Yapımı 1903-1909 arasında tamamlanan, Mimar Vedat Tek’in ilk eseri Sirkeci Büyük Postane (Posta ve Telgraf Nezareti Binası), dış cephesinin güzelliği kadar, içeride kullanılan mobilyaların zarafetiyle de dönemin estetik anlayışını yansıtmaya devam ediyor. Çektiği fotoğraflar ile yaşadığı dönemin sosyo-kültürel hayatını kayıt altına alan foto muhabiri Faik Şenol’un yakaladığı bu karede, Türkiye’nin en büyük postane binasında “hayalet kız”ın önünde durduğu işlemeli masanın bir replikası halen aynı yerde. Masanın orijinali ise aynı bina içindeki PTT Sirkeci Müzesi’nde sergileniyor.
En heyecanlı yarışmaların, soluk soluğa spor müsabakalarının her daim gülümseyen; mağlubiyetle hüzünlense, başarıyla gönense de ölçüyü ve zarafeti elden bırakmayan o aşina yüzü artık yok. 7’den 70’e tüm Türkiye’nin aileden kabul ettiği, sevgisiyle göklere çıkardığı ve oradan 96 yıllık hayatı boyunca indirmediği Halit Kıvanç yaşama veda etti. Tam manasıyla bir devrin sonu…
Radyo ve televizyon yayıncılığının duayeni, gazeteci, spiker, yazar Halit Kıvanç, 18 Şubat 1925’te hayatının büyük kısmını geçireceği Fatih’te doğmuştu. Doğduğu evde ortaokulu, liseyi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni tamamlamış; orada evlenmiş, 1958’de orada oğlu Ümit Kıvanç’ı kucağına almıştı. Sebze-meyve ticareti ile uğraşan babasının işleri için kısa bir süre bulundukları Tokat’ta, 5.5 yaşında ilkokula başlamıştı. Okuma-yazma bilmeyen bir annenin erkenden okumayı söken en küçük oğlu, “Henüz erken” diyen okul müdürünü masadan kaptığı gazeteyi okuyarak ikna etmiş; ilk sunuculuk deneyiminde “kendi kendisini sunmuştu”.
Hayatının ilk yılları tam bir “adam olacak çocuk” hikayesiydi. Annesi okumamıştı ama, onu elinden tutup yabancı dil derslerine, Fransızca hocalarına götürmüştü. Pertevniyal Lisesi’nde Reşat Ekrem Koçu’dan tarih, Üstat Mesut Cemil’den müzik, yazar Demir Özlü’nün babası Sabih Özlü’den beden, Emre Kongar’ın babası İhsan Kongar’dan felsefe dersleri aldığı yıllarda sabahın 4’ünde uyanır, kahvaltıya kadar derslerini tamamlar, vaktinin çoğunu Millet Kütüphanesi’nde kitap okuyarak geçirirmiş. Bu çaba ve disiplinin sonu, birincilikle tamamlanan lise, ardından bir tek kırık not olmadan bitirilen Hukuk Fakültesi olmuştu. Yetişkinlik yıllarında bile “inek” lafını duyduğunda dönüp bakmamak için zorlandığını söylüyordu gülerek…
Mesleğinin hakkını hep veren Halit Kıvanç, ilk günlük spor gazetesini çıkardı, Papa ile röportaj yapan ilk Türk gazeteci oldu. Döneminin tüm olimpiyat organizasyonları izleyiciyle onun anlatımıyla buluştu.
Bu disiplini, ilerleyen yıllarda da ona haklı bir ün kazandırmıştı. Öyle ki Milliyet Spor Servisi’nin unutulmaz müdürü Namık Sevik, fazla ileri götürürse “Pırpırlanma” dermiş. “Pırpır” lakabı bu yıllardan kalma… Ama bu “pırpırlanma” eylemi de elbette deneyime dayanıyor. Bir seyahat öncesi 15 gün evvelden bavuluna neler koyacağını listelemekten her daim yanında bulundurduğu acil durum “ilaç kutusu”na (içinde bir hazım, bir ishal, bir de başağrısı ilacı varmış), çift kalem, çift not defteri, hatta çift kol saati taşımasına… Her koşula, her ihtimale hazırlıklı olmadan, bir plan ve sistem dahilinde hareket etmeden, bu kadar büyük bir üretkenlikle, başdöndürücü bir hızla oradan oraya koşturarak geçirdiği meslek hayatının altından kalkabilir miydi acaba?
