Kategori: Cumhuriyet Tarihi

  • Atatürk’süz bir tarih düşünülemez

    Atatürk’süz bir tarih düşünülemez

    Yakın tarihimizin tartışmasız en önemli siması Mustafa Kemal Atatürk, son haftalarda aktüel siyasi tartışmalar için malzeme yapılmak isteniyor. Atatürk’ün özel hayatı veya şahsi düşmanlıklar üzerinden, manipüle edilmiş belgeler eşliğinde servis edilen haberler, esas olarak itibarsızlaştırmaya yönelik. Tarihçi İlber Ortaylı, bu “cahil” ve “sefil” girişimlerin tarihle, tarihçilikle ilgisinin bulunmadığını anlattı.

    IMG_1350
    Bedia Ceylan Güzelce #tarih için Prof. Dr. İlber Ortaylı ile konuştu.

    Tarihsel olaylar kadar, şüphesiz onların başrol oyuncuları, kahraman­ları da uygarlıkların başlan­gıcından bu yana toplumları birarada tutan bir zemin oluş­turur. Son haftalarda özellik­le Mustafa Kemal Atatürk üzerinden, daha doğrusu onun özel hayatı üzerinden bir “ta­rih” tartışması yürütülmek is­teniyor.

    Hayatımızdan, geleneği­mizden sökülüp alınmak iste­nen kimi kavramlar var. Son yıllarda “Cumhuriyet” de ta­belalardan, sokaklardan ve zi­hinlerden sökülmeye çalışıldı. Şimdiyse “Atatürk” bir tartış­ma zeminine oturtulmak is­teniyor. Prof. Dr. İlber Ortaylı diyor ki, “İlgilenin. Fanatizm­den önce ilgi gösterin, araştı­rın, kim kimdir, nedir öğrenin. Zaten biraz ilgilendiğinizde bu toplumun ve bu ülkenin tari­hine dair Mustafa Kemal Ata­türk’ün adının olmadığı tek bir cümle dahi kuramayacak­sınız”.

    İlber hocanın anlattıkla­rından da gayet net anlaşıla­cağı üzere gerek askerî gerek sivil alanda oluşturduğu sis­temle, gerek Cumhuriyet’in ilanından önce ve sonrasında toplumun dönem koşulları da­hilinde yeniden yapılanması hususunda uygulamaya koy­duğu devrimlerle, Mustafa Ke­mal Atatürk, Türkiye tarihinin olmazsa olmazıdır.

    İlber Ortaylı, gündemin ta­rihini değerlendirdi:

    Özel hayat üzerinden geliş­tirilen argümanlar, kişile­rin siyasi tarihleriyle ilgili çıkarımlar yapmaya olanak verir mi?

    Özel hayat, tarihî şahsiyetlerin portrelerini çizmek ve tefer­ruatı yaşamlarından çıkararak anlamaya çalışmak mevcut bir yöntemdir. Ayrıca modern bir yöntem değildir, eskiden beri vardır. Zaten ciddi tarihçilikte yoktan varedemezsiniz; bu da tarihin diğer bilimlerden ayrı­şan bir özelliğidir; işte bu ba­kımdan da tarih bilim değildir, bilimin çok üstündedir.

    Bu açıdan baktığınızda Thukydides ile Fernand Bra­udel arasında yöntemler açı­sından bir fark, değişme ya da gelişme yoktur. Tabii kişi­sel özellikleri tasvir ederek tarihî portre çizmek bizim işimiz değil. Bu alan Türki­ye’de çok sefil bir halde, çün­kü bunların kolay iş olmadı­ğını bilmiyorlar. Bir-iki de­dikodu ile yürüyecek bir iş değildir bu. Çok iyi bilgi top­lamanız gerekiyor, inceledi­ğiniz dönemin kültürel aks­larını, eksenlerini iyi tespit etmeniz gerekiyor.

    Bugün son derece bilgisiz insanlar Atatürk üzerine ko­nuşuyor ancak bu ne tarihçilik ne de başka bir şeydir. Sağcısı da solcusu da bizim ülkemiz­de araştırmadan uydurmaya meraklı.

    e8d0e306f8dc_93f5868b1fcfef34ab3497d3905

    Tartışmalar neticesinde Atatürk’le ilgili niyeti nasıl görüyorsunuz?

    İki tip var, her ikisi de bu işi meslek edinmişler. Biri otu­ruyor bunları idare ediyor. O idare eden önemli, bir mis­yon sahibi, belirli gruplar adına konuşuyor; birileri de bunları yayımlıyor. Böyle­likle Atatürk yıpratılmaya çalışılıyor. Bunun arkasın­da sadece bir inanç ya da bir ideoloji kaygısı yok. Bu aynı zamanda bir bölünme, bir çatışma ortamı yaratma girişi­midir bana göre. Tabii itibar edilmeyecek bunlara, çünkü tarihî bilgi açısından çok za­yıflar ve çok zavallılar. Türki­ye’de milliyetçi kompartıma­nın bilgisi eskiden beri çok zayıf. Bu nedenle de bilimsel, kalıcı bir argüman üretemiyor.

    Aktüel siyasette tarihin ve özel hayatın malzeme edil­mesi sonuç verir mi?

    Aktüel siyasetle özel hayatı ka­rıştıranlar kendilerini boşu bo­şuna rezil ediyorlar. Bu bir sonuç vermez. Mesela vilayetin birinde belediye başkanı Atatürk heyke­lini kaldırıyor, yerine çay bardağı koyuyor. Buna da söylenecek şey yok, artık neredeyse bardakta çay görmeye tahammülüm kal­madı. Herhalde kendi partisin­den bile infial çok oldu ki ismini değiştirdi, heykeli değiştirmek zorunda kaldı.

    Ata0215
    “Atatürk gerek sanat, gerek sosyal bilimler, gerekse askerî alanda yaptığı yeniliklerle dehasını ve karizmasını göstermişti.”

    Kahramanlarını itibarsız­laştıran bir toplumun neti­cesi ne olur sizce?

    Kahramanlarını itibarsızlaştıran toplumlara Avrupa’da da dünya­da da tahammül etmezler. Bakın, bu tip durumlarda savcı gelme­yebilir ama savcıdan evvel ken­dini inkar eden insan olarak sen doğduğuna pişman olursun. Me­sela öğrenciysen, bir uluslararası mecrada bu tip sözler ettiğinde sana “lunatik” yani delirmiş gö­züyle bakarlar, ciddiye almazlar, derece vermezler. Seni “nafi­le” kabul ederler. Bunun en acı örneği de komşuda gerçekleşti. Türkiye kökenli bir Yunan gen­ci, Yunan tarihinde bazı şeyleri değiştirmek istedi, tabii orada bu tip konularda kesinlikle demok­rasi yoktur. Neticesinde çocuk Müslüman oldu ve kendisine yapılan eleştirilerden, dışlanma­dan ancak bu şekilde uzaklaşa­bildi. Tabii bu kadar ileri gitme­yelim ama Doğu Avrupa’da, Orta Avrupa’da, Batı Avrupa’da bu ko­nulara hoşgörü gösterilmez. Me­sela ben talebeyken, Viyana Üni­versitesi’ndeki doktora kursun­da bile imparatoriçe Elizabeth’in aşk hayatı üzerine açık açık ko­nuşulmazdı. Fısıltıyla konuşula­bilirdi ama yüksek sesle bahse­dilemezdi. Şimdi ayağa düşmüş, konuşuluyor elbette; ama bunu bir ilerleme olarak değil, histori­gografideki gerilemelerin göster­geleri olarak görmek lazım. Bazı ülkelerde, toplum tarafından be­nimsenmiş kişiler hakkında ya­pılan bu gibi konuşmalara dikkat etmek lazım. Mesela hiç kimse Fransız Mareşal Pétain hakkın­da konuşmaz ama adam vatan haini diye idam edilmiştir; an­cak aynı zamanda Birinci Cihan Harbi’nin de kahramanlarından biridir.

    Mustafa Kemal ve kurmay­ları için “erken olgunlaşmış komutanlardı” diyorsunuz, siyasette erken olgunlaşma nasıl mümkün olur?

    Elbette, çünkü Birinci Cihan Harbi öncesi Türkiye harpteydi zaten. Bu mücadele süreci onla­rı olgunlaştırdı ve İkinci Cihan Harbi’nde taraf olmadan akıllıca manevralarla savaş ortamından sıyrılma imkanı verdi.

    O dönem Türk ordusundaki tecrübeyi anlamak için, İstik­lal Savaşı’nın komutanlarına bakmanız yeterlidir. Çok genç yaşta askerliğin her safhasını yaşayan savaşçı komutanlardı onlar. İstiklal Savaşı’nın yanı sıra, daha önce Balkan Sava­şı’nda, Trablusgarp’ta, Süveyş cephesinde, Sarıkamış’ta, Ça­nakkale’de edinilen tecrübeler­den bahsediyorum. Dünya tari­hinin sarsıntı dönemi, İstiklal Harbi komutanlarını ortaya çıkardı. Siyasetçiler için de ay­nısı geçerli. Ancak büyük badi­relerden geçen insanlar bu şe­kilde olgunlaşır. Bugünün Batı Avrupa politikasında da bunu görürsünüz. Siyasiler çoğun­lukla çiğdir mesela; olgunluk emareleri yok, belirli bir mü­cadele yaşamadıkları için tuz­ları kuru ve kafaları boş. Ama mesela İkinci Cihan Harbi’nde Nazizmden çok çekenler bir­birlerini anladılar. Sokakta sa­vaş yapanlar, yani Hıristiyanlar ve sosyalistler hapiste beraber oturdular ve birlikte olgunlaş­tılar. Birbirlerine tabanca çe­ken adamlar, birbirleriyle anla­şır oldular.

    Türk halkı, ayrışmalardan kurtulup, benzeri bir olgun­laşmayı nasıl elde edebilir?

    Öncelikle şunu unutmayın; Atatürk bu milletin aranan bir adamıdır. Milletin başı her sı­kıştığında onu arar, onu özler. Bu da onu silinemez bir şahsi­yet yapar. Ulu önderimiz, ge­rek sanat, gerek sosyal bilimler, gerekse askerî alanda yaptığı yeniliklerle dehasını ve kariz­masını göstermiştir. Atatürk bu tip yıpratılma seansları ile zarar görmeyecek, son dere­ce önemli, kutsal, anıtsal bir siyasi karizmadır. Dolayısıyla, Atatürksüz tarih düşünülemez. Bunun böyle olduğunu zaman­la daha da iyi anlayacaksınız. Tarih, Atatürk’ün etrafında şe­killenmektedir ve öyle de ola­caktır.

    Mesela Putin dediğimiz kişi, komünist filan değildir. Komünist Rusya’nın bayram­larını, kutlamalarını, değerle­rini ve hatta millî marşını dahi bıraktı. Ama Sovyet enternas­yonalini kaldırmıyor. Çünkü o bizim şerefimiz diyor ve çok da haklı. Ben size söyleyeyim, yakında Stalin’in resimlerini de asacaklar ki hakikaten se­vilmeyen bir insandır belli bir kesim tarafından. 1930’larda anneleri babaları götürülen ço­cukları ben iyi tanıdım oralar­da. Onlar Stalin’i hiç sevmez­ler. Taraftarları da var elbette. Gürcistan’da tek tek konuşun, kimse komünizmi beğenmez ama karşılarına bir isim kon­duğunda iş biter. İnsanlar hem­fikir olur. Ne heykel kaldırılır, ne de sokak ismi değiştirilir. Halkın öncelikle bunu anlama­sı gerekir.

    ATATÜRK-AFET İNAN MEKTUPLAŞMALARI

    Veli/baba-öğrenci/evlat ilişkisi

    Geçen ay bir televizyon programında Afet İnan hakkında mesnetsiz iddialarda bulunuldu. “… Çankaya’nın nikâhsız first lady’sidir”e kadar vardırılan, hiçbir belgeye yahut kaynağa dayanmadan ortaya atılan bu sözler, şüphesiz tarih bilimi için bir şey ifade etmiyor.

    Afet İnan’ın Atatürk ile ilgili yazdığı ciltler dolusu yazının ya­nısıra pek dikkati çekmeyen bir eseri de Atatürk’ten Mektuplar isimli kitabıdır. İlk olarak 1981’de Türk Tarih Kurumu’nca basılan bu ince kitap, 1935’te yüksek öğrenimi için Cenevre kentine giden genç Afet ile Atatürk ara­sındaki mektup ve telgraflardan oluşuyor. Mektuplar dikkatle incelendiğinde Afet İnan-Mus­tafa Kemal Atatürk ilişkisinin bir veli/baba-öğrenci/evlat ilişkisi olduğu açıkça görülüyor.

    fdbe848dd48978ebe928028956a3e92e

    Genç tarih öğretmeni Afet, o yıllarda Avrupa’daki Türk tarihi algısını şöyle anlatıyor; “Bazı profesörlerimiz genel tarih için­de dahi Türklerin durumundan hiç bahsetmiyorlar veyahut da bazen barbar deyimini kullanı­yorlardı”.

    15 Aralık 1935 tarihli mektu­bunda “…İtalyan profesörünün Türk kadını hakkındaki yanlış fikirlerine cevap verdim. Bir Fran­sız tarihçisi ile Piri Reis haritası üzerinde münakaşa ederek sert konuşmaya mecbur oldum…” derken, bir gün sonra yazdığı mektupta “…Bazı vesilelerle İsviçre’nin entelektüel muhiti ile tanışıyorum ve daima Türklük hakkında münakaşalar olu­yor…” diyordu.

    Atatürk, İnan’a mutedil olmasını tavsiye ediyordu. 4 Aralık 1936 gecesi yazdığı cevabı şöyleydi: “Herhalde, bu bahsetti­ğiniz tarih hocasıyla mutabık ola­rak bir suje seçmenizi münasip görürüz. İçinde bulunduğunuz vaziyet, münakaşadan ziyade mutabakatı tercih ettirmelidir”.

    6 Nisan 1937 tarihli mektu­bunda ise yine genç kızı teskin ediyordu; “Bazı derslerin sıkıntı verici oluşu benim de canımı sıktı. Hele Türklük aleyhinde kitap yazmış tarih profesörünün küstahlığı pek büyük. Herhalde vaziyetin en iyi hal çaresi yine iyi geçinmek olacaktır. Biraz sıkıla­cak, yorulacaksın fakat her halde başaracağına eminim…”

    Anılcan Sıçrayık

  • Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    27 Mayıs darbesiyle sanık durumuna düşenler Yassıada’da yargılandılar. Bunun için Yüksek Adalet Divanı oluşturulmuş ve başına Salim Başol getirilmişti. Başsavcılığı da Altay Ömer Egesel yapacaktı. Yargılamalar 14 Ekim 1960’da başladı. 600’e yakın sanık için 20’ye yakın dava açılmış, bunlardan bazıları Bebek Davası, Köpek Davası, Barbara Davası, Anayasa Davası olarak adlandırılmıştı. 15 Eylül 1961’de kararların açıklanmasıyla biten mahkemede sanıkların 123’ü beraat etti, diğerleri çeşitli cezalara çarptırıldılar.

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    15 Kişi idama mahkum oldu. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezaları infaz edildi. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk ve son defa bir başbakan idam edildi. Türk demokrasisi bu idamın kara lekesinin izlerini hala taşıyor.

    Yassıada duruşmalarını takip edenlerin biri de illüstratör, ressam ve karikatürist Münif Fehim (1899-1983) idi. Haluk Oral’ın arşivinden mahkeme sürecinde yapılan orijinal çizimler…

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Mahkeme heyetinin imzaladığı karton

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Yüksek Adalet Divanı Başkanı, Üyeleri, Başsavcısı ve yardımcılarının imzalarının bulunduğu karton. Ortasındaki 27 Mayıs temalı üç pul 26 Eylül 1961, yani mahkemeler başladıktan oniki gün sonra Yassıada’da damgalanmış. Divan Başkanı Salim Başol’un imzası en üstte. En alttaki pulun hemen altındaysa Başsavcı Altay Ömer Egesel’in imzası yer alıyor.

    Polis şefleri mahkemede

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Münif Fehim’in kaleminden polisler. Mahkemelerde polis şefleri de suçlamalardan paylarını aldılar.

    İki asker ve Bayar

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Celal Bayar iki asker arasında duruşmaya gidiyor. En çok fotoğraf, belki de sanıkların mahkemeye gelişleri sırasında çekilmişti. Münif Fehim de buna çizgileriyle katılmış.

    Baş sanıklar: Bayar ve Menderes

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Münif Fehim imzalı Celal Bayar Portresi ve duruşmalar sırasında Celal Bayar ve Adnan Menderes çizimleri. Bayar az duyduğu için kulaklık kullanıyor. Menderesin boyadığı iddia edilen saçları duruşmalar boyunca hiç beyazlamadı.

