciler Meclisi (TM) ve MBK olarak iki kanattan oluşuyordu. TM illerden gelecek toplam 75 temsilci ile Devlet Başkanı ve MBK tarafından seçilecek temsilciler, Bakanlar Kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri olarak yalnızca CHP ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, barolar, basın, Eski Muharipler Birliği, esnaf teşekkülleri, gençlik, işçi sendikaları, odalar, öğretmen teşekkülleri, tarım teşekkülleri, üniversite ve yargı organları temsilcilerinden oluşacaktı. Kanunda bu kurumların temsilcilerinin nasıl seçilecekleri ayrıntılı olarak belirtilmişti. TM’de bir de gençlik temsilcisi olacaktı.
TM’ye bakıldığında ezici bir çoğunlukla CHP’li veya CHP’ye sempati duyanlardan oluşan bir meclis olduğu dikkati çeker. Kurucu Meclis’e Devlet Başkanı kontenjanından azınlıkları temsilen Rum, Ermeni ve Musevi üç temsilci de seçilmişti. Musevi cemaatini temsilen Erol Dilek, Ermeni cemaatini temsilen Hermine Agavni Kalustyan ve Rum cemaatini temsilen Kaludi Laskari 6 Ocak- 25 Ekim 1961 tarihleri arasında TM’de görev yapmışlardı.
1961 Anayasası’nın hazırlanması aşamalı bir süreç olarak öngörülmüştü. Önce Kurucu Meclis yasası çıkarılarak TM kurulacaktı. TM açıldıktan sonra içinden bir Anayasa Komisyonu seçilerek anayasa hazırlayacaktı. Hazırlanan anayasa TM genel kuruluna sunulacak, tartışıldıktan sonra MBK’ya gönderilecekti. MBK anayasa taslağında değişiklik yaparsa TM bunu görüşecek, aynen onaylamazsa Uzlaşma Komisyonu kurulması gerekecekti. Uzlaşma için MBK ve TM’den eşit sayıda üyelerden oluşan bir Karma Komisyon kurulması ve maddeler üzerinde çalışarak iki kanadın onayına sunması gerekiyordu. Yeni metin KM’nin ortak toplantısında oylanarak üçte iki çoğunlukla kabul edilince, taslağın devlet başkanı tarafından imzalanıp derhal yayınlanması kararlaştırılmıştı. Anayasanın halk oyuna sunulma tarihi MBK tarafından belirleneceği gibi, genel seçim tarihi ise referandum sonrasında KM birleşik toplantısında kararlaştırılacaktı.
‘Devrimci Anayasa’ya Evet!’
Anayasaya evet kampanyası için siyasi kurumlardan başka ilçe kaymakamları, muhtarlar ve öğretmenler de görevlendirilmişti.
Temsilciler Meclisi ve Anayasa
Kurucu Meclis’in oluşturulması sürecinde iki anayasa ön tasarısı ortaya çıkmıştı. Hatta bu tasarılar hazırlanacak olan anayasaya temel teşkil etmesi bakımından birbiriyle yarış haline girmişlerdi. Bu ön tasarılardan ilki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından, diğeri ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından hazırlanmıştı. Bunlar kısaca “İstanbul Ön Tasarısı” ve “Ankara Ön Tasarısı” olarak adlandırılmıştı.
Kurucu Meclis 6 Ocak 1961 tarihinde toplandı ve 9 Ocak’ta da hem Temsilciler Meclisi Başkanlık Divanı seçimi yapıldı hem de TM Anayasa ve Seçim Komisyonları oluşturuldu. Başkanlığını Turhan Feyzioğlu’nun yaptığı 20 üyeli Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu 10 Ocak itibariyle görevine başladı. Anayasa Komisyonu, anayasa tasarısını hazırlamada, “etüt metni” olarak İstanbul Ön Tasarısını, “yardımcı metin” olarak da Ankara Ön Tasarısını esas kabul etti. Anayasa hazırlanırken en çok tartışılan konu ve kavramlardan biri milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği ifadeleriydi.
Anayasa hazırlıkları devam ederken, 28 Mart’ta “Anayasanın Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun” da yayınlandı. Böylece ortaya çıkacak metnin nasıl oylanacağı da açıklığa kavuşmuş oldu. Kanuna göre referandum için Yüksek Seçim Kurulu halkoyu için gerekli bütün hazırlıkları yapacak ve bu maksatla lüzumlu araç ve gereçlerin zamanında ulaştırılmasını sağlayacaktı. Ayrıca halkoyu için, iki aynı renkte, birinin üzerinde (EVET), diğerinin üzerinde (HAYIR) kelimeleri bulunan iki çeşit oy pusulası yeteri kadar ve eşit sayıda bastırılacaktı. Zarf ve oy pusulasının, zarf dışından renk ayrılığı belli olamayacak şekilde ve aynı ölçüde hazırlatılması şart koşulmuştu.
Referandum için propaganda konusu ise şu maddeyle düzenlenmişti: “Madde 5- Anayasanın halkoyuna sunulmasında; (Siyasi partiler tarafından Anayasa konusunda yapılacak propaganda dahil) seçim öncesi işleri, seçim günü işleri, seçim sonrası işleri, itiraz ve şikayetler, suçlar ve cezalarıyla kovuşturma usul ve şekilleri ve mali konular bakımından seçimlerle ilgili mevzuatın bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır”.
Bu arada MBK’nın ısrarıyla yeni anayasa metni 27 Mayıs’ın yıldönümüne yetiştirildi. Darbenin tam sene-i devriyesinde Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa kabul edilmiş ve sonra Resmî Gazete’de halkoyuna sunulmak üzere ilan edilmişti.
Ordu-gençlik el ele Gençlik arasından orduya en yakın siyasi çizgiyi izleyen Milli Türk Talebe Birliği idi. İstanbul’da sıkıyönetim komutanı, vali, belediye başkanı ve üniversite temsilcileri “Evet” kampanyasını planlamak üzere bir toplantı yapmışlar, sokaklara binlerce el ilanı ve etiket yapıştırılmıştı.
Propaganda süreci
Halk oyuna sunulacak anayasa tasarısı yayımlanmış, ancak referandum tarihi henüz tespit edilmemişti. 20 Haziran tarihinde yapılan MBK toplantısında halkoylaması tarihi kesin olarak 9 Temmuz 1961 Pazar günü olarak ilan edildi. Propagandanın başlangıcı da 22 Haziran olarak açıklandı ve partiler o günden itibaren propaganda faaliyetlerine başladılar.
Propaganda sürecine baktığımızda “evet” propagandasının serbest ve meşru, “hayır” propagandasının hukuken serbest, fiilen yasak olduğu görülür. DP’liler açıktan açığa “hayır” propagandası yapamazlar. Bu nedenle üstü kapalı bir propaganda süreci yürütürler.
“Hayır”ın hukuki olarak serbest ancak fiili olarak yasak olduğu bir ortamda veciz ifadeler, şifreli sözcükler ve cümleler günlük hayata dahil olur. Bunlar arasında en meşhur olanlarından bazıları “Hayırda hayır vardır”, “Hayır deyin hayırlı olsun” veya “Hayırlı sabahlar/günler” şeklindeki cümlelerdir.
“Hayır” oyu rengi olan kırmızıyı çağrıştırdığı için “demli çay” bir başka propaganda teması haline gelmiştir. Yine “Gözlerimin içine bak ne demek istediğimi anlarsın” da etkili fısıltı sloganlarından biri olacaktır. İçinde “hayır” geçen cümleler günlük konuşmalarda yerini alır. Bu arada muhtarlar, eski DP’liler, ev kadınları hatta bohçacı kadınların ev ev dolaşıp “evet” derseniz, Yassıada’dakileri asarlar” diye propaganda yaptıkları kulaktan kulağa dolaşır.
Propaganda süreci başladığında bir yandan MBK, Temsilciler Meclisi ile devlet, diğer yandan siyasal partiler propaganda faaliyetlerine başlarlar. Propaganda sürecinde MBK üyeleri Türkiye’deki illeri paylaşarak sabah ve akşam olmak üzere iki kez toplantı yapacaklardır. Temsilciler Meclisi üyeleri de hem kendi illerinde hem de öngörülen yerlerde yeni anayasayı anlatacaklardır. İllerde valilerin başkanlığında kurulan komiteler de esnaf ziyaretleri dahil geziler yaparak bilgilendirme yaparlar. Bütün devlet görevlileri ve olanakları referandum için, daha doğrusu “evet” kampanyası için seferber edilirler.
Siyasal partiler ise hem toplantı hem de radyo konuşmalarıyla propaganda sürecine dahil olurlar. CHP ve CKMP zaten baştan itibaren darbeyi desteklemiş oldukları için propaganda dönemi boyunca anayasaya “evet” kampanyası yürütmeleri şaşırtıcı olmamıştır.
Bu süreçte 12 Ocak’ta siyasal parti faaliyetlerinin serbest bırakılmasıyla kurulan siyasal partilerden özellikle ikisi propaganda sürecinde dikkati çekmiştir. Bunlardan biri Adalet Partisi (AP) diğeri Yeni Türkiye Partisi (YTP) olmuştur. Her iki parti de kuruluşundan itibaren kapatılan DP’nin siyasal mirasçısı olduğunu ima ederek destek bulmaya çalışmaktadır.
Ancak referandum süreci iki partinin birbirinden belirgin şekilde ayrılmasına vesile olur. Referandum sürecinde DP’nin mirasçısı olarak ortaya çıktığını ima eden YTP, umulanın aksine Anayasa için “evet” propagandası yapar. Ve halkı evet oyu vermeye davet eder. AP ise başlangıçta “hayır” demese de “evet” de demeyecektir. Ancak karşılaştığı ağır eleştiriler, hatta ilginç bir şekilde “Adalet Partili komünistler” şeklindeki haberlerin basında yer alması sonrasında, anayasaya yönelik özellikle milliyetçilik ve sosyal devlet konularında eleştirilerini devam ettirmekle birlikte, sonuçta açıkça ve tereddüte yer bırakmayacak bir şekilde anayasaya “evet” demek ve “evet” oyu verilmesi çağrısı yapmak zorunda kalacaktır.
Evet seferberliği “Evet” kampanyası için yine yüzlerce değişik afiş yaptırılmış, mitingleri ve çeşitli ajitasyon gösterileri ile özellikle gençliğin seferber edilmesi sağlanmıştı.
Gençlik, darbe ve Anayasa
Darbeciler, 27 Mayıs’ın ilk saatlerinden itibaren gençlik ve özellikle üniversite gençliği ile çok yakın ve sıkı bir ilişki kurmaya dikkat etmişlerdir. Daha darbenin ertesi günü gençlerden “şehit” kahramanlar yaratmışlar, büyük ve muazzam bir törenle “Hürriyet ve İnkılap Şehitleri” adı altında Anıtkabir’e gömülmelerini sağlamışlardır. Cenaze töreni aslında gençliğin seferber edilmesi ve darbecilere destek sağlanması açısından kullanılmıştı. Bu tarihten itibaren gençler ile olan yakın ilişki devam etmişti. MBK’nın yönlendirmesiyle üniversite öğrencileri ve hocaları 27 Mayıs’ın meşruiyetini anlatmak üzere grup grup köylere dağılmışlar, köylüyü “aydınlatmak” için faaliyetlere girişmişlerdi. Darbeciler bu süreçte özellikle Turan Emeksiz’i kahramanlaştıracaklar, İstanbul ve Adana’da törenlerle beş ayrı büstünü dikeceklerdi.
Yeni anayasa hazırlıkları başlayınca gençlikle olan işbirliği yeniden yoğunlaştı. Kurucu Meclis Kanunu’nda Temsilciler Meclisi için bir gençlik temsilcisi olmasına karar verildi ve yer alacak gencin ismini açıkça kanuna yazdılar. Yalnızca “gençlik temsilcisi” seçimle değil, kanun yayınlandığında maddede ilan edilmişti. Kanunda, gençlik temsilcisinin karşısında madde olarak aynen şu ifade vardı: “İ.Ü. Hukuk Fakültesi öğrencisi Hüseyin Onur”. Kısaca kanun yayınlanmadan önce gençlik temsilcisi seçilmiş ve kanuna ismi yazılmıştı.
Anayasa hazırlığı süresince gençlik örgütleriyle başta yakın temas devam etti. Bu süreçte öne çıkan bazı gençlik ve öğrenci kurumları göze çarpar. Bunların başında Türkiye Millî Talebe Federasyonu ve Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı gelir. Milli Türk Talebe Birliği kapanmamakla birlikte, DP döneminde hükümetle yakın göründüğü için pek itibar görmemişti.
1961 Anayasası’na “evet” kampanyası yürüten kurumların başında Türkiye Millî Talebe Federasyonu (TMTF) geliyordu. TMTF 1948’de İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ile İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği’nin birleşmesiyle oluşturulan bir federasyondu. TMTF öğrenciler arasında en güçlü örgüt olarak bilinmekteydi. Kuruluşundan itibaren Kemalist ve Cumhuriyetçi bir çizgisi olmuştu. 1950’li DP döneminde bir yandan komünizme telin mitingleri düzenlerken, diğer yandan da DP’nin izlediği dinî ve Atatürkçülüğe karşı politikalara tepki olarak “Ata’ya Saygı” mitingleri yapıyordu. Bir ara 1960 darbe döneminde MTTB ile birleşme girişimleri olsa da gerçekleşmemişti.