Bavul hazırlamak için bile bir sistemi varmış. Tepeden başlayıp, ayağa doğru gidermiş. Kafaya şapka gerekir, saç için tarak, belki jel, şampuan; daha aşağıda gözler için güneş gözlüğü; daha aşağıda tıraş olunacak tıraş takımı… Ayağa kadar gidermiş.
Hukuk Fakültesi sonrası ilk defa derme-çatma bir uçağa binip Siirt’in haritada bile bulmakta güçlük çektikleri Kozluk ilçesine (Kürtçe ismi Hazo) hâkim olarak atanmış. Akrepler, kan davaları ve yalnız başına karanlıkta geçirdiği gecelerin ardından cübbesini giyip işinin başına geçtiği 3 ayda, yine sistematik çalışma alışkanlığı sayesinde bütün dava dosyalarını eritmiş. Ancak sonra şartların ağırlığına dayanamayıp tekrar uçağa binip gerisin geriye baba evine dönmüş. Gönlünde gazetecilik yatıyormuş.
TRT’nin ilk ekran yüzlerinden olan Halit Kıvanç, Pelé ile ilk röportaj yapan Türk gazeteci olmuştu.
İlk işlerinden biri Yazı İşleri Müdürlüğü koltuğunda Abdi İpekçi ve Osman Karaca’nın oturduğu akşam gazetesi İstanbul Ekspres’te olmuş. 1951’de cebine az bir yolluk koyup onu Avrupa’ya göndermişler. İtalya ve Avusturya’da geçirdiği 3.5 ayda İtalya Başbakanı’nın bizzat sağladığı indirimli tren biletiyle dolaşmış; röportajlar yapmıştı. Türk matbuat tarihinde ilk defa Papa’yla röportaj yapan da o olmuştu. Gazete o gün tirajda sabah gazeteleriyle yarışmıştı.
İlkler, 1953’te Türkiye’nin ilk spor gazetesi Türkiye Spor’u çıkarmalarıyla devam etmişti, ancak çok geçmeden Abdi İpekçi’nin Milliyet’inde onun üç yardımcısından biri olarak spor ve magazin servisinin başına geçti. TRT, yayın hayatına başladığında ekranın ilk yüzlerinden biriydi. Bazen çocuklara seslendi, bazen müzikseverlere… Döneminin tüm olimpiyat organizasyonları izleyiciyle onun anlatımıyla buluştu. Hemen hemen her alanda yayıncılık yapsa da en çok futbol sunuculuğu ile tanındı Halit Kıvanç. FIFA Dünya Kupası’nı televizyonda sunan ilk Türk spikerdi. Pelé ile ilk röportajı yapan da oydu. Fenerbahçe aşkına rağmen tarafgirliğin girmediği, objektif olmanın bir gazeteci ve spiker için halen geçer akçe sayıldığı, kritik anlarda sesine kulak kesilen milyonları itidale çekmenin sorumluluk kabul edildiği bu yılların en önemli temsilcilerindendi.
Mesleğinde o kadar kusursuzdu ki yarışma, eğlence, bayram, yılbaşı, kısacası televizyonda yayınlanan tüm program türleri onun sunumuna emanet edildi. 16 yıl boyunca 23 Nisan Çocuk Şenlikleri’ni sundu. Ömrüne 16 kitap, 3 plak ve 1300’den fazla ödül sığdıran Kıvanç, ekrandan taşan beyefendiliği ve yaşam enerjisi ile bir ekol yarattı. En büyük ödülün ise ona herkesin “Halit Ağabey” diye seslenmesi olduğunu söylüyordu.