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Ayhan Aydan, “Bebek Davası” ve utanç verici sahneler…

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Demokrasi tarihimizin en utanılacak davalarından biri de “Bebek Davası” adıyla anılır. 31 Ekim 1960’da başlayan bu davada Adnan Menderes ve Doktor Fahri Atabey, opera sanatçısı Ayhan Aydan’ın Adnan Menderes’ten olan çocuğunun ölümüyle ilgili suçlandılar. Ayhan Aydan, Yassıada’da verdiği ifadede Menderes’le olan ilişkisini gizlemediği gibi onu sevdiğini açıkça beyan etti. Duruşmaların birinde başsavcı, Adnan Menderes’in kasasında bulunduğunu iddia ettiği beyaz bir “kadın donu”nu havaya kaldırarak mahkeme heyetine gösterdi. Mahkeme 22 Kasım’da sanıkların suçsuz bulunmasıyla bitti. Münif Fehim’in yaptığı çizimde, Ayhan Aydan, Adnan Menderes, Dr. Fahri Atabey ve elinde donla başsavcı.

    Salim Başol ve Ömer Egesel

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Münif Fehim, Salim Başol ve Altay Ömer Egesel’in portrelerini sadece imzalamakla kalmamış, onlara da imzalatmış. Başol’un resimleri zamanın pek çok dergi ve gazetesinde yer aldı. Mahkemenin haber filmlerini izleyenler, çoğunun Başol’un “sanıklar getirildiler, elleri bağlı olmayarak yerlerini aldılar” deyişini hatırlayacaklardır. Egesel’in resimleri o kadar meşhur olmadı.

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları

    Yassıada’ya yolculuk Dolmabahçe’den başlardı

    Yassıada’daki duruşmalara katılacak olanların yolculuğu Dolmabahçe’den başlardı. Yolculuk boyunca bir hücumbotun eşlik ettiği gemi, seyirciler, sanık yakınları ve avukatlarıyla dolu olarak, yavaş yavaş ufuktaki kasvetli adaya doğru yol alırdı.

    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları
    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları
    Çizgilere yansıyan Yassıada duruşmaları
  • 27 Mayıs sonrası darbecilerin büyük kampanyası

    27 Mayıs sonrası darbecilerin büyük kampanyası

    Cumhuriyet döneminin 27 Mayıs 1960’taki ilk darbesinden yaklaşık 13,5 ay sonra yeni Anayasa halkoyuna sunulur. Öncesindeki süreçte, devletin tüm olanakları “Evet” kampanyası için kullanılır. Propaganda sürecinde “evet” propagandası serbest ve meşru, “hayır” propagandası ise hukuken serbest, fiilen yasaktır. Oylama sonucu 6.348.191 Evet (% 61,7), 3.934.370 Hayır (% 38.3) oyu çıkar. Kritik bir dönemin kampanya analizi. 

    MEHMET Ö. ALKAN

    Türkiye’nin ilk darbesi 27 Mayıs’ta yaşanmıştı. Yönetime el koyan askerler 38 üyeli Millî Birlik Komitesi’ni (MBK) kurmuş ve TBMM’yi feshetmişti. Aynı gün MBK’nin 13 Numaralı Tebliği ile yeni bir anayasa hazırlanması için bir kurul oluşturuldu. Kurul hem DP’ye muhalefeti hem de orduya ve darbeye en büyük desteği veren İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyelerinden oluşuyordu. 

    İ. Ü. Rektörü Sıddık Sami Onar başkanlığında oluşturulan “Yeni Anayasanın Hazırlanması İçin İlim ve Hukuk Heyeti”, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Hüseyin Nail Kubalı, Ragıp Sarıca, Naci Şensoy, Tarık Zafer Tunaya ve İsmet Giritli’den oluşuyordu. Komisyon ertesi gün 28 Mayıs’ta ilk raporunu yayınlayarak 27 Mayıs darbesini meşrulaştıran bir metin yayınladı. Aslında bu rapor Osmanlı geleneğinde tahttan indirilen padişahlar için şeyhülislamın verdiği dinî ve hukuki açıdan taht değişikliğini meşrulaştıran “hal fetvası”ndan pek de farklı değildi; adeta onun modern bir versiyonuydu. 

    Türkiye 27 Mayıs günü yalnızca ilk darbe ile tanışmamış, darbenin sene-i devriyesinde, yani 27 Mayıs 1961’de, Kurucu Meclis’te kabul edilen anayasa için yapılması öngörülen halk oylaması ile de tanışmıştı. 27 Mayıs darbesinden itibaren başlayan sürecin çok zor geçtiğine kuşku yok. Darbeciler önce 2 Ağustos tarihli bir kanunla orduda tasfiyeye giriştiler. Bu tarihten 25 Ekim’e kadar tasfiye edilen subay sayısı 4.905 olarak verilir. 29 Eylül’de DP kapatılmış, 3 Ekim’de Yüksek Adalet Divanı üyeleri açıklanmış ve 14 Ekim’de Yassıada Duruşmaları başlamıştı. Ertesi gün, 15 Ekim’de daha önce kurulan İlim ve Hukuk Heyeti ilk anayasa tasarısını MBK’ya sunmuştu. 

    Darbeye en büyük desteği üniversitenin vermesine karşın, beklenmedik bir şekilde 27 Ekim’de “147’ler Olayı”yla üniversiteden tasfiyeler yapıldı. Aynı şekilde “Babıali’nin üzerinden geçeceğiz” diyerek basın tehdit edildi. 19 Ekim’de “55’ler Olayı” olarak adlandırılan “2510 sayılı İskân Kanununa ek Kanun” yayınlandı ve Kürt ağaları sürgüne gönderildi. Nihayet 13 Kasım’da “14’ler Olayı” ile MBK kendi içinde tasfiye yaptı ve 14 radikali tasfiye etti. MBK 23 üye ile yeniden kuruldu. 

    İlk mitingi İnönü düzenledi Evet kampanyasının ilk mitingini İsmet İnönü Taksim’de düzenlemişti. 17 Haziran 1960 tarihli Hayat dergisi kapağında 27 Mayıs’tan hemen sonra İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin düzenlediği miting vardı. 

    Kurucu Meclis’in oluşturulması 

    MBK içinden şahinlerin/radikallerin temizlenmesi sonrasında yeni anayasa için çalışmalar hızlandı. MBK 13 Aralık’ta hem “Kurucu Meclis”in kurulması3 hem de “Temsilciler Meclisi Üyelerinin Seçimi” kanunlarını yayınladı. Kanuna göre Kurucu Meclis (KM), Temsilciler Meclisi (TM) ve MBK olarak iki kanattan oluşuyordu. TM illerden gelecek toplam 75 temsilci ile Devlet Başkanı ve MBK tarafından seçilecek temsilciler, Bakanlar Kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri olarak yalnızca CHP ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, barolar, basın, Eski Muharipler Birliği, esnaf teşekkülleri, gençlik, işçi sendikaları, odalar, öğretmen teşekkülleri, tarım teşekkülleri, üniversite ve yargı organları temsilcilerinden oluşacaktı. Kanunda bu kurumların temsilcilerinin nasıl seçilecekleri ayrıntılı olarak belirtilmişti. TM’de bir de gençlik temsilcisi olacaktı. 

    TM’ye bakıldığında ezici bir çoğunlukla CHP’li veya CHP’ye sempati duyanlardan oluşan bir meclis olduğu dikkati çeker. Kurucu Meclis’e Devlet Başkanı kontenjanından azınlıkları temsilen Rum, Ermeni ve Musevi üç temsilci de seçilmişti. Musevi cemaatini temsilen Erol Dilek, Ermeni cemaatini temsilen Hermine Agavni Kalustyan ve Rum cemaatini temsilen Kaludi Laskari 6 Ocak- 25 Ekim 1961 tarihleri arasında TM’de görev yapmışlardı.

    1961 Anayasası’nın hazırlanması aşamalı bir süreç olarak öngörülmüştü. Önce Kurucu Meclis yasası çıkarılarak TM kurulacaktı. TM açıldıktan sonra içinden bir Anayasa Komisyonu seçilerek anayasa hazırlayacaktı. Hazırlanan anayasa TM genel kuruluna sunulacak, tartışıldıktan sonra MBK’ya gönderilecekti. MBK anayasa taslağında değişiklik yaparsa TM bunu görüşecek, aynen onaylamazsa Uzlaşma Komisyonu kurulması gerekecekti. Uzlaşma için MBK ve TM’den eşit sayıda üyelerden oluşan bir Karma Komisyon kurulması ve maddeler üzerinde çalışarak iki kanadın onayına sunması gerekiyordu. Yeni metin KM’nin ortak toplantısında oylanarak üçte iki çoğunlukla kabul edilince, taslağın devlet başkanı tarafından imzalanıp derhal yayınlanması kararlaştırılmıştı. Anayasanın halk oyuna sunulma tarihi MBK tarafından belirleneceği gibi, genel seçim tarihi ise referandum sonrasında KM birleşik toplantısında kararlaştırılacaktı. 

    ‘Devrimci Anayasa’ya Evet!’


    Anayasaya evet kampanyası için siyasi kurumlardan başka ilçe kaymakamları, muhtarlar ve öğretmenler de görevlendirilmişti. 

    Temsilciler Meclisi ve Anayasa 

    Kurucu Meclis’in oluşturulması sürecinde iki anayasa ön tasarısı ortaya çıkmıştı. Hatta bu tasarılar hazırlanacak olan anayasaya temel teşkil etmesi bakımından birbiriyle yarış haline girmişlerdi. Bu ön tasarılardan ilki, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından, diğeri ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi tarafından hazırlanmıştı. Bunlar kısaca “İstanbul Ön Tasarısı” ve “Ankara Ön Tasarısı” olarak adlandırılmıştı. 

    Kurucu Meclis 6 Ocak 1961 tarihinde toplandı ve 9 Ocak’ta da hem Temsilciler Meclisi Başkanlık Divanı seçimi yapıldı hem de TM Anayasa ve Seçim Komisyonları oluşturuldu. Başkanlığını Turhan Feyzioğlu’nun yaptığı 20 üyeli Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu 10 Ocak itibariyle görevine başladı. Anayasa Komisyonu, anayasa tasarısını hazırlamada, “etüt metni” olarak İstanbul Ön Tasarısını, “yardımcı metin” olarak da Ankara Ön Tasarısını esas kabul etti. Anayasa hazırlanırken en çok tartışılan konu ve kavramlardan biri milliyetçilik ve Türk milliyetçiliği ifadeleriydi. 

    Anayasa hazırlıkları devam ederken, 28 Mart’ta “Anayasanın Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun” da yayınlandı. Böylece ortaya çıkacak metnin nasıl oylanacağı da açıklığa kavuşmuş oldu. Kanuna göre referandum için Yüksek Seçim Kurulu halkoyu için gerekli bütün hazırlıkları yapacak ve bu maksatla lüzumlu araç ve gereçlerin zamanında ulaştırılmasını sağlayacaktı. Ayrıca halkoyu için, iki aynı renkte, birinin üzerinde (EVET), diğerinin üzerinde (HAYIR) kelimeleri bulunan iki çeşit oy pusulası yeteri kadar ve eşit sayıda bastırılacaktı. Zarf ve oy pusulasının, zarf dışından renk ayrılığı belli olamayacak şekilde ve aynı ölçüde hazırlatılması şart koşulmuştu. 

    Referandum için propaganda konusu ise şu maddeyle düzenlenmişti: “Madde 5- Anayasanın halkoyuna sunulmasında; (Siyasi partiler tarafından Anayasa konusunda yapılacak propaganda dahil) seçim öncesi işleri, seçim günü işleri, seçim sonrası işleri, itiraz ve şikayetler, suçlar ve cezalarıyla kovuşturma usul ve şekilleri ve mali konular bakımından seçimlerle ilgili mevzuatın bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır”. 

    Bu arada MBK’nın ısrarıyla yeni anayasa metni 27 Mayıs’ın yıldönümüne yetiştirildi. Darbenin tam sene-i devriyesinde Kurucu Meclis tarafından hazırlanan Anayasa kabul edilmiş ve sonra Resmî Gazete’de halkoyuna sunulmak üzere ilan edilmişti. 

    Ordu-gençlik el ele Gençlik arasından orduya en yakın siyasi çizgiyi izleyen Milli Türk Talebe Birliği idi. İstanbul’da sıkıyönetim komutanı, vali, belediye başkanı ve üniversite temsilcileri “Evet” kampanyasını planlamak üzere bir toplantı yapmışlar, sokaklara binlerce el ilanı ve etiket yapıştırılmıştı. 

    Propaganda süreci 

    Halk oyuna sunulacak anayasa tasarısı yayımlanmış, ancak referandum tarihi henüz tespit edilmemişti. 20 Haziran tarihinde yapılan MBK toplantısında halkoylaması tarihi kesin olarak 9 Temmuz 1961 Pazar günü olarak ilan edildi. Propagandanın başlangıcı da 22 Haziran olarak açıklandı ve partiler o günden itibaren propaganda faaliyetlerine başladılar.

    Propaganda sürecine baktığımızda “evet” propagandasının serbest ve meşru, “hayır” propagandasının hukuken serbest, fiilen yasak olduğu görülür. DP’liler açıktan açığa “hayır” propagandası yapamazlar. Bu nedenle üstü kapalı bir propaganda süreci yürütürler. 

    “Hayır”ın hukuki olarak serbest ancak fiili olarak yasak olduğu bir ortamda veciz ifadeler, şifreli sözcükler ve cümleler günlük hayata dahil olur. Bunlar arasında en meşhur olanlarından bazıları “Hayırda hayır vardır”, “Hayır deyin hayırlı olsun” veya “Hayırlı sabahlar/günler” şeklindeki cümlelerdir. 

    “Hayır” oyu rengi olan kırmızıyı çağrıştırdığı için “demli çay” bir başka propaganda teması haline gelmiştir. Yine “Gözlerimin içine bak ne demek istediğimi anlarsın” da etkili fısıltı sloganlarından biri olacaktır. İçinde “hayır” geçen cümleler günlük konuşmalarda yerini alır. Bu arada muhtarlar, eski DP’liler, ev kadınları hatta bohçacı kadınların ev ev dolaşıp “evet” derseniz, Yassıada’dakileri asarlar” diye propaganda yaptıkları kulaktan kulağa dolaşır.

    Propaganda süreci başladığında bir yandan MBK, Temsilciler Meclisi ile devlet, diğer yandan siyasal partiler propaganda faaliyetlerine başlarlar. Propaganda sürecinde MBK üyeleri Türkiye’deki illeri paylaşarak sabah ve akşam olmak üzere iki kez toplantı yapacaklardır. Temsilciler Meclisi üyeleri de hem kendi illerinde hem de öngörülen yerlerde yeni anayasayı anlatacaklardır. İllerde valilerin başkanlığında kurulan komiteler de esnaf ziyaretleri dahil geziler yaparak bilgilendirme yaparlar. Bütün devlet görevlileri ve olanakları referandum için, daha doğrusu “evet” kampanyası için seferber edilirler. 

    Siyasal partiler ise hem toplantı hem de radyo konuşmalarıyla propaganda sürecine dahil olurlar. CHP ve CKMP zaten baştan itibaren darbeyi desteklemiş oldukları için propaganda dönemi boyunca anayasaya “evet” kampanyası yürütmeleri şaşırtıcı olmamıştır. 

    Bu süreçte 12 Ocak’ta siyasal parti faaliyetlerinin serbest bırakılmasıyla kurulan siyasal partilerden özellikle ikisi propaganda sürecinde dikkati çekmiştir. Bunlardan biri Adalet Partisi (AP) diğeri Yeni Türkiye Partisi (YTP) olmuştur. Her iki parti de kuruluşundan itibaren kapatılan DP’nin siyasal mirasçısı olduğunu ima ederek destek bulmaya çalışmaktadır. 

    Ancak referandum süreci iki partinin birbirinden belirgin şekilde ayrılmasına vesile olur. Referandum sürecinde DP’nin mirasçısı olarak ortaya çıktığını ima eden YTP, umulanın aksine Anayasa için “evet” propagandası yapar. Ve halkı evet oyu vermeye davet eder. AP ise başlangıçta “hayır” demese de “evet” de demeyecektir. Ancak karşılaştığı ağır eleştiriler, hatta ilginç bir şekilde “Adalet Partili komünistler” şeklindeki haberlerin basında yer alması sonrasında, anayasaya yönelik özellikle milliyetçilik ve sosyal devlet konularında eleştirilerini devam ettirmekle birlikte, sonuçta açıkça ve tereddüte yer bırakmayacak bir şekilde anayasaya “evet” demek ve “evet” oyu verilmesi çağrısı yapmak zorunda kalacaktır. 

    Evet seferberliği “Evet” kampanyası için yine yüzlerce değişik afiş yaptırılmış, mitingleri ve çeşitli ajitasyon gösterileri ile özellikle gençliğin seferber edilmesi sağlanmıştı. 

