Kategori: Arkeo Tarih

  • Moskova’da Troya hazinesi

    Moskova’da Troya hazinesi

    Moskova’da görülmesi gereken yerlerin arasında mutlaka Puşkin Müzesi de yer almalı. 1912’de açılan bu müze, ilk başlarda Batı sanatının önemli örneklerinin replikalarını içeren bir koleksiyon barındırıyordu. Sovyet döneminde ünlü şair Aleksandr Puşkin’in adı verilen müze St. Petersburg’dan getirilen özgün eserlerle zenginleşti.

    Moskova'da Troya hazinesi

    Anadolu’dan Moskova’ya gidecek gezginlerin bu müzede asıl ziyaret edecekleri koleksiyon, Troya Hazinesi’dir. Anadolu Bronz Çağı’nın en nadide eserlerini barındıran bu koleksiyon, 1873’de Çanakkale’nin Hisarlık köyünde efsanevi Troya şehrini kazan Alman Heinrich Schliemann tarafından bulunmuş, akabinde Atina’ya kaçırılmış. Osmanlı Hükümeti’nin bu hırsızlık olayı karşısındaki tepkisi üzerine de 1881’de Berlin Kraliyet Müzesi’ne götürülmüş. Anlaşılan, o zamanki “stratejik ortak” Almanya’ya karşı bu durumda pek bir şey yapılamamış. Hatta, Schliemann hazineden birkaç parçayı Türkiye’ye geri vererek (bunlar İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndedir) yeniden kazı izni bile alabilmiş!

    Fotoğraftaki Troya II (MÖ 2.600 – 2.250) dönemine tarihlenen “Büyük Diadem”in de dahil olduğu hazinenin 259 parçalık esas koleksiyonu, 1945’te Berlin’de “kaybolmuş.” Seneler boyunca 2. Dünya Savaşı’nın kaybolan sanat eserleri arasındaki gizemini korumuş. Sovyetler Birliği’nin çökmesi sonrasında, 1996’da Moskova’daki Puşkin Devlet Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenmeye başlanmış. Almanlar hemen Ruslardan savaşta “çalınan” eserleri istemişler. Ruslar bunların harp tazminatı olarak alındığını belirterek reddetmiş. Türkiye de hazineleri geri istemiş ama Ruslar bu isteği pek ciddiye almamış…

  • Sikkedeki ateş bulundu

    Sikkedeki ateş bulundu

    Her yeni araştırma Amasya ve çevresinin Anadolu’daki en önemli Zerdüştlük merkezi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Kent merkezindeki Harşena Kalesi’nde keşfedilen son bulguyu da artık listeye ekleyebiliriz. 2007’de Amasya Müze Müdürlüğü tarafından bölgede yürütülen kazı çalışmalarında bazı bölümleri işlenmiş kayalık alanda yuvarlak şekilli bir kaide boşluğu bulunmuştu. İşte arazide yer alan bu bölümü, bir bronz Roma İmparatorluk Dönemi sikkesinde tasvir edilen ateş sunağı ile eşleştirmiş bulunmaktayız. Severus Alexander (MS 222-235) döneminde, o zamanki adıyla Amaseia’da basılmış sikkede kentin surlarla çevrili yukarı kısmı (sitadel) ve bu bölüm içinde üzerinde dev alevler yükselir durumda ateş sunağı resmedilmiş.

    Sikkede resmedilen ateş sunağını oluşturan yuvarlak biçimli boşluğa, kayaya oyulmuş dört adet basamakla ulaşılıyor. Kaide boşluğunun batı kenarında günümüze değin ulaşmış düzgün kesilmiş iki adet blok taş, ateş sunağının büyük olasılıkla Hellenistik Dönem’de (MÖ 334 – 330) inşa edildiğini gösteriyor. Silindir şeklinde olduğu anlaşılan ateş sunağının sikke üzerinde hemen solunda yer alan tapınak ile ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.

    Sikkedeki ateş bulundu

    Amaseia ateş sunağı, Zerdüşt dininin baştanrısı olan Ahura Mazda ile bağlantılı olmalıdır. Bu dinin en güçlü ritüel ögesi olan Ateş Kültü’nün, Hellenistik ve Roma dönemlerinde Amaseia halkının inanç pratiğinde yer aldığını ve kültün mimari boyut kazanmasına neden olduğu anlaşılmaktadır.