Deniz Kaynak
16 yıl boyunca 23 Nisan çocuk şenliklerini o sunmuştu.
1961’in son günü İstanbul Saraçhane’de İstanbul İşçi Sendikaları Birliği tarafından cumhuriyet tarihinin ilk işçi mitingi düzenlendi. 100 bine yakın kişinin katıldığı miting, sembolik öneminin yanında kitleselliği ile de işçi hareketinin 1960’lardaki mücadelesinin dönüm noktası olmuştu. 1961 Anayasası’yla tanınan sendika kurma, toplu sözleşme ve grev hakları, yasal düzenleme yapılmadığı için daha önce fiilen hayata geçirilmemişken; Saraçhane’nin ardından Kavel Direnişi’yle 1963’te grev ve toplu sözleşme hakkını düzenleyen yasalar çıkarılmıştı. Eylemde işçilerin geçim sıkıntılarını yansıtan “Herkesin sahanında et kaynar, işçinin sahanında dert kaynar”; “Asgari ücreti azami ücret olmaktan grev kurtarır”; “Maluliyet aylığı 120, ev kirası 150 lira” gibi pankartlar öne çıkmıştı.
DEPO PHOTOS
1930’LARDA BİR YILBAŞI GECESİ
Yeni yılın eşiğinde gülen gözler
Eski seneyle, yeni yılın birleştiği 31 Aralık akşamı, şehirleri aydınlatan lambaları, hediyeleri, eğlenceleriyle umudun, yeni hayallerin, hedeflerin, temiz bir sayfa açmanın sembolü. Cumhuriyetin ilk yılbaşı balosunun düzenlendiği Pera Palas, 1930’lu yıllarda bu kutlamalardan birine evsahipliği yapmış. En şık kıyafetleriyle gözlerinin içi gülen bu genç çift de bu karede ölümsüzleşmiş.
CENGİZ KAHRAMAN ARŞİVİ
5 OCAK 1935
Mahmutpaşa’da bayram hazırlıkları
Yıl 1935… Ramazan/Şeker Bayramı, Ocak ayına denk gelmiş; Noel ve yılbaşı yortularının hemen ardından kutlandığı için özellikle İstanbul’da her dinden insanın birlikte bayram etmesine yol açmıştı. Ay başında memur maaşlarının da dağıtılmasıyla, esnaf da bayram edenlere katılmıştı; özellikle Mahmutpaşa çarşısı ana-baba gününe dönmüştü. Öyle ki bayram hazırlıklarıyla meşgul insanlarla esnafı gösteren bu fotoğrafları yayımlayan Cumhuriyet gazetesi, şekerci dükkanlarının Büyük Harp’teki fırınları hatırlattığını söylüyordu.
Atatürk 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda vefat ettikten sonra, naaşı 16 Kasım’da sarayın muayede salonuna yerleştirilen katafalka kondu; onu son defa selamlamak isteyen onbinler saraya koştu. 19 Kasım’da bayrağa sarılı tabut, Yavuz zırhlısı ile İzmit’e, oradan da trenle Ankara’ya nakledilerek Etnografya Müzesi’ndeki geçici istirahatgahına yerleştirildi. İstanbullular Yavuz zırhlısı gözden kaybolana kadar Gazi’yi yaşlı gözlerle uğurladılar. İzmit’ten Ankara’ya uzanan demiryolunun iki yanı da Gazi’yi taşıyan treni görmek isteyen insanlarla dolmuş, halk başkente doğru ilerleyen trendeki büyük devlet adamını saygıyla selamlamıştı.
Mustafa Kemal’in cumhuriyetin ilanından sonra Manisa’ya ilk gelişi. Gazi ilk olarak 26 Ocak 1923’te Manisa’ya gelmiş ve büyük bir ilgi ve tazahüratla karşılanmıştı. Cumhuriyetin ilanından iki sene sonra ise şehre trenle gelen Mustafa Kemal’in yanında Ali Said, Fahreddin ve Ali Hikmet paşalarla milletvekilleri hazır bulunmuştu. Mustafa Kemal Manisa’ya geldiğinde şapka takıyordu ve yanında yine şapkalı Belediye Başkanı Bahri Sarıtepe vardı. Yaptığı konuşmada “… Felaketler insanları, akılları başında olan milletleri daima azimkar hamlelere sevkeder ve işte siz de o hamleleri yapmaktasınız… Azminizin çok az zamanda çok feyizli neticeler vereceğine emin olarak sizi tekrar hürmetle selamlarım…” demişti.