Darbe döneminde ve anayasa referandumu sürecinde dikkati çeken ve faal olan gençlik örgütlerinden bir diğeri Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı’ydı. TMGT’nin kuruluş girişimlerini 1949’da Türkiye Millî Talebe Federasyonu başlatmıştı. O yıl İngiltere’de Dünya Gençlik Örgütleri toplantısına katılmış ve dönüşünde Milli Gençlik Komitesi kurulması kararı alınmıştı. Böylece 1951 yılında Türk Kadınlar Birliği, Yeşilay Gençlik Kolu, Kızılay Gençlik Kolu, Anadolu Oymağı, Milliyetçiler Derneği ve TMTF kendisinden ikişer temsilcinin katılımıyla Milli Gençlik Komitesi olarak kurulmuştu. 1954’te ismini Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı olarak değiştirdi. Bu örgüte 1952’de Türk Devrim Ocakları, 1954’te Türkiye Tekstil ve Örme Sanayi İşçileri Sendikaları Konfederasyonu (TEKSİF) ve Avrupa ve Dünya Federasyonu Fikrini Yayma Cemiyeti, 1957’de de Türkiye İzciler Birliği temsilcileri de katıldı. Örgüt 1960 darbesini desteklediği gibi sonrasında MBK ile yakın ilişkiler kurmuş ve adeta bütün öğrenci gençliği temsil eden bir örgüt olarak tanıtılmıştı. 1961 Anayasası’nın propaganda döneminde yoğun bir “evet” kampanyası yürüttüğü görülmektedir.
‘Gençlik yeni anayasa istiyor’ Dönemin aktif gençlik örgütlerinden Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, referandumda bizzat rol almıştı. “Evet” yazılı etiketler, propagandanın en yaygın aracıydı.
TMGT’nin “evet” propagandası
Propaganda süresince etkin olan Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı hem afişler hazırlayıp asacak hem de afişler için nöbet tutacak, yırtılanların yerlerine yenilerini koyacaktı. Etkinliklerinden biri, arkası zamklı propaganda pusulalarının basımı olmuştu. Değişik renklerde ve üzerlerinde farklı sloganların yazıldığı on binlerce pusula basılmış ve her yere dağıtıldığı gibi başta vitrinler olmak üzere birçok yere yapıştırılmıştı. Hazırlanan pusulalarda anayasanın özelliklerinin yer aldığı –benim tespit edebildiğim ve arşivimde bulunan- 18 değişik slogan göze çarpar:
“Âdil Vergi İçin ANAYASAYA EVET”
“Basın Hürriyeti, Üniversite Muhtariyeti ve Egemenlik Kayıtsız Şartız Milletindir Diyen ANAYASAYA EVET”
“Çalışma Ve Sözleşme Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET”
“Demokrasi İçin ANAYASAYA EVET”
“Dürüst ve Eşit Seçim İçin ANAYASAYA EVET”
“Grev Hakkı İçin ANAYASAYA EVET”
“Hak Arama Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET”
“Hâkim Teminatı İçin ANAYASAYA EVET”
“Hürriyet İçin ANAYASAYA EVET”
“Kanun Önünde Eşitlik İçin ANAYASAYA EVET”
“Millî, Demokratik, Lâik, Sosyal Bir Hukuk Düzeni İçin Topraksız Çiftçiye Toprak İçin ANAYASAYA EVET”
“Plânlı İktisadi Kalkınma İçin ANAYASAYA EVET”
“Plânlı Sosyal Kültürel Kalkınma İçin ANAYASAYA EVET”
“Sosyal Güvenlik İçin ANAYASAYA EVET”
“Tarafsız Bir idare İçin ANAYASAYA EVET”
“Topraksız Çiftçiye Toprak İçin ANAYASAYA EVET”
“Ücrette Adalet İçin ANAYASAYA EVET”
“Vicdan ve Din Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET”
TMTF’nin “evet” propagandası
Bu süreçte “evet” propagandası yapan diğer bir kurum da Türkiye Millî Talebe Federasyonu’ydu. Federasyon bir milyondan fazla ve çeşitli renklerde “Anayasaya Evet – Türkiye Millî Talebe Federasyonu” yazan yuvarlak yaka rozetleri bastırmıştı. Bir yandan gençleri örgütlüyor, diğer yandan da hummalı bir “evet” kampanyası yürütüyorlardı. Bu arada basın faaliyetlerini de ihmal etmiyorlardı. Federasyonun 2. başkanı Yalçın Gürsel 18 Haziran 1961’de bir basın toplantısı düzenleyerek şunları söylemişti:
“Geçirdiğimiz buhranlı ve haince bir on seneden sonra, inanmış ve ideal sahibi büyük Türk milletinin başardığı 27 Mayıs devrimiyle başlayan demokrasi yolundaki çalışmalar sonunda, geleceğimizi garanti altına alan yeni bir Anayasa hazırlanmış ve halkımızın tasvibine bırakılmıştır. Federasyonumuza bağlı birlik başkanları ile yaptığımız görüşmeler sonucu, Türk yüksek öğretim gençliği yeni Anayasaya “evet” diyecektir.
“Anayasamızın ana prensiplerini halka açıklamak için bütün üniversite ve yüksek okullara mensup arkadaşlarımızı vazifeye davet ediyoruz. Federasyonumuz bu yolda çalışmalarına başlamış ve ilk adım olarak pankartlar hazırlanmış bulunmaktadır.
(Yeni Anayasa haklarımızın ve geleceğimizin teminatıdır)
(Yeni Anayasaya inanıyor ve güveniyoruz)
“Halk oyunda kabul edileceğine inandığım Anayasamızın millet ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ederim”.
Türkiye’nin en eski ve dönemin gençlik örgütlerinden bir diğeri, Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) olarak göze çarpar. Üniversite gençliği içinde en fazla üyeye sahip olmakla birlikte DP döneminde hükümetle yakın olmasından dolayı, darbe sonrasında pek itibar görmemiş, yukarıda zikrettiğim diğer iki gençlik örgütü daha fazla öne çıkmış, inisiyatif almıştır. Bununla birlikte basına yansıyan haberlerde MTTB’nin de yeni anayasaya “evet” oyu verilmesi için gayret ettiği propaganda faaliyetlerine katıldığı görülür. Hatta TMTF ile birlikte ortak bir bildiri hazırlayarak desteklerini ifade etmişlerdir. Konu hakkındaki haber şöyledir:
“Gençlik Anayasaya Beyaz Oy verecek. T.M.T.F ve M.T.T.B. dün birlikte bir bildiri yayınlayarak “Beyaz İhtilalin abidesi, Beyaz Anayasaya, beyaz oy” vereceklerini bildirmişlerdir. Bildiride şöyle denilmektedir:
“Yeni Anayasamızın Halk Oyuna sunulacağı bu günlerde her türlü şahsi ve siyasi kırgınlıklarımızı bir yana bırakarak her türlü kötü maksat ve ihtiraslardan sıyrılarak uzun ve zor mücadeleler ortaya koyduğumuz Anayasamıza ‘Evet’ oyu vereceğiz. Bunun haricinde her türlü tavrın menfaatlerimizi haleldar ettiğini kabul edecek ve karşısında olacağız. Millet olarak geleceğimizi ve fertler olarak hürriyetlerimizi, haklarımızı ve bu milli hudutlar içinde mesut hür ve eşit yaşamamızı temin edecek olan Anayasamıza arzuyla, iştiyakla, ittifakla ‘Evet’ diyeceğiz”.
Evet kampanyasına katılan bir diğer öğrenci derneği “İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Talebe Cemiyeti”dir. Cemiyet bildirisinde, “Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri olarak halk oyuna sunulacak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ‘Evet’ diyeceğiz. Anayasaya inanıyor ve güveniyoruz” açıklaması yapılmıştır.
“Gençlik ve Partiler ‘Evet’ İçin Çalışıyor” başlıklı haberde izcilerin oto-stopla yurda dağıldığı, anayasa lehinde konuşmalar yaptığı anlatılır.
Haberler ‘Evet’ten Kampanya için profesörler, öğretmenler, üniversite öğrencileri dolaşıp propaganda yaptılar. Gazeteler yurdun çeşitli yörelerinden “Evet” haberleri yaptılar (altta ve sağda).
“Evet” kervanı ve devlet olanakları
Propagandanın serbest bırakılmasından itibaren devlet olanaklarının ve memurların “evet” kampanyası için seferber edildiği anlaşılıyor. Meselâ İstanbul’da Sıkıyönetim Komutanı, Vali ve Belediye başkanı Tümgeneral Refik Tulga başkanlığında, Temsilciler Meclisi üyeleri, üniversite öğretim üyeleri ve gençlik temsilcileri “evet” kampanyasını planlamak için bir toplantı yapmışlardı. Ayrıca ilçelerde kaymakamlar, ilk ve ortaokul öğretmenleri, muhtarlar da bu toplantılara katılmışlar ve görevlendirilmişlerdi.
Temsilciler Meclisi üyeleri kendi aralarında İstanbul’un ilçelerini paylaşarak “Anayasaya Evet” toplantıları düzenlemeye başlamışlardı. “Evet” kampanyası için civar ilçelerden başka, şehir içinde ve iş yerlerinde de profesörler ve üniversite öğrencileri ile öğretmenler dolaşacaklardı. Şehirdeki büyük fabrika ve işyerleri gezilerek, buralarda çalışanlara yeni Anayasanın özellikleri anlatılmaktaydı. Bu amaçla gidilecek kurum sayısı 196 olarak belirlenmişti.
29 Haziran’da ise yine Tulga’nın başkanlığında yapılan toplantıda “1000 veya daha fazla işçi çalıştıran yerlere aralarında Kurucu Meclis üyelerinin de bulunduğu grupların gitmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca bütün okullar, Anayasa kampanyası için ikişer üye seçecektir. Bu üyeler ertesi günü üniversite konferans salonunda bir seminere katılacak ve takip edecekleri yol hakkında profesörlerden izahat alacaklardır” denmektedir.
En ilginç kampanyalardan biri de “Evet Kervanı” düzenlenmesiydi. Haberin bu kısmı aşağıdadır:
“Dün vilayette yapılan toplantıda Prof. Sulhi Dönmezer’in büyük bir kervan teşkili teklifi de kabul edilmiştir. Anayasa’nın halkoyuna sunulmasından 3-4 gün önce -muhtemelen 6 Temmuz’da- kervan bütün şehri dolaşmağa başlayacak ve bu gezi 3 gün devam edecektir. Kervanın gezi süresi içinde radyolarda yayın yapılacak, halk oyunları gösterilerde bulunacaktır”.
Kervandan başka planlanan bir kampanya şekli de, rozet bastırılmasıdır. Renkli ufak rozetlerde “Ben Anayasaya EVET diyorum” ibaresi vardır. Gençlik teşekkülleri de benzer küçük kağıtlar bastıracaktır. Bunlar evlerin kapılarına yapıştırılması için altları zamklı olarak hazırlanmaktadır. Bastırılmakta olan diğer propaganda kağıtlarında da şu ibareler bulunmaktadır.
“Hürriyet için Anayasaya EVET”
“Planlı iktisadi kalkınma için Anayasaya EVET”
“Grev Hakkı için Anayasaya EVET”
“Planlı sosyal kültürel kalkınma için Anayasaya EVET”
“Sosyal Güvenlik için Anayasaya EVET”
“Adil vergi için Anayasaya EVET”
“Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti için Anayasaya EVET”
“Kanun önünde eşitlik için Anayasaya EVET”
Propaganda döneminin son günlerinde üç gün sürecek bir kervan hazırlanır. Kervana 15 araç ve askerî bando eşlik edecektir. Kervan Perşembe günü Anadolu yakası, Cuma günü Beyoğlu ve Cumartesi günü Beyazıt, Aksaray, Taşlıtarla semtlerini dolaşacaktır. Seferber edilen yalnızca sivil memurlar değildir; askerler de “evet” kampanyası için çalıştırılır. Meselâ Harp Akademisi’ne bağlı 50 subay da İstanbul’un dışındaki köylere “evet” propagandası için gitmiştir. Benzer şekilde Türk Devrim Ocakları, yeni anayasanın halkoyuna sunulması öncesinde Açık Hava Tiyatrosu’nda folklor gösterisi tertipler.
İlk sonuçlar ve “Hayır”cı iller
Nihayet 9 Temmuz günü referandum yapılır. Oylama sonucuna göre katılım oranı %81’dir. %61,7 Evet, %38.3 Hayır oyu çıkmıştır. “Hayır” oyunun “evet” oylarından yüksek çıktığı iller İzmir, Denizli, Aydın, Sakarya, Zonguldak, Bolu, Kütahya, Bursa ve Samsun’dur.
