adalet ekonomiyi doğrudan veya dolaylı olarak etkilemektedir. türkiye’de ulusal ya da uluslararası alanda adalete olan güvenin azalmasıyla ekonomiye olan güven ilişkisi dikkate alındığında bugün yaşanan krizin nedenlerinden biri de kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. türkiye’nin hukukun üstünlüğü endeksi’nde 142 ülke arasından 117’nci sırada kendine yer bulabilmesi de bunun önemli bir göstergesidir.
Namık Kemal’in Uyarıları ve Bugünün Türkiye’si
Yıl 1870… Avrupa’ya giden Namık Kemal Batı ülkelerinin medeniyeti hakkındaki izlenimlerini yurda döndükten sonra dile getiriyordu. Dönüp dolaşıp konu hep bilim, teknik ve sanayideki ilerlemelere geliyordu. Onun zihnini sürekli meşgul eden kavramlar söz konusuydu. Devamlı olarak hürriyet, hak, hukuk, adalet, kanun gibi bugün dahi üstesinden gelemediğimiz konulara kafa yordu. Yazdı, çizdi, konuştu, anlattı; “Devlet, padişah için değil millet içindir!” diyerek insanları uyandırmaya çalıştı. Aslında halkı uyandırmak gibi bir derdi olmasa belki de kimseyle ters düşmeyecekti. Hâliyle, “Biz padişah sayesinde bu hayatı yaşıyoruz…” diyen yandaşların padişahı doldurmasıyla sürgün üstüne sürgün yedi, dere tepe düz gitti. Zira durum bugün bile farklı değil… Yıl olmuş 2025, aradan tam bir buçuk asır geçmiş olmasına rağmen, hâlâ uyuyanla uyanık olanın sayısı yarı yarıya bu topraklarda…
Namık Kemal her şeyi yurt dışından ithal ettiğimiz için kızıyor da kızıyordu. Bu işin böyle gidemeyeceğini anlatmaya çalışıyordu. Bugün mezarından çıkıp gelse, “Gömün beni!” diye yalvarırdı herhâlde… Onu kıstık, bunu kıstık, millette alışveriş yapacak para bırakmadık hatta altın ithal etmeyi yasakladık…
2025 yılı Şubat ayında yıllık 85 milyar dolar dış ticaret açığı vermeyi başardık! Namık Kemal, Avrupa’yı bir kez dolaşıp gözlemledikten sonra, “Böyle bir ekonomi ancak çöküşe sürüklenir.” diyerek uyardı… Oysa bugün dünyayı karış karış gezen yöneticilerimiz, onun bu çarpıcı çıkarımını bile yakalayamadı.
Tarih Namık Kemal’i haklı çıkardı. Osmanlı’nın önce ekonomisi battı. Padişah tahtını terk edip kaçtı. Genç Türkiye koca bir imparatorluğun borçlarını sırtlamak zorunda kaldı.
Bugün ne ithal ediyoruz? Ağırlıklı olarak üretim için gerekli ara mallarını… Bu girdileri işleyip nihai ürüne dönüştürüyoruz. Peki, ara mallarını neden kendimiz üretemiyoruz? Yıllarca Türk Lirası’nı yapay olarak değerli tutma politikasıyla, ekonomiyi “güçlü” göstermeye çalıştık. Tıpkı bugünkü gibi… Küçük ve orta ölçekli yerli ara malı üreticileri ucuz ithal girdiyle rekabet edemedi. Ya kapandı ya onlar da ithalatçı oldu. Ekonomide bize kalan, düşük katma değerli montaj hattı… Namık Kemal’in söylediği gibi üretim yapısı değişmeli… Çok geç kalmadan 155 yıl sonra! Hâlâ neresini anlamadılar acaba? Katma değerli ürünlerdeki yetersizlik ise ekonomiyi kronik bir açıkla baş başa bırakıyor. Üretimi artırdığımızda ithal girdi bağımlılığı cari açığı şişiriyor. Azalttığımızda ise millî gelir düşüyor. Değişen tek şey artık sürgün yemiyoruz ama bedelini ekonomiyle ödüyoruz.
“katma değerli ürünlerdeki yetersizlik ekonomiyi kronik bir açıkla baş başa bırakıyor. üretimi artırdığımızda ithal girdi bağımlılığı cari açığı şişiriyor. azalttığımızda ise millî gelir düşüyor. değişen tek şey artık sürgün yemiyoruz ama bedelini ekonomiyle ödüyoruz.”