Sadece birkaç yüz bin kişinin yaşadığı bir İstanbul. Yeşilin bol, denizin pırıl pırıl, insanların en güzel kıyafetleriyle dolaştığı bir şehir… Gökdelenlerin yerinde ahşap köşkler, kasırlar, yalılar; sokakların ilk otomobille tanışmasına henüz birkaç yıl var. Levanten oldukları tahmin edilen İstanbullu bir ailenin 1903 tarihli fotoğraf albümü 20. yüzyılın başındaki bu şehrin artık hafızalarda bile yaşamayan hatırasına bir kapı açıyor.
Jean-Louis Bacqué-Grammont tarafından Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’ne (IFEA) kazandırılan albümde, aile üyelerinin Büyükada ve Boğaziçi kıyılarında çektiği fotoğraflar bulunuyor. IFEA, bu fotoğraflarla 1991’de, Mimar Sinan Üniversitesi’nde “Aranıyor: Geçmişin Derinliklerinde Kaybolmuş İstanbullu X Ailesi” adlı bir sergi de düzenledi. Genç bir çiftin Ankara’da bir eskiciden buldukları albüm, çift mercekli aygıtlarla bakıldığında üç boyutlu görüntüler veren çifte fotoğraf camlarına basılmış. Tek ipucu ise kutulardan birinin üzerinde yazan “Prinkipo 1903” kaydı.
Tam 60 yıl önce 4 Ağustos 1962’de hayatını kaybeden, ölümü üzerindeki sis perdesi hâlâ tam olarak aydınlatılamayan Marilyn Monroe, dünyanın gelmiş geçmiş belki de en ünlü modeli, şarkıcısı, aktrisiydi. Monroe, Kore Savaşı’nın bitiminden 6 ay sonra, 16-19 Şubat 1954’te bir dizi gösteri-konser için Kore’ye gitmişti. O sırada 4. Kore Tugayı’na bağlı Türk askerleri de orada görev yapıyordu. Onunla birlikte fotoğraf çektirme şansını ise Türk tugayı personeli içerisinde sadece topçu taburunda görevli, keşif uçaklarını kullanan pilotlar yakalayacaktı. Monroe, Kimpo Havaalanı’na indiğinde, bu alanda üslenen Türk karacı pilotlar Amerikalı askerî polisleri atlatıp yıldızın etrafını sarmıştı. İlk defa dergimizin Mart 2012 sayısında yayımlanan bu fotoğrafta, Pilot Üsteğmen Cavit Özata ve diğer Türk subayları, Monroe ile beraber…
Kıyı uzunluğu 515 kilometreyi bulan, 6 tarafı denizlerle çevrili nadir kentlerinden biri İstanbul. Bir zamanların “plajlar şehri” bugün müsilajıyla, kolibasiliyle meşhur ne yazık ki… 1920’li yıllarda Ekim Devrimi’yle gelen Beyaz Rusların kamplarda kaptıkları bitlerden deniz banyosuyla kurtulmak istemesi vesile olmuş. “Deniz hamamları”nın ahşap kutularının içinden kadınlı-erkekli kumsallara taşan deniz sefaları da bugün ancak fotoğraflarda kalmış.
Cumhuriyet sonrası altın çağını yaşayan İstanbul plajlarından bugün halen kullanılanlar da var. Şimdilerde kadınlar plajı olarak hizmet veren Rumeli Kavağı’ndaki Altınkum Plajı, 1934’te şair Yahya Kemal Beyatlı (solda), ilk kadın ressamlarımızdan Melek Celal Sofu ve eşi ünlü avukat Hasan Celal Sofu’yu misafir etmiş. Şirket-i Hayriye, 1 Temmuz 1930’da açılan plaja vapur seferi başlatmış. Plajın ünü artsa da, gidip gelmenin 4 saat sürdüğü Altınkum o zamanlar çok daha yakın yerlerden de denize girebilen İstanbulluların pek rağbet ettiği bir yer olmamış.