    Gençlik, darbe ve Anayasa 

    Darbeciler, 27 Mayıs’ın ilk saatlerinden itibaren gençlik ve özellikle üniversite gençliği ile çok yakın ve sıkı bir ilişki kurmaya dikkat etmişlerdir. Daha darbenin ertesi günü gençlerden “şehit” kahramanlar yaratmışlar, büyük ve muazzam bir törenle “Hürriyet ve İnkılap Şehitleri” adı altında Anıtkabir’e gömülmelerini sağlamışlardır. Cenaze töreni aslında gençliğin seferber edilmesi ve darbecilere destek sağlanması açısından kullanılmıştı. Bu tarihten itibaren gençler ile olan yakın ilişki devam etmişti. MBK’nın yönlendirmesiyle üniversite öğrencileri ve hocaları 27 Mayıs’ın meşruiyetini anlatmak üzere grup grup köylere dağılmışlar, köylüyü “aydınlatmak” için faaliyetlere girişmişlerdi. Darbeciler bu süreçte özellikle Turan Emeksiz’i kahramanlaştıracaklar, İstanbul ve Adana’da törenlerle beş ayrı büstünü dikeceklerdi. 

    Yeni anayasa hazırlıkları başlayınca gençlikle olan işbirliği yeniden yoğunlaştı. Kurucu Meclis Kanunu’nda Temsilciler Meclisi için bir gençlik temsilcisi olmasına karar verildi ve yer alacak gencin ismini açıkça kanuna yazdılar. Yalnızca “gençlik temsilcisi” seçimle değil, kanun yayınlandığında maddede ilan edilmişti. Kanunda, gençlik temsilcisinin karşısında madde olarak aynen şu ifade vardı: “İ.Ü. Hukuk Fakültesi öğrencisi Hüseyin Onur”. Kısaca kanun yayınlanmadan önce gençlik temsilcisi seçilmiş ve kanuna ismi yazılmıştı. 

    Anayasa hazırlığı süresince gençlik örgütleriyle başta yakın temas devam etti. Bu süreçte öne çıkan bazı gençlik ve öğrenci kurumları göze çarpar. Bunların başında Türkiye Millî Talebe Federasyonu ve Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı gelir. Milli Türk Talebe Birliği kapanmamakla birlikte, DP döneminde hükümetle yakın göründüğü için pek itibar görmemişti. 

    1961 Anayasası’na “evet” kampanyası yürüten kurumların başında Türkiye Millî Talebe Federasyonu (TMTF) geliyordu. TMTF 1948’de İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği ile İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği’nin birleşmesiyle oluşturulan bir federasyondu. TMTF öğrenciler arasında en güçlü örgüt olarak bilinmekteydi. Kuruluşundan itibaren Kemalist ve Cumhuriyetçi bir çizgisi olmuştu. 1950’li DP döneminde bir yandan komünizme telin mitingleri düzenlerken, diğer yandan da DP’nin izlediği dinî ve Atatürkçülüğe karşı politikalara tepki olarak “Ata’ya Saygı” mitingleri yapıyordu. Bir ara 1960 darbe döneminde MTTB ile birleşme girişimleri olsa da gerçekleşmemişti. 

    Darbe döneminde ve anayasa referandumu sürecinde dikkati çeken ve faal olan gençlik örgütlerinden bir diğeri Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı’ydı. TMGT’nin kuruluş girişimlerini 1949’da Türkiye Millî Talebe Federasyonu başlatmıştı. O yıl İngiltere’de Dünya Gençlik Örgütleri toplantısına katılmış ve dönüşünde Milli Gençlik Komitesi kurulması kararı alınmıştı. Böylece 1951 yılında Türk Kadınlar Birliği, Yeşilay Gençlik Kolu, Kızılay Gençlik Kolu, Anadolu Oymağı, Milliyetçiler Derneği ve TMTF kendisinden ikişer temsilcinin katılımıyla Milli Gençlik Komitesi olarak kurulmuştu. 1954’te ismini Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı olarak değiştirdi. Bu örgüte 1952’de Türk Devrim Ocakları, 1954’te Türkiye Tekstil ve Örme Sanayi İşçileri Sendikaları Konfederasyonu (TEKSİF) ve Avrupa ve Dünya Federasyonu Fikrini Yayma Cemiyeti, 1957’de de Türkiye İzciler Birliği temsilcileri de katıldı. Örgüt 1960 darbesini desteklediği gibi sonrasında MBK ile yakın ilişkiler kurmuş ve adeta bütün öğrenci gençliği temsil eden bir örgüt olarak tanıtılmıştı. 1961 Anayasası’nın propaganda döneminde yoğun bir “evet” kampanyası yürüttüğü görülmektedir. 

    ‘Gençlik yeni anayasa istiyor’ Dönemin aktif gençlik örgütlerinden Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı, referandumda bizzat rol almıştı. “Evet” yazılı etiketler, propagandanın en yaygın aracıydı. 

    TMGT’nin “evet” propagandası 

    Propaganda süresince etkin olan Türkiye Millî Gençlik Teşkilatı hem afişler hazırlayıp asacak hem de afişler için nöbet tutacak, yırtılanların yerlerine yenilerini koyacaktı. Etkinliklerinden biri, arkası zamklı propaganda pusulalarının basımı olmuştu. Değişik renklerde ve üzerlerinde farklı sloganların yazıldığı on binlerce pusula basılmış ve her yere dağıtıldığı gibi başta vitrinler olmak üzere birçok yere yapıştırılmıştı. Hazırlanan pusulalarda anayasanın özelliklerinin yer aldığı –benim tespit edebildiğim ve arşivimde bulunan- 18 değişik slogan göze çarpar: 

    “Âdil Vergi İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Basın Hürriyeti, Üniversite Muhtariyeti ve Egemenlik Kayıtsız Şartız Milletindir Diyen ANAYASAYA EVET” 

    “Çalışma Ve Sözleşme Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Demokrasi İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Dürüst ve Eşit Seçim İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Grev Hakkı İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Hak Arama Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Hâkim Teminatı İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Hürriyet İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Kanun Önünde Eşitlik İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Millî, Demokratik, Lâik, Sosyal Bir Hukuk Düzeni İçin Topraksız Çiftçiye Toprak İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Plânlı İktisadi Kalkınma İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Plânlı Sosyal Kültürel Kalkınma İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Sosyal Güvenlik İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Tarafsız Bir idare İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Topraksız Çiftçiye Toprak İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Ücrette Adalet İçin ANAYASAYA EVET” 

    “Vicdan ve Din Hürriyeti İçin ANAYASAYA EVET” 

    TMTF’nin “evet” propagandası 

    Bu süreçte “evet” propagandası yapan diğer bir kurum da Türkiye Millî Talebe Federasyonu’ydu. Federasyon bir milyondan fazla ve çeşitli renklerde “Anayasaya Evet – Türkiye Millî Talebe Federasyonu” yazan yuvarlak yaka rozetleri bastırmıştı. Bir yandan gençleri örgütlüyor, diğer yandan da hummalı bir “evet” kampanyası yürütüyorlardı. Bu arada basın faaliyetlerini de ihmal etmiyorlardı. Federasyonun 2. başkanı Yalçın Gürsel 18 Haziran 1961’de bir basın toplantısı düzenleyerek şunları söylemişti: 

    “Geçirdiğimiz buhranlı ve haince bir on seneden sonra, inanmış ve ideal sahibi büyük Türk milletinin başardığı 27 Mayıs devrimiyle başlayan demokrasi yolundaki çalışmalar sonunda, geleceğimizi garanti altına alan yeni bir Anayasa hazırlanmış ve halkımızın tasvibine bırakılmıştır. Federasyonumuza bağlı birlik başkanları ile yaptığımız görüşmeler sonucu, Türk yüksek öğretim gençliği yeni Anayasaya “evet” diyecektir. 

    “Anayasamızın ana prensiplerini halka açıklamak için bütün üniversite ve yüksek okullara mensup arkadaşlarımızı vazifeye davet ediyoruz. Federasyonumuz bu yolda çalışmalarına başlamış ve ilk adım olarak pankartlar hazırlanmış bulunmaktadır. 

    (En güzel Evet Anayasaya) 

    (Anayasa bir milletin namusudur) 

    (Anayasa demokrasinin temelidir) 

    (Üniversiteli arkadaş, anayasayı açıklamak senin vazifendir) 

    (Anayasaya Evet diyeceğiz) 

    (Yeni Anayasa haklarımızın ve geleceğimizin teminatıdır) 

    (Yeni Anayasaya inanıyor ve güveniyoruz) 

    “Halk oyunda kabul edileceğine inandığım Anayasamızın millet ve memleketimize hayırlı olmasını temenni ederim”. 

    Türkiye’nin en eski ve dönemin gençlik örgütlerinden bir diğeri, Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) olarak göze çarpar. Üniversite gençliği içinde en fazla üyeye sahip olmakla birlikte DP döneminde hükümetle yakın olmasından dolayı, darbe sonrasında pek itibar görmemiş, yukarıda zikrettiğim diğer iki gençlik örgütü daha fazla öne çıkmış, inisiyatif almıştır. Bununla birlikte basına yansıyan haberlerde MTTB’nin de yeni anayasaya “evet” oyu verilmesi için gayret ettiği propaganda faaliyetlerine katıldığı görülür. Hatta TMTF ile birlikte ortak bir bildiri hazırlayarak desteklerini ifade etmişlerdir. Konu hakkındaki haber şöyledir:

    “Gençlik Anayasaya Beyaz Oy verecek. T.M.T.F ve M.T.T.B. dün birlikte bir bildiri yayınlayarak “Beyaz İhtilalin abidesi, Beyaz Anayasaya, beyaz oy” vereceklerini bildirmişlerdir. Bildiride şöyle denilmektedir: 

    “Yeni Anayasamızın Halk Oyuna sunulacağı bu günlerde her türlü şahsi ve siyasi kırgınlıklarımızı bir yana bırakarak her türlü kötü maksat ve ihtiraslardan sıyrılarak uzun ve zor mücadeleler ortaya koyduğumuz Anayasamıza ‘Evet’ oyu vereceğiz. Bunun haricinde her türlü tavrın menfaatlerimizi haleldar ettiğini kabul edecek ve karşısında olacağız. Millet olarak geleceğimizi ve fertler olarak hürriyetlerimizi, haklarımızı ve bu milli hudutlar içinde mesut hür ve eşit yaşamamızı temin edecek olan Anayasamıza arzuyla, iştiyakla, ittifakla ‘Evet’ diyeceğiz”. 

    Evet kampanyasına katılan bir diğer öğrenci derneği “İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Talebe Cemiyeti”dir. Cemiyet bildirisinde, “Yüksek Öğretmen Okulu öğrencileri olarak halk oyuna sunulacak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ‘Evet’ diyeceğiz. Anayasaya inanıyor ve güveniyoruz” açıklaması yapılmıştır.

    “Gençlik ve Partiler ‘Evet’ İçin Çalışıyor” başlıklı haberde izcilerin oto-stopla yurda dağıldığı, anayasa lehinde konuşmalar yaptığı anlatılır.

    Haberler ‘Evet’ten Kampanya için profesörler, öğretmenler, üniversite öğrencileri dolaşıp propaganda yaptılar. Gazeteler yurdun çeşitli yörelerinden “Evet” haberleri yaptılar (altta ve sağda). 

    “Evet” kervanı ve devlet olanakları 

    Propagandanın serbest bırakılmasından itibaren devlet olanaklarının ve memurların “evet” kampanyası için seferber edildiği anlaşılıyor. Meselâ İstanbul’da Sıkıyönetim Komutanı, Vali ve Belediye başkanı Tümgeneral Refik Tulga başkanlığında, Temsilciler Meclisi üyeleri, üniversite öğretim üyeleri ve gençlik temsilcileri “evet” kampanyasını planlamak için bir toplantı yapmışlardı. Ayrıca ilçelerde kaymakamlar, ilk ve ortaokul öğretmenleri, muhtarlar da bu toplantılara katılmışlar ve görevlendirilmişlerdi. 

    Temsilciler Meclisi üyeleri kendi aralarında İstanbul’un ilçelerini paylaşarak “Anayasaya Evet” toplantıları düzenlemeye başlamışlardı. “Evet” kampanyası için civar ilçelerden başka, şehir içinde ve iş yerlerinde de profesörler ve üniversite öğrencileri ile öğretmenler dolaşacaklardı. Şehirdeki büyük fabrika ve işyerleri gezilerek, buralarda çalışanlara yeni Anayasanın özellikleri anlatılmaktaydı. Bu amaçla gidilecek kurum sayısı 196 olarak belirlenmişti. 

    29 Haziran’da ise yine Tulga’nın başkanlığında yapılan toplantıda “1000 veya daha fazla işçi çalıştıran yerlere aralarında Kurucu Meclis üyelerinin de bulunduğu grupların gitmesi kararlaştırılmıştır. Ayrıca bütün okullar, Anayasa kampanyası için ikişer üye seçecektir. Bu üyeler ertesi günü üniversite konferans salonunda bir seminere katılacak ve takip edecekleri yol hakkında profesörlerden izahat alacaklardır” denmektedir. 

    En ilginç kampanyalardan biri de “Evet Kervanı” düzenlenmesiydi. Haberin bu kısmı aşağıdadır: 

    “Dün vilayette yapılan toplantıda Prof. Sulhi Dönmezer’in büyük bir kervan teşkili teklifi de kabul edilmiştir. Anayasa’nın halkoyuna sunulmasından 3-4 gün önce -muhtemelen 6 Temmuz’da- kervan bütün şehri dolaşmağa başlayacak ve bu gezi 3 gün devam edecektir. Kervanın gezi süresi içinde radyolarda yayın yapılacak, halk oyunları gösterilerde bulunacaktır”. 

    Kervandan başka planlanan bir kampanya şekli de, rozet bastırılmasıdır. Renkli ufak rozetlerde “Ben Anayasaya EVET diyorum” ibaresi vardır. Gençlik teşekkülleri de benzer küçük kağıtlar bastıracaktır. Bunlar evlerin kapılarına yapıştırılması için altları zamklı olarak hazırlanmaktadır. Bastırılmakta olan diğer propaganda kağıtlarında da şu ibareler bulunmaktadır. 

    “Hürriyet için Anayasaya EVET” 

    “Planlı iktisadi kalkınma için Anayasaya EVET” 

    “Grev Hakkı için Anayasaya EVET” 

    “Planlı sosyal kültürel kalkınma için Anayasaya EVET” 

    “Sosyal Güvenlik için Anayasaya EVET” 

    “Adil vergi için Anayasaya EVET” 

    “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti için Anayasaya EVET” 

    “Kanun önünde eşitlik için Anayasaya EVET” 

    Propaganda döneminin son günlerinde üç gün sürecek bir kervan hazırlanır. Kervana 15 araç ve askerî bando eşlik edecektir. Kervan Perşembe günü Anadolu yakası, Cuma günü Beyoğlu ve Cumartesi günü Beyazıt, Aksaray, Taşlıtarla semtlerini dolaşacaktır. Seferber edilen yalnızca sivil memurlar değildir; askerler de “evet” kampanyası için çalıştırılır. Meselâ Harp Akademisi’ne bağlı 50 subay da İstanbul’un dışındaki köylere “evet” propagandası için gitmiştir. Benzer şekilde Türk Devrim Ocakları, yeni anayasanın halkoyuna sunulması öncesinde Açık Hava Tiyatrosu’nda folklor gösterisi tertipler. 

    İlk sonuçlar ve “Hayır”cı iller 

    Nihayet 9 Temmuz günü referandum yapılır. Oylama sonucuna göre katılım oranı %81’dir. %61,7 Evet, %38.3 Hayır oyu çıkmıştır. “Hayır” oyunun “evet” oylarından yüksek çıktığı iller İzmir, Denizli, Aydın, Sakarya, Zonguldak, Bolu, Kütahya, Bursa ve Samsun’dur. 

    Halkoyu sonucuna ilişkin kesin ve resmî rakamlar Yüksek Seçim Kurulu’nun 19 Temmuz 1961 tarih ve 106 sayılı kararıyla yayınlanır. Resmî Gazete’de yayınlanan YSK bildirisine göre oylama sonuçları şöyledir: 

    Seçmen olarak oy kullanması gerekli kişi toplamı 12.735.009 

    Halkoyuna katılanların toplamı: 10.322.169 

    Muteber bulunanların toplamı: 10.282.561 

    Muteber bulunmayanların toplamı: 39.608 

    Evet oyu verenlerin toplamı: 6.348.191 

    Hayır oyu verenlerin toplamı: 3.934.370 

  • Turistlerin ve protestocuların favori mekanı!

    Turistlerin ve protestocuların favori mekanı!

