Aziz Nesin’in Çocukluğu Hangi Tekkelerde Geçti?


mizah edebiyatımızın en çok eser veren yazarlarından aziz nesin çocukluk ve ilk gençlik yıllarına ilişkin hatıralarını böyle gelmiş böyle gitmez başlıklı kitaplarında toplamıştır. bu serinin ilk cildi yol 1966’da, ikinci cildi yokuşun başı 1976’da, son cilt yokuş yukarı ise yazarın ölümünden sonra 1996 yılında yayımlanmıştır. gayet samimi bir üslupta kaleme alınmış bu hatıralarda aziz nesin etraftaki insanların tutum ve davranışlarını sosyolog gözüyle değerlendirmekle kalmaz, zaman zaman kendi hatalarını ve pişmanlıklarını dile getirmek suretiyle yakınlarından bir özür dileme fırsatı bulur.

AzizNesin_1-Abdülaziz Efendi ve oğlu Mehmed Nusret (Aziz) Nesin 1957 yılında
Abdülaziz Efendi ve oğlu Mehmed Nusret (Aziz) Nesin, 1957.

Aziz Nesin’in asıl adı Mehmed Nusret’tir. Giresun, Şebinkarahisarlı Abdülaziz Efendi ile Ordu, Perşembeli Hanife Hanım’ın oğludur. Hanife Hanım’ı Ordu’da evlatlık edinen ve İkbal ismini veren liman reisi deniz binbaşısı Salim Bey sonradan Heybeliada’daki Deniz Lisesi’ne müdür olarak atanmıştır. Abdülaziz Efendi küçük yaşlarda ağabeylerinin peşinden İstanbul’a göç edip muhtelif yerlerde çalıştıktan sonra Heybeliada’daki lisede bahçıvanlık ve iaşe memurluğu yapmaya başlamıştır. Lisenin müdürü, dürüstlüğünden ve çalışkanlığından memnun kaldığı 32 yaşındaki bu gençle 13 yaşındaki evlatlık kızı İkbal’i 1913’te evlendirmiş, ilk çocukları vefat etmiş, ikinci çocukları Mehmed Nusret 1915 yılı Aralık ayında Heybeliada’da dünyaya gelmiştir. Aile fazla geçmeden Kasımpaşa’daki Yahya Kâhya Mahallesi’ne taşınmış, Nusret’in çocukluğu da burada geçmiştir. Babası Abdülaziz Efendi çalışkan ve kabiliyetli biri olmasına rağmen okul bitirmemiş olmanın engelini ömrü boyunca hissetmiş, devlet memuriyetine girip düzenli bir gelir elde etme imkânı bulamamıştır. Annesi ise hastalıklardan başını kaldıramamış, 26 yaşındayken vefat etmiştir. Aziz Nesin annesinin kabir taşı hakkında da hatıralarında bilgi verir. Mezarlıktan buldukları süslü bir kadın mezar taşının isim kısmını kazımışlar ve iptidai bir şekilde Hanife yazmışlardır.

Aynî Ali Baba Tekkesi
Abdülaziz Efendi Kasımpaşa’da aynı isimli sokakta bulunan Aynî Ali Baba Tekkesi’ne bağlı bir derviştir. Bağdatlı Şeyh Muhammed el-Ensarî tarafından1904 yılında tesis edilen tekkede Rıfaiyye ve Kadiriyye usulü tatbik edilmektedir. Babası Abdülaziz Efendi’yle katıldığı zikirler, tekkede karşılaştığı şeyh ailesi ve dervişler Mehmet Nusret’in çocukluk hatıralarında önemli bir yer tutar. Bu tekkenin şiş, kılıç gibi aletlerle burhan çıkarma merasimleri yurt dışından gelen seyyahların gezi yazılarına konu edilmiştir.

AzizNesin_2-Aziz Nesin’in annesi Hanife Hanım’ın mezar taşı
Aziz Nesin’in annesi Hanife Hanım’ın mezar taşı.