Halkoyu sonucuna ilişkin kesin ve resmî rakamlar Yüksek Seçim Kurulu’nun 19 Temmuz 1961 tarih ve 106 sayılı kararıyla yayınlanır. Resmî Gazete’de yayınlanan YSK bildirisine göre oylama sonuçları şöyledir:
Seçmen olarak oy kullanması gerekli kişi toplamı 12.735.009
Tarih 25 Şubat 1933; Taksim Cumhuriyet Anıtı yine protestocuları ağırlıyor. Olanları anlamak için üç gün önceye dönmeliyiz: 22 Şubat günü, meşhur Orient Express’in organizatörü Fransız demiryolu şirketi Vagon-Li’nin (Wagons-Lits) Beyoğlu’ndaki bürosunda telefon çalar. Memur Naci Bey, aramaya Türkçe cevap verir. Buna tanık olan Belçikalı müdür, şirketin resmî dilinin Fransızca olduğunu belirtir; Naci Bey’e 25 kuruş para ve 15 gün işten uzaklaştırma cezası verir. Gazetelere yansıyan olay büyük tepki yaratır. Darülfünûn ve Milli Türk Talebe Birliği öğrencileri şirketin bürosunu basar, camı çerçeveyi indirir. Halkın da katılımıyla olay büyük bir protesto gösterisine dönüşür. Vagon-Li hadisesi “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyasını da tetikleyecek, Naci Bey işine dönerken Pera’daki yabancı şirketler Türkçe isimler almaya başlayacaktır.
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, özellikle 1960-80 dönemine damgasını vurmuştu.
Yalnızca sendikal alanda değil siyasal alanda da önemli bir kuruluş Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 50’li yılların sonlarından başlayarak sermaye ve devletten bağımsız bir işçi hareketliliği mücadelesinin ürünü oldu, özellikle 1960-80 dönemine damgasını vurdu.
1961 Saraçhane mitinginde kendini açığa vuran bu yöneliş, anayasal bir hak olan grev kanununun henüz çıkarılmadığı bir dönemdeki Kavel direnişiyle mesafe almış, Paşabahçe greviyle geri dönüşü olmayan bir yola girmiş ve nihayet 13 Şubat 1967’de Türk-İş’ten ayrılan sendikalar tarafından DİSK’in kurulmasıyla ete kemiğe bürünmüştü. DİSK, 60’lı yıllarda yine sendikacıların kurmuş olduğu Türkiye İşçi Partisi’nin şahsındaki toplumsal uyanışla atbaşı gitmiş, demokrasinin kesintiye uğradığı dönemlerde ise baskı rejimlerinin hedefi olmuştu. 1980’de yaklaşık 500 bin üyesi olan DİSK, sendikal alanın dışında dönemin hak mücadelelerinde de yer almıştı.
DİSK’in genel başkan ve yöneticilerinden bazıları, TİP, CHP ve DSP gibi partilerden milletvekili oldular. Başındaki “devrimci” ibaresi, 60’lı yıllarda tıpkı konfederasyonunun İngilizce çevirisinde kullanıldığı gibi “ilerici” anlamındaydı.
12 Şubat 1967: DİSK’in Kuruluşu
Maden-İş, Lastik-İş, Gıda-İş, Basın-İş ve Türk Maden-İş sendikalarının başvurusuyla DİSK 12 Şubat 1967’de İstanbul’da Çemberlitaş’taki Şafak Sinemasında kuruluş kongresini yaptı. Ertesi gün TİP’in kurucusu olan Kemal Türkler, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce gibi sendikacılar, DİSK’i kuruyorlardı. (Ortada elinde sigara olan TİP milletvekili (1965 ve 1969) ve Lastik-İş başkanı Rıza Kuas).
15-16 Haziran 1970: Büyük Direniş
Yeni yasada bir sendikanın işkolundaki işçilerin üçte birini temsil etme mecburiyetinin getirilmesi üzerine, yalnızca DİSK üyelerinin değil Türk-İş üyesi işçilerin de katılmasıyla iki gün süren büyük işçi gösterileri gerçekleşti. İstanbul merkezli gösteriler tüm yurda yayıldı. Sıkıyönetim ilan edildi. Kanun Senato’dan geçmesine rağmen yeniden Meclis’e geldi ve Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) itirazı üzerine Anayasa Mahkemesinden döndü.
12 ŞUBAT 1967
KURULUŞ T. Maden-İş, T. Maden-İş (Zonguldak), Lastik-İş, Basın-İş ve Gıda-İş genel kurullarını İstanbul Çemberlitaş Şafak Sineması’nda ortak yaptılar. Kurulda sendika başkanları ve delegeler Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurma kararı aldı. DİSK’in kuruluş başvurusu 13 Şubat’ta yapıldı ve kuruluş ilan edildi.
24 HAZİRAN 1967
İLK MİTİNG Ankara’da İş Kanununu Protesto mitingi düzenlendi. Kemal Türkler, Rıza Kuas, İbrahim Güzelce gibi sendikacıların yanısıra milletvekili Çetin Altan, akademisyen Alparslan Işıklı ve bazı işçiler konuşma yaptılar.
4 TEMMUZ 1968
İLK İŞGAL Lastik-İş’in örgütlü olduğu Derby fabrikasında işveren bir başka sendikayla masaya oturmaya kalkınca işçiler fabrikayı işgal etti ve yasalarda referandum olmamasına rağmen “delil tesbiti” olarak referandum yapıldı. 950 işçinin 920’si Lastik-İş’i tercih etti.
18 Eylül 1976: DGM’ye Hayır!
12 Mart döneminin uzayan davalarının sıkıyönetimden Devlet Güvenlik Mahkemelerine nakledilmesini protesto eden DİSK, “DGM’ye hayır” kampanyası açtı. Yaklaşık 100 bin işçinin iş bıraktığı eylemde Barbaros Bulvarı’ndan Taksim’e motorize bir gösteri de yapıldı. 19 bin işçi hakkında, gösterilere katıldıkları gerekçesiyle soruşturma açıldı.
15-16 HAZİRAN 1970
BÜYÜK DİRENİŞ İktidardaki Adalet Partisi ile muhalefetteki CHP, toplu iş sözleşmesi ile Grev ve lokavt yasasını değiştirmek istedi. Söz konusu değişikliğin DİSK’in etkinlik alanını hedef aldığını söyleyen sendika, anayasal direnme hakkını kullanacaklarını açıkladı. Bu çerçevede İstanbul’un her iki yakasında büyük işçi eylemleri oldu.
17 EYLÜL 1974
ÜRETİM DURDU Ülker fabrikasında Mart ayından beri süregelen hareketlilik, işverenin DİSK’e bağlı Gıda-İş’i tanımamasıyla zirve yaptı. İşçiler üretimi durdurdu, mesai bitiminde fabrika kapılarını kaynakla kapatarak giriş-çıkışa izin vermedi. Polis gücüyle bastırılamayan direniş, sonrasında çatışmalara sahne oldu.
20 EYLÜL 1975
KİTLESEL EYLEMLER Yurtta işçilerin çoğunlukta olduğu çeşitli bölgelerde mitingler ve toplantılar gerçekleştirildi. “Demokratik Hak ve Özgürlükler İçin Mücadele Mitingleri”, İstanbul’da büyük bir güç gösterisi ile tamamlandı.
1 MAYIS 1976
İŞÇİ BAYRAMI 51 yıllık bir aradan sonra Taksim Meydanı’nda DİSK’in öncülüğünde İşçi Bayramı kutlandı. Kutlamanın Taksim’de gerçekleşebilmesinde, kısa bir süre önce ölen İbrahim Güzelce büyük pay sahibiydi.
1 Mayıs 1977: Şanlı ve Kanlı
İlki 1976’da yapılan 1 Mayıs gösterilerinin ikincisi, yüzbinlerin katılımıyla tam son bulacakken kana bulandı. Tarlabaşı yönünden bir mermi sesi duyuldu, hemen ardından meydanı çevreleyen Intercontinental Oteli, Pamuk Eczanesi ve Sular İdaresinin üstünden 2000 mermi sıkıldı. Panzerler sinyal çalarak, su sıkarak ve gürültü bombası atarak meydana daldı. Beyaz renkli bir Renault silah sıkarak kitlenin üzerine gitti ve 8-10 dakika içinde meydan kana bulandı. Büyük kısmı Kazancı yokuşunun ağzında ezilerek hayatını kaybeden 36 kişinin yanısıra yüzlerce yaralı da hastanelere taşındı.
5 MAYIS 1976
İLK MADEN GREVİ Yeni Çeltek Kömür ve Madencilik AŞ’de Yeraltı Maden-İş Sendikası’na üye 980 işçi greve başladı. Bu, madencilik işkolunda ilgili yasalar uyarınca yapılan ilk grevdi. İşçiler ve şirkette hisse sahibi konumundaki kooperatif üyesi köylüler 23 gün süren grev boyunca dayanışma gösterdiler.
14 ARALIK 1976
BÜYÜK YÜRÜYÜŞ İstanbul Belediyesi işçilerinden DİSK/ Genel-İş’e üye olanlar bir süredir alamadıkları, birikmiş vaziyetteki ücretlerini talep ederek bir direniş başlattılar. İşçilerin yürüyüşünde Vatan Caddesi, Fatih üzerinde başlayan kortej Beyazıt, Eminönü, Karaköy hattından Beşiktaş’a kadar uzanıyordu.
1 MAYIS 1977
BAYRAM VE KATLİAM İşçi Bayramı’nda DİSK’in öncülüğüyle Taksim’de gerçekleşen ikinci büyük mitinge yüz binlerce işçi katıldı. Mitingin bitiminde bayram havası, silah sesleriyle bir anda kesildi. 36 kişi hayatını kaybetti.
30 MAYIS 1977
… SIRA MESS’TE Sayısı on bini bulan DİSK/T. Maden-İş üyesi işçiler, MESS ile yapılan toplu sözleşmeler sonuçlanmayınca greve gitti. İşçiler “DGM’yi ezdik sıra MESS’te!” sloganlarıyla direndiler. İki kesimin resmen karşı karşıya geldiği direniş, Şubat 78’de sendikanın isteklerini elde etmesiyle son buldu.
22-26 Aralık 1977: Baştürk Dönemi
Birkaç yıldır yönetime eleştirilerde bulunan ve Türk-İş’ten ayrılıp yeni bir konfederasyon kurmak üzere olan beş sendika DİSK’e katıldı. 22 Aralık 1977’de Harbiye Şehir Tiyatrosunda yapılan 6. Genel Kurul’da bu sendikalardan toplam delegenin üçte birine sahip olan Genel-İş’in başkanı eski CHP milletvekili Abdullah Baştürk, Kemal Türkler’in yerine DİSK Genel Başkanı, Çağdaş Metal-İş’in başkanı Fehmi Işıklar ise genel sekreter seçildiler.
1 Mayıs 1978: Büyük Katılım
1 Mayıs 1978, DİSK yeni yönetiminin ilk büyük kitle gösterisi oldu. Katılımın yoğun olduğu gösteri sakin geçti. Önceki yıl yaşanan olaylara rağmen, Taksim meydanı ve bağlantı yolları tamamen doldu.
22 OCAK 1980
TARİŞ DİRENİŞİ Tariş fabrikalarında uygulana işçi değişimine karşı İzmir’de yılbaşından beri devam eden “meşhur direnişi” çok şiddetli geçti. Emniyet güçleri fabrikalarda arama yapacağını duyurdu; işçiler aramaya mukavemet etti. Bunun üzerine Ocak sonunda 600 işçi gözaltına alındı. DİSK şiddetin daha fazla tırmanmaması adına eylemi sonlandırdı.
1 MAYIS 1980
YASAKLAR DİSK İşçi Bayramı’nı yasakları protesto amacıyla bir miting yaparak geçirmek istedi. Ancak buna izin vermeyen sıkıyönetim DİSK üyesi sendikaları mühürledi, sendikacıları ve çalışanları gözaltına aldı.
22 TEMMUZ 1980
CİNAYET DİSK’in kurucusu Kemal Türkler öldürüldü. Evinin önünde vurularak öldürülen Türkler’i üç gün sonra yüz binler uğurladı. Türkler’in cenazesi, sağ siyasete karşı protesto havasında geçti.
11 KASIM 1980
BÜYÜK DAVA 12 Eylül darbesinden sonra DİSK üyesi sendikaların yönetimine sıkıyönetim komutanlarınca kayyumlar atandı. Yıl sonuna kadar 62 DİSK yöneticisi tutuklandı. 78 yöneticinin idamının istendiği dava 1986’da sonuçlandı ve 264 kişi 5 ila 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kararlar temyiz edildi. Askerî Yargıtay 16 temmuz 1991’de davayı beraatla sonuçlandırdı, tüm yöneticiler aklandı.
22 Temmuz 1980: Türkler’in Katli
DİSK’in eski genel başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de silahlı bir saldırıda öldürüldü. Maden-İş iş bırakmaya gitti. Ertesi gün DİSK’in diğer sendikalarına üye işçiler de iş bıraktı. 800 bin dolayında işçi ve 200 bin dolayında memurun eyleme katıldığı belirtildi. İş bırakmaya Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar ve bağımsız sendikalar da katıldı. Kemal Türkler görkemli ve büyük bir gösteriyle toprağa verildi.