Şöyle bir tablo çizeyim gerisine siz karar verin. Mısır’da açılan Türk tekstil firmalarına ait fabrika sayısı 200’e ulaştı. Tüm sektörlerde Türkiye’den Mısır’a giden yatırımcı firma sayısı ise şimdilik 800 civarında… Niye gittikleri hiç sorgulandı mı? Gitmesinler diye önlem alındı mı? Zira yaşanan süreç yeni başlamadı. Artan üretim maliyetleri ve finansman sıkıntısı tekstil sektörünü çok zorladı. Rakipler dişli… Çin, Pakistan, Vietnam, Kamboçya… Ucuz iş gücünün diyarları… Üzücü ama gidene gitme diyemezsin. Haklı! Ne yapacak? Babasının hayrına zararına mal mı satacak? Şirket bu, nerede kâr görürse orada iş yapacak. Esas Türkiye çok istiyorsa yatırımcıyı kaçırmayacak. Keşke sorunumuz maliyetler olsa sadece…
TÜSİAD’ın Değerlendirmeleri ve İktidarın Tepkisi
Türkiye’nin en köklü iş dünyası örgütlerinden TÜSİAD, ülkenin ekonomik ve demokratik geleceğine dair kritik uyarı yapmayı denedi. Sürdürülebilir büyüme, hukukun üstünlüğü ve demokratik standartların güçlendirilmesi adına, “Uzun vadeli istikrar için yargı bağımsız olacak, gerçek demokrasi hayata geçirilecek, herkes aynı kurallara göre oynayacak. Başka türlüsü, bundan da kötüsü…” falan dedi… Hâliyle yönetimin ayağına basınca Adalet Bakanı’ndan, “Türkiye eski Türkiye değil… Hiçbir kuruluş, kendisini milletin iradesinin ve hukukun üstünde göremez.” cevabı geldi. Bununla da kalmadı, ifadeleri de alındı. Ülkede demokrasinin geldiği nokta, “Sadece iyi şeyler söyleyebilirsiniz.” kıvamında… Eleştiri, “sakıncalı ifade suçu” kapsamına mı girdi? Öyle görünüyor sanki…
Ekonomi dünyasının efsanelerinden J.P. Morgan’ın, “Bir işin temelinde para değil, güven vardır.” sözünü ve Paul Krugman’ın, “Ekonomide en büyük çöküşler, insanların yarın paralarının güvende olmayacağına inanmasıyla başlar.” tespiti aslında işin özeti…
Bu saatten sonra kimse beklemesin daha iyisini… Türkiye’nin hukuk ile ilişkisi nasıl gidiyor sahi?
Ekonomik Yatırımın Güvencesi: Hukuk
“The World Justice Project” adı altında bir rapor hazırlanıyor her yıl… Bu öyle masa başında yazılan araştırma tarzında raporlardan değil… Yaklaşık 142.000’den fazla insandan görüş alınıyor. Az buz değil, 3.400’den fazla uzman çalışıp değerlendiriyor. Çıkan sonucu yatırımcı iş insanı gözüyle irdeleyelim. Sağlam paranız var, “Nereye yatırım yapsam?” diye düşünüyorsunuz. Gidip de Angola, Guatemala’ya veya Nijer’e gönül rahatlığıyla güvenip milyar dolarlık yatırım yapar mısınız? Yapın valla… Oralar, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’den daha iyi sıralamaya sahipler… Hele Zambiya, Togo, Kenya… Hukukun kaleleri hepsi bizimle kıyaslanırsa…
2024 yılında tam 142 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde, Türkiye kendine 117’nci sırada yer bulabildi.
Hemen kendimize haksızlık yapmayalım. Kamboçya ve Afganistan’dan falan iyi çıktık şimdilik… Tamam, bu araştırma dış mihrakların, Türkiye’yi kıskananların yeni bir oyunu… Eyvallah ona şüphe yok da gel de bunu dünyaya anlat kolaysa! Sahi bana dünyada 115 ülke saysanıza… Sayamazsınız… Çok sağlam coğrafya bilseniz bile hafıza 70’lerde, 80’lerde kilitlenir… Yine de başarıp 116’ya gelirseniz biz 117’deyiz! Bunu böyle anlatıyorum ama meğer gayet iyi durumdaymışız Hukukun Üstünlüğü sıralamasında… Araştırmada “Hükümetin gücünün sınırlandırılması” diye bir klasman var. Sözde totaliter rejime kaç adım kaldığını sayar. Araştırılan 142 ülke arasında Türkiye 137’inci sırada… Belli ki Türk usulü başkanlık sistemi dünyanın gittiği yolun tam tersi! Durun yahu, bizden kötüsü var; Haiti…
“Rakamlar Avrupa, Hayatlar Afrika”
Dünya bize güvenmiyor, biz bize güvenmiyoruz. Ülkede arkasına güvenen bir borazancıbaşı kaldı. Eh, artık o yapar bu ülkeye yatırımı! Bütün bunları içinizi karartarak yazıyorum ama ülkede herkesin yıllık ortalama geliri 15 bin 437 dolara yükseldi. Zenginleştik bayağı… Siz hissetmediniz mi? Ekonomi dünyasında veriler her şeydir, gücü tartışılmaz. Zira bu verilerin doğruluğu tüm ekonomik analizlerin temelini oluşturur. Bu verileri açıklayan kurum, iktidara sadakatinden onun çıkarlarını korumaya yönelik ayarlamalar yapıyorsa ne olur? Rakamlar Avrupa, hayatlar Afrika… Kâğıt üzerinde her şey güllük gülistanlık maşallah… Resmî rakamlarda “hızla zenginleşen” bir toplum, gerçek hayatta markete gidince kredi kartına taksitle gıda alıyor eve… İnsanlar evlenemez, çoluk çocuk yapamaz hâlde… Sahi o zaman kim zenginleşiyor bu ülkede? Nereye kadar sürdürülebilir? Yarattığı üretim azalması ne kadar tolere edilebilir? Anlamı, başa döneceğiz demektir. Sebep? Kötü yönetim! Yan etkisi? Fakirleştirir! #