Bulgar seyyah Peter Datcheef 1925 sonbaharında yanından geçerken kulak misafiri olup girdiği hayli harap vaziyetteki ahşap tekkede dervişlerin coşkulu zikirlerine şahit olmuştur (Peter Datcheff, Bir Bulgar Seyyahın Gözüyle Bilinmeyen İstanbul, İBB Kültür A.Ş. Yayını, 2018). Gözlemlerini anlatırken 7-8 yaşlarında bir çocuğun hep aynı yönde dönmeye devam ederek sema ettiğinden bahseder. O yıllarda tekkenin küçük dervişlerinden olan Aziz Nesin de gördüklerini şöyle anlatmaktadır: “Tekke’nin Semahanesinde zikrediyoruz. Ben de zâkirlerdenim. Üstümde bir beyaz entari, bir hırka, başımda tepesi tuğralı bir arakıye. Zikrederken coşuyoruz. Bu coşkulu havanın anlatılması zor. Semahanenin ortasında on kadar derviş dönüyor durmadan. Ben de bu dönenler arasındayım. İnsan döne döne uçacak, yerden ayakları kesilip göklere yükselecekmiş gibi oluyor. Alışmaktan olsa gerek, bu dönmelerin hiçbirinde gözlerim kararmadı, başım dönmedi, sendelemedim. Ortada on kadar derviş, entarilerinin etekleri uçuşup havalanarak dönerlerken, başka bir on-on beş derviş yanaklarına şiş batırıyorlar. Bunlar, kimi köşeli, kimi yuvarlak, uçları sivri, başları topuzlu şişler. Topuzlar süslü ve işlidir ve sarkan ince zincirleri vardır. Bu topuzlu şişleri dervişler yanaklarına sokarlar, ağzın içinden batırılan şişin ucu yanağın dışından çıkar. Böylece yanakları şişli olarak döner, zikrederler. Bir tanesiyle yetinmeyip, iki yanağına iki şiş, dahası üç şiş birden batıranlar da vardı. Şişin battığı yerden kan çıkmaz.”

AzizNesin_3-Aynî Ali Baba Tekkesi’nin İstanbul’un işgal dönemindeki fotoğrafı
Aynî Ali Baba Tekkesi’nin İstanbul’un işgali dönemindeki fotoğrafı.

Aziz Nesin’in babası Abdülaziz Efendi, oğlunu da yanına alıp gittiği bir cuma namazında çok güzel Kur’an okuyan bir kişiyle karşılaşır. Orada tanıştığı ve evine davet ettiği Geredeli Ali Galip, küçük Nusret’in uzun seneler hem özel hocası hem de hayat rehberi olacaktır. Aynî Ali Baba Tekkesi’nin dervişleri arasına dâhil olan ve tekke hücrelerinden birinde kalan Ali Galip’ten okuma yazma, hat sanatı, matematik, geometri, Arapça ve Fransızca dersleri alan Aziz Nesin, “Galip Amca olmasaydı beni okutup yetiştirmeseydi, ben bugünkü ben olamazdım.” cümlesiyle hissiyatını dile getirir. Henüz 8 yaşında hafız olan Nusret, Kasımpaşa Cami-i Kebîri’nde öğle namazlarında mukabele okur. Nihanî mahlasıyla şiirler yazan Ali Galip tekkedeki zikirlerde ve sonrasında kurulan sohbet meclislerinde bilgisi ve görgüsüyle mühim bir şahsiyet olarak göze çarpar. Bu kadar donanımlı bir kişi olan Galip amcasının yüksek memur tanıdıklarının birçok vaadine rağmen bir mektepte öğretmenlik işi bulamaması, izbe köşelerde ikamet etmek mecburiyetinde kalması ve geçimini temin edecek bir para kazanıp Gerede’deki yaşlı annesini yanına getirip bakamaması Aziz Nesin’in hatıralarında hüzünle anlatılır.


“küçük derviş aziz nesin’in de aralarında bulunduğu tekkenin dervişleri toplanıp 19 ekim 1922 günü istanbul’a giriş yapan refet paşa komutasındaki türk ordusunu karşılamaya giderler. bu muhteşem merasim için birçok tekkeden gelen farklı renkteki hırka ve başlıklarıyla dervişler sultanahmet meydanı’nda bu güzel hadiseye şahitlik ederler.”