1477 sanık
12 Eylül’de DİSK’in taşınır taşınmaz mal varlıklarına el kondu, 67 yönetici tutuklandı, 52’si hakkında (sonra 78’e çıktı) idam istendi ve toplam 1477 sanıklı bir dava açıldı. İddianame 67 günde okundu, Genel Başkan Abdullah Baştürk’ün sorgusu ise 109 gün sürdü.
İnsanoğlunun ortaya koyduğu en iyi şeylerden biri de, her ne kadar uymakta zaman zaman güçlük çekse de hukuk. Tabii ilk başta büyük zorluklar çekilmiş, kabul etmek lâzım. Misal, bizim bugün okullarda çocuklara ilk yazılı kanunlar diye öğrettiğimiz, derslerde kaytaranların da “Beyoğlu’ndaki börekçi değil mi o ya? Kapanmadı mı?” dediği Hammurabi kanunlarına bakacak olursak a kişisi b kişisinin gözünü çıkarırsa ceza olarak a kişisinin de gözü çıkarılıyor, ki geri çekilip düşünürseniz b kişisine zerre kadar hayrı olmayan bir ceza bu. Babaya kalkan el kırılıyor, gözünü çıkardığınız kişi köleyse sahibine kölenin yarı fiyatını veriyorsunuz falan. Çok öyle sofistike kanunlar yok, ne kadar aradıysam borsa manipülasyonu ya da devletin gizli istihbarat belgelerini spor programlarında açıklamanın cezasını bulamadım.
Tabii diğer yandan da, anladığım kadarıyla Hammurabi de bu işe çok kafa yormamış; kısası yapılabilecek bir şeyse, cezası kısas: Atıyorum adamın dişini kırdın, senin dişini kırıyorlar, adama küfrettin, sana küfrediyorlar falan. Ama adamın birine ev yaptın, ev yıkıldı; bunun kısası nasıl olacak? Adam da sana ev yapıp yıkacaksa, bence hem yeterince caydırıcı değil, hem de bence suçludan çok kurbanı cezalandıran bir tavır. İşte böyle durumlarda Hammurabi hop, hemen idam cezasını yapıştırmış. Zaten çok merak ederseniz gidip Arkeoloji Müzesi’nde de görebileceğiniz gibi iki cezadan biri idam.
Ha ama nedir, yine de niyet iyi: Yazılı, üzerinde uzlaştığımız ya da en azından hünkârımızın uzlaştığı bir kanun olsun, hepimiz hayatımızı buna göre yaşayalım, anlaşmazlık çıktığında, mesela birisi birisinin gözünü çıkardığında, koyununu çaldığında falan oraya bakıp ona göre karar verelim. Koyun kısmına takılmayın, antikiteden moderniteye hemen bütün kanunlarda koyun esaslı bir rol oynuyor. Zaten Hammurabi kanunlarında boşanmanın esasları falan da var ki en azından birkaç bin yıl önce bile Katolik Kilisesi’nden ileri olduklarını söylemek mümkün.
Ama özetle diyebiliriz ki, ne kadar kötü yazılmış olursa olsun yazılı kanunlara göre yaşamak, kanunu tanımadan ya da kanunları tanımayanların yönetiminde yaşamaktan çok daha iyi.
Halkın üzerinde uzlaştığı kanunları yazılı hâle getirme işine aklımda kaldığı kadarıyla kodifikasyon diyorlardı ve yine eğer yanlış hatırlamıyorsam Antik Yunan’da Kanunî Draco isimli bir hukukçumuz bu işin öncülerindendi. Kanunî Draco diyorum, zira bu arkadaşın lâkabı da Kanunî, zaten belki de o yüzden ecnebiler bizim Kanunî’ye muhteşem diyordur, şimdi orasını tam bilemiyorum.
Her neyse, bugün illa çok entelektüel görünmek istiyorsak kullandığımız drakonyan deyimi de, yine bu Draco arkadaş bir yandan kodifiye ettiği kanunları da harfiyen ve acımasızca uygulatmasıyla ünlü olduğu için kendisinin isminden üretilmiş. Tabii sadece Ahmet Hakan’ın programına çıkacak kadar entelektüel görünmek istiyorsanız “sosyoloji” kelimesi tek başına yetiyor ama o programda kullanıldığı hâliyle ne anlama geldiğini henüz bilmiyorum. Bu arada kanunları uygulama konusundaki bütün bu katılığına rağmen, aklımda kaldığı kadarıyla Draco halk tarafından çok sevilen bir hukukçu. Hatta o kadar çok seviliyor ki anlatılana göre bir oyun izlemeye gittiği tiyatroda halkın sevgi seline kapılarak ölüyor. Draco’nun tiyatroya geldiğini gören halk tezahüratlar eşliğinde sevgilerini göstermek için şapkalarını, eşarplarını falan Draco’ya atıyorlar. Koskoca Kanunî Draco, resmen Gülhane Parkı Halk Konseri’ne çıkan Küçük Emrah gibi çamaşıra boğuluyor ve nefessiz kalıyor ve nefessiz kalarak ölüyor. (Yalnız ben bunu size aktarırken bir daha düşündüm de, bu bizim Draco ilk hukuk şehidimiz de olabilir.)
Tabii tarih ve hukuk denince hem tarihçilerin hem de hukukçuların aklına gelen ilk şeylerden biri de Roma Hukuku, zira onu okullarımızda okutmaya hâlâ devam ediyoruz. Ha ama duyduğuma göre hukuk fakültelerimizde Roma Hukuku dersi zorunlu olmaktan çıkmış. Eh, sadece Roma Hukuku’nun değil, genel olarak hukukun sadece tarihin konusu olmaya başladığını düşünecek olursanız, buna da çok şaşırmamak lâzım.
Geçen ayın ortasında meydana gelen darbe girişimi, kimi bakımlardan öncekilerden ayrılıyor, kimi açılardan da tarihimizdeki asker-siyaset ilişkisini bugüne taşıyor. Tarihçiler, 15 Temmuz hadisesinin tarihsel arka planını, günümüz ve gelecek ekseninde ele aldı.
Demokrasilerde itidal ve uzlaşma alışkanlığı şart – İlber Ortaylı
Kapıkulu ayaklanmalarını saymazsak halk dilinde “askerî darbe” diye tabir edilen ordunun sivil yönetime müdahalesi ya da girişimi tarihi 1876’da Abdülaziz’in devrilmesinden başlayan ve ne yazık ki günümüze kadar uzanan bir dönemdir.
Tarihimizde hem siyasilerin hem de halkın dilinde “askerî darbe” dendiği zaman ilk etapta akla II. Meşrutiyet dönemi gelir. Bu dönem darbeleri deyince, ilk yaygın teşkilat olan ama sureti katiyede demokratik bir parti yapısı teşkil etmeyen, daha çok Balkan komitaları tipinde yaygın bir örgüt olan İttihat ve Terakki’nin faaliyetleri anlaşılır.
İttihat ve Terakki’nin sadece bizim tarihimizde değil bütün Ortadoğu tarihinde çok önemli etkileri olduğu da açıktır. Siyasi misyonunu her şeyin önüne koyan insanların oluşturduğu bu hareket, birçok Arap aydınını etkilemiştir. Mısır’da, Lübnan’da ve daha bir çok memlekette İttihatçılara hayran prensler, devlet adamları olduğu önemli tarihçiler tarafından yazılmıştır. İttihatçılar yemin ederek partiye üye olurlardı. Gizliliğe hayati derecede önem verirlerdi. Partinin misyonunda, kişiler arasındaki “bağlılık” çok dikkat çekiciydi. Parti içindeki bağlılık her türlü akrabalık hukukundan ötedeydi ve bunun önemi büyüktü. Örneğin, Celal Bayar için partisi İttihat ve Terakki şefi de Talat Paşa olarak kalmıştır ve bu ömrünün sonuna kadar böyle devam etmiştir. Aralarındaki en bilinen “bölünme” İstiklâl Savaşı’nda görülür. İttihat ve Terakki’nin üyeleri ikiye ayrılmıştır. Bir kısmı Enver’e itaat ederken diğer kısmı Mustafa Kemal’le birlikte Anadolu hareketine katılmışlardır.
1908’e dönecek olursak, bu darbe tarihimizde çok şeyi değiştirmiştir. Bu tarihe kadar Avrupa monarşileri içinde Osmanlı padişahı kadar tesiri olan biri yoktur. 1908 darbesiyle bu güç gitmiştir. Saltanatın temsilin ötesindeki etkili nüfuzu yok olmuştur. Gel gör ki partinin diktatoryası her şeyin yerini alınca, Meşrutiyet rejimi de yaşayamamıştır.
Burada bir parantez açıp 1908’in ilk darbe olmadığını da söylemek gerekir. Zira 1876’da Hüseyin Avni Paşa’nın, Mektepler Nazırı Süleyman Paşa’nın tertiplediği Mithat Paşa’nın ise sempatizan olarak desteklediği darbeyle Sultan Abdülaziz koltuğundan kaldırılmış ve katledilmiştir.
1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar ayaklanmalar, tahttan indirmeler hatta sultanların katledilip ikinci padişahın yani kardeşlerin tahta çıkarıldığı darbeler olmuştur. Ama bunlar bizim bildiğimiz anlamdaki askerî darbelerden çok Kapıkulu ayaklanmaları şeklinde tarif” edilmelidir. Kaldı ki, 1826’da Kapıkulu Ocakları kaldırılırken bu ananenin bitirilmesine gayret edilmiştir. Bu gayret büyük ölçüde başarılı olmuştur. Ve neticede askerlik ne olursa olsun, 19. yüzyıl reformlarında en çok yol kat ettiğimiz alanlardan biri haline gelmiştir.
Cumhuriyet devri bizzat kurucu generallerin, başta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa’nın gayretiyle ordunun siyasetin dışında kalması, siyasi otoriteye itaatiyle sonuçlanır. Burada devletin başındakilerin bizatihi askerî komutan olmalarının büyük rolü vardır. Unutulmamalıdır ki, 27 Mayıs’ta bile askerî müdahaleyi yapanların Suriye, Mısır tipi olayları başlatamamasının en önemli nedeni, İstiklâl Harbi komutanı İsmet Paşa’nın hâlâ hayatta olmasıdır. 1965’te Süleyman Demirel gibi -her ne kadar bunu çok dillendirmese de – sivil otoritenin gereğine ve esasına inanan bir siyasetçinin iktidarda olmasının da bu süreçte rolü büyüktür. Ta ki 1971-1972 tıkanıklığına kadar! Orada da siyasi partiler süreci bir müddet sonra kendilerine çevirmiş, askerî adayı cumhurbaşkanlığı seçiminde elemeyi başarmışlardır.
12 Eylül, 1960 tipi bir askerî darbeyi ama tamamıyla Genelkurmay’ın komuta zinciri içinde getirmiştir. 12 Eylül’ün ordunun en üst terfi sistemine dayandığı, ordunun içindeki o günkü kadronun ideolojisini, kendi tarihî inancını, dünya görüşünü yansıttığı açıktır.
Yakın tarihimizde askerî müdahaleler içinde üzerine en çok konuşulanlardan biri de 28 Şubat olmuştur. 28 Şubat’ta asker muhtıra vermiş, mevcut hükümetin işine müdahale etmiş, gövde gösterisinde bulunmuştur. Şüphesiz ciddi bir hadisedir. Ancak tarihçi olarak politikacıların söylemlerini tekrarlamak yerine şunu söylemek gereklidir: 28 Şubat hele ki 12 Eylül’e göre tesiri çok daha hafif ve kısa süreli bir müdahale olarak kalmıştır.
Bugüne gelecek olursak… 15 Temmuz’da askerin bir kısmı sivil otoriteyle ve onun arkasında duran halkla karşı karşıya gelirken, askerin diğer kısmı sivil otoritenin yanında yer almıştır. Zor günler geçirmekteyiz. İşler daima dengeye, itidale uyarak ilerlerse Türkiye bu dar ve zor dönemeci de geçer. Çünkü hakikaten tehlikeli bir dönemeçteyiz ve bize rehberlik edecek, örnek-model teşkil edecek hiçbir ülke yok. Ne İslâm dünyasında ne de Batı dünyasında böyle bir ülke var… Demokrasimizi güçlendirmek adına bize lazım olan tek şey itidal ve uzlaşma alışkanlığını edinmek, bu alışkanlığın yerleşmesini ve devam ettirilmesini sağlamak.
Eğitim sistemi değişmeden, fabrika ayarlarına geri dönemeyiz – Necdet Sakaoğlu
Osmanlı Devleti’nin içerisinde çok eskiden beri var olan tarikatlar ‘gelişerek, devletten koparak ve değişerek’ varolmaya çalışırlar. Bu her zaman böyledir. Okulları, orduyu ve bürokrasiyi, devlet kadrolarını ele geçiren bu tip farklı yapılanmalar Sümerler zamanında da vardı, Orta Asya’da Şamanlar’la da vardı, İran’da da vardı, Anadolu’da da vardır. Bunların her girişimi, bizi her seferinde daha geriye götürmek maksadıyla planlanmıştır.