Türkiye’de sol hareketin sembol isimleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın, 6 Mayıs 1972’de idam sehpasına yürümesinin üzerinden 50 yıl geçti. Gezmiş ve Aslan 25 yaşında, İnan ise yalnızca 23 yaşındaydı. 12 Mart 1971 muhtırasından sonra idamlarının onayı Meclis’ten “3-3” bağırışları arasında çıkmıştı. Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel’in başrolde olduğu, iki eliyle onay verdiği karara evet diyenler arasında CHP’den de 30 isim vardı.
Deniz Gezmiş, Ankara’nın Ayaş ilçesinde öğretmen bir ailenin çocuğu olarak 17 Şubat 1947’de doğmuştu. 1966’da girdiği İstanbul Hukuk Fakültesi’nin gençlik liderlerinden olan Gezmiş, 68’de üniversite işgalinde, 6. Filo protestolarında, Samsun’dan İstanbul’a Mustafa Kemal Yürüyüşü’nde en öndeydi. 1969 Haziran’ında Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş; Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurmuş; 4 Mart 1971’de dört ABD’li erin kaçırılması eyleminde, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan’la birlikte yakalanmıştı.
Rusya’nın Ukrayna’da 24 Şubat’ta başlattığı operasyon, ilk haftasından dünyayı sarstı. Rus askerleri Ukrayna’ya Belarus toprakları üzerinden kuzeyden, Rusya sınırı ve tartışmalı Donbas bölgesi üzerinden doğudan, Kırım üzerinden de güneyden girdi. Operasyonun ülkenin belirli noktalarında, askerî tesisleri hedef aldığı savunulsa da hava saldırıları sivil ölümlere, on binlerce insanın yollara düşmesine ve ailelerin parçalanmasına da neden oldu. Ukrayna halkının gözlerinde savaşın izleri ve çatışmanın belleklerden silinmeyecek fotoğrafları.
Ukrayna millî artistik patinaj takımının koreografı Ilona Koval (ortada), kızı ve bir aile dostu ile Ukrayna’dan çıkmaya çalışırken, gözyaşlarını tutamıyordu.
24 ŞUBAT PERŞEMBE
UYGUN ADIM IŞGALE DOĞRU Rus Ordusu için askere alınanlar, Kırım’daki Sivastopol istasyonunda düzenlenen uğurlama töreninin ardından trenlere bindi. Binlerce Rus askeri, Ukrayna’nın işgal operasyonuna katılmak için kara, hava ve deniz yoluyla konuşlandırıldı.BIR GÜN UYANDILAR VE EVDE BIR ROKET VARDI Ukrayna’nın Kharkiv kentinin kuzeyine yağan bombaların ardından düşen roketin gövdesi bir apartman dairesine girdi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Perşembe günü Ukrayna’da tam kapsamlı bir işgal başlattıktan sonra bölgede yaşayanlar yollara düştü; en az 40 Ukraynalı asker ve 10 sivil hayatını kaybetti.NEREYE VARACAĞI BELIRSIZ YOLLARDA Perşembe günü Doğu Ukrayna’dakiSievierodonetsk’ten ayrılmadan önce bir kadın ve oğlu otobüsün penceresinden belki de son kez dışarı bakıyor. Çatışma uzmanları, Ukrayna’daki savaşın betmarlo kitlesel kayıplara ve ciddi bir mülteci krizine neden olabileceğini işgalin ilk günlerinden beri tekrarlıyor.
