Çanakkale muharebelerine ‘tepeden ve objektif’ bakış

YouTube’da gösterime giren “A Day that Shaped Nations – Gallipoli: Anzac Landing (Ülkelerin Tarihini Değiştiren Gün – Gelibolu: ANZAC Çıkarması)” adlı belgesel, Çanakkale konusundaki en başarılı işlerden. Aktüel çekimlerde devreye giren “drone” görüntüleri ve grafik uygulamalar, Mustafa Kemal’i ve Türk savunmasını da “görmemizi” sağlıyor.

Yakın tarihimizin belki de en önemli hadisesi Çanak­kale muharebeleridir. Bu topraklarda yaşayan hemen her­kesin hayatını birinci derecede etkilemiş, sonuçları siyasi-insani boyutlarıyla bugüne uzanan deği­şimler meydana getirmiştir. Aynı şekilde, sadece Türkiye’nin değil dünyanın kaderine etki eden, özellikle Avrupa’nın, Rusya’nın, hatta Avustralya’nın da yakın tarihini şekillendiren bir süreçtir Çanakkale’deki vuruşmalar.

Tarih hiçbir zaman “-sey­dim/-saydım”larla anlaşılamaz, açıklanamaz. Oysa günümüzde Türkiye’deki TV kanallarında ve sosyal denilen medyada servis edilen/atıştırılan replikler maa­lesef genellikle bu seviyededir; bu da her konuda milletçe içinde bu­lunduğumuz devamsızlığın de­vam ettiğini gösterir. Çanakkale konusundaki hamaset edebiyatı da onyıllardır “ideolojilerüstü gayet yüksek bir seviye”dedir ve oncu-buncu-şuncu olmanın önemli fonksiyonlarından biri hâline gelmiştir. Tek bir cümleyle özetlemek gerekirse (daha önce de yazdığım gibi) 2000’lerin başlarına kadar Çanakkale’de neredeyse sadece Mustafa Kemal savaşmış gibi yazılan-anlatılan­lar; bu tarihten itibaren kendi­sinin neredeyse Çanakkale’ye hiç uğramadığı gibi bir nitelik kazanmıştır!

Tarihin başlaması şüphesiz çizim ve yazıyladır (MÖ 70 bin ve 5 bin) ama, objektif bir nite­lik kazanması objektifin, yani fotoğraf makinesinin icadıyla 19. yüzyılın ikinci yarısındadır. Gerçi insan türü, zamanı donduran bu buluşu hemen kötüye kullanmış ve bilindiği gibi erken dönemin “fotoşopçu iktidarlar”ı işlerine gelmeyen görüntüleri rötuşla­mışlardır. Yine de Allah’tan gayet devrimci bir kapitalizm saye­sinde makineler yaygınlaşmış; yöneticiler “tek bayrak, tek adam, tek kumandan ve tek açıdan” du­rumunu sürdürememişlerdir.

1914 Kasım’ından 1916 Ocak başlarına kadar süren Çanakkale muharebeleri -18 Mart 1915’teki büyük Boğaz muharebesini ayrı tutarsak- esas olarak karay­la-kara arasında ve Gelibolu Yarımadası’nın Ege kıyılarında, kıyı içlerindedir. Bu coğrafya, Türk milletinin “buraya kadar kardeşim, arkada çoluk-çocuk var; geçemezsin” dediği coğraf­yadır. Mustafa Kemal’in Atatürk olduğu yer burasıdır. Bugün tüm hafıza problemlerimize rağmen yeni bir başlangıç yaptığımız yer de burasıdır. Dolayısıyla bu araziyi orijinal hâliyle korumak ve gelecek nesillere bırakmak, aktüel siyasete alet edilmeyen anlamıyla “milletin bekası” için vazgeçilmez bir görevdir.

ajanda-canakkale-1
Belgeselin en kalıcı özelliklerden biri, tarihî fotoğraflarla aktüel görüntüleri aynı açıyla kombine eden çalışmaların yapılmış olması.

Çanakkale savaş coğrafya­sını korumak yolunda 1916’dan bu yana pek başarılı bir sınav vermedik. Erken cumhuriyet devrinden bu yana önce ilgisizlik, sonra belli bir ilgi ama biribirin­den yanlış uygulamalar, daha sonra da geri dönüşü zor bozuş­malar var. Doğal flora’sında ağaç bulunmayan (kuzeybatı rüzga­rına tamamen açık coğrafyada nasıl ağaç olsun!) muharebe arazilerinin sonradan çamlandı­rılması (“her şehide bir fidan” re­zaletleri ve kaçınılmaz yangınlar) ve kitle/otobüs turizminin kötü etkileri; ancak 1973’te koruma altına alınan bir coğrafyayı “bil­diğimiz gibi yapmak” cehaletinin öne çıkan örnekleridir.