Osmanlı tarihinin ilk yeniçeri ayaklanması Buçuktepe İsyanı’dır. II. Murat döneminde gerçekleşmiş bu isyan 1421 tarihinde başlar ve 1451’e kadar yani tam otuz yıl devam eder. Çıkış sebebi Fatih Sultan Mehmet’in çocuk yaşta tahta geçirilmek istenmesi ve yeniçerilerin buna isyan etmesidir. Bir başka isyan ise daha rasyonel bir çıkış olan Simavnalı (Şeyh) Bedreddin İsyanı’dır. Şeyh Bedrettin’in Serez çarşısında 1420’de idam edilmesiyle sonuçlanır. 16. yüzyılda Kanuni’nin tahtını sarsan Oğlan Şeyh İsyanı da ‘Hayat kısadır, yiyin, için, sefanıza bakın’ bakışı etrafında binleri toplamıştır. Kanuni, Oğlan Şeyh’i (İsmail Maşuki) idam ettirse de bu anlayış daha sonra Kalenderilik olarak devam etmiştir. Sonrasında Kadızadeliler ve Feyzullah Efendi vakaları şeklinde tarikatların devlet sistemine tehdit olarak çıkardığı isyanlar görülmüştür.
Cumhuriyetin ilanı ve sonrasında, bilhassa 1922 ve 1926 yılları arasında alınan önlemlerle, bu tip tarikat ve benzeri oluşumlar kendi içine çekilmiştir. Ben cumhuriyetin ilk yıllarını da görmüş biri olarak bu tarikatlere, şeyhlere, hocalara zulmedildi desem iftira etmiş olurum, onlar sadece rejimin gücünden korkarak kendi bünyelerinde yaşadılar. Rejime kendilerini göstermek istemediler.
Şu an bazı ayarlara geri dönülmek istendiğinden sıkça bahsediliyor. Cumhuriyet dönemi ve devrimlerinin temelinde demokrasiye dayalı bir eğitim sistemi, pozitif eğitim, öğrencilere yeni bir hayat tarzının kazandırıldığı, laik bir sistem kurulmuştu. Bu sistem zamanla güçsüzleştirildi ve şu anda da yokedilmiş durumda. Dolayısıyla eğitim sistemi değiştirilmediği sürece biz hiçbir ayara geri dönemeyiz.
Bütün milletlerin ruhunda gizli gizemli bir korku vardır. Bu korku her insanda başka türlü tezahür eder. Kimi karanlıktan, kimi yüksekten, kimi hayaletlerden… Yaygın korku ise keramet korkusudur. Bu keramet tüm tarikat ve benzeri yapılaşmaların ana dayanağıdır. Çoğunluk bir manevi güç ötesinde, keramet gücüne dayanmak ister. İşte bugün bu tarikatları oluşturan ana sebep de budur. Son elli yılda buna yol verildi.
Başarılı olunca ‘ihtilal’ dedik, bu günlere geldik – Yavuz Selim Karakışla
Benim bütün ömrüm askerî darbelerle geçti… 1960 darbesinde anamın karnındaydım, altın nikâh yüzüklerini orduya ilk bağışlayanlardandır bizimkiler. 1971 darbesinde ilkokul son sınıftaydım. Denizler, Mahirler kaçar, asker polis kovalar, biz de radyodan ajans haberlerini dinlerdik hep geceleri. 12 Eylül 1980 darbesinde ise Boğaziçi Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği öğrencisiydim. 12 Eylül darbesi ülkenin bütün gençliğine darbe vurdu gerçi, ama bana harbiden sağlı sollu girişmişti… Darbeden tam on beş gün sonra annemi kaybettim, bir yıl sonra mühendislik bölümünden atıldım, mühendis olma ihtimalim kalmayınca da çok sevdiğim kız arkadaşım on bir gün içinde beni terk etti, darbe üstüne darbe yedim anlayacağınız.
55 yıllık ömrüne üç tam teşekküllü askerî darbe, sayısız darbe girişimi, post-modern darbe, e-darbe filan sığdırmış olan benim gibi tecrübeliler, 15 Temmuz 2016 gecesi herkes gibi televizyonlarının ekranına yapışmış bir halde olup biteni izlerlerken, “Darbelerle geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi…” diye geçirmişlerdir herhalde akıllarından. Eski darbe hatıraları birer birer canlanmıştır gözlerinde. “Tarihi yaşamak” böyle bir şey herhalde… Darbelere karşı çok dayanıklı ve çok da tecrübeliyim ben, evimdeki dolabın buzluğunda birkaç dilimlenmiş ekmek, dolabın birinin dibinde birkaç paket makarna, kitaplığımda kapağı hiç açılmamış birkaç kitap, zulamda da birkaç paket sigara ve biraz nakit para vardır her zaman bir yerlerde…
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi (Bu darbe literatürü de bir acayip; darbe başarılı olursa ”ihtilal,” başarısız olursa “darbe girişimi” oluveriyor) şimdiye kadar gördüklerimize pek benzemiyor. Birincisi, bizim alışık olduğumuz şekilde “emir komuta zinciri içinde” değil. İkincisi, şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir askerî darbenin olmadığı kadar açıkça “dış mihraklar” ile bağlantılı. Üçüncüsü, darbeler tarihimizin aksine, homojen ve Jacoben bir hareket değil; “darbe girişimi” olarak kalmasa da hani “ihtilal” olsa, 16 Temmuz sabahı nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımızı bence -bazı darbeciler dâhil-kimse bilmiyor. Sonuncusu da, bunu açıkça söylemeye çekiniyorum, ama galiba bir şeylerin sonu değil de sanki başlangıcı… Bu yazın uzun ve sıcak bir yaz olacağını hep söylemiştim kendime, ama bu denli kurak geçeceğini hiç düşünememişim.
‘En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’ – Celal Şengör
Ülkemize kısa dönemde büyük zarar vermiş olan 15 Temmuz kalkışması, ileride ülkede Fethullahçılık denen zehirli faaliyetin kökünün kazınması için bir ulusal uyanmayı da beraberinde getirdiği için önemli bir dönüm noktası olarak da hatırlanacak, ülkeyi yönetenlerin onlarca yıldır Atatürk’ün şu sözünü anlamamış olmalarının Türkiye Cumhuriyeti halkına ne kadar pahalıya mal olduğu bir defa daha tasdik edilecektir: “Efendiler ve Ey Millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir”.
Bireylerin akıllarını eleştirel bir şekilde kullanmalarını temel alan demokrasiler, akla ve bilimsel düşünceye dayanmayan irrasyonal inançlarla sürdürülemez. Bu tür inançlar bireylerle sınırlı oldukları sürece -Batı demokrasilerinde de gördüğümüz gibi-zararları sınırlı olur. Ama tüm ilkel toplumlarda görüldüğü gibi, toplum yaşamına yön vermeğe kalkarlarsa, sonuç akıldışı inancı ve körü körüne bi’atı temel alan terör sistemlerinin doğumu olur. Şu ileride muhakkak yazılacaktır: Fethullahçılık, inancı aklın ve bilimin önüne koyan sakat bir düşünce atmosferinde gelişip serpilmiştir.
Vatandaşın bu direnişine tarihimizde hiç rastlanmadı – Feridun Emecen
Öncelikle bu çok elim ve ibretlik bir olaydır. Türkiye’nin geleceğini karartabilecek bir durum halkın birlik ve beraberlik içerisinde olmasıyla önlenmiş oldu. Toplumu derinden etkileyen bu tip olayların üzerinden daha etraflı bir sonuca varabilmek için en az 40-50 yıl gibi bir sürenin geçmesi gerektiği söylenir. Fakat toplum üzerindeki etkisi, sonuçları belki şimdiden incelenmeye başlandı da.
Biz tarihçiler geçmişi değerlendiririz. Bizim bilimsel alanımız geçmişle ilgilidir, gelecekle değil. Dolayısıyla bu olayın gelecekte nasıl konumlanacağını belirmememiz ya da buna yönelmemiz için zamana ihtiyaç var. Bununla beraber bu demokrasiyi tehdit eden kalkışmanın mahiyeti çok açık ortada. Kimin, niçin yaptığını bilmek icin zamana da hacet yok.
Tarihte benzer olaylar vardır, ancak böyle bir hadisenin tekerrür etmediği açıktır. Daha önce ‘kıyametçi ve mehdici’ anlayış etrafında toplanan gruplar, her yüzyılın başında ortaya çıkacak bir müceddit arayışı içinde oldu. Bu maksatla isyanla sonuçlanan bir takım girişimlerde bulunmuşlardır. Bu isyanlar da her defasında bastırılmıştır. Örneğin Şii hareketin 16. yüzyılın başında ortaya çıkardığı Şahkulu İsyanı buna bir örnek teşkil edebilir. Ama devleti ele geçirmeye yönelik bir hareket selefi çevrelerden geldi. 17. yüzyılda gerçekleşen Kadızadeliler hareketi buna bir örnektir mesela.
15 Temmuz’daki olaylar devleti ele geçirip dış mihraklı bir şekillendirmenin denemesiydi. Ancak Kadızadelilerin dışarı kaynaklı üst aklı yoktu. Ayrıca 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980, medyanın toplum erişimine kapalı olduğu dönemlerde, karanlıklar içinde gerçekleşti. Bugünse her şey toplumun gözleri önünde yaşandı. Tarihimizde eşine adeta rastlanmayan bir tarzda halk sokağa çıktı ve birlik içerisinde demokrasisine sahip çıktı. Bunu hangi saikle olursa olsun hafife almak bana göre en azından bir gaflettir.
Devlet de ordu da ‘ele geçirilecek’ yapılar değildir – Ahmet Kuyaş
Darbeler tarihine kesin bir son verildiğini sanıyorum. Bu, en büyük kazanımımız. Bir de olası, ikinci bir kazanımımız var ki, ne kadar gerekli olduğu, yaşadığımız darbe girişimiyle bir kez daha kanıtlandı. O da, artık siyasi iktidarın gerçek iktidar olması, dolayısıyla da devleti ele geçirmeye, devlete sızmaya ihtiyaç duymamasıdır. Bilindiği gibi, devlet hizmetinden çıkarılan birçok terör örgütü üyesi veya sempatizanı var. Bunların yerleri doldurulurken işe alınacak olanların birer teknokrat olarak yetkinliklerine göre seçileceklerini, etnik ya da dinî kökenlerine, siyasi tercihlerine bakılmayacağını ümit ediyorum. Bu yapıldığı takdirde iktidar, bir takım çetecilerden temizlediği devletin hepimizin devleti olduğunu, onu ele geçirmeden yönetmeye muktedir olduğunu gösterecektir.
27 Mayıs 1960 darbesinden yaklaşık bir ay önce patlak veren 28 Nisan olayları sırasında askerî bir araç İstanbul Üniversitesi’nin kapısından giriyor. Objektifi Beyazıt Meydanı’na çevirebilsek, DP hükümetini protesto eden öğrencileri göreceğiz. Yer gök “Kahrolsun diktatörler”, “Hürriyet isteriz” sloganlarıyla inliyor. Öğrenciler Plevne Marşı’nı sözlerini değiştirerek söylüyor: “Olur mu böyle olur mu/Kardeş kardeşi vurur mu/Kahrolası diktatörler/Bu dünya size kalır mı?” Ardından göğe “Türk ordusu çok yaşa” nidaları yükseliyor. Hadiselerde 40 genç yaralanacak, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polis kurşunuyla can verecek. “Kanlı Perşembe” diye anılan o acı gün, 56 yıl sonra ülkeyi kan gölüne çevirecek 15 Temmuz darbe girişimiyle karşılaştırıldığında, tarihimizde “masum” bir yaprak gibi kalacak.
(Orijinal Fotoğraf: Eski İstanbul fotoğrafları arşivi)
DP iktidarından hoşnutsuz subayların kurdukları cunta ekiplerinden biri, 1957 yılının sonunda ekipteki bir binbaşının ihbarıyla ortaya çıktı. Tarihe “Dokuz Subay Olayı” olarak geçen bu hadisede alelacele yargılanan ve beraat eden subayların çoğu, üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin çekirdek kadrosunda yer alacaktı.
Demokrat Parti iktidarına karşı 1950’li yıllarda ordu içinde kurulan cunta yapılanmalarından biri, TSK’nın geleceği parlak subaylarından Binbaşı Samet Kuşçu’yla 1957 başlarında irtibata geçmişti. Çeşitli zamanlarda biraraya gelen ekip, Türkiye’nin gidişatı hakkında görüş alışverişinde bulunuyordu. Ancak cunta üyeleri bir süre sonra güvenilmez buldukları Kuşçu’yu ekip dışında bırakmaya karar verdiler. Kuşçu, diğer subayların kendi yanında konuşmamaya başlamasından şüphelenir. Bu subayların gerçekte Menderes yanlısı oldukları, kendisine tuzak kurdukları ve ihbar edecekleri sanısına kapılınca da, önce davranıp ekibi kendisi ihbar etmeye karar verir.