    Sikkedeki ateş bulundu
    Alevler böyle yükseliyordu Roma sikkesinde tasvir edilen Amasya Kalesi ve kalenin eteklerindeki ateş sunağı. Sunaktan alevler günümüzde de yükselse, yandaki uygulamada olduğu gibi gözükecekti.
  • Tarihî hurdalar

    Tarihî hurdalar

    Tarihî hurdalar

    Torino’daki Kraliyet Sarayı, 16. ve 17. yüzyıllarda Savoy Hanedanı için inşa edilmiş. 1946’da müze olan sarayın silah koleksiyonunda bulunan Osmanlı zırhları ve askerî malzemeleri, Osmanlı klasik devrinden eşşiz örnekler sunuyor. İki piyade, bir süvari asker ve atın zırhları, silahları, tepeden tırnağa eksiksiz bir takım oluşturmuş şekilde sergileniyor. Zırhların üzerinde Aya İrini Cebehanesi damgası var. Aynı zamanda Kayı Boyu isareti olarak da biliniyor: “ıYı” şeklinde bir damga… Müzede verilen bilgiye göre, bu eserler 1842’de İstanbul’da hurda metal olarak satılırken alınmış ve bu koleksiyona katılmış. Atalarının silahlarını ve eserlerini, hurda diye satmış atalarımız!

  • İstanbul’un en yaşlısı

    İstanbul’un en yaşlısı

    İstanbul, Sarayburnu’nda bugün önünde yoğun bir araç trafiğinin akıp gittiği surlardan biraz içeri girince karşınıza kentin hâlâ ayakta kalabilen yaklaşık 2 bin yaşındaki en eski yapısı çıkacak. Antik Bizantion kentinin günümüzde görülen yegane yapısı kaderine terk edilmiş bir halde duruyor.

    Bugün Topkapı Sarayı’nın bulunduğu tepede MÖ 7. yüzyılda Bizantion adıyla bir Megara kolonisi kurulmuştu. Bu kentin muhteşem surları, görkemli kamu yapıları vardı. Bunlar, günümüzde ancak eski kaynaklardan öğrenilebilir. Romalı tarihçi Cassius Dio’ya (ölümü 235) göre bu sur duvarları “Dışı birbirine bronz kenetlerle bağlanmış devasa dikdörtgen taşlardan inşa edilmişti.” Roma İmparatoru Septimus Severus, MS 2. yüzyılda kenti kuşattığında surlar uzun süre dayandı ama kent teslim olduğunda ceza olarak yarıya kadar yıkıldı. Sonraki yüzyıllarda surların üst kısımları yenilendi, üzerlerine ve çevrelerine yeni yapılar inşa edildi.

    Severus’un cezasından kurtulabilen ve bugüne ulaşabilen tek duvar kalıntısı 1.800 yıl sonra İstanbul’un işgal yıllarında Fransız arkeolog subaylar tarafından tespit edilmiş, ancak sonrasında unutulmuştu. Tehlikeli olmakla birlikte bugün bu ‘en eski İstanbullu’yu görmek için kalıntıların karşısına çıkanlar, belki de 178-180 yıllarında Bizantion surlarını gören Herodianus’un şu sözlerle aktardığı heyecanını paylaşırlar: “Şu an bile ayakta duran duvar harabeleri, görenleri onu ilk inşa edenlerin ustalıkları ve daha sonra yıkanların gücü karşısında hayrete düşürmektedir.”

    İstanbul'un en yaşlısı
  • Asfaltın altı Roma mezarı

    Asfaltın altı Roma mezarı

    İstanbul Beyazıt meydanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü Vezneciler alt geçidi yenileme çalışmalarında, asfaltın hemen altından Roma dönemi iki lahit kapağı çıktı. Anlaşılan lahit (sandık şeklindeki mezar) kapakları belirlenemeyen bir dönemde yerlerinden çıkarılıp buraya taşınmış. Eserler koruma amacıyla İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne kaldırıldı.

    Söz konusu alan, antik Byzantion kentinin nekropolüydü. Bu büyük mezarlık alanı Çemberlitaş, Çarşıkapı’dan Laleli’ye kadar uzanıyordu. Daha 4. yüzyılda Konstantinos’un kenti başkent haline getirmesi ile bu mezarlık kent içinde kaldı. Mezarların üzerine binalar inşa edildi. Aynı dönemde bölgeye günümüze kadar varlığını koruyan büyük bir meydan yapıldı.