    Tarih 25 Şubat 1933; Taksim Cumhuriyet Anıtı yine protestocuları ağırlıyor. Olanları anlamak için üç gün önceye dönmeliyiz: 22 Şubat günü, meşhur Orient Express’in organizatörü Fransız demiryolu şirketi Vagon-Li’nin (Wagons-Lits) Beyoğlu’ndaki bürosunda telefon çalar. Memur Naci Bey, aramaya Türkçe cevap verir. Buna tanık olan Belçikalı müdür, şirketin resmî dilinin Fransızca olduğunu belirtir; Naci Bey’e 25 kuruş para ve 15 gün işten uzaklaştırma cezası verir. Gazetelere yansıyan olay büyük tepki yaratır. Darülfünûn ve Milli Türk Talebe Birliği öğrencileri şirketin bürosunu basar, camı çerçeveyi indirir. Halkın da katılımıyla olay büyük bir protesto gösterisine dönüşür. Vagon-Li hadisesi “Vatandaş Türkçe konuş!” kampanyasını da tetikleyecek, Naci Bey işine dönerken Pera’daki yabancı şirketler Türkçe isimler almaya başlayacaktır.

    ORİJİNAL FOTO: DEPOPHOTOS

  • DİSK: Türk işçisinin yarım yüzyıllık sınıf mücadelesi

    DİSK: Türk işçisinin yarım yüzyıllık sınıf mücadelesi

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, özellikle 1960-80 dönemine damgasını vurmuştu.

    Yalnızca sendikal alanda değil siyasal alanda da önemli bir kuruluş Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 50’li yılların sonlarından başlayarak sermaye ve devletten bağımsız bir işçi hareketliliği mücadelesinin ürünü oldu, özellikle 1960-80 dönemine damgasını vurdu. 

    1961 Saraçhane mitinginde kendini açığa vuran bu yöneliş, anayasal bir hak olan grev kanununun henüz çıkarılmadığı bir dönemdeki Kavel direnişiyle mesafe almış, Paşabahçe greviyle geri dönüşü olmayan bir yola girmiş ve nihayet 13 Şubat 1967’de Türk-İş’ten ayrılan sendikalar tarafından DİSK’in kurulmasıyla ete kemiğe bürünmüştü. DİSK, 60’lı yıllarda yine sendikacıların kurmuş olduğu Türkiye İşçi Partisi’nin şahsındaki toplumsal uyanışla atbaşı gitmiş, demokrasinin kesintiye uğradığı dönemlerde ise baskı rejimlerinin hedefi olmuştu. 1980’de yaklaşık 500 bin üyesi olan DİSK, sendikal alanın dışında dönemin hak mücadelelerinde de yer almıştı. 

    DİSK’in genel başkan ve yöneticilerinden bazıları, TİP, CHP ve DSP gibi partilerden milletvekili oldular. Başındaki “devrimci” ibaresi, 60’lı yıllarda tıpkı konfederasyonunun İngilizce çevirisinde kullanıldığı gibi “ilerici” anlamındaydı. 

    12 Şubat 1967: DİSK’in Kuruluşu 

    Maden-İş, Lastik-İş, Gıda-İş, Basın-İş ve Türk Maden-İş sendikalarının başvurusuyla DİSK 12 Şubat 1967’de İstanbul’da Çemberlitaş’taki Şafak Sinemasında kuruluş kongresini yaptı. Ertesi gün TİP’in kurucusu olan Kemal Türkler, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, İbrahim Güzelce gibi sendikacılar, DİSK’i kuruyorlardı.
    (Ortada elinde sigara olan TİP milletvekili (1965 ve 1969) ve Lastik-İş başkanı Rıza Kuas). 

    15-16 Haziran 1970: Büyük Direniş 

    Yeni yasada bir sendikanın işkolundaki işçilerin üçte birini temsil etme mecburiyetinin getirilmesi üzerine, yalnızca DİSK üyelerinin değil Türk-İş üyesi işçilerin de katılmasıyla iki gün süren büyük işçi gösterileri gerçekleşti. İstanbul merkezli gösteriler tüm yurda yayıldı. Sıkıyönetim ilan edildi. Kanun Senato’dan geçmesine rağmen yeniden Meclis’e geldi ve Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) itirazı üzerine Anayasa Mahkemesinden döndü. 

    12 ŞUBAT 1967 

    KURULUŞ T. Maden-İş, T. Maden-İş (Zonguldak), Lastik-İş, Basın-İş ve Gıda-İş genel kurullarını İstanbul Çemberlitaş Şafak Sineması’nda ortak yaptılar. Kurulda sendika başkanları ve delegeler Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurma kararı aldı. DİSK’in kuruluş başvurusu 13 Şubat’ta yapıldı ve kuruluş ilan edildi. 

    24 HAZİRAN 1967 

    İLK MİTİNG Ankara’da İş Kanununu Protesto mitingi düzenlendi. Kemal Türkler, Rıza Kuas, İbrahim Güzelce gibi sendikacıların yanısıra milletvekili Çetin Altan, akademisyen Alparslan Işıklı ve bazı işçiler konuşma yaptılar. 

    4 TEMMUZ 1968 

    İLK İŞGAL Lastik-İş’in örgütlü olduğu Derby fabrikasında işveren bir başka sendikayla masaya oturmaya kalkınca işçiler fabrikayı işgal etti ve yasalarda referandum olmamasına rağmen “delil tesbiti” olarak referandum yapıldı. 950 işçinin 920’si Lastik-İş’i tercih etti. 

    18 Eylül 1976: DGM’ye Hayır! 

    12 Mart döneminin uzayan davalarının sıkıyönetimden Devlet Güvenlik Mahkemelerine nakledilmesini protesto eden DİSK, “DGM’ye hayır” kampanyası açtı. Yaklaşık 100 bin işçinin iş bıraktığı eylemde Barbaros Bulvarı’ndan Taksim’e motorize bir gösteri de yapıldı. 19 bin işçi hakkında, gösterilere katıldıkları gerekçesiyle soruşturma açıldı. 

    15-16 HAZİRAN 1970 

    BÜYÜK DİRENİŞ İktidardaki Adalet Partisi ile muhalefetteki CHP, toplu iş sözleşmesi ile Grev ve lokavt yasasını değiştirmek istedi. Söz konusu değişikliğin DİSK’in etkinlik alanını hedef aldığını söyleyen sendika, anayasal direnme hakkını kullanacaklarını açıkladı. Bu çerçevede İstanbul’un her iki yakasında büyük işçi eylemleri oldu. 

    17 EYLÜL 1974 

    ÜRETİM DURDU Ülker fabrikasında Mart ayından beri süregelen hareketlilik, işverenin DİSK’e bağlı Gıda-İş’i tanımamasıyla zirve yaptı. İşçiler üretimi durdurdu, mesai bitiminde fabrika kapılarını kaynakla kapatarak giriş-çıkışa izin vermedi. Polis gücüyle bastırılamayan direniş, sonrasında çatışmalara sahne oldu.

    20 EYLÜL 1975 

    KİTLESEL EYLEMLER Yurtta işçilerin çoğunlukta olduğu çeşitli bölgelerde mitingler ve toplantılar gerçekleştirildi. “Demokratik Hak ve Özgürlükler İçin Mücadele Mitingleri”, İstanbul’da büyük bir güç gösterisi ile tamamlandı. 

    1 MAYIS 1976 

    İŞÇİ BAYRAMI 51 yıllık bir aradan sonra Taksim Meydanı’nda DİSK’in öncülüğünde İşçi Bayramı kutlandı. Kutlamanın Taksim’de gerçekleşebilmesinde, kısa bir süre önce ölen İbrahim Güzelce büyük pay sahibiydi. 

    1 Mayıs 1977: Şanlı ve Kanlı 

    İlki 1976’da yapılan 1 Mayıs gösterilerinin ikincisi, yüzbinlerin katılımıyla tam son bulacakken kana bulandı. Tarlabaşı yönünden bir mermi sesi duyuldu, hemen ardından meydanı çevreleyen Intercontinental Oteli, Pamuk Eczanesi ve Sular İdaresinin üstünden 2000 mermi sıkıldı. Panzerler sinyal çalarak, su sıkarak ve gürültü bombası atarak meydana daldı. Beyaz renkli bir Renault silah sıkarak kitlenin üzerine gitti ve 8-10 dakika içinde meydan kana bulandı. Büyük kısmı Kazancı yokuşunun ağzında ezilerek hayatını kaybeden 36 kişinin yanısıra yüzlerce yaralı da hastanelere taşındı. 

    5 MAYIS 1976 

    İLK MADEN GREVİ Yeni Çeltek Kömür ve Madencilik AŞ’de Yeraltı Maden-İş Sendikası’na üye 980 işçi greve başladı. Bu, madencilik işkolunda ilgili yasalar uyarınca yapılan ilk grevdi. İşçiler ve şirkette hisse sahibi konumundaki kooperatif üyesi köylüler 23 gün süren grev boyunca dayanışma gösterdiler. 

    14 ARALIK 1976 

    BÜYÜK YÜRÜYÜŞ İstanbul Belediyesi işçilerinden DİSK/ Genel-İş’e üye olanlar bir süredir alamadıkları, birikmiş vaziyetteki ücretlerini talep ederek bir direniş başlattılar. İşçilerin yürüyüşünde Vatan Caddesi, Fatih üzerinde başlayan kortej Beyazıt, Eminönü, Karaköy hattından Beşiktaş’a kadar uzanıyordu. 

    1 MAYIS 1977 

    BAYRAM VE KATLİAM İşçi Bayramı’nda DİSK’in öncülüğüyle Taksim’de gerçekleşen ikinci büyük mitinge yüz binlerce işçi katıldı. Mitingin bitiminde bayram havası, silah sesleriyle bir anda kesildi. 36 kişi hayatını kaybetti. 

    30 MAYIS 1977 

    … SIRA MESS’TE Sayısı on bini bulan DİSK/T. Maden-İş üyesi işçiler, MESS ile yapılan toplu sözleşmeler sonuçlanmayınca greve gitti. İşçiler “DGM’yi ezdik sıra MESS’te!” sloganlarıyla direndiler. İki kesimin resmen karşı karşıya geldiği direniş, Şubat 78’de sendikanın isteklerini elde etmesiyle son buldu. 

    22-26 Aralık 1977: Baştürk Dönemi 

    Birkaç yıldır yönetime eleştirilerde bulunan ve Türk-İş’ten ayrılıp yeni bir konfederasyon kurmak üzere olan beş sendika DİSK’e katıldı. 22 Aralık 1977’de Harbiye Şehir Tiyatrosunda yapılan 6. Genel Kurul’da bu sendikalardan toplam delegenin üçte birine sahip olan Genel-İş’in başkanı eski CHP milletvekili Abdullah Baştürk, Kemal Türkler’in yerine DİSK Genel Başkanı, Çağdaş Metal-İş’in başkanı Fehmi Işıklar ise genel sekreter seçildiler. 

    1 Mayıs 1978: Büyük Katılım 

    1 Mayıs 1978, DİSK yeni yönetiminin ilk büyük kitle gösterisi oldu. Katılımın yoğun olduğu gösteri sakin geçti. Önceki yıl yaşanan olaylara rağmen, Taksim meydanı ve bağlantı yolları tamamen doldu. 

    22 OCAK 1980 

    TARİŞ DİRENİŞİ Tariş fabrikalarında uygulana işçi değişimine karşı İzmir’de yılbaşından beri devam eden “meşhur direnişi” çok şiddetli geçti. Emniyet güçleri fabrikalarda arama yapacağını duyurdu; işçiler aramaya mukavemet etti. Bunun üzerine Ocak sonunda 600 işçi gözaltına alındı. DİSK şiddetin daha fazla tırmanmaması adına eylemi sonlandırdı. 

    1 MAYIS 1980 

    YASAKLAR DİSK İşçi Bayramı’nı yasakları protesto amacıyla bir miting yaparak geçirmek istedi. Ancak buna izin vermeyen sıkıyönetim DİSK üyesi sendikaları mühürledi, sendikacıları ve çalışanları gözaltına aldı. 

    22 TEMMUZ 1980 

    CİNAYET DİSK’in kurucusu Kemal Türkler öldürüldü. Evinin önünde vurularak öldürülen Türkler’i üç gün sonra yüz binler uğurladı. Türkler’in cenazesi, sağ siyasete karşı protesto havasında geçti. 

    11 KASIM 1980 

    BÜYÜK DAVA 12 Eylül darbesinden sonra DİSK üyesi sendikaların yönetimine sıkıyönetim komutanlarınca kayyumlar atandı. Yıl sonuna kadar 62 DİSK yöneticisi tutuklandı. 78 yöneticinin idamının istendiği dava 1986’da sonuçlandı ve 264 kişi 5 ila 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kararlar temyiz edildi. Askerî Yargıtay 16 temmuz 1991’de davayı beraatla sonuçlandırdı, tüm yöneticiler aklandı. 

    22 Temmuz 1980: Türkler’in Katli

    DİSK’in eski genel başkanı Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de silahlı bir saldırıda öldürüldü. Maden-İş iş bırakmaya gitti. Ertesi gün DİSK’in diğer sendikalarına üye işçiler de iş bıraktı. 800 bin dolayında işçi ve 200 bin dolayında memurun eyleme katıldığı belirtildi. İş bırakmaya Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar ve bağımsız sendikalar da katıldı. Kemal Türkler görkemli ve büyük bir gösteriyle toprağa verildi. 

    1477 sanık 

    12 Eylül’de DİSK’in taşınır taşınmaz mal varlıklarına el kondu, 67 yönetici tutuklandı, 52’si hakkında (sonra 78’e çıktı) idam istendi ve toplam 1477 sanıklı bir dava açıldı. İddianame 67 günde okundu, Genel Başkan Abdullah Baştürk’ün sorgusu ise 109 gün sürdü. 

  • Hak hukuk gak guguk

    İnsanoğlunun ortaya koyduğu en iyi şeylerden biri de, her ne kadar uymakta zaman za­man güçlük çekse de hukuk. Ta­bii ilk başta büyük zorluklar çe­kilmiş, kabul etmek lâzım. Misal, bizim bugün okullarda çocukla­ra ilk yazılı kanunlar diye öğret­tiğimiz, derslerde kaytaranların da “Beyoğlu’ndaki börekçi değil mi o ya? Kapanmadı mı?” dediği Hammurabi kanunlarına baka­cak olursak a kişisi b kişisinin gözünü çıkarırsa ceza olarak a kişisinin de gözü çıkarılıyor, ki geri çekilip düşünürseniz b kişi­sine zerre kadar hayrı olmayan bir ceza bu. Babaya kalkan el kı­rılıyor, gözünü çıkardığınız kişi köleyse sahibine kölenin yarı fiyatını veriyorsunuz falan. Çok öyle sofistike kanun­lar yok, ne kadar aradıysam borsa manipülasyonu ya da devletin gizli istihbarat bel­gelerini spor programlarında açıklamanın cezasını bula­madım.

    Tabii diğer yandan da, anla­dığım kadarıyla Hammurabi de bu işe çok kafa yormamış; kısası yapılabilecek bir şeyse, cezası kı­sas: Atıyorum adamın dişini kırdın, senin dişini kırı­yorlar, adama küfret­tin, sana küfre­diyorlar falan. Ama ada­mın birine ev yaptın, ev yı­kıldı; bunun kısası nasıl olacak? Adam da sana ev yapıp yıkacak­sa, bence hem yeterince caydırı­cı değil, hem de bence suçludan çok kurbanı cezalandıran bir ta­vır. İşte böyle durumlarda Ham­murabi hop, hemen idam cezası­nı yapıştırmış. Zaten çok merak ederseniz gidip Arkeoloji Müze­si’nde de görebileceğiniz gibi iki cezadan biri idam.

    Ha ama nedir, yine de niyet iyi: Yazılı, üzerinde uzlaştığımız ya da en azından hünkârımızın uzlaştığı bir kanun olsun, hepi­miz hayatımızı buna göre yaşa­yalım, anlaşmazlık çıktığında, mesela birisi birisinin gözünü çıkardığında, koyununu çaldı­ğında falan oraya bakıp ona göre karar verelim. Koyun kısmına takılmayın, antikiteden moder­niteye hemen bütün kanunlar­da koyun esaslı bir rol oynuyor. Zaten Hammurabi kanunların­da boşanmanın esasları falan da var ki en azından birkaç bin yıl önce bile Katolik Kilisesi’n­den ileri olduklarını söylemek mümkün.

    Ama özetle diyebiliriz ki, ne kadar kötü yazılmış olursa olsun yazılı kanunlara göre yaşamak, kanunu tanımadan ya da kanun­ları tanımayanların yönetiminde yaşamaktan çok daha iyi.