İhbar, 23 Aralık 1957’de Başbakan Adnan Menderes’e ulaştıktan üç gün sonra Binbaşı Samet Kuşçu, Albay İlhami Barut, Albay Naci Aşkun, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Ahmet Dalkılıç, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Yüzbaşı Kazım Özfırat ve emekli Albay Cemal Yıldırım tutuklanırlar.
5 Nisan 1958’de Güventürk, Dalkılıç, Tan ve Sabuncu serbest bırakılır. Duruşmalar 26 Mayıs’ta başlar. Askerî mahkemede görülen davada tanık ve kanıt yoktur, Kuşçu’nun ifadelerine dayanan 62 sayfalık bir iddianame vardır sadece. Yıldırım ve Kuşçu “isyan kışkırtıcılığı yapmak”la, diğer yedi subay ise “fesat çıkarmak”la suçlanmaktadır.
26 Haziran’daki duruşmada Kuşçu dışındaki tüm sanıklar serbest bırakılır. 25 Kasım’daki son duruşmada ise mahkeme başkanı Tümgeneral Cemal Tural, sekiz sanığın beraat ettirildiğini, Samet Kuşçu’nun ise “ihbar ettiği suçları bizzat işlediğine kanaat getirildiğinden” iki yıl hapis cezasına çarptırılmasına ve ordudan atılmasına karar verildiğini açıklar.
Gerçekte Kuşçu dışındaki diğer sanıklar üç yıl sonra 27 Mayıs darbesini yapacak cunta yapılanmasının üyesidir. Zaten hem bu subaylar hem de kendilerini beraat ettiren mahkemenin başkanı General Cemal Tural, 27 Mayıs’ın çekirdek kadrosunda yer alacaktır. Dokuz Subay Olayı’nda yalnızca sekiz kişi deşifre olmuş, diğer önemli cunta üyeleri tamamen yeraltına çekilip faaliyetlerini 27 Mayıs’a kadar sürdürmüştür.
Göstermelik mahkeme 1957’deki darbe planı üzerine tutuklanan dokuz subay dönemin askerî mahkemesinde yargılanmış ve suçsuz bulunarak beraat etmişti. Mahkeme Başkanı Tümgeneral Cemal Tural üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin yönetici kadrosunda yer alacaktı.
Ordudan atılan ve hakkında akli dengesinin yerinde olmadığı gibi haberler yaptırılarak bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılan ihbarcı Binbaşı Samet Kuşçu ise seneler sonra anılarını derleyen İdris Gürsoy’a “Menderes’i uyuttular. Hem kendi başını hem beni yaktı” diyecekti.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, gündelik siyasi çekişmelerin çok ötesinde, Türkiye’deki demokrasinin geleceği ve demokratik kurumların işleyişi üzerine temel, tarihî meseleleri gündeme taşıdı.Yakın tarihimizde büyük tahribat ve askerî vesayet anlamında adeta bir gelenek yaratmışolan darbe, bu defa ordu ve devlet içerisinde titizlikle, gizlilikle örgütlenmiş, uluslararası destekli ve dinî bir yapılanma tarafından gerçekleştirilmek istendi.
20. yüzyıldaki darbe veya muhtıra hadiselerinde, ağır siyasi krize bağlı olarak, gerek yönetimde gerekse sokakta meşruiyeti sarsılmış sivil idareler bulunduğu; darbecilerin de buna bağlı olarak halkın büyük çoğunluğunun hoşnutsuzluğunu eylemlerine bahane ettiği görülmüştü. 15 Temmuz darbe girişimi ise herhangi bir meşruiyet sorunu olmayan bir hükümete karşı, ordu, güvenlik, yargı kurumlarının hiyerarşik ve resmî yapısı içerisine yerleşmiş bir kesim tarafından yürütüldüğü gibi; toplumun farklı eğilimlerinden ezici bir çoğunluk tarafından da baştan itibaren reddedildi.
Meşruiyeti zaten olmadığı gibi temsil kabiliyeti de bulunmayan bu girişimin failleri, silahsız insanların üzerine ateş açarak, meclisi ve devlet kurumlarını bombalayarak, kısacası bir terör havası ve korku yaratarak ülke idaresini ele geçirmeyi planladılar.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “dijital karşı müdahalesi”, sokağa çıkan vatandaşların cesur direnişi, ordunun ve güvenlik kuvvetlerinin önemli bir kısmının darbe girişimine tutum alması, siyasi partilerin etkin ve anında muhalefeti, medyanın kararlı bir şekilde darbecilere karşı durması, 15 Temmuz girişimini akamete uğrattı.
Gezi protestolarından sonra Türkiye’de son üç yıl içinde tarih bir kere daha yaşarken yazılıyordu. Bir tarih dergisi olarak 15 Temmuz’u görmezden gelemez, onu dostlar alışverişte görsün yaklaşımıyla birkaç sayfayla geçiştiremezdik. Aynı Gezi’de olduğu gibi, yine bir “fevkalade nüsha”yla, baştan aşağı sadece askerî darbelerin dünü ve bugününü konu alan bir özel sayıyla karşınıza çıkıyoruz.
“Yaşarken Yazılan Tarih II” sayısı, geleceğe not düşmek üzere hazırlandı. Darbeleri tarihe gömmüş, barış içinde yaşayan, farklılıkların zenginliğiyle yükselen, laik ve demokratik bir toplum özlemiyle…
DAKİKA DAKİKA‘EN UZUN GECE’ VE SONRASI…
Türkiye 15 Temmuz’da tarihinin en uzun, en zor gecesini yaşadı. Bütün dünya nefesini tutarak askeri darbe girişiminin felaket filmini andıran dehşet verici görüntülerini izledi. Dakika dakika o tarihi gece ve sonrasında yaşananlar…
15 Temmuz’un sarsıcı bilançosu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Temmuz saat 21:40’ta yaptığı açıklamaya göre 15 Temmuz darbe girişiminde toplam 237 kişi hayatını kaybetti, 2.191 kişi yaralandı. Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınanların sayısı 18.699, tutuklananların sayısı 10.137. 19 Temmuz’da yapılan resmi açıklamada 104 darbecinin öldürüldüğü duyurulmuştu. 31 Temmuz itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarında işten çıkartılanların sayısı ise 70.000’e ulaşmış durumda.
15 TEMMUZ 2016
22:00
Bir grup asker Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş yönünde trafiğe kapattı. Savaş uçaklarının Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı, TBMM ve MİT’in üzerinde alçak uçuş yaptığı haberleri yayılıyor.
22:10
Ankara’da bir askeri helikopter MİT binası ve Genelkurmay’a ateş açtı. Kamu binaları önünde polis ve asker karşı karşıya geliyor.
22:15
Oran’daki TRT Genel Müdürlüğü binası askerlerce basıldı.
22:25
Genelkurmay karargâhından silah sesleri yükseldi, bina emniyet güçleri tarafından ablukaya alınırken bölgeye ambülanslar sevk edildi. Bir helikopter binayı kuşatan polislerle civarda toplanan halkın üzerine ateş açtı.
22:00
22:30
Genelkurmay Başkanlığı hesabından akredite gazetecilere gönderilen e-mail’de TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildi.
22:35
İstanbul’da 1. Ordu’ya bağlı kuvvetler İstanbul Atatürk Havalimanı’nın girişini zırhlı araçlarla kapattı. Askerler kontrol kulesine girdi. Ankara’da halk Kızılay meydanında toplanmaya başlıyor.
22:40
Yenimahalle’deki MİT binasına yoğun saldırı. Süper Kobra helikopterlerin açtığı ateşe yerden karşılık veriliyor. Gölbaşı’ndaki Polis Özel Harekât binası iki F-16 tarafından bombalandı.
22:45
Başbakan Binali Yıldırım bağlandığı televizyon kanalında açıkladı: “Doğrusu bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz, bu girişime izin vermeyeceğiz…”.
22:50
Kadıköy’deki Moda Deniz Kulubünün bahçesine helikopterler indi, silah sesleri duyuluyor. Burada bir düğüne katılan Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve üst düzey bazı komutanlar helikoptelere bindirilip götürüldü.
23:00
Sosyal medyada yoğun mesaj trafiği. Askeri hareketlenmenin teröre karşı önlem mi yoksa darbe girişimi mi olduğu tartışılıyor.
23:15
Başbakan Binali Yıldırım attığı tweet’te hadiseleri “kalkışma” diye nitelendirdi ve vatandaşları meydanlarda toplanmaya davet etti. Meclisteki tüm siyasi partiler darbe girişimini kınıyor.
23:20
İstanbul Bayrampaşa’daki Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün girişi zırhlı askeri araçlarla kapatıldı.
23:30
Televizyonlar Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın darbeci askerler tarafından rehin alındığını duyuruyor.
23:45
TSK’nın resmi internet sitesinden yönetime el koyulduğu açıklandı. Taksim’e çıkan askerler meydanı kontrol altına alıyor.
23:47
İstanbul Kısıklı’da Recep Tayyip Erdoğan’ın evinin bulunduğu cadde trafiğe kapatıldı, özel harekat polisleri Cumhurbaşkanının evinin önünde yoğun güvenlik önlemleri aldı.
00:00
Televizyonlarda “Askeri kalkışma FETÖ mensubu bir grup subay tarafından yapılmaya çalışılmaktadır” haberleri. Bir grup asker Çankaya’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na girmeye çalışıyor. Başka bir grup asker İstanbul AKP İl Başkanlığı binasına girdi.
16 TEMMUZ 2016
00:02
Askerlerin ele geçirdiği TRT’den TSK’nın yönetime el koyduğuna dair Yurtta Sulh Konseyi imzalı bir bildiri okundu. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarınca, bildirinin korsan olduğu, itibar edilmemesi gerektiği açıklaması yapıldı.
00:15
İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde toplanmaya başlanan halkın üzerine bir askeri helikopterden ateş açıldı.Vatan Caddesi TIR’larla kapatıldı. Emniyet’in üzerinde uçan helikopterler binanın önüne indi. Türksat, TRT yayınlarını kesti.
00:30
Ankara Emniyet Müdürlüğü darbeciler tarafından bombalandı.
00:37
CNN Türk’e cep telefonuyla bağlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan halkı milli iradeye sahip çıkmak için meydanlara inmeye çağırdı. Cuntacı askerler Aksaray Orduevinin önüne dokuz tank getirdi.
00:40
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bu ülke darbelerden çok çekmiştir, aynı şeylerin yaşanmasını istemiyoruz” dedi. Bakırköy ve Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıkları kalkışmayı gerçekleştirenlere karşı askeri darbe suçlamasıyla ilk soruşturmaları başlattı.
00:45
Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunduğu otelden ışıkları söndürülmüş bir helikopterle ayrılarak Dalaman Havalimanı’na doğru yola çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye genelindeki 85.000 caminin imamına gönderilen SMS’ler üzerine camilerden ezan ve sala sesleri yükseliyor. Birçok kentte cami ve belediye hoparlörlerinden sokağa çıkma çağrısı yapılıyor.
00:48
ABD’den ilk açıklama. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü Ned Price, Başkan Obama’nın darbe girişimi hakkında bilgilendirildiğini söyledi.
00:50
TRT yayınlarını kesen Türksat’ın Ankara’daki uydu istasyonuna helikopterlerle saldırı düzenlendi.
00:55
00:55
Vatandaşların Erdoğan’ın ve hükümet üyelerinin sokağa çıkma çağrısına uyduğu görüldü, kalabalıklar AKP binaları önünde, hadiselerin gerçekleştiği noktalarda ve meydanlarda toplanmaya başladı. Halkın giriş kapısı önünde toplanması üzerine Atatürk Havalimanı önündeki askerler geri çekiliyor. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Süper Kobra helikopterler ve F-16’lar tarafından vuruldu.
01:01
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, telefonla bağlandığı televizyon kanalında “Bu, TSK içindeki bir cuntanın kalkışma girişimidir” dedi.
01:02
Cumhurbaşkanlığı külliyesinin üzerinde alçalan bir helikopter yapıyı uzun süre ağır makinalı silahlarla taradı. Yerden karşılık veriliyor.
01:09
Tekbir getiren bir grup Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Harbiye çevresinde silah sesleri yükseliyor. Akreplerle Harbiye’den Taksim’e çıkan polisler meydanı kontrol eden askerlerlerle çatışmaya girdi.
01:10
1. Ordu Komutanı Ümit Güler, CNN Türk’e telefonla bağlanarak darbecilerin küçük bir grubu temsil ettiğini, gerekli önlemleri aldıklarını açıkladı.
01:20
TSK İnternet sitesinden yapılan ikinci açıklamada sokağa çıkma yasağı ilan edildiği bildirildi.
01:36
TBMM genel kurul salonu açıldı. Parlamentoda grubu bulunan bütün partilerin milletvekilleri meclise geliyor. Meclis Başkanı İsmail Kahraman televizyonlara meclisin görev başında olduğunu açıkladı.
01:09
01:40
Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan askerler, kendilerini protesto eden halkın üzerine ateş açtı. Ölenler ve yaralananlar oldu.
01:43
Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu darbeci askerlerce basıldı. Askerler ile polis arasında çatışma var.