    Bizans uzmanı arkeolog Dr. Kerim Altuğ, lahitlerin ve bölgenin tarihine dair şu yorumu yaptı: “1943-1947 arasında Beyazıt’ta inşa edilen İstanbul Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi binasının temel kazıları sırasında, antik Byzantion nekropolüne ait çok sayıda arkeolojik bulgu elde edilmiştir. 1965’te inşa edilen Vezneciler trafik tünelinin yapımı sırasında gerçekleştirilen kazılarda dikkate değer arkeolojik veriler sağlanmıştı. Ağustos ayında Vezneciler trafik tünelinin yenileme çalışmaları esnasında gün ışığına çıkan ve Roma İmparatorluk Çağı’na tarihlenen iki adet lahit kapağı ise antik Byzantion kentinin nekropolüne ait olmaları bakımından İstanbul’un kentsel geçmişine dair en erken bulgulara örnek teşkil etmektedir.”

    Asfaltın altı Roma mezarı
    İSTANBUL/Beyazıt Fotoğraf: Kerim Altuğ
  • Tarihî hazineler depolarda bekliyor

    Tarihî hazineler depolarda bekliyor

    Marmaray kazılarında bulunan arkeolojik hazineler için hazırlanan “müze-durak” projeleri rafa kalkmış görünüyor. Eserler hâlâ depolarda üst üste yığılı.

    Kent tarihini yeniden yazan İstanbul’daki Marmaray ve metro kazılarında elde edilen buluntular, sergilenmek için hazırlanan projelerin uygulamaya geçmesini bekliyor. 2004’ten itibaren Yenikapı, Vezneciler, Sirkeci, Cağaloğlu, Üsküdar, Ayrılıkçeşme ve Yedikule’de gerçekleştirilen kazılar Marmaray’ın 29 Ekim 2013’te açılmasından kısa süre önce tamamlanmıştı. Bu süre içerisinde 8500 yıl öncesine kadar giden Neolitik Dönem mezarları, kulübe kalıntıları ve ayak izleri ile çeşitli ahşap nesneleri, Bizans gemileri ve Osmanlı çinileri bulundu. Bazı kalıntılar incelenip belgelendikten sonra kaldırıldı, bazıları inşa edildikleri dönem, malzeme ve teknikleri ya da plan özellikleri açısından önemli bulunup büyük gayretlerle taşınarak koruma altına alındı. 

    Buluntuların önemli bir kısmı, Marmaray ve metro duraklarında sergilenmek üzere büyük masraflar ile yerinden kaldırıldı. Planlanan projeler arasında, Yenikapı’dan İstanbul’un fiziki hafızasını gösteren bir kesitin sergilenmesi vardı. Yaklaşık 10 metre boyundaki bu kesitte, Neolitik Dönem’den Cumhuriyet’e kadar biriken tabakalar kolayca fark edilebiliyor. Bölüm şu an İstanbul Arkeoloji Müzeleri deposunda sergilenmeyi bekliyor. Benzer bir kesit Atina metrosundaki Dafni durağında yer alıyor. Ancak bu kesit gerçek değil, durak için özel olarak tasarlandı. 

    Tarihî hazineler depolarda bekliyor
    İSTANBUL/Belgradkapı

    Ayrıca, Yenikapı’da bir Bizans kilisesinin temel kalıntıları, Kadıköy’de bir Bizans sarnıcı sergilenecek. Cağaloğlu çıkışında 7.-8. yüzyıldan görkemli bir binaya ait olduğu tahmin edilen altyapı kalıntıları, câmekan arkasında gösterilecekti. Tam o noktada bugün, “Bu duvarın arkasında arkeolojik kalıntılar yer almaktadır” yazılı bir afiş yer alıyor. Ayrıca duraklarda çok sayıda gemi, büyük boyutlu taş eser, sütun, sütun kaidesi ve başlıkların sergilenmesi planlanıyordu. Ancak metro duraklarının faaliyete geçmesiyle söz konusu projeler de rafa kalkmış gözüküyor. 

    Tarihî hazineler depolarda bekliyor

    Dünyanın birçok kentinde de metro kazıları, Türkiye’dekine benzer tahribat, gecikme ve masraf tartışmalarıyla gerçekleştiriliyor. Ancak en azından kazı sonrası sergilenme konusunda örnek alabilecek örnekler var. Viyana’daki Stephans-platz durağında bir şapel buluntusu aynen korunurken Meksiko kentinin Pino Suárez durağında bir Aztek piramidi sergileniyor. Benzer projeler İzmir-Çankaya, Porto-Campo 24 de Agosto, Prag-Mustek duraklarında da yer alıyor. 