Torunu Vesile Hanım’dan dinlediğime göre Şeyh Muhammed el-Ensarî, tekkelerin 1925’te kapatılması sonrasında sırtına bir küfe vurmuş, önce kaldırılan mezarlıktan ağaç kökleri çıkararak hamama satmış, bitince hurda toplamaya başlamış, “Şeyh Baba çıldırdı.” sözlerine kulak asmayarak ailesinin iaşesini temine gayret etmiştir. Şeyh Muhammed el-Ensarî’nin eşlerinden Şanver Hanım’ın çocuğu olmamış, tekkenin idaresiyle ilgilenmiştir. Diğer eşi Vesile Hanım ise sessiz bir kişilik olup Aziz ve Muhyiddin isimli iki oğlu vardır. Aziz Nesin’in anlattığına göre büyük oğlu Aziz, Kuvâ-yı İnzibatiye’ye katılmış, işgal sona erip Türk ordusu İstanbul’a girince Avrupa’ya kaçmış, tekkede öğrendiği yanağa şiş batırma, tığ batırma, keskin kılıçla dil delme, keskin kılıç üstüne yatma, ağzındaki ateşte yumurta pişirme gösterileriyle bir Türk fakiri olarak ün kazanmıştır. Şeyh Muhammed el-Ensarî’nin küçük oğlu Muhyiddin ise askeriyeye girmiş, İstiklal Harbi’nde cephede bulunmuş, İstiklal Madalyası’na layık görülmüştür. Muhyiddin Ensarî, 1925’te tekkeler seddolununca (kapatılınca) Vakıflar İdaresi’nce oda oda kiraya verilen tekkeyi kıdemli binbaşı rütbesindeyken emekliye ayrılınca 1955-57 arasında boşalttırmış, emekli ikramiyesiyle tamir ettirip camiye dönüştürmek suretiyle yeniden ibadete açmıştır. 1972 yılında Yunus Emre albümünü hazırlayan Ruhi Su, Aziz Nesin’in tavsiyesiyle Aynî Ali Baba Tekkesi’ne giderek Şeyh Muhyiddin Ensarî’den meşk etmiştir.

Küçük derviş Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu tekkenin dervişleri toplanıp 19 Ekim 1922 günü İstanbul’a giriş yapan Refet Paşa komutasındaki Türk ordusunu karşılamaya giderler. Bu muhteşem merasim için birçok tekkeden gelen farklı renkteki hırka ve başlıklarıyla dervişler Sultanahmet Meydanı’nda bu güzel hadiseye şahitlik ederler.

Aziz Nesin’in anlattığına göre babası Abdülaziz Efendi, Sultan Abdülhamid’i çok seven hilafet yanlısı biri olup tekkeleri kapattığı için Mustafa Kemal Paşa’ya tepkili idi. Ancak İstiklal Harbi döneminde ailesini İstanbul’da bırakıp cepheye koşmuş, Anadolu’nun işgalden kurtarılması için mücadele etmiştir. Alın teriyle ailesini geçindirmek için sebze yetiştirip satan, yazdığı kitaplar sebebiyle hapse girdiği zamanlarda çocuklarına bakan bu fedakâr babayı Aziz Nesin, “Dünyaların en iyi babası benim babamdır.” diye yâd eder. Diğer yandan Galip amcası, Mustafa Kemal’e saygı duyan biridir. Tekkesine bağlı bir derviş olmanın yanı sıra Cumhuriyet’in ilanı sonrasında bir ümitle öğretmenlik yapabilmek için çırpınır. Fakat çaldığı kapılardan bir türlü olumlu cevap alamaz ve perişanlık içerisinde hayatını idame ettirmeye çalışır.

Hallac Baba Tekkesi
Küçük Aziz Nesin bir yandan Galip amcasından dersler alırken bir yandan da birlikte başka tekkelerin zikir meclislerine de katılır. Üsküdar’daki Hallac Baba Tekkesi bunlardan biridir. Buranın şeyhi olan Sadeddin Nüzhet Ergun, sonradan Kuleli Askerî Lisesi’nde Aziz Nesin’in hocası olacaktır.