25 ŞUBAT CUMA
BOMBALARDAN KAÇIP YERALTINA SAKLANANLAR Bombardıman altındaki Ukrayna kentlerinde insanlar yeraltındaki metroları sığınak olarak kullandı. Harkov’da bir metro vagonunda azıcık da olsa dinlenmeye çalışanlar…GÖKTEN ÜÇ UÇAK DÜŞMÜŞ BIRI EVININ ÜSTÜNE Kiev’de bir evin üstüne düşen uçak ve köpekleriyle birlikte muhtemelen daha birkaç gün önce karşılaşacağı manzarayı hayal bile etmeyen bir mahalle sakini…SIRADAN INSANLARDAN BIR ORDU YARATMAK Ukrayna’nın batısındaki Siurte köyünde Zakarpattia Gazileri Hareketi’nin sivillere yönelik düzenlediği askerî tatbikat sırasında silah kullanmayı öğrenen gençler… Doğu Ukrayna Rusya ile güçlü bağlara sahipken Batı, NATO ülkeleriyle uyum sağlamayı hedefliyor.İMECE USULÜ MOLOTOF SEFERBERLIĞI Ukrayna İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan Ruslara karşı molotof kokteyliyle karşı durma çağrılarının ardından Zaporijya’da kendi imkanlarıyla biraraya gelerek hazırlık yapan halk.ÖLÜM VE YAŞAM Ukraynalı bir anne, Kiev’deki bir hastanenin bodrum katındaki doğumhanede yeni doğan bebeğine bakıyor.SAVAŞTAN GERIYE KALAN Cuma günü Kiev’de füzeyle vurulan bir apartman binasından geriye, bir gün önce orada yaşayanlardan çok az şey kalmış. Bir yastık, bir kilim, birkaç parça mutfak eşyası ve yıkıntılar arasında belki de daha önce orada yaşayan bir apartman sakini…
26 ŞUBAT CUMARTESİ
ENDIŞE YÜKSELIYOR Kiev’de yüksek bir apartman binası füzeyle vuruldu. Putin’in o ana kadar onlarca insanın hayatına mâlolan ve 50.000’den fazla kişiyi Ukrayna’yı terk etmeye mecbur eden işgali başlatmasının üçüncü günüydü. Avrupa’da daha geniş çaplı bir çatışma endişesi yükseliyordu.YÜZBAŞININ CENAZESI Yüzbaşı Anton Olegovich Sidorov’un tabutu Kiev’deki Saint Trinity Katedrali’nde son yolculuğuna uğurlanırken. Ukrayna ordusu tarafından 26 Şubat’ta duyurulan ölüm haberi, tırmanan çatışmadaki ilk kayıplardan biriydi. Yüzbaşı, büyük ihtimalle bir şarapnel yarası nedeniyle hayatını kaybetmişti.İŞGALCILERE YOL GÖSTERMEMEK IÇIN Kalynivka karayolu hizmetlerinin bir çalışanı yol işaretlerini kaldırıyor. Ukrayna’nın dörtbir yanındaki işçilerden, Rus birliklerinin yollarını bulmalarını zorlaştırmak için karayolu levhalarını kaldırmaları istendi.RUSYA’DABARIŞI SAVUNMAK Çatışmaların başlangıcından beri belki de en umut verici görüntüler, Rusya’da “Savaşa Hayır” diyen barış yanlısı göstericilerden geldi. Polisin sert müdahalesine, gözaltılara rağmen ülkenin pek çok yerinde “Bu bizim savaşımız değil” diyen göstericiler toplanmaya devam etti.
27 ŞUBAT PAZAR
VEDALAR, AYRILIKLAR… Ukrayna’nın doğusundaki Kramatorsk’un tren istasyonunda Batı Ukrayna’ya giden trene binmeden önce kucaklaşan bir çift. BM mülteci ajansı, Rus işgalinin ardından yaklaşık 120 bin kişinin Ukrayna’dan komşu ülkelere kaçtığını söyledi. Eşlerini ve çocuklarını güvenli bölgelere gönderip savaşmak için geride kalma kararı alanlarla pek çok aile birbirlerinden ayrı düştüDUMANLAR YÜKSELIYOR Kiev’in hemen dışındaki Vasilkiv kasabası üzerinde, Rusya’nın bir petrol deposunu vurmasının ardından dumanlar yükseliyor. Ukrayna Dışişleri Bakanı 27 Şubat’ta yaptığı açıklamada, Kiev’in 28 Şubat’ta Rusya ile ateşkes görüşmelerinde boyun eğmeyeceğini söyledi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i nükleer kuvvetlerini yüksek alarma geçirerek “baskıyı” artırmaya çalışmakla suçladıDUALAR BARIŞ IÇIN Ukrayna’nın merkezindeki Kalynivka kentinde, St. Paraskeva Ortodoks Kilisesi’nin Pazar ayinine katılanlar savaşın dehşetinden Tanrı’nın merhametine sığınıyorlar.