01:44
Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler THY’nin uçuş kodlarından birini kullanan ATA uçağıyla Dalaman’dan Atatürk Havalimanı’na doğru hareket etti.
01:45
Bağcılar’daki Topkule askeri kışlasındaki asker ile polis çatıştı.
02:00
Cuntacılara karşı ilk gözaltılar başladı. Darbecilere ait bir helikopter girişimi bastırmaya çalışan F-16’lar tarafından düşürüldü.
02:01
TRT İstanbul Radyosu önüne iki helikopter indi. Duraklayan çatışmalar yeniden şiddetlendi.
02:08
Ak Parti Genel Merkezi önünde toplanan halkın üzerine helikopterlerden ateş açıldı.
02:20
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı’na hava saldırısı. 17 polis hayatını kaybetti (Daha sonra bu rakam 47’ye çıkacak). Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü de vuran bir helipter Gölbaşı’nda düşürüldü.
02:22
Cumhurbaşkanlığı külliyesine girmeye çalışan üçü rütbeli 13 asker gözaltına alındı.
02:35
TBMM, savaş uçakları tarafından bombalandı. Binada büyük hasar var.
02:44
Genelkurmay binası önüne bir askeri helikopter indi, bir patlama oldu.
02:50
Cumhurbaşkanının uçağı Atatürk Havalimanı’na indi.
02:53
Unkapanı Köprüsü’nde ilerleyen askeri araçlar halk ve iş makinaları tarafından durduruldu.
02:55
İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası çevresinde yoğun silahlı çatışmalar yaşanıyor.
02:57
Beşiktaş’taki başbakanlık ofisini ele geçirmeye çalışan askerlere polis silahla karşılık verdi.
03:00
TRT normal yayın akışına döndü. TRT Genel Müdürlüğü binasını basan askerler gözaltına alındı. TBMM binasına yaklaşan bir helikopter yaylım ateş açıyor. ABD, AB ve NATO’dan Türkiye’deki demokratik kurumlara saygı çağrıları geliyor.
03:06
Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te konakladığı otele ikinci saldırı düzenlendi. Binanın içine giren komandolar oda oda Erdoğan’ı ararken çatışmalar yaşandı, korumalardan yaralananlar ve ölenler var.
03:10
TBMM ikinci kez yoğun bir bombardımana maruz kaldı. Başbakan Yıldırım, Ankara semalarının hava trafiğine kapatıldığın, uçuş yapan bütün askeri araçların füzeyle vurulacağını açıkladı.
02.44
03:16
Cuntacı askerler Kadıköy’deki Türk Telekom binasına girdi. Meclis’te olağanüstü toplanan milletvekileri binada oluşan hasarı belgeleyen ilk görüntüleri yolluyor. Yayınlara telefonla bağlanan milletvekilleri, sığınakta bulunduklarını bildiriyor.
03:20
Anadolu Ajansı, AKP’nin reklamcısı Erol Olçak ve 16 yaşındaki oğlunun Boğaziçi Köprüsü’nde açılan ateş sonunda hayatlarını kaybettiğini duyurdu.
03:25
Doğan TV Center darbeci askerler tarafından basıldı. CNN Türk ekranlarına boş stüdyo görüntüsü veriliyor. Açık bırakılan mikrofondan binanın içindeki tartışmalar ve arbede sesleri duyuluyor.
03:30
Recep Tayyip Erdoğan yaptığı basın açıklamasında Marmaris’te kaldığı otelin kendisinin ayrılışından 20 dakika sonra saldırıya uğradığını duyurdu. TBMM bir kez daha havadan bombalanıyor.
03:45
Ankara Emniyet Müdürlüğü bir F-16’nın hedefi oldu, bina ağır tahribata uğradı.
03:55
Beştepe üzerinde alçalan bir helikoptere saraydan ateş açıldı.
04:00
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı FETÖ/PDY bağlantılı yargı ve ordu mensupları hakkında gözaltı kararı verdi. Digitürk yayınları darbe girişimcileri tarafından durduruldu.
04:07
Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk Havalimanı’nda kendisini karşılayan vatandaşlara konuşma yapıyor: “Milletin üzerinde hiçbir güç yoktur”.
04:20
Askerler Hürriyet binasını ele geçirdi. Halkın ve polisin müdahalesiyle darbecilerden arındırılan CNN Türk televizyonu yeniden yayına başladı. Kanal yetkilileri baskın ve kurtarılma anlarını anlatıyor.
04:42
Marmaris’teki otele üçüncü saldırı. Deniz tarafından yaklaşan bir askeri helikopter binayı taradı. Helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve ağır silahlı komandolar oteli ablukaya aldı. Çıkan çatışmada beş polis yaralandı.
05:00
A.A., Genelkurmay binasını kuşatan polislerin içerdeki darbecilere “teslim olun” çağrısı yaptığı bilgisini geçti. Cumhubaşkanlığından açıklama: “Tehlike henüz geçmiş değil. Millet sokaklarda olduğu müddetçe darbeci hainler bu aziz millete diz çöktüremeyecek”.
05:15
Hürriyet binası kurtarıldı, askerler gözaltına alındı. Atatürk Havalimanı’ndaki tüm askerler dışarı çıkartılarak müsadere altına alınıyor.
05:20
Boğaziçi Köprüsü’nde konuşlanan tanktan halkın üzerine top atışı yapıldı.
05:30
İstanbul’daki Çengelköy polis karakolunu ele geçirmek isteyen askerlere polis ateşle karşılık verdi.
05:45
Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu’nu ele geçiren askerler teslim oldu.
06:00
Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Harekat Merkezi’ndeki olayların kontrol altına alındığını, darbe girişimiyle ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Atatürk Havalimanı uçuşlara açıldı. İstanbul Boğazı deniz ulaşımına kapatıldı.
06:30
Türksat’ı bombalayan askeri helikopter Gölbaşı’nda düşürüldü.
06:40
Beştepe’deki Jandarma Genel Komutanlığı bir F-16 tarafından vuruldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü bir hava saldırısına daha uğradı.
03:55
06:43
Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakınlarına iki bomba daha atıldı.
Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı’nın bulunduğu kavşakta sivil halkın üzerine askeri uçaktan bomba atıldı. İçişleri Bakanlığı, FETÖ mensubu 336 kişinin gözaltına alındığını açıklandı.
07:10
İstanbul Türk Telekom santralindeki askerler teslim oldu.
07:15
Boğaziçi Köprüsü’nde saatler süren bir operasyondan sonra askerler teslim oldu. Sivil halk askerlere linç girişiminde bulundu. Olayları görüntüleyen Hürriyet gazetesi fotomuhabiri Selçuk Şamiloğlu, öfkeli kalabalığın elinden son anda kurtarıldı.
07:35
Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı’nda, darbe girişimine katılan askerler, yerleşkedeki diğer askerler tarafından polise teslim edildi. Askerler polis araçlarına rütbeleri sökülerek bindiriliyor. Türkiye genelinde 754 TSK mensubunun gözaltına alındığı açıklandı.
07:41
Genelkurmay binasından dışarıya çıkartılan tank, barikat görevi gören kamyonlara ateş açıyor.
07:50
Özel harekât polisleri Kuleli Askeri Lisesi’ne operasyon düzenledi. İçerdeki öğrenci ve subaylara “teslim ol” çağrısı yapılıyor. Beş general ve 29 albay İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından görevden uzaklaştırıldı.
08:00
Cep telefonlarına “Tüm halkımızı milli iradeye, demokrasiye sahip çıkmak üzere meydanlara bekliyoruz. Türkiye Cumhuriyet Devleti imzalı” SMS mesajları gönderiliyor.
08:16
Boğaziçi Köprüsü kısmen trafiğe açıldı.
08:32
Asker, darbe girişiminin yönetildiği Ankara Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına operasyon düzenleyerek Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı kurtardı.
08:40
Emniyet özel harekât polisleri Jandarma Genel Komutanlığı’nı darbecilerin elinden geri aldı, 200 asker gözaltına alındı.
09:40
Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan 200’e yakın silahsız er ve erbaş polislere teslim oldu.
09:47
Türkiye genelinde FETÖ üyesi olduğu öne sürülen 1563 kişi gözaltına alındı.
09:56
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü trafiğe açıldı.
10:07
Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan 700 silahsız er ve erbaş polise teslim oluyor.
07:35
10:15
Bingöl 49. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yunus Kotaman ile Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral İsmail Güneşer gözaltına alındı.
10:22
Marmaris’teki otele saldırı düzenleyen askerler darbe girişiminin başarısız olduğunun anlaşılması üzere bölgeden uzaklaşarak kayıplara karıştı.
10:35
Genelkurmay Başkanlığı’nda darbe girişimine katılmadıkları için elleri bağlı olarak odalarda tutulan subay ve assubaylar serbest bırakılarak binadan tahliye edildi.
10:39
Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın sağ kurtarıldığını ve görevinin başında olduğunu açıkladı.
11:00
Kuleli Askeri Lisesi’ne öğrencilerin Çengelköy Karakolu baskınına katıldıkları şüphesiyle operasyon yapılıyor. Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral Hakan Üstem görevden alındı.
11:01
Genelkurmay Başkanı Vekili Orgeneral Ümit Dündar, darbe girişiminin önlendiğini bildirdi.
11:27
Genelkurmay karargâhında bulunan darbeci askerler teslim olmak için müzakere talebinde bulundu.
12:00
Jandarma Genel Komutanlığı binasına operasyon düzenlendi. Binadan dumanlar yükseliyor. 200 kadar darbeci asker gözaltına alındı.
12:57
Başbakan Binali Yıldırım Çankaya Köşkü’nde kameraların karşısına geçerek kalkışmanın bastırıldığını ve ilk bilançoyu açıkladı: “Toplam 161 şehidimiz, 1.440 yaralımız vardır. Şu ana kadar 2.839 asker gözaltına alınmıştır. Aralarında yüksek rütbeliler de mevcuttur”.
20:00
13:30
Darbeye kalkışan sekiz subay ve astsubayın helikopterle Yunanistan’a kaçtığı bildirildi. Türkiye iadelerini talep ediyor.
14:37
HSYK Genel Kurulu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltı kararı doğrultusunda beş HSYK üyesinin üyeliğinin düşürülmesine karar verdi. HSYK 2. Dairesi, 2.745 hakimi açığa aldı.
16:08
Yüksek yargıya operasyon. Daha önce gözaltına alınan 15 Danıştay üyesinden sonra 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi hakkında gözaltı kararı verildi. 11 Yargıtay ve dört HSYK üyesi gözaltına alındı.
17:00
Meclis Genel Kurulu İsmail Kahraman’ın başkanlığında olağanüstü toplandı. Başbakan Binali Yıldırım, siyasi partilere, medya organlarına, halka ve polise darbeye direndikleri için teşekkür ettiği konuşmasının başında İstiklal Marşı’nın on kıtasını okudu.
18:10
2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ile 2. Ordu Kurmay Başkanı ve Malatya Garnizon Komutanı Tümgeneral Avni Angun gözaltına alındı.
18:15
YAŞ üyesi ve eski Hava kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda gözaltına alındı.
19:30
Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan evinde yapılan aramadan sonra gözaltına alındı.
20:00
Ankara 4. Ana Jet Üssü’ndeki operasyon tamamlandı. 67 asker daha teslim oldu.
20:30
Recep Tayyip Erdoğan Kısıklı’da halka yaptığı konuşmada “ABD’ye sesleniyorum, Pennsylvania’daki bu zatı teslim edin” dedi.
20:45
4. Ana Jet Üssü’nde alıkonulan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’nin kurtarıldığı ve görevinin başına döndüğü açıklandı.
21:10
Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın gözaltına alındığı bildirildi.
22:00
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm ağırceza başsavcılıklarına yazdığı yazıda 2.745 hakim ve savcının gözaltına alınmasını ve haklarında soruşturma başlatılmasını istedi.
23:05
Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefet liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yi telefonla arayarak, darbeye karşı durdukları için teşekkür etti.
23:40
Recep Tayyip Erdoğan, Çipras ile yaptığı telefon görüşmesinde Yunanistan’dan sığınma talebinde bulunan sekiz darbeci askerin iade edilmesini istedi. Çipras, Türkiye’de seçilmiş hükümetin yanında oldukların belirtti.
17 TEMMUZ 2016
00:30
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’yi arayarak “dik duruşları” nedeniyle teşekkürlerini iletti.
01:00
Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin darbe tehlikesinin devam ettiği gerekçesiyle yaptıkları “demokrasi nöbeti” çağrılarına vatandaşlar Türkiye genelinde meydanları doldurarak cevap veriyor.
01:00
01:30
TSK’da, İçişleri Bakanlığı’nda ve yargıda açığa almalar, yakalamalar, gözaltılar bütün hızıyla sürüyor.
10:00
Helikopterle Yunanistan’ın Dedeağaç şehrine kaçan sekiz asker savcı karşısına çıkarıldı. Helikopter, Türkiye’ye geri getiriliyor.
11:30
Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın akıbeti hâlâ meçhul.