    Halkın üzerinde uzlaştığı ka­nunları yazılı hâle getirme işine aklımda kaldığı kadarıyla kodi­fikasyon diyorlardı ve yine eğer yanlış hatırlamıyorsam Antik Yunan’da Kanunî Draco isimli bir hukukçumuz bu işin öncü­lerindendi. Kanunî Draco diyo­rum, zira bu arkadaşın lâkabı da Kanunî, zaten belki de o yüzden ecnebiler bizim Ka­nunî’ye muhteşem diyordur, şimdi orasını tam bilemi­yorum.

    Her neyse, bugün illa çok en­telektüel görünmek istiyorsak kullandığımız drakonyan deyi­mi de, yine bu Draco arkadaş bir yandan kodifiye ettiği kanunla­rı da harfiyen ve acımasızca uy­gulatmasıyla ünlü olduğu için kendisinin isminden üretilmiş. Tabii sadece Ahmet Hakan’ın programına çıkacak kadar en­telektüel görünmek istiyorsanız “sosyoloji” kelimesi tek başına yetiyor ama o programda kulla­nıldığı hâliyle ne anlama geldi­ğini henüz bilmiyorum. Bu arada kanunları uygulama konusun­daki bütün bu katılığına rağmen, aklımda kaldığı kadarıyla Draco halk tarafından çok sevilen bir hukukçu. Hatta o kadar çok sevi­liyor ki anlatılana göre bir oyun izlemeye gittiği tiyatroda halkın sevgi seline kapılarak ölüyor. Draco’nun tiyatroya geldiğini gö­ren halk tezahüratlar eşliğinde sevgilerini göstermek için şap­kalarını, eşarplarını falan Dra­co’ya atıyorlar. Koskoca Kanunî Draco, resmen Gülhane Parkı Halk Konseri’ne çıkan Küçük Emrah gibi çamaşıra boğuluyor ve nefessiz kalıyor ve nefessiz kalarak ölüyor. (Yalnız ben bunu size aktarırken bir daha düşün­düm de, bu bizim Draco ilk hu­kuk şehidimiz de olabilir.)

    Tabii tarih ve hukuk denince hem tarihçilerin hem de hukuk­çuların aklına gelen ilk şeyler­den biri de Roma Hukuku, zira onu okullarımızda okutmaya hâlâ devam ediyoruz. Ha ama duyduğuma göre hukuk fakültelerimizde Roma Hukuku dersi zorunlu olmaktan çıkmış. Eh, sadece Roma Hukuku’nun değil, genel olarak hukukun sadece ta­rihin konusu olmaya başladığı­nı düşünecek olursanız, buna da çok şaşırmamak lâzım.

  • Askerî ve din odaklı darbelerin, bir daha yaşanmaması için…

    Geçen ayın ortasında meydana gelen darbe girişimi, kimi bakımlardan öncekilerden ayrılıyor, kimi açılardan da tarihimizdeki asker-siyaset ilişkisini bugüne taşıyor. Tarihçiler, 15 Temmuz hadisesinin tarihsel arka planını, günümüz ve gelecek ekseninde ele aldı.

    Demokrasilerde itidal ve uzlaşma alışkanlığı şart – İlber Ortaylı

    Kapıkulu ayaklanmalarını saymazsak halk dilinde “as­kerî darbe” diye tabir edilen ordunun sivil yönetime mü­dahalesi ya da girişimi tarihi 1876’da Abdülaziz’in devril­mesinden başlayan ve ne ya­zık ki günümüze kadar uza­nan bir dönemdir.

    Tarihimizde hem siyasile­rin hem de halkın dilinde “as­kerî darbe” dendiği zaman ilk etapta akla II. Meşrutiyet dö­nemi gelir. Bu dönem darbele­ri deyince, ilk yaygın teşkilat olan ama sureti katiyede de­mokratik bir parti yapısı teşkil etmeyen, daha çok Balkan ko­mitaları tipinde yaygın bir ör­güt olan İttihat ve Terakki’nin faaliyetleri anlaşılır.

    İttihat ve Terakki’nin sa­dece bizim tarihimizde de­ğil bütün Ortadoğu tarihinde çok önemli etkileri olduğu da açıktır. Siyasi misyonunu her şeyin önüne koyan insanların oluşturduğu bu hareket, bir­çok Arap aydınını etkilemiştir. Mısır’da, Lübnan’da ve daha bir çok memlekette İttihatçı­lara hayran prensler, devlet adamları olduğu önemli ta­rihçiler tarafından yazılmış­tır. İttihatçılar yemin ederek partiye üye olurlardı. Gizlili­ğe hayati derecede önem ve­rirlerdi. Partinin misyonun­da, kişiler arasındaki “bağlı­lık” çok dikkat çekiciydi. Parti içindeki bağlılık her türlü ak­rabalık hukukundan ötedeydi ve bunun önemi büyüktü. Ör­neğin, Celal Bayar için partisi İttihat ve Terakki şefi de Ta­lat Paşa olarak kalmıştır ve bu ömrünün sonuna kadar böyle devam etmiştir. Aralarındaki en bilinen “bölünme” İstiklâl Savaşı’nda görülür. İttihat ve Terakki’nin üyeleri ikiye ayrıl­mıştır. Bir kısmı Enver’e itaat ederken diğer kısmı Mustafa Kemal’le birlikte Anadolu ha­reketine katılmışlardır.

    1908’e dönecek olursak, bu darbe tarihimizde çok şeyi değiştirmiştir. Bu tarihe ka­dar Avrupa monarşileri içinde Osmanlı padişahı kadar tesiri olan biri yoktur. 1908 darbe­siyle bu güç gitmiştir. Saltana­tın temsilin ötesindeki etkili nüfuzu yok olmuştur. Gel gör ki partinin diktatoryası her şe­yin yerini alınca, Meşrutiyet rejimi de yaşayamamıştır.

    Burada bir parantez açıp 1908’in ilk darbe olmadığını da söylemek gerekir. Zira 1876’da Hüseyin Avni Paşa’nın, Mek­tepler Nazırı Süleyman Pa­şa’nın tertiplediği Mithat Pa­şa’nın ise sempatizan olarak desteklediği darbeyle Sultan Abdülaziz koltuğundan kaldı­rılmış ve katledilmiştir.

    1826’da Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasına kadar ayak­lanmalar, tahttan indirmeler hatta sultanların katledilip ikinci padişahın yani kardeş­lerin tahta çıkarıldığı darbe­ler olmuştur. Ama bunlar bi­zim bildiğimiz anlamdaki as­kerî darbelerden çok Kapıkulu ayaklanmaları şeklinde tarif” edilmelidir. Kaldı ki, 1826’da Kapıkulu Ocakları kaldırılır­ken bu ananenin bitirilmesi­ne gayret edilmiştir. Bu gayret büyük ölçüde başarılı olmuş­tur. Ve neticede askerlik ne olursa olsun, 19. yüzyıl re­formlarında en çok yol kat et­tiğimiz alanlardan biri haline gelmiştir.

    Cumhuriyet devri bizzat ku­rucu generallerin, başta Gazi Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Paşa’nın gayretiyle ordunun si­yasetin dışında kalması, siyasi otoriteye itaatiyle sonuçlanır. Burada devletin başındakilerin bizatihi askerî komutan olma­larının büyük rolü vardır. Unu­tulmamalıdır ki, 27 Mayıs’ta bile askerî müdahaleyi yapan­ların Suriye, Mısır tipi olayla­rı başlatamamasının en önemli nedeni, İstiklâl Harbi komuta­nı İsmet Paşa’nın hâlâ hayat­ta olmasıdır. 1965’te Süleyman Demirel gibi -her ne kadar bu­nu çok dillendirmese de – sivil otoritenin gereğine ve esasına inanan bir siyasetçinin iktidar­da olmasının da bu süreçte rolü büyüktür. Ta ki 1971-1972 tıka­nıklığına kadar! Orada da siyasi partiler süreci bir müddet son­ra kendilerine çevirmiş, askerî adayı cumhurbaşkanlığı seçi­minde elemeyi başarmışlardır.

    12 Eylül, 1960 tipi bir askerî darbeyi ama tamamıyla Ge­nelkurmay’ın komuta zinciri içinde getirmiştir. 12 Eylül’ün ordunun en üst terfi sistemi­ne dayandığı, ordunun içindeki o günkü kadronun ideolojisini, kendi tarihî inancını, dünya gö­rüşünü yansıttığı açıktır.

    Yakın tarihimizde askerî müdahaleler içinde üzerine en çok konuşulanlardan biri de 28 Şubat olmuştur. 28 Şu­bat’ta asker muhtıra vermiş, mevcut hükümetin işine mü­dahale etmiş, gövde gösteri­sinde bulunmuştur. Şüphe­siz ciddi bir hadisedir. Ancak tarihçi olarak politikacıların söylemlerini tekrarlamak ye­rine şunu söylemek gereklidir: 28 Şubat hele ki 12 Eylül’e gö­re tesiri çok daha hafif ve kı­sa süreli bir müdahale olarak kalmıştır.

    Bugüne gelecek olursak… 15 Temmuz’da askerin bir kıs­mı sivil otoriteyle ve onun arkasında duran halkla karşı karşıya gelirken, askerin diğer kısmı sivil otoritenin yanında yer almıştır. Zor günler geçir­mekteyiz. İşler daima dengeye, itidale uyarak ilerlerse Türki­ye bu dar ve zor dönemeci de geçer. Çünkü hakikaten tehli­keli bir dönemeçteyiz ve bize rehberlik edecek, örnek-model teşkil edecek hiçbir ülke yok. Ne İslâm dünyasında ne de Batı dünyasında böyle bir ülke var… Demokrasimizi güçlen­dirmek adına bize lazım olan tek şey itidal ve uzlaşma alış­kanlığını edinmek, bu alışkan­lığın yerleşmesini ve devam ettirilmesini sağlamak.

    Eğitim sistemi değişmeden, fabrika ayarlarına geri dönemeyizNecdet Sakaoğlu

    Osmanlı Devleti’nin içerisin­de çok eskiden beri var olan tarikatlar ‘gelişerek, devletten koparak ve değişerek’ varol­maya çalışırlar. Bu her zaman böyledir. Okulları, orduyu ve bürokrasiyi, devlet kadrolarını ele geçiren bu tip farklı yapı­lanmalar Sümerler zamanında da vardı, Orta Asya’da Şaman­lar’la da vardı, İran’da da var­dı, Anadolu’da da vardır. Bun­ların her girişimi, bizi her se­ferinde daha geriye götürmek maksadıyla planlanmıştır.

    Osmanlı tarihinin ilk yeni­çeri ayaklanması Buçuktepe İsyanı’dır. II. Murat dönemin­de gerçekleşmiş bu isyan 1421 tarihinde başlar ve 1451’e ka­dar yani tam otuz yıl devam eder. Çıkış sebebi Fatih Sultan Mehmet’in çocuk yaşta tahta geçirilmek istenmesi ve yeni­çerilerin buna isyan etmesidir. Bir başka isyan ise daha ras­yonel bir çıkış olan Simavna­lı (Şeyh) Bedreddin İsyanı’dır. Şeyh Bedrettin’in Serez çarşı­sında 1420’de idam edilmesiy­le sonuçlanır. 16. yüzyılda Ka­nuni’nin tahtını sarsan Oğlan Şeyh İsyanı da ‘Hayat kısadır, yiyin, için, sefanıza bakın’ ba­kışı etrafında binleri topla­mıştır. Kanuni, Oğlan Şeyh’i (İsmail Maşuki) idam ettirse de bu anlayış daha sonra Ka­lenderilik olarak devam etmiş­tir. Sonrasında Kadızadeliler ve Feyzullah Efendi vakala­rı şeklinde tarikatların devlet sistemine tehdit olarak çıkar­dığı isyanlar görülmüştür.

    Cumhuriyetin ilanı ve son­rasında, bilhassa 1922 ve 1926 yılları arasında alınan önlem­lerle, bu tip tarikat ve benzeri oluşumlar kendi içine çekilmiş­tir. Ben cumhuriyetin ilk yılla­rını da görmüş biri olarak bu tarikatlere, şeyhlere, hocalara zulmedildi desem iftira etmiş olurum, onlar sadece rejimin gücünden korkarak kendi bünyelerinde yaşadılar. Rejime ken­dilerini göstermek istemediler.

    Şu an bazı ayarlara geri dö­nülmek istendiğinden sıkça bahsediliyor. Cumhuriyet dö­nemi ve devrimlerinin teme­linde demokrasiye dayalı bir eğitim sistemi, pozitif eğitim, öğrencilere yeni bir hayat tar­zının kazandırıldığı, laik bir sistem kurulmuştu. Bu sistem zamanla güçsüzleştirildi ve şu anda da yokedilmiş durumda. Dolayısıyla eğitim sistemi de­ğiştirilmediği sürece biz hiçbir ayara geri dönemeyiz.

    Bütün milletlerin ruhunda gizli gizemli bir korku vardır. Bu korku her insanda başka türlü tezahür eder. Kimi ka­ranlıktan, kimi yüksekten, ki­mi hayaletlerden… Yaygın kor­ku ise keramet korkusudur. Bu keramet tüm tarikat ve benze­ri yapılaşmaların ana daya­nağıdır. Çoğunluk bir manevi güç ötesinde, keramet gücü­ne dayanmak ister. İşte bugün bu tarikatları oluşturan ana sebep de budur. Son elli yılda buna yol verildi.

    Başarılı olunca ‘ihtilal’ dedik, bu günlere geldikYavuz Selim Karakışla

    Benim bütün ömrüm askerî darbelerle geçti… 1960 darbe­sinde anamın karnındaydım, altın nikâh yüzüklerini orduya ilk bağışlayanlardandır bizim­kiler. 1971 darbesinde ilkokul son sınıftaydım. Denizler, Ma­hirler kaçar, asker polis kova­lar, biz de radyodan ajans ha­berlerini dinlerdik hep gece­leri. 12 Eylül 1980 darbesinde ise Boğaziçi Üniversitesi’nde Kimya Mühendisliği öğren­cisiydim. 12 Eylül darbesi ül­kenin bütün gençliğine darbe vurdu gerçi, ama bana harbi­den sağlı sollu girişmişti… Dar­beden tam on beş gün sonra annemi kaybettim, bir yıl sonra mühendislik bölümünden atıl­dım, mühendis olma ihtimalim kalmayınca da çok sevdiğim kız arkadaşım on bir gün için­de beni terk etti, darbe üstüne darbe yedim anlayacağınız.

    55 yıllık ömrüne üç tam te­şekküllü askerî darbe, sayısız darbe girişimi, post-modern darbe, e-darbe filan sığdırmış olan benim gibi tecrübeliler, 15 Temmuz 2016 gecesi her­kes gibi televizyonlarının ek­ranına yapışmış bir halde olup biteni izlerlerken, “Darbeler­le geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi…” diye geçir­mişlerdir herhalde akılların­dan. Eski darbe hatıraları birer birer canlanmıştır gözlerin­de. “Tarihi yaşamak” böyle bir şey herhalde… Darbelere karşı çok dayanıklı ve çok da tecrü­beliyim ben, evimdeki dolabın buzluğunda birkaç dilimlenmiş ekmek, dolabın birinin dibinde birkaç paket makarna, kitap­lığımda kapağı hiç açılmamış birkaç kitap, zulamda da birkaç paket sigara ve biraz nakit para vardır her zaman bir yerlerde…

    15 Temmuz 2016 gecesi ya­şanan darbe girişimi (Bu darbe literatürü de bir acayip; darbe başarılı olursa ”ihtilal,” başarı­sız olursa “darbe girişimi” olu­veriyor) şimdiye kadar gördük­lerimize pek benzemiyor. Bi­rincisi, bizim alışık olduğumuz şekilde “emir komuta zinciri içinde” değil. İkincisi, şimdiye kadar gördüğümüz hiçbir askerî darbenin olmadığı kadar açık­ça “dış mihraklar” ile bağlantılı. Üçüncüsü, darbeler tarihimizin aksine, homojen ve Jacoben bir hareket değil; “darbe girişimi” olarak kalmasa da hani “ihtilal” olsa, 16 Temmuz sabahı nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımı­zı bence -bazı darbeciler dâhil-kimse bilmiyor. Sonuncusu da, bunu açıkça söylemeye çekini­yorum, ama galiba bir şeylerin sonu değil de sanki başlangıcı… Bu yazın uzun ve sıcak bir yaz olacağını hep söylemiştim ken­dime, ama bu denli kurak geçe­ceğini hiç düşünememişim.

    ‘En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır’Celal Şengör

    Ülkemize kısa dönemde büyük zarar vermiş olan 15 Temmuz kalkışması, ileride ülkede Fethullahçılık denen zehirli faaliyetin kökünün kazınması için bir ulusal uyanmayı da beraberinde getirdiği için önemli bir dönüm noktası olarak da hatırlanacak, ülkeyi yönetenlerin onlarca yıldır Atatürk’ün şu sözünü anlamamış olmalarının Türkiye Cumhuriyeti halkına ne kadar pahalıya mal olduğu bir defa daha tasdik edilecektir: “Efendiler ve Ey Millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler dervişler müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-ı medeniyettir. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak, insan olmak için kâfidir”.