    İstanbul’da projeleri geciktirmek yerine küçük adımlarla dahi harekete geçilebilir. Sergilenecek buluntular, duvarlara yerleştirilecek kazı fotoğrafları bile her gün yolu yeraltına düşen milyonlarca kişinin gözünde bir İstanbul tarihi oluşması için fikir verebilir. 

    Tarihî hazineler depolarda bekliyor
    İSTANBUL/Sirkeci
    Bu duvarın arkasında 1300 yıl saklı Marmaray, Sirkeci durağının Cağaloğlu çıkışında “Bu duvarın arkasında arkeolojik kalıntılar yer almaktadır” yazıyor. O duvarın arkasında çıktığı yerde sergilenmesi planlanan ancak sonra vazgeçilen 7.-8. yüzyıla ait Bizans kalıntıları bulunmuştu. Zeytinburnu, Belgradkapı’daki bir açık hava deposunda da (üstte sağda) kazılarda ortaya çıkan binlerce buluntu, Atina’daki gibi sergileneceği günü bekliyor.

    MUHTELİF

    1- WilliamShakespeare’in aynı isimli tragedyasına mekan olan KKTC’nin Gazimağusa kentindeki 14. yüzyıl tarihli Othello kalesinde restorasyon başladı. Projeyi Türk ve Rum tarafları ortak yürütüyor. 

    2- Kadıköytarihinehayatını adayan Müfid Ekdal (96) 11 Temmuz’da hayatını kaybetti. ‘Kadıköy’ün Herodotu’ olarak bilinen Ekdal, bu konuda pek çok kitaba imza atmıştı. 

    3- KGB’ninRusya’dan kaçırılan gizli arşivi Churchill Koleji’nde halka açıldı. Arşivin sahibi, 1972 ve 1984 yılları arasında KGB’nin arşiv bölümünde üst düzey görevde bulunan Vasili Mitrokin, gizlice kopyaladığı binlerce belgeyi 1992’de İngiltere’ye vermişti. 

    4- İnsanlıktarihininen önemli arkeolojik alanlarından Göbeklitepe’de ilk arkeolojik araştırmaları yapan Prof. Dr. Klaus Schmidt (61), 20 Temmuz’da kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Schmidt, 1995’ten bu yana Göbeklitepe kazı başkanlığını yürütüyordu. 

    5- 4.000 yıllık Mısır heykeli, müzayede şirketi Christie’s tarafından 57 milyon TL’ye satıldı. Heykel, antik Mısır’da önemli bir devlet adamı olan Sekhemka’yı tasvir ediyor. Eserin iadesini isteyen Mısır hükümeti satışa itiraz etti. 

    6- Üsküdar’daki Hüseyin Avni Paşa Köşkü, 28 Haziran’da çıkan yangında kül oldu. Yapı 2009’da TMSF tarafından iş adamı Mehmet Cengiz’e “yıkılmadan korunması” şartıyla satılmıştı. 

    TARİHE KALANLAR

    Gazze’de katliam 

    Önce İsrailli üç, ardından Filistinli bir gencin kaçırılıp öldürülmesiyle patlak veren krizde İsrail, 8 Temmuz’da Gazze’ye yönelik hava ve karadan Koruyucu Hat Operasyonu’nu başlattı. Saldırılarda 21 Temmuz günü itibarıyla 532 Filistinli; 20 İsrailli hayatını kaybetti. 

    Ukrayna’da uçak düştü 

    Amsterdam-Kuala Lumpur seferini yapan Malezya Ha- vayolları’nın yolcu uçağı 17 Temmuz akşamı Ukrayna’nın doğusunda düştü. Mürettebat dahil toplam 295 kişi hayatını kaybetti. Uçağın bir füze saldırısı sonucunda düştüğü tahmin ediliyor. 

    Brezilya’da tarihî fark 

    12 Haziran-13 Temmuz arasında Brezilya’da gerçekleştirilen 2014 FIFA Dünya Kupası’nı, finalde Arjantin’i yenen Almanya kazandı. Turnuvanın en çok konuşulan olayı, yarı finalde ev sahibi Brezilya’nın Almanya’ya 7-1 yenilmesi oldu. 

    Kaçırılan şoförler serbest 

    IŞİD militanlarının Irak’ta 9 Haziran’da kaçırdığı 32 Türk TIR şoförü 3 Temmuz’da serbest bırakıldı. Şoförler Erbil üzerinden uçakla Türkiye’ye getirildi. 