AzizNesin_4-Yıkılmadan evvel Hallac Baba Tekkesi Halil Rüştü İlkokulu’nun yanındaydı
Yıkılmadan evvel Hallac Baba Tekkesi, Halil Rüştü İlkokulu’nun yanındaydı.
FOTOĞRAF: İBRAHİM HAKKI KONYALI ARŞİVİ

Beykoz, Sütlüce’de Halvetî Tekkesi
Gittikleri bir başka tekke ise Beykoz’un Sütlüce mevkiindedir. “Gördüğüm en kalabalık tekke orasıydı. Dervişler sabaha kadar zikretmişler, Yunus’tan, daha başka ululardan ezgiler söylemişlerdi. Kalabalık bahçeye taşmıştı. Bir geniş gövdeli ağacın altında uyumuştum. Altımda posteki, üstümde bir derviş abası vardı. Ertesi gün oradan dönmüştük.” diye anlattığı fakat ismini vermediği bu mekânın Gözlüklü Ahmed Efendi tarafından tesis edilmiş Halvetî-Şa’banî dergâhı olduğunu tahmin ediyorum. Günümüzde askerî arazi içinde bulunan bu tekkenin sadece haziresi kalabilmiştir.

Tekirdağı’ndaki Tekke
Bir başka gün de Galip amcasıyla Tekirdağı’na giderek oradaki bir tekkede konaklarlar. Tekkenin şeyhi olan zat dava vekilliği yapmaktadır ve Galip amcasına bir iş bulunması konusunda yardımcı olacaktır. Fakat buradan da eli boş dönülür.

AzizNesin_5-Kadızade Tekkesi’nin 1930’da Süheyl Ünver tarafından çizilen resmi
Kadızade Tekkesi’nin 1930’da Süheyl Ünver tarafından çizilen resmi.

Kadızade Tekkesi
Bu defa Nesin ailesi Seyyid Ömer Mahallesi’ndeki Kadızade Tekkesi’ne taşınır. Tekkeler kapanmış, buranın şeyhi Naci Sıral, Defterdarlık’ta şube müdürlüğü yapmaktadır. Abdülaziz Efendi tekkenin bahçesinde yetiştirdiği sebzeyi satarak maişetini temin etmeye çalışırken küçük Nusret de Şeyh Naci Efendi’nin koyunlarından sağılan sütü Bayezid’deki bir dondurmacıya götürüyordu. Çorum, Erzurum, Aydın, Siirt ve Bilecik defterdarı olarak görev yapıp 1945 yılında emekliye ayrılan Kadirî Şeyhi Mehmed Naci Sıral’ın Kurtuluşlar Yükselişler isimli bir şiir kitabı bulunmaktadır.

Uzun Yusuf Mahallesi’ndeki Tekke
Oturdukları ev başkasına kiraya verilince Nesin ailesine yine yol görünür. Uzun Yusuf Mahallesi’nde yine bir tekkenin meşrutası kiralanır. Yanında haziresi bulunan bu tekkede, ev sahibeleri tekkenin şeyhinin kız kardeşi idi. Bir süre sonra Abdülaziz Efendi sur dibinde bir arsa bulup derme çatma bir kulübe yapar ve bahçesinde sebze yetiştirip satmaya başlar.

Kara Baba Tekkesi
Aziz Nesin, Davut Paşa Ortaokulu’ndayken arkadaşlarından biri olan Hilmi ile sonradan daha samimi olur. Aziz Nesin, Kuleli Askerî Lisesi’nde okurken tatil günleri Hilmi’nin babasının şeyhi olduğu Kara Baba Tekkesi’ne yatıya gider. Hilmi Karababa tahsile devam etmemiş, bir dişçinin yanında çalışmaktadır. Çemberlitaş’taki Rıfaî tekkesinin şeyhi Ali Haydar Efendi, Sultan Abdülhamid’in müezzinbaşılığını yapmış, İstiklal Harbi esnasında İstanbul’dan Anadolu’ya silah kaçırılmasına yardımcı olmuştur. Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Tuz İnhisarı İdaresi’nde levazım müdürlüğü yapmış, ardından Balıkhane’de muhasebeci olarak çalışmıştır. Aziz Nesin’in anlattığına göre egzamadan ötürü kısa sakalını kesmiyordu. O dönemin bürokrasisi gericilik sayıp sakalını kestirmek isteyince onurlu bir insan olan Haydar Efendi emekliliği tercih etmiş ve iki sene sonra cilt kanserinden 1935’te vefat etmiştir. Kara Baba Tekkesi yakın zamanda restorasyon geçirmiş olup günümüzde de mevcuttur. #

AzizNesin_6-Kara Baba Tekkesinin günümüzdeki hali (Fotoğraf- Mehmed Akif Köseoğlu, 2023)
Kara Baba Tekkesi’nin günümüzdeki hâli.
FOTOĞRAF: MEHMED ÂKİF KÖSEOĞLU, 2023