    Bireylerin akıllarını eleşti­rel bir şekilde kullanmalarını temel alan demokrasiler, akla ve bilimsel düşünceye dayan­mayan irrasyonal inançlarla sürdürülemez. Bu tür inanç­lar bireylerle sınırlı oldukları sürece -Batı demokrasilerin­de de gördüğümüz gibi-zarar­ları sınırlı olur. Ama tüm ilkel toplumlarda görüldüğü gibi, toplum yaşamına yön verme­ğe kalkarlarsa, sonuç akıldışı inancı ve körü körüne bi’a­tı temel alan terör sistemle­rinin doğumu olur. Şu ileride muhakkak yazılacaktır: Fet­hullahçılık, inancı aklın ve bi­limin önüne koyan sakat bir düşünce atmosferinde gelişip serpilmiştir.

    Vatandaşın bu direnişine tarihimizde hiç rastlanmadıFeridun Emecen

    Öncelikle bu çok elim ve ib­retlik bir olaydır. Türkiye’nin geleceğini karartabilecek bir durum halkın birlik ve bera­berlik içerisinde olmasıyla önlenmiş oldu. Toplumu de­rinden etkileyen bu tip olayla­rın üzerinden daha etraflı bir sonuca varabilmek için en az 40-50 yıl gibi bir sürenin geç­mesi gerektiği söylenir. Fakat toplum üzerindeki etkisi, so­nuçları belki şimdiden ince­lenmeye başlandı da.

    Biz tarihçiler geçmişi de­ğerlendiririz. Bizim bilimsel alanımız geçmişle ilgilidir, ge­lecekle değil. Dolayısıyla bu olayın gelecekte nasıl konum­lanacağını belirmememiz ya da buna yönelmemiz için za­mana ihtiyaç var. Bununla be­raber bu demokrasiyi tehdit eden kalkışmanın mahiyeti çok açık ortada. Kimin, niçin yaptığını bilmek icin zamana da hacet yok.

    Tarihte benzer olaylar var­dır, ancak böyle bir hadisenin tekerrür etmediği açıktır. Da­ha önce ‘kıyametçi ve mehdi­ci’ anlayış etrafında toplanan gruplar, her yüzyılın başında ortaya çıkacak bir müceddit arayışı içinde oldu. Bu maksat­la isyanla sonuçlanan bir takım girişimlerde bulunmuşlardır. Bu isyanlar da her defasında bastırılmıştır. Örneğin Şii ha­reketin 16. yüzyılın başında or­taya çıkardığı Şahkulu İsyanı buna bir örnek teşkil edebilir. Ama devleti ele geçirmeye yö­nelik bir hareket selefi çevre­lerden geldi. 17. yüzyılda ger­çekleşen Kadızadeliler hareke­ti  buna bir örnektir mesela.

    15 Temmuz’daki olaylar devleti ele geçirip dış mihraklı bir şekillendirmenin deneme­siydi. Ancak Kadızadelilerin dışarı kaynaklı üst aklı yoktu. Ayrıca 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980, medyanın toplum erişimine kapalı olduğu dö­nemlerde, karanlıklar içinde gerçekleşti. Bugünse her şey toplumun gözleri önünde ya­şandı. Tarihimizde eşine adeta rastlanmayan bir tarzda halk sokağa çıktı ve birlik içerisin­de demokrasisine sahip çıktı. Bunu hangi saikle olursa ol­sun hafife almak bana göre en azından bir gaflettir.

    Devlet de ordu da ‘ele geçirilecek’ yapılar değildirAhmet Kuyaş

    Darbeler tarihine kesin bir son verildiğini sanıyorum. Bu, en büyük kazanımımız. Bir de ola­sı, ikinci bir kazanımımız var ki, ne kadar gerekli olduğu, ya­şadığımız darbe girişimiyle bir kez daha kanıtlandı. O da, artık siyasi iktidarın gerçek iktidar olması, dolayısıyla da devleti ele geçirmeye, devlete sızmaya ihtiyaç duymamasıdır. Bilindiği gibi, devlet hiz­metinden çıkarılan birçok te­rör örgütü üyesi veya sem­patizanı var. Bunların yerle­ri doldurulurken işe alınacak olanların birer teknokrat ola­rak yetkinliklerine göre seçi­leceklerini, etnik ya da dinî kökenlerine, siyasi tercihleri­ne bakılmayacağını ümit edi­yorum. Bu yapıldığı takdirde iktidar, bir takım çetecilerden temizlediği devletin hepimizin devleti olduğunu, onu ele ge­çirmeden yönetmeye mukte­dir olduğunu gösterecektir.


  • 27 Mayıs’ın eli kulağında

    27 Mayıs 1960 darbesinden yaklaşık bir ay önce patlak veren 28 Nisan olayları sırasında askerî bir araç İstanbul Üniversitesi’nin kapısından giriyor. Objektifi Beyazıt Meydanı’na çevirebilsek, DP hükümetini protesto eden öğrencileri göreceğiz. Yer gök “Kahrolsun diktatörler”, “Hürriyet isteriz” sloganlarıyla inliyor. Öğrenciler Plevne Marşı’nı sözlerini değiştirerek söylüyor: “Olur mu böyle olur mu/Kar­deş kardeşi vurur mu/Kahrolası diktatörler/Bu dünya size kalır mı?” Ardından göğe “Türk ordusu çok yaşa” nidaları yükseliyor. Hadiselerde 40 genç yaralanacak, Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polis kurşunuyla can verecek. “Kanlı Perşembe” diye anılan o acı gün, 56 yıl sonra ülkeyi kan gölüne çevirecek 15 Temmuz darbe girişimiyle karşı­laştırıldığında, tarihimizde “masum” bir yaprak gibi kalacak.

    (Orijinal Fotoğraf: Eski İstanbul fotoğrafları arşivi)

  • 9 Subay Olayı: 27 Mayıs’a doğru ilk darbe planı

    DP iktidarından hoşnutsuz subayların kurdukları cunta ekiplerinden biri, 1957 yılının sonunda ekipteki bir binbaşının ihbarıyla ortaya çıktı. Tarihe “Dokuz Subay Olayı” olarak geçen bu hadisede alelacele yargılanan ve beraat eden subayların çoğu, üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin çekirdek kadrosunda yer alacaktı.

    Demokrat Parti ikti­darına karşı 1950’li yıllarda ordu içinde kurulan cunta yapılanmala­rından biri, TSK’nın geleceği parlak subaylarından Bin­başı Samet Kuşçu’yla 1957 başlarında irtibata geçmişti. Çeşitli zamanlarda biraraya gelen ekip, Türkiye’nin gidi­şatı hakkında görüş alışve­rişinde bulunuyordu. Ancak cunta üyeleri bir süre sonra güvenilmez buldukları Kuş­çu’yu ekip dışında bırakma­ya karar verdiler. Kuşçu, di­ğer subayların kendi yanında konuşmamaya başlamasın­dan şüphelenir. Bu subayla­rın gerçekte Menderes yanlı­sı oldukları, kendisine tuzak kurdukları ve ihbar edecekle­ri sanısına kapılınca da, önce davranıp ekibi kendisi ihbar etmeye karar verir.

    İhbar, 23 Aralık 1957’de Başbakan Adnan Mende­res’e ulaştıktan üç gün son­ra Binbaşı Samet Kuşçu, Al­bay İlhami Barut, Albay Naci Aşkun, Yarbay Faruk Gü­ventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Ahmet Dalkılıç, Yüz­başı Hasan Sabuncu, Yüzbaşı Kazım Özfırat ve emekli Al­bay Cemal Yıldırım tutukla­nırlar.

    5 Nisan 1958’de Güven­türk, Dalkılıç, Tan ve Sabun­cu serbest bırakılır. Duruş­malar 26 Mayıs’ta başlar. Askerî mahkemede görülen davada tanık ve kanıt yoktur, Kuşçu’nun ifadelerine daya­nan 62 sayfalık bir iddiana­me vardır sadece. Yıldırım ve Kuşçu “isyan kışkırtıcılığı yapmak”la, diğer yedi subay ise “fesat çıkarmak”la suç­lanmaktadır.

    26 Haziran’daki duruş­mada Kuşçu dışındaki tüm sanıklar serbest bırakılır. 25 Kasım’daki son duruşmada ise mahkeme başkanı Tüm­general Cemal Tural, sekiz sanığın beraat ettirildiğini, Samet Kuşçu’nun ise “ihbar ettiği suçları bizzat işlediğine kanaat getirildiğinden” iki yıl hapis cezasına çarptırılması­na ve ordudan atılmasına ka­rar verildiğini açıklar.

    Gerçekte Kuşçu dışında­ki diğer sanıklar üç yıl sonra 27 Mayıs darbesini yapacak cunta yapılanmasının üye­sidir. Zaten hem bu subay­lar hem de kendilerini beraat ettiren mahkemenin başka­nı General Cemal Tural, 27 Mayıs’ın çekirdek kadrosun­da yer alacaktır. Dokuz Subay Olayı’nda yalnızca sekiz kişi deşifre olmuş, diğer önemli cunta üyeleri tamamen yeral­tına çekilip faaliyetlerini 27 Mayıs’a kadar sürdürmüştür.

    Göstermelik mahkeme 1957’deki darbe planı üzerine tutuklanan dokuz subay dönemin askerî mahkemesinde yargılanmış ve suçsuz bulunarak beraat etmişti. Mahkeme Başkanı Tümgeneral Cemal Tural üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin yönetici kadrosunda yer alacaktı.

    Ordudan atılan ve hakkın­da akli dengesinin yerinde olmadığı gibi haberler yaptı­rılarak bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılan ihbarcı Binbaşı Samet Kuşçu ise se­neler sonra anılarını derleyen İdris Gürsoy’a “Menderes’i uyuttular. Hem kendi başını hem beni yaktı” diyecekti.

  • YAŞARKEN YAZILAN TARİH 2

    15 Temmuz 2016 darbe girişimi, gündelik siyasi çekişmelerin çok öte­sinde, Türkiye’deki de­mokrasinin geleceği ve demokratik kurumla­rın işleyişi üzerine te­mel, tarihî meseleleri gündeme taşıdı. Yakın tarihimizde büyük tahribat ve as­kerî vesayet anlamında adeta bir gelenek ya­ratmış olan darbe, bu defa ordu ve devlet içe­risinde titizlikle, gizli­likle örgütlenmiş, ulus­lararası destekli ve dinî bir yapılanma tarafın­dan gerçekleştirilmek istendi.

    20. yüzyıldaki darbe veya muhtıra hadisele­rinde, ağır siyasi krize bağlı olarak, gerek yö­netimde gerekse sokak­ta meşruiyeti sarsılmış sivil idareler bulundu­ğu; darbecilerin de buna bağlı olarak halkın bü­yük çoğunluğunun hoş­nutsuzluğunu eylemle­rine bahane ettiği gö­rülmüştü. 15 Temmuz darbe girişimi ise her­hangi bir meşruiyet so­runu olmayan bir hükü­mete karşı, ordu, güven­lik, yargı kurumlarının hiyerarşik ve resmî ya­pısı içerisine yerleşmiş bir kesim tarafından yürütüldüğü gibi; toplu­mun farklı eğilimlerin­den ezici bir çoğunluk tarafından da baştan itibaren reddedildi.

    Meşruiyeti zaten ol­madığı gibi temsil ka­biliyeti de bulunmayan bu girişimin failleri, si­lahsız insanların üzeri­ne ateş açarak, meclisi ve devlet kurumlarını bombalayarak, kısaca­sı bir terör havası ve korku yaratarak ülke idaresini ele geçirmeyi planladılar.

    Cumhurbaşkanı Tay­yip Erdoğan’ın “diji­tal karşı müdahalesi”, sokağa çıkan vatan­daşların cesur direni­şi, ordunun ve güven­lik kuvvetlerinin önemli bir kısmının darbe gi­rişimine tutum alma­sı, siyasi partilerin et­kin ve anında muhale­feti, medyanın kararlı bir şekilde darbecilere karşı durması, 15 Tem­muz girişimini akamete uğrattı.

    Gezi protestoların­dan sonra Türkiye’de son üç yıl içinde tarih bir kere daha yaşarken yazılıyordu. Bir tarih dergisi olarak 15 Tem­muz’u görmezden gele­mez, onu dostlar alış­verişte görsün yaklaşı­mıyla birkaç sayfayla geçiştiremezdik. Aynı Gezi’de olduğu gibi, yine bir “fevkalade nüsha”y­la, baştan aşağı sadece askerî darbelerin dünü ve bugününü konu alan bir özel sayıyla karşını­za çıkıyoruz.

    “Yaşarken Yazılan Tarih II” sayısı, gelece­ğe not düşmek üzere ha­zırlandı. Darbeleri tari­he gömmüş, barış içinde yaşayan, farklılıkların zenginliğiyle yükselen, laik ve demokratik bir toplum özlemiyle…

    DAKİKA DAKİKA ‘EN UZUN GECE’ VE SONRASI…

    Türkiye 15 Temmuz’da tarihinin en uzun, en zor gecesini yaşadı. Bütün dünya nefesini tutarak askeri darbe girişiminin felaket filmini andıran dehşet verici görüntülerini izledi. Dakika dakika o tarihi gece ve sonrasında yaşananlar…

    15 Temmuz’un sarsıcı bilançosu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Temmuz saat 21:40’ta yaptığı açıklamaya göre 15 Temmuz darbe girişiminde toplam 237 kişi hayatını kaybetti, 2.191 kişi yaralandı. Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınanların sayısı 18.699, tutuklananların sayısı 10.137. 19 Temmuz’da yapılan resmi açıklamada 104 darbecinin öldürüldüğü duyurulmuştu. 31 Temmuz itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarında işten çıkartılanların sayısı ise 70.000’e ulaşmış durumda.

    15 TEMMUZ 2016

    22:00

    Bir grup asker Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş yönünde trafiğe kapattı. Savaş uçaklarının Ankara’da Cum­hurbaşkanlığı Sarayı, TBMM ve MİT’in üzerinde alçak uçuş yaptığı haberleri yayılıyor.

    22:10

    Ankara’da bir askeri helikopter MİT binası ve Genelkurmay’a ateş açtı. Kamu binaları önünde polis ve asker karşı karşıya geliyor.

    22:15

    Oran’daki TRT Genel Müdürlüğü binası askerlerce basıldı.

    22:25

    Genelkurmay karargâhından silah sesleri yükseldi, bina emniyet güç­leri tarafından ablukaya alınırken bölgeye ambülanslar sevk edildi. Bir helikopter binayı kuşatan polislerle civarda toplanan halkın üzerine ateş açtı.

    22:00

    22:30

    Genelkurmay Başkanlığı hesabın­dan akredite gazetecilere gönde­rilen e-mail’de TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildi.

    22:35

    İstanbul’da 1. Ordu’ya bağlı kuvvetler İstanbul Atatürk Hava­limanı’nın girişini zırhlı araçlarla kapattı. Askerler kontrol kulesine girdi. Ankara’da halk Kızılay mey­danında toplanmaya başlıyor.

    22:40

    Yenimahalle’deki MİT binasına yoğun saldırı. Süper Kobra heli­kopterlerin açtığı ateşe yerden karşılık veriliyor. Gölbaşı’ndaki Polis Özel Harekât binası iki F-16 tarafından bombalandı.

    22:45

    Başbakan Binali Yıldırım bağlan­dığı televizyon kanalında açıkladı: “Doğrusu bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz, bu girişime izin vermeyeceğiz…”.

    22:50

    Kadıköy’deki Moda Deniz Kulubü­nün bahçesine helikopterler indi, silah sesleri duyuluyor. Burada bir düğüne katılan Hava Kuvvet­leri Komutanı Abidin Ünal ve üst düzey bazı komutanlar helikopte­lere bindirilip götürüldü.

    23:00

    Sosyal medyada yoğun mesaj trafiği. Askeri hareketlenmenin teröre karşı önlem mi yoksa darbe girişimi mi olduğu tartışılıyor.

    23:15

    Başbakan Binali Yıldırım attığı tweet’te hadiseleri “kalkışma” diye nitelendirdi ve vatandaşları meydanlarda toplanmaya davet etti. Meclisteki tüm siyasi partiler darbe girişimini kınıyor.

    23:20

    İstanbul Bayrampaşa’daki Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün girişi zırhlı askeri araçlarla kapatıldı.

    23:30

    Televizyonlar Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın darbeci as­kerler tarafından rehin alındığını duyuruyor.

    23:45

    TSK’nın resmi internet sitesinden yönetime el koyulduğu açıklandı. Taksim’e çıkan askerler meydanı kontrol altına alıyor.