    ABD-Almanya casus krizi 

    Almanya’da ABD lehine casusluk yaptıkları şüphesiyle istihbarat servisi BND’den bir kişi tutuklandı ve bir Savunma Bakanlığı çalışanına soruşturma başlatıldı. Alman hükümeti, Berlin’deki CIA temsilcisini sınır dışı etti. 

  • İç Anadolu’dan Los Angeles’a

    İç Anadolu’dan Los Angeles’a

    Tatianos ve karısı Tation, 2. yüzyılda Ankara, Eskişehir veya Afyon’da yaşamış olmalılar. Roma döneminde, bir bölümü Galatya adını alan Frigya bölgesi, imparatorluğun ikinci merkezi konumundaydı. Mezar stelindeki sembolik kabartmalar ve kitabeden, Tatianos’un iyi eğitim görmüş bir asker, çiftlik ve bağ sahibi olduğunu anlıyoruz. Tatianos’un yanında bir orak, bir elinde asa, diğerinde de yılan ya da kamçı görülüyor. Karısı ise güzelliğin sembolü aynanın yanında betimlenmiş. Eşler arasındaki iki uzun dikdörtgen levha şeklindeki diptikon, küçük notlar yazmak için kullanılıyordu.

    Roma döneminin anıtsal üslubunu Frigya’ya has bir yorumla adeta karikatürize eden bu eser, Anadolu’dan kaçırılan diğer birçokları ile birlikte, Los Angeles’taki The Getty Villa Müzesinde sergileniyor. Pompei’deki bir villanın kopyası şeklinde yapılan müze, ABD’deki en zengin Antik Çağ ve Roma dönemi koleksiyonlarından birini barındırıyor.

    İç Anadolu'dan Los Angeles'a
    Roma çağına ait Afyon mermerinden yapılmış mezar steli, MS 2-3. yüzyıl.
  • Böyle bulundu Zerdüşt

    Böyle bulundu Zerdüşt

    Oluz Höyük’teki kazılarda Zerdüştlüğün Anadolu’daki ilk izlerine ulaşıldı. Buluntulara göre kadim inanç 2500 yıldır bu topraklarda.

    Amasya, Oluz Höyük’te yapılan kazılarda Zerdüştlüğün Anadolu’daki en erken izleri bulundu. MÖ 5. yüzyıla ait buluntularla, dinin pratiklerinin 2500 yıldır süreklilik arz ettiği anlaşıldı.

    Tek tanrı-vahiy-peygamber sisteminin Önasya’daki ilk örneği Zerdüştlük, günümüz İran-Irak coğrafyasında egemen olan Sasani (224- 651) döneminin resmî diniydi. Tarihiyse bilindiği kadarıyla MÖ 650 yıllarına kadar uzanıyor. Bugüne kadar bulunan ilk yazılı kaynaklarsa 7. yüzyıl tarihli. Bu dönemden önceki sürecinin ya sözlü tarihe dayandığına ya da kayıtların henüz bulunamadığına inanılıyor. İşte bu dönem Zerdüştlüğün “arkaik dönemi” olarak nitelendiriliyor. Ve bu dönemi incelemek için arkeologların ve din tarihçilerinin elinde iki temel kaynak var: Antik Dönem yazarları ve arkeolojik çalışmalar.

    Böyle bulundu Zerdüşt
    Daskyleion’da (Hisartepe) 1910’da bulunan kabartma (solda) kurban ayinlerini anlatıyordu. Oluz Höyük’te ortaya çıkan eşek kafatasları kabartmaların gerçekliğini kanıtlıyor.

    Eldeki bütün kaynaklar birarada değerlendirildiğinde temelinde ateşe saygı törenleri olmak üzere pek çok dinî ritüelin dahil olduğu bir Zerdüştlük portresi ortaya çıkıyor. Oluz Höyük’te TÜBİTAK tarafından desteklenen kazılarda bu portreyi aydınlatan pek çok yeni bilgi elde edildi.

    Yeni bilgilerden biri doğrudan 1910’da Manyas Gölü kıyısında bulunan Anadolu kabartmalarıyla ilgili. MÖ 5. yüzyılın güçlü devleti Akhaimenid İmparatorluğu döneminden kalma ünlü Daskyleion (Hisartepe) kabartmalarının birinde iki kişinin sunak üzerinde boğa ve koyun kurban ettikleri an tasvir edilmiş. Oluz Höyük’te açığa çıkarılan kutsal çukurlarda da, öldürülmüş eşek ve yavru domuzlara ait kafatasları bulundu. Dolayısıyla buluntularla, Daskyleion kabartmasındaki sahneyi eşleştirmek mümkün. Böylece Anadolu’da arkaik Zerdüşt dinî kurban ayinleri arkeolojik olarak ilk kez kanıtlandı.