Coğrafyayı orijinal hâliyle korumazsanız, yeni nesillere neyin-nasıl yaşandığını nasıl göstereceksiniz-anlatacaksınız? Büyük bayrak, büyük müze, bü­yük heykel, büyük canlandırma ve büyük laflarla mı? Bu söyle­nince de “halkımız bunu istiyor/ seviyor” yaklaşımları…

Tüm bunları, aslında You­tube’da gösterime giren bir belgesel dolayısıyla yazıyorum. The Commonwealth War Graves Commission (CWGC-İngiliz Milletler Topluluğu Savaş Mezar­ları Komisyonu) ile The Gallipoli Association tarafından yapılan bu belgesel, doğal ve esas olarak 1915’teki “düşman”larımızın açısıyla-bakışıyla, yani denizden karaya doğru işlenmiş. “A Day that Shaped Nations – Gallipoli: Anzac Landing (Ülkelerin Tari­hini Değiştiren Gün – Gelibolu: ANZAC Çıkarması)” adlı çalışma, 25 Nisan 1915’te gün doğmadan önce başlayan ANZAC çıkarması ve devamındaki kıyı muhare­belerini anlatıyor. Bu sektörün, yani Kabatepe’den Anafartalar’ın güneyine kadar uzanan Arıburnu sektörünün ANZAC (The Aust­ralian and New Zealand Army Corps-Avustralya ve Yeni Zelan­da Kolordusu) olarak anılması, tahmin edilebileceği gibi savaş­tan sonra.

Türk tarafındaki kaynakların da itinalı şekilde incelendiği, hadiselerin tarafsız bir anlayış­la yansıtıldığı belgesel, o günü kayda geçiren askerlerin tanık­lıklarıyla da güçlendirilmiş. İlk 6 haftasında 100 binden fazla seyredilen bu çalışma 2 yılda gerçekleştirilmiş ve 6 bölümlük serinin ilk bölümü de dolaşı­ma girmiş. Projenin başındaki kişi, Çanakkale muharebeleri konusundaki en önemli uzman­lardan tarihçi-yazar Stephen Chambers. Aktüel saha çekim­lerini yöneten ise, bu konuda arazi denince akla gelen dünya çapındaki 3 isimden biri: Bill Sellars (diğer 2 kişi Şahin Aldo­ğan ve Francine Saint-Roman Roussanne’dır).

ajanda-canakkale-2
İlk çıkarmanın yapıldığı 25 Nisan 1915’te, ANZAC birliklerine ilk karşı saldırıyı gerçekleştiren 27. Alay birliklerinin bugünkü arazideki hareket istikameti.

Gelelim bu yazının “zırt dediği” yere: Belgeselin başarı­sı, hadiseler anlatırken aktüel “drone” görüntülerinin kullanıl­mış olmasında. Bu da tek başına çok anlamlı değil tabii; esas başarı, bu hareketli görüntülerin üzerine muharebeler sırasındaki kuvvetlerin karşılıklı aksiyon­larının herkesin anlayabileceği yalınlıkta bir grafik tasarımla uygulanmış olması. Dolayısıyla belgeseli seyrederken, 25 Nisan 1915 tarihinde arazide saat saat kimin nerede bulunduğunu, nasıl hareket ettiğini izleye­biliyorsunuz. Sadece ANZAC birliklerinin aksiyonlarını değil, Türk tarafının reaksiyonlarını da görebiliyorsunuz. Daha da önem­lisi, gerek 27. Alay’ın hareketle­rini gerekse Mustafa Kemal’in 19. Tümen kuvvetlerini nasıl ve nereden sıcak muharebeye sok­tuğunu anlayabiliyorsunuz.

Yani bizde yıllardır anlatılan, aktarılan, yazılan bu en kritik saatlerin bugünkü arazi üzerinde nasıl yaşandığını görme-anlama fırsatı sunuyor bu çalışma. Bir de şunu sunuyor: Mustafa Kemal’in ne kadar müstesna bir insan evladı olduğunu! Zira aldığı-uy­guladığı kararlar, sanki kendisi bir zaman yolcusu gibi, sanki bugüne gelmiş de bir “drone” alıp 1915’e dönmüş gibi! Zira sadece dönemin haritalarından ve sade­ce dürbünle bakarak Conkbayırı ve Kilitbahir Platosu’nun stratejik önemini anlamaya imkan yok o dönem.

İşin bilimkurgusu bir yana, Türk komuta kademesindeki diğer rütbeliler 18 Mart’tan sonra karargahlarında laklak ederken; Mustafa Kemal sabahın körün­den itibaren arazide çalışmış, “hangi keçiyolu nereye bağlanı­yor”a kadar etüd etmiştir. Başarı­sının sırrı sadece zekasında değil, çalışkanlığındadır.

Biz de “İzindeyiz” diyoruz ama, bilindiği gibi bunu tatile çıkıp yat­mak anlamında kullanıyoruz.