    23:47

    İstanbul Kısıklı’da Recep Tayyip Erdoğan’ın evinin bulunduğu cadde trafiğe kapatıldı, özel ha­rekat polisleri Cumhurbaşkanının evinin önünde yoğun güvenlik önlemleri aldı.

    00:00

    Televizyonlarda “Askeri kal­kışma FETÖ mensubu bir grup subay tarafından yapılmaya çalışılmaktadır” haberleri. Bir grup asker Çankaya’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na girmeye çalışıyor. Başka bir grup asker İstanbul AKP İl Başkanlığı binasına girdi.

    16 TEMMUZ 2016

    00:02

    Askerlerin ele geçirdiği TRT’den TSK’nın yönetime el koyduğuna dair Yurtta Sulh Konseyi imzalı bir bildiri okundu. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarınca, bildirinin korsan olduğu, itibar edilmemesi gerekti­ği açıklaması yapıldı.

    00:15

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde toplanmaya başlanan halkın üzerine bir askeri helikop­terden ateş açıldı.Vatan Caddesi TIR’larla kapatıldı. Emniyet’in üzerinde uçan helikopterler binanın önüne indi. Türksat, TRT yayınlarını kesti.

    00:30

    Ankara Emniyet Müdürlüğü dar­beciler tarafından bombalandı.

    00:37

    CNN Türk’e cep telefonuyla bağ­lanan Cumhurbaşkanı Erdoğan halkı milli iradeye sahip çıkmak için meydanlara inmeye çağırdı. Cuntacı askerler Aksaray Orduevi­nin önüne dokuz tank getirdi.

    00:40

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıç­daroğlu “Bu ülke darbelerden çok çekmiştir, aynı şeylerin yaşanma­sını istemiyoruz” dedi. Bakırköy ve Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıkları kalkışmayı ger­çekleştirenlere karşı askeri darbe suçlamasıyla ilk soruşturmaları başlattı.

    00:45

    Marmaris’te bulunan Cumhur­başkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunduğu otelden ışıkları söndü­rülmüş bir helikopterle ayrılarak Dalaman Havalimanı’na doğru yola çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye genelindeki 85.000 caminin imamına gönde­rilen SMS’ler üzerine camilerden ezan ve sala sesleri yükseliyor. Birçok kentte cami ve belediye hoparlörlerinden sokağa çıkma çağrısı yapılıyor.

    00:48

    ABD’den ilk açıklama. Beyaz Sa­ray Ulusal Güvenlik Sözcüsü Ned Price, Başkan Obama’nın darbe girişimi hakkında bilgilendirildiği­ni söyledi.

    00:50

    TRT yayınlarını kesen Türksat’ın Ankara’daki uydu istasyonuna helikopterlerle saldırı düzenlendi.

    00:55

    00:55

    Vatandaşların Erdoğan’ın ve hükümet üyelerinin sokağa çıkma çağrısına uyduğu görül­dü, kalabalıklar AKP binaları önünde, hadiselerin gerçekleş­tiği noktalarda ve meydanlarda toplanmaya başladı. Halkın giriş kapısı önünde toplanması üzerine Atatürk Havalimanı önündeki askerler geri çekiliyor. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Süper Kobra helikopterler ve F-16’lar tarafın­dan vuruldu.

    01:01

    Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, telefonla bağlandığı televizyon kanalında “Bu, TSK içindeki bir cun­tanın kalkışma girişimidir” dedi.

    01:02

    Cumhurbaşkanlığı külliyesinin üzerinde alçalan bir helikopter yapıyı uzun süre ağır makinalı silahlarla taradı. Yerden karşılık veriliyor.

    01:09

    Tekbir getiren bir grup Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Harbiye çevresinde silah sesleri yükse­liyor. Akreplerle Harbiye’den Taksim’e çıkan polisler meydanı kontrol eden askerlerlerle çatış­maya girdi.

    01:10

    1. Ordu Komutanı Ümit Güler, CNN Türk’e telefonla bağlana­rak darbecilerin küçük bir grubu temsil ettiğini, gerekli önlemleri aldıklarını açıkladı.

    01:20

    TSK İnternet sitesinden yapılan ikinci açıklamada sokağa çıkma yasağı ilan edildiği bildirildi.

    01:36

    TBMM genel kurul salonu açıldı. Parlamentoda grubu bulunan bütün partilerin milletvekilleri meclise geliyor. Meclis Başkanı İsmail Kahraman televizyonlara meclisin görev başında olduğunu açıkladı.

    01:09

    01:40

    Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan as­kerler, kendilerini protesto eden halkın üzerine ateş açtı. Ölenler ve yaralananlar oldu.

    01:43

    Harbiye’deki TRT İstanbul Rad­yosu darbeci askerlerce basıldı. Askerler ile polis arasında çatışma var.

    01:44

    Cumhurbaşkanı ve beraberinde­kiler THY’nin uçuş kodlarından birini kullanan ATA uçağıyla Dala­man’dan Atatürk Havalimanı’na doğru hareket etti.

    01:45

    Bağcılar’daki Topkule askeri kışla­sındaki asker ile polis çatıştı.

    02:00

    Cuntacılara karşı ilk gözaltılar başladı. Darbecilere ait bir heli­kopter girişimi bastırmaya çalışan F-16’lar tarafından düşürüldü.

    02:01

    TRT İstanbul Radyosu önüne iki helikopter indi. Duraklayan çatış­malar yeniden şiddetlendi.

    02:08

    Ak Parti Genel Merkezi önünde toplanan halkın üzerine helikop­terlerden ateş açıldı.

    02:20

    Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı’na hava saldırısı. 17 polis hayatını kaybetti (Daha sonra bu rakam 47’ye çıkacak). Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü de vuran bir helipter Gölbaşı’nda düşürüldü.

    02:22

    Cumhurbaşkanlığı külliyesine gir­meye çalışan üçü rütbeli 13 asker gözaltına alındı.

    02:35

    TBMM, savaş uçakları tarafından bombalandı. Binada büyük hasar var.

    02:44

    Genelkurmay binası önüne bir askeri helikopter indi, bir patlama oldu.

    02:50

    Cumhurbaşkanının uçağı Atatürk Havalimanı’na indi.

    02:53

    Unkapanı Köprüsü’nde ilerleyen askeri araçlar halk ve iş makinaları tarafından durduruldu.

    02:55

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası çevresinde yoğun silahlı çatışmalar yaşanıyor.

    02:57

    Beşiktaş’taki başbakanlık ofisini ele geçirmeye çalışan askerlere polis silahla karşılık verdi.

    03:00

    TRT normal yayın akışına döndü. TRT Genel Müdürlüğü binasını basan askerler gözaltına alındı. TBMM binasına yaklaşan bir helikopter yaylım ateş açıyor. ABD, AB ve NATO’dan Türkiye’de­ki demokratik kurumlara saygı çağrıları geliyor.

    03:06

    Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te konakladığı otele ikinci saldırı düzenlendi. Binanın içine giren komandolar oda oda Erdoğan’ı ararken çatışmalar yaşandı, korumalardan yaralananlar ve ölenler var.

    03:10

    TBMM ikinci kez yoğun bir bom­bardımana maruz kaldı. Başbakan Yıldırım, Ankara semalarının hava trafiğine kapatıldığın, uçuş yapan bütün askeri araçların füzeyle vurulacağını açıkladı.

    02.44

    03:16

    Cuntacı askerler Kadıköy’deki Türk Telekom binasına girdi. Meclis’te olağanüstü toplanan milletvekileri binada oluşan hasarı belgeleyen ilk görüntüleri yolluyor. Yayınlara telefonla bağlanan milletvekilleri, sığınakta bulunduklarını bildiriyor.

    03:20

    Anadolu Ajansı, AKP’nin reklam­cısı Erol Olçak ve 16 yaşındaki oğlunun Boğaziçi Köprüsü’nde açılan ateş sonunda hayatlarını kaybettiğini duyurdu.

    03:25

    Doğan TV Center darbeci askerler tarafından basıldı. CNN Türk ekranlarına boş stüdyo görüntüsü veriliyor. Açık bırakılan mikrofon­dan binanın içindeki tartışmalar ve arbede sesleri duyuluyor.

    03:30

    Recep Tayyip Erdoğan yaptığı basın açıklamasında Marma­ris’te kaldığı otelin kendisinin ayrılışından 20 dakika sonra saldırıya uğradığını duyurdu. TBMM bir kez daha havadan bombalanıyor.

    03:45

    Ankara Emniyet Müdürlüğü bir F-16’nın hedefi oldu, bina ağır tah­ribata uğradı.

    03:55

    Beştepe üzerinde alçalan bir heli­koptere saraydan ateş açıldı.

    04:00

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı FETÖ/PDY bağlantılı yargı ve ordu mensupları hakkında gözaltı kararı verdi. Digitürk yayınları darbe girişimcileri tarafından durduruldu.

    04:07

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk Havalimanı’nda kendisini kar­şılayan vatandaşlara konuşma yapıyor: “Milletin üzerinde hiçbir güç yoktur”.

    04:20

    Askerler Hürriyet binasını ele geçirdi. Halkın ve polisin müdaha­lesiyle darbecilerden arındırılan CNN Türk televizyonu yeniden yayına başladı. Kanal yetkilileri baskın ve kurtarılma anlarını anlatıyor.

    04:42

    Marmaris’teki otele üçüncü saldırı. Deniz tarafından yaklaşan bir askeri helikopter binayı taradı. Helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve ağır silahlı komandolar oteli ablukaya aldı. Çıkan çatış­mada beş polis yaralandı.

    05:00

    A.A., Genelkurmay binasını kuşa­tan polislerin içerdeki darbecilere “teslim olun” çağrısı yaptığı bilgi­sini geçti. Cumhubaşkanlığından açıklama: “Tehlike henüz geçmiş değil. Millet sokaklarda olduğu müddetçe darbeci hainler bu aziz millete diz çöktüremeyecek”.

    05:15

    Hürriyet binası kurtarıldı, askerler gözaltına alındı. Atatürk Havalima­nı’ndaki tüm askerler dışarı çıkartı­larak müsadere altına alınıyor.

    05:20

    Boğaziçi Köprüsü’nde konuşlanan tanktan halkın üzerine top atışı yapıldı.

    05:30

    İstanbul’daki Çengelköy polis karakolunu ele geçirmek isteyen askerlere polis ateşle karşılık verdi.

    05:45

    Harbiye’deki TRT İstanbul Radyo­su’nu ele geçiren askerler teslim oldu.

    06:00

    Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılı­ğı Özel Harekat Merkezi’ndeki olayların kontrol altına alındığını, darbe girişimiyle ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Atatürk Ha­valimanı uçuşlara açıldı. İstanbul Boğazı deniz ulaşımına kapatıldı.

    06:30

    Türksat’ı bombalayan askeri heli­kopter Gölbaşı’nda düşürüldü.

    06:40

    Beştepe’deki Jandarma Genel Ko­mutanlığı bir F-16 tarafından vu­ruldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü bir hava saldırısına daha uğradı.

    03:55

    06:43

    Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakın­larına iki bomba daha atıldı.

    06:50

    Başbakan Binali Yıldırım, Genel­kurmay Başkanlığına 1. Ordu Ko­mutanı Orgeneral Ümit Dündar’ın vekaleten atandığını bildirdi.

    07:00

    Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı’nın bulunduğu kavşakta sivil halkın üzerine askeri uçaktan bomba atıldı. İçişleri Bakanlığı, FETÖ mensubu 336 kişinin gözaltına alındığını açıklandı.

    07:10

    İstanbul Türk Telekom santralin­deki askerler teslim oldu.

    07:15

    Boğaziçi Köprüsü’nde saatler süren bir operasyondan sonra askerler teslim oldu. Sivil halk as­kerlere linç girişiminde bulundu. Olayları görüntüleyen Hürriyet gazetesi fotomuhabiri Selçuk Şa­miloğlu, öfkeli kalabalığın elinden son anda kurtarıldı.

    07:35

    Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutan­lığı’nda, darbe girişimine katılan askerler, yerleşkedeki diğer asker­ler tarafından polise teslim edildi. Askerler polis araçlarına rütbeleri sökülerek bindiriliyor. Türkiye genelinde 754 TSK mensubunun gözaltına alındığı açıklandı.

    07:41

    Genelkurmay binasından dışarıya çıkartılan tank, barikat görevi gören kamyonlara ateş açıyor.

    07:50

    Özel harekât polisleri Kuleli Aske­ri Lisesi’ne operasyon düzenledi. İçerdeki öğrenci ve subaylara “teslim ol” çağrısı yapılıyor. Beş general ve 29 albay İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından görevden uzaklaştırıldı.

    08:00

    Cep telefonlarına “Tüm halkı­mızı milli iradeye, demokrasiye sahip çıkmak üzere meydanlara bekliyoruz. Türkiye Cumhuriyet Devleti imzalı” SMS mesajları gönderiliyor.

    08:16

    Boğaziçi Köprüsü kısmen trafiğe açıldı.

    08:32

    Asker, darbe girişiminin yönetil­diği Ankara Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına operasyon düzen­leyerek Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı kurtardı.

    08:40

    Emniyet özel harekât polisleri Jandarma Genel Komutanlığı’nı darbecilerin elinden geri aldı, 200 asker gözaltına alındı.

    09:40

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan 200’e yakın silahsız er ve erbaş polislere teslim oldu.

    09:47

    Türkiye genelinde FETÖ üyesi olduğu öne sürülen 1563 kişi gözaltına alındı.

    09:56

    Fatih Sultan Mehmet Köprüsü trafiğe açıldı.

    10:07

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan çı­kan 700 silahsız er ve erbaş polise teslim oluyor.

    Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı image-577-869x1024.png
    07:35

    10:15

    Bingöl 49. Komando Tugay Komu­tanı Tuğgeneral Yunus Kotaman ile Bolu 2. Komando Tugay Komu­tanı Tuğgeneral İsmail Güneşer gözaltına alındı.

    10:22

    Marmaris’teki otele saldırı düzen­leyen askerler darbe girişiminin başarısız olduğunun anlaşılması üzere bölgeden uzaklaşarak kayıplara karıştı.

    10:35

    Genelkurmay Başkanlığı’nda darbe girişimine katılmadıkları için elleri bağlı olarak odalarda tu­tulan subay ve assubaylar serbest bırakılarak binadan tahliye edildi.

    10:39

    Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın sağ kur­tarıldığını ve görevinin başında olduğunu açıkladı.

    11:00

    Kuleli Askeri Lisesi’ne öğrencile­rin Çengelköy Karakolu baskınına katıldıkları şüphesiyle operasyon yapılıyor. Sahil Güvenlik Komu­tanı Tümamiral Hakan Üstem görevden alındı.

    11:01

    Genelkurmay Başkanı Vekili Orgeneral Ümit Dündar, darbe girişiminin önlendiğini bildirdi.

    11:27

    Genelkurmay karargâhında bulunan darbeci askerler teslim olmak için müzakere talebinde bulundu.

    12:00

    Jandarma Genel Komutanlığı bina­sına operasyon düzenlendi. Bina­dan dumanlar yükseliyor. 200 kadar darbeci asker gözaltına alındı.

    12:57

    Başbakan Binali Yıldırım Çankaya Köşkü’nde kameraların karşısına geçerek kalkışmanın bastırıldığını ve ilk bilançoyu açıkladı: “Toplam 161 şehidimiz, 1.440 yaralımız vardır. Şu ana kadar 2.839 asker gözaltına alınmıştır. Aralarında yüksek rütbeliler de mevcuttur”.

    20:00

    13:30

    Darbeye kalkışan sekiz subay ve astsubayın helikopterle Yuna­nistan’a kaçtığı bildirildi. Türkiye iadelerini talep ediyor.

    14:37

    HSYK Genel Kurulu, Ankara Cum­huriyet Başsavcılığı’nın gözaltı kararı doğrultusunda beş HSYK üyesinin üyeliğinin düşürülmesine karar verdi. HSYK 2. Dairesi, 2.745 hakimi açığa aldı.

    16:08

    Yüksek yargıya operasyon. Daha önce gözaltına alınan 15 Danıştay üyesinden sonra 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi hakkında gözaltı kararı verildi. 11 Yargıtay ve dört HSYK üyesi gözaltına alındı.

    17:00

    Meclis Genel Kurulu İsmail Kah­raman’ın başkanlığında olağa­nüstü toplandı. Başbakan Binali Yıldırım, siyasi partilere, medya organlarına, halka ve polise darbeye direndikleri için teşekkür ettiği konuşmasının başında İstik­lal Marşı’nın on kıtasını okudu.

    18:10

    2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ile 2. Ordu Kurmay Başkanı ve Malatya Garnizon Ko­mutanı Tümgeneral Avni Angun gözaltına alındı.

    18:15

    YAŞ üyesi ve eski Hava kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’n­da gözaltına alındı.

    19:30

    Anayasa Mahkemesi üyesi Alpars­lan Altan evinde yapılan arama­dan sonra gözaltına alındı.