    Oluz Höyük’teki kutsal çukur Zerdüştlüğün tarihine ışık tutuyor. Bulunan aletler günümüz ayinlerinde kullanılanların neredeyse aynısı. Anlaşılan o ki, 2500 yıldır dinin pratikleri neredeyse hiç değişmemiş.

    Yeni kazılarla kurban ayinlerinin ötesinde Zerdüştlüğün temelindeki ateş ayinleri konusundaysa eldeki bilgilerin kapsamı genişledi. Bugüne kadar ateş ayinleri Erciyes Dağı eteklerinde tesadüf eseri bulunmuş olan dört tarafında Magi adı verilen rahiplerin betimlendiği bir ateş sunağı dışında bir arkeolojik kimliğe sahip değildi.

    Böyle bulundu Zerdüşt
    Oluz Höyük, doğusundaki Geldingen Ovası’nın yer seviyesinden 15 metre yükselikte. Kazı çalışmalarında 3 bin metrekarelik bir alana ulaşıldı.

    Ta ki Oluz Höyük kazılarına kadar. Çünkü bölgedeki Pers Yolu denen taş döşemeli yol kalıntısının güneyinde keşfedilen bir ateş yakma çukuru, burada ayin gerçekleştiğine dair de izler taşıyor. Bu ayinlere dair eski izlerin Anadolu ve Mezopotamya’da ne denli nadir olduğu düşünüldüğünde, Oluz Höyük buluntularının önemi daha da artıyor. Zira, MÖ 5. yüzyıla tarihlenen bu çukur, zaten ateşe özel bir saygı duyan Kızılırmak havzası toplumlarının dinî tercihleri ile arkaik Zerdüştlük arasında doğrudan bağlantı kurulmasına olanak veriyor.

    Böyle bulundu Zerdüşt

    Ayrıca kazıları değerlendirirken günümüz Zerdüştlüğündeki ibadet şekillerini de göz önüne almak, geriye dönük açıklamalar için kısmen de olsa fırsat tanıyor. Örneğin bugünkü ayinlerde sandalağacı kutsal ateşi toz haline getirilir ve kokusu odaya dağıtılır. Ayrıca arınma amacıyla da kutsal su, vücuda dökülür. Bu her iki pratik için de özel bir kepçe kullanılır. Oluz Höyük’teki kazılarda da sapı ördek başı biçiminde tunç bir kepçe bulundu. Üstelik bu kepçe, kullanılamayacak duruma gelmiş kutsal eşyaların gömüldüğü çukurlardan birinde ortaya çıktı. Geçmişten günümüze gelen bu eşleşme Zerdüşlük tarihi açısından önemli bir tespite imkan veriyor: Anlaşılan, bu kadim inancın ayinleri 2500 yıldır fazla değişime uğramadan bugüne kadar ulaşmış.

    Zerdüştlük

    Ateşle yayıldı

    Zerdüştlük Kuzeybatı İran’daki Media’da doğdu ve Anadolu’ya MÖ 590’dan itibaren Med Krallığı’nın yayılımı ile girdi. Dinin kurucusu Zerdüşt’ün ne zaman yaşadığı bilinmemekle birlikte MÖ 800–550 yılları arasında bir dönemin üzerinde duruluyor. Tek tanrı (Ahura Mazda), vahiy, peygamber (Zerdüşt) sisteminin Önasya’daki en erken örneğinin izlendiği Zerdüştlüğün, arkaik dönemini yaşamış olduğu Med Krallığı (MÖ 678-550) ve Akhaimenid İmparatorluğu (MÖ 550-331) sürecindeki kurumsal yapısı hakkında yeterli bilgi bulunmuyor. Med kökenli oldukları bilinen ve magi denen rahiplerin varlığı kabartmalardan da izlenebiliyor. Magilerin yönettiği, genellikle açık havada gerçekleştirilen Ateş Kültü ayinleri zamanla tapınaklardaki sunaklarda yapılmaya başlanmıştı. Başlangıçta elit bir kesime hitap eden din, Ateş Kültü ayinleri ile birlikte halka açık bir hale gelmiştir.