13:15
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: Şimdiye kadar 6.000 kişi gözaltına alındı. Yasal süreç devam edecek.
13:30
Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan’ı arayarak seçilmiş hükümetin yanında olduklarını belirtti.
15:00
Darbe girişiminin çöktüğünü dile getiren Başbakan Yıldırım, “demokrasi nöbeti” çağrısını yineledi. Halkı sakin olmaya ve meydanları demokrasi şöleni havasında doldurmaya davet etti.
16:03
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş: “Bu darbe girişimi ordunun tamamına mal edilemez, vatandaşlarımız bu oyuna gelmemelidir”.
17:25
Cuma gecesi nerede olduğu bilinmeyen Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen cenaze törenine Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarıyla birlikte katıldı.
17:30
Cumhurbaşkanlığı başyaveri Albay Ali Yazıcı tutuklandı, diğer yaverler gözaltında.
18:40
Konya 3. Ana Jet Üssü’nde operasyon. Üs komutanı ve yedi asker gözaltına alındı.
19:25
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Meydanları boş bırakmayacağız, Cumaya kadar alanlardayız”.
19:45
Özel harekat polisleri, darbe gecesi cuntacılara destek verdiği gerekçesiyle gözaltına almak istedikleri Sabiha Gökçen Havalimanı’nda görevli askerler direnince havaya ateş açtı. Askerler gözaltında..
22:00
AKP Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli gözaltına alındı.
23:00
Geniş halk kitleleri Türkiye genelinde meydanları doldurmaya devam ediyor.
18 TEMMUZ 2016
01:14
Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı’da halka yaptığı konuşmada “İdam isteriz” sloganlarına “Eğer Meclis önüme böyle bir karar getirirse, ben bunu onaylarım” cevabını verdi. Hükümetin önemli bir hazırlık içerisinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı, Çarşamba günü halka bir “müjde” açıklayacaklarını belirtti.
11:30
TMSF Bank Asya’nın faaliyetlerini geçici olarak durduğunu açıkladı.
17:30
12:00
İçişleri Bakanlığında büyük temizlik: 8.777 personel görevden alındı.
12:45
AB’den ve ABD’den on dakika arayla Türkiye’ye anayasal düzene uyma, demokrasi ve insan haklarına saygı gösterme çağırısı yapıldı.
13:47
Emniyet, vatandaşları sosyal medyada darbe girişimini destekleyenleri ihbar etmeye çağırdı, bu amaçla oluşturduğu mail adreslerini paylaştı.
14:40
Maliye Bakanlığında 1.500 kişi açığa alındı.
15:40
Kamu görevlilerinin yurtdışına çıkışı durduruldu.
16:25
Yurt genelinde tüm memurların yıllık izinleri askıya alındı.
19:00
Haklarında gözaltı kararı alınan hakim ve savcı sayısı 2. 854’e ulaştı.
19:30
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Gök’ün darbeci olduğu şüphesiyle gözaltına alınmasının ardından bu göreve Ahmet Akyol’u atadı. Akyol, bakanlığın ilk sivil özel kalem müdürü oldu.
Akın Öztürk’ün de aralarında bulunduğu 26 general tutuklandı.
23:00
Donanma Komutanlığı Gölcük Deniz Üssünde arama yapılıyor.
23:30
Recep Tayyip Erdoğan: “ABD Gülen’i iade etmek zorundadır”.
19 TEMMUZ 2016
08:45
Derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu incelemeye aldı, Ekonomik büyüme beklentisini %3’e indirdi.
09:30
Gezi sürecinin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, merkez valiliği görevinden uzaklaştırıldı.
21:15
11:00
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında “AKP hazırsa idama biz de varız.” dedi
11:32
The Times: “14 Türk savaş gemisi kayıp. Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele’den Cuma gününden beri haber alınamıyor”.
12:15
Başbakan Yıldırım: “Gündüz işimize gücümüze, akşam demokrasi nöbetine devam”.
13:00
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonu üyesi Zeid Ra’ad Al Hussein, darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların cezaevi koşullarının bağımsız gözlemciler tarafından tespit edilmesi için çağrı yaptı. İdam cezasının yeniden getirilmesinin “yanlış yönde atılacak büyük bir adım” olacağını belirtti.
23:45
13:20
Erdoğan’ın yaveri Yarbay Erkan Kıvrak gözaltında. 257 başbakanlık çalışanı görevden uzaklaştırıldı. Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nda arama yapılıyor.
13:40
Genelkurmay Başkanlığı’ndan açıklama: “Darbe girişimi ihtimali MİT tarafından saat 16:00’da haber verildi”.
14:30
Diyanet İşleri Başkanlığı öldürülen darbecilere din hizmeti verilmeyeceğini duyurdu.
16:20
Milli Eğitim Bakanlığı’nda 15.200 personel açığa alındı.
16:45
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de insan haklarının tehlikede olduğunu duyurdu.
16:50
YÖK, 1.577 dekanın istifasını istedi.
17:45
Dolar 3 lirayı geçti.
18:00
Özel okullarda görev yapan 21.000 öğretmenin lisansı iptal edildi.
20:30
Barack Obama darbe girişimi sonrası ilk kez Erdoğan’ı aradı .
22:00
Jandarma Genel Komutanlığı’na vekaleten Korgeneral İbrahim Yaşar atandı. Jandarma Komutanı Galip Mendi’nin sağlık sorunları nedeniyle GATA’ya yattığı açıklandı.
23:45
Yapılan çağrılar üzerine vatandaşlar meydanları doldurmaya devam ediyor.
20 TEMMUZ 2016
09:30
Gülen, ABD hükümetinden Türkiye’nin kendisi hakkındaki iade talebini reddetmesini istedi.
SGK, Fethullah Gülen’in emekli maaşını kestiğini açıkladı. Gülen’in sosyal haklarından yararlandığı anlaşıldı.
13:15
Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı.
14:15
Reuters: “TSK’daki generallerin yaklaşık üçte biri tutuklu,”.
15:30
CHP, 24 Temmuz Pazar günü Taksim’de “Cumhuriyet ve Demokrasi mitingi” düzenleyeceğini açıkladı.
16:30
Moody’s’den sonra kredi derecelendirme kuruluşu Fitch de darbe girişiminin ülke notuna baskı yapıp yapmayacağını izlemeye aldığını bildirdi.
17:50
MGK toplantısı sona erdi. Açıklamayı bakanlar kurulu toplantısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan yapacak.
19:45
Standard&Poors Türkiye’nin BB+ olan kredi notunu BB’ye düşürdü. Dolar 3.0769’a yükselerek tarihi zirve yaptı.
20:50
Aralarında Balyoz davasındaki cezaları onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı Ekrem Ertuğrul’un da bulunduğu 113 hakim, savcı ve yüksek yargı üyesi tutuklandı.
21:50
Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Cezire’ye verdiği röportajda darbe girişimini eniştesinden öğrendiğini açıkladı.
23:20
Recep Tayyip Erdoğan, MGK’da alınan ve bakanlar kurulunca onaylanan kararı açıkladı. “Ülke genelinde üç ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmiştir”.
21 TEMMUZ 2016
Meclis’ten AKP ve MHP’nin oylarıyla geçen OHAL yasası Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Üç aylık dönemler halinde uygulanacak olan Olağanüstü Hal ile kişi hak ve özgürlükleri kısıtlanabilecek, düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle yapılabilecek ve Anayasa Mahkemesi’ne götürülemeyecek.
26 TEMMUZ 2016
22 TEMMUZ 2016
Twitter fenomeni “fuatavni”yi ele geçirmek için yapılan operasyonda 28 kişi gözaltına alındı. Şüphelililere FETÖ/PYD ile bağlantılı olarak “sosyal medya üzerinden anayasal düzene karşı koymaya zemin hazırlamak”tan işlem yapılıyor. Kamuda işten çıkarmalar, gözaltılar, tutuklamalar devam ediyor.
23 TEMMUZ 2016
İlk OHAL kararnamesiı: Gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı. Açılan karşı davalar yürütmeyi durduramayacak. 15’i üniversite, 1043 öğretim kurumu, öğrenci yurdu, 1299 vakıf ve dernek, 35 sağlık kurumu, 19 sendika kapatıldı. Bunların mal varlıkları hazineye devredilecek. Görevine son verilenler kamuda çalışamayacak.
24 TEMMUZ 2016
CHP’nin Taksim’de düzenlediği “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi’ne yüz binlerce kişi katıldı. AKP’nin de desteklediği ve üst düzey yöneticileriyle katıldığı mitingde “Ne darbe, ne dikta” diyen CHP lideri, demokrasi, insan hakları ve parlamenter sistemin önemini vurguladı. HDP Eşbaşkanı Demirtaş darbeye karşı hukuki mücadelenin yanında olacağını açıkladı. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin notunu düşürdü. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, FETÖ’nün üç harfliler (cinler) sayesinde yayıldığını ifade etti.
25 TEMMUZ 2016
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine ilk kez Ak Saray’a çıktı. HDP’nin çağrılı olmadığı görüşmeden sonra CHP’den yapılan açıklamada “Normalleşmeye katkı sağlayacak olumlu bir görüşme” ifadesi kullanıldı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otele baskın düzenleyen “suikast timi” üyesi yedi kişi yakalandı. Haklarında yakalama kararı çıkartılan, gazetecilerden 14’ü gözaltına alındı. AB, “İdam cezası getirilirse Türkiye’nin üyelik süreci durur” açıklamasını yaptı. Boğaziçi Köprüsü’nün adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olaraak değiştirildi.
26 TEMMUZ 2016
Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu gözaltına alındı. Hainler Mezarlığı Pendik’te açıldı. Bir televizyon kanalında olaylarda hayatını kaybeden siviller için şehit ifadesini kullanmamakta ısrar eden profesör Nurşen Mazıcı hakkında Marmara Üniversitesi yasal ve idari takibat başlatacağını açıkladı.
27 TEMMUZ 2016
Genelkurmay: “Ordunun sadece %1,5’u darbeye katıldı”. İçişleri Yeni kanun hükmünde kararnameye göre askeri liseler kapatılacak, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacak olan harp okullarındaki öğrencilerin ilişiği kesilecek, subay ihtiyacı üniversitelerden karşılanacak, GATA sağlık bakanlığı bünyesine alınacak. İhraç kararnamesi: Toplam 1684 general, subay ve astsubay ordudan atıldı.
28 TEMMUZ 2016
Erdoğan, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığına bağlanmasını istedi. Gözaltına alınan gazetecilerin sayısı 21’e yükseldi. Kritik YAŞ toplantısı: Üst komuta kademesi yerini korudu. Darbenin emir-komuta zinciri içinde yapılmadığını ilk açıklayan yüksek rütbeli subay olan 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar Genelkurmay 2. Başkanlığına getirildi. 99 albay, general/amiralliğe terfi etti. Vatandaşlar 14 gündür meydanlarda.
29 TEMMUZ 2016
Darbe girişiminde hayatını kaybedenlerin yakınlarına 88.600, yaralanların yakınlarına 17.719 TL tazminat ödeneceği açıklandı. Başbakan Yıldırım: “Hainlerin yuvalandığı Akıncı Üssü ve darbe girişiminde kullanılan kışlalardan Hasdal, Maltepe, Mamak, Etimesgut Güvercinlik, Kara Havacılık Okulu, bunların hepsi kapatılacak”. İçişleri Bakanı Ala: “49.211 kişinin pasaportu, 330 kişinin sarı basın kartı iptal edildi”. Gazeteci Bülent Mumay ve Zaman Gazetesi’nin eski yönetici ve yazarlarıyla birlikte gözaltında bulunan şair ve yazar Hilmi Yavuz, serbest bırakıldı. Cumhurbaşkanı, açtığı hakaret davalarını bir kereye mahsus olmak üzere geri aldığını açıkladı. Gözaltında bulunan 21 gazeteciden 19’u tutuklandı.
30 TEMMUZ 2016
Silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanan Nazlı Ilıcak Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konuldu. Aralarında İstanbul’da tutuklu erlerin ve Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin de bulunduğu 758 asker serbest bırakıldı. Marmaris’teki otele saldırı düzenleyen ve bölgede ormanlık alanda saklanmaya devam eden suikast timinin 12 firari üyesinin etrafındaki çember daralıyor. Timin Çiğli İmamı olduğu iddia edilen “Paşa” lakaplı üyesi astsubay kıdemli başçavuş Zekeriya Kuzu tutuklandı. CHP, 4 Ağustos’ta İzmir’de de bir “Demokrasi ve Cumhuriyet” mitingi düzenleyeceğini duyurdu. Aralarında Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Ahmet Turan Alkan’ın da bulunduğu Zaman Gazetesi’nin altı eski yazarı tutuklanan gazeteciler kervanına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT ve genelkurmayın cumhurbaşkanlığına, kuvvet komutanlıklarının savunma bakanlığına bağlanacağını açıkladı.
31 TEMMUZ 2016
OHAL kapsamındaki yeni kanun hükmünde kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığına bağlandı. Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı. Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. GATA ve diğer askeri hastaneler Sağlık Bakanlığına devredildi. 1.389 askeri personel daha TSK’dan ihraç edildi.