    20:00

    Ankara 4. Ana Jet Üssü’ndeki operasyon tamamlandı. 67 asker daha teslim oldu.

    20:30

    Recep Tayyip Erdoğan Kısık­lı’da halka yaptığı konuşmada “ABD’ye sesleniyorum, Pennsylvania’daki bu zatı teslim edin” dedi.

    20:45

    4. Ana Jet Üssü’nde alıkonulan Jandarma Genel Komutanı Orge­neral Galip Mendi’nin kurtarıldığı ve görevinin başına döndüğü açıklandı.

    21:10

    Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın gözaltına alındığı bil­dirildi.

    22:00

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm ağırceza başsavcılıklarına yazdığı yazıda 2.745 hakim ve savcının gözaltına alınmasını ve haklarında soruşturma başlatıl­masını istedi.

    23:05

    Cumhurbaşkanı Erdoğan muha­lefet liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yi telefonla arayarak, darbeye karşı durdukları için teşekkür etti.

    23:40

    Recep Tayyip Erdoğan, Çipras ile yaptığı telefon görüşmesinde Yunanistan’dan sığınma talebinde bulunan sekiz darbeci askerin iade edilmesini istedi. Çipras, Türki­ye’de seçilmiş hükümetin yanında oldukların belirtti.

    17 TEMMUZ 2016

    00:30

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’yi ara­yarak “dik duruşları” nedeniyle teşekkürlerini iletti.

    01:00

    Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin darbe tehlikesi­nin devam ettiği gerekçesiyle yaptıkları “demokrasi nöbeti” çağrılarına vatandaşlar Türkiye genelinde meydanları doldurarak cevap veriyor.

    01:00

    01:30

    TSK’da, İçişleri Bakanlığı’nda ve yargıda açığa almalar, yakala­malar, gözaltılar bütün hızıyla sürüyor.

    10:00

    Helikopterle Yunanistan’ın Dedeağaç şehrine kaçan sekiz asker savcı karşısına çıkarıldı. Helikopter, Türkiye’ye geri getiriliyor.

    11:30

    Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın akıbeti hâlâ meçhul.

    13:15

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: Şimdiye kadar 6.000 kişi gözaltına alındı. Yasal süreç devam edecek.

    13:30

    Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan’ı arayarak seçilmiş hükümetin yanında olduklarını belirtti.

    15:00

    Darbe girişiminin çöktüğünü dile getiren Başbakan Yıldırım, “de­mokrasi nöbeti” çağrısını yineledi. Halkı sakin olmaya ve meydanları demokrasi şöleni havasında dol­durmaya davet etti.

    16:03

    Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş: “Bu darbe girişimi ordunun tamamına mal edilemez, vatandaşlarımız bu oyuna gelme­melidir”.

    17:25

    Cuma gecesi nerede olduğu bilin­meyen Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen cenaze törenine Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarıyla birlikte katıldı.

    17:30

    Cumhurbaşkanlığı başyaveri Albay Ali Yazıcı tutuklandı, diğer yaverler gözaltında.

    18:40

    Konya 3. Ana Jet Üssü’nde ope­rasyon. Üs komutanı ve yedi asker gözaltına alındı.

    19:25

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Mey­danları boş bırakmayacağız, Cumaya kadar alanlardayız”.

    19:45

    Özel harekat polisleri, darbe gecesi cuntacılara destek verdiği gerekçesiyle gözaltına almak istedikleri Sabiha Gökçen Ha­valimanı’nda görevli askerler dire­nince havaya ateş açtı. Askerler gözaltında..

    22:00

    AKP Başkan Yardımcısı Şaban Diş­li’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli gözaltına alındı.

    23:00

    Geniş halk kitleleri Türkiye ge­nelinde meydanları doldurmaya devam ediyor.

    18 TEMMUZ 2016

    01:14

    Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı’da halka yaptığı konuşmada “İdam isteriz” sloganlarına “Eğer Meclis önüme böyle bir karar getirirse, ben bunu onaylarım” cevabını verdi. Hükümetin önemli bir hazır­lık içerisinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı, Çarşamba günü halka bir “müjde” açıklayacakla­rını belirtti.

    11:30

    TMSF Bank Asya’nın faaliyet­lerini geçici olarak durduğunu açıkladı.

    17:30

    12:00

    İçişleri Bakanlığında büyük temizlik: 8.777 personel görevden alındı.

    12:45

    AB’den ve ABD’den on dakika arayla Türkiye’ye anayasal düzene uyma, demokrasi ve insan hakları­na saygı gösterme çağırısı yapıldı.

    13:47

    Emniyet, vatandaşları sosyal medyada darbe girişimini destek­leyenleri ihbar etmeye çağırdı, bu amaçla oluşturduğu mail adresle­rini paylaştı.

    14:40

    Maliye Bakanlığında 1.500 kişi açığa alındı.

    15:40

    Kamu görevlilerinin yurtdışına çıkışı durduruldu.

    16:25

    Yurt genelinde tüm memurların yıllık izinleri askıya alındı.

    19:00

    Haklarında gözaltı kararı alınan hakim ve savcı sayısı 2. 854’e ulaştı.

    19:30

    Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Gök’ün darbeci olduğu şüphesiyle gözaltına alınmasının ardından bu göreve Ahmet Ak­yol’u atadı. Akyol, bakanlığın ilk sivil özel kalem müdürü oldu.

    20:50

    Erdoğan CNN International’a ver­diği röportajda yineledi: “TBMM idam cezasını getirirse onay veririm.”

    21:15

    Akın Öztürk’ün de aralarında bu­lunduğu 26 general tutuklandı.

    23:00

    Donanma Komutanlığı Gölcük Deniz Üssünde arama yapılıyor.

    23:30

    Recep Tayyip Erdoğan: “ABD Gü­len’i iade etmek zorundadır”.

    19 TEMMUZ 2016

    08:45

    Derecelendirme kuruluşu Mo­ody’s, Türkiye’nin kredi notunu in­celemeye aldı, Ekonomik büyüme beklentisini %3’e indirdi.

    09:30

    Gezi sürecinin İstanbul Valisi Hü­seyin Avni Mutlu, merkez valiliği görevinden uzaklaştırıldı.

    21:15

    11:00

    MHP Genel Başkanı Devlet Bah­çeli partisinin grup toplantısında “AKP hazırsa idama biz de varız.” dedi

    11:32

    The Times: “14 Türk savaş gemisi kayıp. Donanma Komutanı Ora­miral Veysel Kösele’den Cuma gününden beri haber alınamıyor”.

    12:15

    Başbakan Yıldırım: “Gündüz işimi­ze gücümüze, akşam demokrasi nöbetine devam”.

    13:00

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonu üyesi Zeid Ra’ad Al Hussein, darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların cezaevi koşullarının bağımsız gözlemciler tarafından tespit edilmesi için çağrı yaptı. İdam cezasının yeniden getirilmesinin “yanlış yönde atılacak büyük bir adım” olacağını belirtti.

    23:45

    13:20

    Erdoğan’ın yaveri Yarbay Erkan Kıvrak gözaltında. 257 başbakan­lık çalışanı görevden uzaklaştırıl­dı. Kuzey Deniz Saha Komutanlı­ğı’nda arama yapılıyor.

    13:40

    Genelkurmay Başkanlığı’ndan açıklama: “Darbe girişimi ihtimali MİT tarafından saat 16:00’da haber verildi”.

    14:30

    Diyanet İşleri Başkanlığı öldürülen darbecilere din hizmeti verilme­yeceğini duyurdu.

    16:20

    Milli Eğitim Bakanlığı’nda 15.200 personel açığa alındı.

    16:45

    Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de insan haklarının tehlikede olduğu­nu duyurdu.

    16:50

    YÖK, 1.577 dekanın istifasını istedi.

    17:45

    Dolar 3 lirayı geçti.

    18:00

    Özel okullarda görev yapan 21.000 öğretmenin lisansı iptal edildi.

    20:30

    Barack Obama darbe girişimi son­rası ilk kez Erdoğan’ı aradı .

    22:00

    Jandarma Genel Komutanlığı’na vekaleten Korgeneral İbrahim Yaşar atandı. Jandarma Komutanı Galip Mendi’nin sağlık sorun­ları nedeniyle GATA’ya yattığı açıklandı.

    23:45

    Yapılan çağrılar üzerine vatan­daşlar meydanları doldurmaya devam ediyor.

    20 TEMMUZ 2016

    09:30

    Gülen, ABD hükümetinden Tür­kiye’nin kendisi hakkındaki iade talebini reddetmesini istedi.

    10:45

    YÖK, akademisyenlerin yurt­dışında vazifelendirilmelerini durdurdu.

    12:20

    SGK, Fethullah Gülen’in emek­li maaşını kestiğini açıkladı. Gülen’in sosyal haklarından yararlandığı anlaşıldı.

    13:15

    Milli Güvenlik Kurulu, Cumhur­başkanı Erdoğan başkanlığında toplandı.

    14:15

    Reuters: “TSK’daki generallerin yaklaşık üçte biri tutuklu,”.

    15:30

    CHP, 24 Temmuz Pazar günü Taksim’de “Cumhuriyet ve De­mokrasi mitingi” düzenleyeceğini açıkladı.

    16:30

    Moody’s’den sonra kredi derece­lendirme kuruluşu Fitch de darbe girişiminin ülke notuna baskı yapıp yapmayacağını izlemeye aldığını bildirdi.

    17:50

    MGK toplantısı sona erdi. Açık­lamayı bakanlar kurulu toplan­tısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan yapacak.

    19:45

    Standard&Poors Türkiye’nin BB+ olan kredi notunu BB’ye düşürdü. Dolar 3.0769’a yükselerek tarihi zirve yaptı.

    20:50

    Aralarında Balyoz davasındaki cezaları onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı Ekrem Ertuğ­rul’un da bulunduğu 113 hakim, savcı ve yüksek yargı üyesi tutuklandı.

    21:50

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Cezire’ye verdiği röportajda darbe girişimini eniştesinden öğrendiği­ni açıkladı.

    23:20

    Recep Tayyip Erdoğan, MGK’da alınan ve bakanlar kurulunca onaylanan kararı açıkladı. “Ülke genelinde üç ay süreyle olağanüs­tü hal ilan edilmiştir”.

    21 TEMMUZ 2016

    Meclis’ten AKP ve MHP’nin oy­larıyla geçen OHAL yasası Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlü­ğe girdi. Üç aylık dönemler halin­de uygulanacak olan Olağanüstü Hal ile kişi hak ve özgürlükleri kısıtlanabilecek, düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle yapılabilecek ve Anayasa Mahke­mesi’ne götürülemeyecek.

    26 TEMMUZ 2016

    22 TEMMUZ 2016

    Twitter fenomeni “fuatavni”yi ele geçirmek için yapılan operasyon­da 28 kişi gözaltına alındı. Şüp­helililere FETÖ/PYD ile bağlantılı olarak “sosyal medya üzerinden anayasal düzene karşı koymaya zemin hazırlamak”tan işlem ya­pılıyor. Kamuda işten çıkarmalar, gözaltılar, tutuklamalar devam ediyor.

    23 TEMMUZ 2016

    İlk OHAL kararnamesiı: Gözaltı sü­resi 30 güne çıkarıldı. Açılan karşı davalar yürütmeyi durduramaya­cak. 15’i üniversite, 1043 öğretim kurumu, öğrenci yurdu, 1299 vakıf ve dernek, 35 sağlık kurumu, 19 sendika kapatıldı. Bunların mal varlıkları hazineye devredilecek. Görevine son verilenler kamuda çalışamayacak.

    24 TEMMUZ 2016

    CHP’nin Taksim’de düzenledi­ği “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi’ne yüz binlerce kişi katıldı. AKP’nin de desteklediği ve üst düzey yöneticileriyle katıldığı mitingde “Ne darbe, ne dikta” diyen CHP lideri, demokrasi, insan hakları ve parlamenter sistemin önemini vurguladı. HDP Eşbaşkanı Demirtaş darbeye karşı hukuki mücadelenin yanında olacağını açıkladı. Kredi derecelendirme ku­ruluşu Fitch, Türkiye’nin notunu düşürdü. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, FETÖ’nün üç harf­liler (cinler) sayesinde yayıldığını ifade etti.

    25 TEMMUZ 2016

    Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Cumhur­başkanı’nın daveti üzerine ilk kez Ak Saray’a çıktı. HDP’nin çağrılı olmadığı görüşmeden sonra CHP’den yapılan açıklamada “Normalleşmeye katkı sağlaya­cak olumlu bir görüşme” ifadesi kullanıldı. Recep Tayyip Erdo­ğan’ın Marmaris’te kaldığı otele baskın düzenleyen “suikast timi” üyesi yedi kişi yakalandı. Hakla­rında yakalama kararı çıkartılan, gazetecilerden 14’ü gözaltına alındı. AB, “İdam cezası getirilirse Türkiye’nin üyelik süreci durur” açıklamasını yaptı. Boğaziçi Köp­rüsü’nün adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olaraak değiştirildi.

    26 TEMMUZ 2016

    Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu gözaltına alındı. Hainler Mezarlığı Pendik’te açıldı. Bir televizyon kanalında olaylarda hayatını kaybeden siviller için şehit ifadesini kullanmamakta ısrar eden profesör Nurşen Mazıcı hakkında Marmara Üniversitesi yasal ve idari takibat başlatacağı­nı açıkladı.

    27 TEMMUZ 2016

    Genelkurmay: “Ordunun sadece %1,5’u darbeye katıldı”. İçişleri Yeni kanun hükmünde kararna­meye göre askeri liseler kapatıla­cak, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacak olan harp okulların­daki öğrencilerin ilişiği kesilecek, subay ihtiyacı üniversitelerden karşılanacak, GATA sağlık bakan­lığı bünyesine alınacak. İhraç ka­rarnamesi: Toplam 1684 general, subay ve astsubay ordudan atıldı.

    28 TEMMUZ 2016

    Erdoğan, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığı­na bağlanmasını istedi. Gözaltına alınan gazetecilerin sayısı 21’e yükseldi. Kritik YAŞ toplantısı: Üst komuta kademesi yerini korudu. Darbenin emir-komuta zinciri içinde yapılmadığını ilk açıklayan yüksek rütbeli subay olan 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar Genel­kurmay 2. Başkanlığına getirildi. 99 albay, general/amiralliğe terfi etti. Vatandaşlar 14 gündür meydanlarda.

    29 TEMMUZ 2016

    Darbe girişiminde hayatını kay­bedenlerin yakınlarına 88.600, yaralanların yakınlarına 17.719 TL tazminat ödeneceği açıklan­dı. Başbakan Yıldırım: “Hain­lerin yuvalandığı Akıncı Üssü ve darbe girişiminde kullanılan kışlalardan Hasdal, Maltepe, Mamak, Etimesgut Güvercinlik, Kara Havacılık Okulu, bunların hepsi kapatılacak”. İçişleri Bakanı Ala: “49.211 kişinin pasaportu, 330 kişinin sarı basın kartı iptal edildi”. Gaze­teci Bülent Mumay ve Zaman Gazetesi’nin eski yönetici ve yazarlarıyla birlikte gözal­tında bulunan şair ve yazar Hilmi Yavuz, serbest bırakıldı. Cumhurbaşkanı, açtığı hakaret davalarını bir kereye mahsus olmak üzere geri aldığını açık­ladı. Gözaltında bulunan 21 gazeteciden 19’u tutuklandı.

    30 TEMMUZ 2016

    Silahlı terör örgütü üyeliği suçla­masıyla tutuklanan Nazlı Ilıcak Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konuldu. Aralarında İstanbul’da tutuklu erlerin ve Ku­leli Askeri Lisesi öğrencilerinin de bulunduğu 758 asker serbest bı­rakıldı. Marmaris’teki otele saldırı düzenleyen ve bölgede ormanlık alanda saklanmaya devam eden suikast timinin 12 firari üyesinin etrafındaki çember daralıyor. Timin Çiğli İmamı olduğu iddia edilen “Paşa” lakaplı üyesi ast­subay kıdemli başçavuş Zekeriya Kuzu tutuklandı. CHP, 4 Ağus­tos’ta İzmir’de de bir “Demokrasi ve Cumhuriyet” mitingi düzen­leyeceğini duyurdu. Aralarında Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Ahmet Turan Alkan’ın da bulunduğu Za­man Gazetesi’nin altı eski yazarı tutuklanan gazeteciler kervanına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT ve genelkurmayın cumhur­başkanlığına, kuvvet komutan­lıklarının savunma bakanlığına bağlanacağını açıkladı.

    31 TEMMUZ 2016

    OHAL kapsamındaki yeni kanun hükmünde kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığına bağlan­dı. Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı. Milli Savunma Üniversi­tesi kuruldu. GATA ve diğer askeri hastaneler Sağlık Bakanlığına dev­redildi. 1.389 askeri personel daha TSK’dan ihraç edildi.