28 ŞUBAT PAZARTESİ
SIREN SESLERI ARASINDA Bir süpermarketin önünde hava saldırısı öncesi çalınan sirenleri duyan Kiev’li bir kadın… Rusya Merkez Bankası, ülkeyi zorlayan yeni Batı yaptırımlarının ardından ülkenin para birimi olan rubleyi çöküşten kurtarmak için Pazartesi günü faiz oranını keskin bir şekilde yükseltti.KAÇIŞ KUYRUKLARI Bu hava fotoğrafı, Ukrayna ile Polonya arasındaki Medyka-Shehyni sınır kapısınayaklaşık 15 mil uzaklıktaki Tvirzha köyü yakınlarında çekildi. Çatışmalardan kaçan aileler trafikte mahzur kalırken kilometrelerce uzayan araç kuyrukları oluştu.İÇERIDEKILER-DIŞARIDAKILER Ukrayna ile Polonya’yı ayıran Medyka sınır kapısından iki yönlü çıkışlar oluyor. Bazıları içeri girerken, yetişkin erkeklerden bazıları da ailelerini bıraktıktan sonra ülkelerini savunmak için geri dönüyor.ÖNCE BEYAZLAR VE ÇOCUKLAR Kiev istasyonunda trenlere binmeye çalışanlar arasında öncelik kadınlara ve çocuklara verildi. Tabii Afrikalı bir kadın veya çocuk değilseniz… Sahadan gelen bilgiler, tahliyeler sırasında siyahlara yönelik pek çok ırkçılık vakasının yaşandığını gösteriyor.BIR HAFTA ÖNCE KAHVE KAVURUYORDU Birkaç hafta öncesine kadar bir kahvecide çalışan 21 yaşındaki Daniel Shevchenko, ülkesini savunmak için eğitim aldığı üste diğer gönüllülerle birlikte nöbet tutuyor.FIRST LADY GÖNÜLLÜLERLE Ukrayna’nın eski First Lady’si Maryna Poroshenko, Ukraynalı gönüllülere yemek servisi yapıyor.
1 MART SALI
KÖPRÜNÜN IKI UCU Ukraynalı bir sivil savunma biriminin üyeleri, Kiev’in kuzey cephesinde havaya uçurulmuş bir köprüden karşı tarafa yeni saldırı tüfeklerini geçiriyor.GÖZLERDE KORKU VE ENDIŞE Lviv’in Batı Ukrayna’daki ana otobüs terminalinde Polonya’ya giden bir otobüse binmeye çalışan Ukraynalıların gözlerinde korku ve endişe var. O gün yayımlanan uydu fotoğrafları, yaklaşık 64 km boyunca uzanan ve başkente doğru ağır ağır ilerleyen bir Rus askerî konvoyunu gösteriyordu.SAVAŞ MASALLARIYLA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR Kiev’deki Okhmadet Çocuk Hastanesi’ndeki bomba sığınağında çevresini saran endişeden boya kalemleriyle kendisini korumaya çalışan bir çocuk.BIR ŞEHRIN KALINTILARI 1 Mart’ta Ukrayna’nın ikinci büyük kenti Kharkiv, neredeyse yerle bir edildi. Ukrayna Acil Servisi’nin bir çalışanı, bombardımanın ardından şehrin merkez meydanındaki Kharkiv Belediye Binası’ndaki hasarı tespit etmeye çalışıyor.