hanedanlıkta soya bağlı yöneticilik söz konusu olduğundan selçuk oğulları arasındaki taht kavgası da kaçınılmaz olmuştur. selçuk oğullarının birbiriyle savaşının kökenleri selçuk bey’in büyük oğlu mikail’in bir savaş sırasında öldürülmesine kadar uzanır. mikail’in babasız kalan oğulları tuğrul ve çağrı beyleri dedesi büyütmüştür. malazgirt zaferi sonrasında anadolu’ya yerleşen selçuklular arasındaki taht kavgası mikail oğulları ile arslan yabgu oğulları arasında devam etmiştir. süleyman şah’ın ölümü de bu kavganın sonuçlarından biridir.
KAYNAK: HISTORYMAPS
Selçuk oğullarının birbiriyle savaşının kökenleri Selçuk Bey’in büyük oğlu Mikail’in bir savaş sırasında öldürülmesine kadar uzanır. Mikail’in ölümü üzerine babasız kalan oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler dedeleri tarafından büyütülürken ailenin liderliğini de Selçuk Bey’in bir diğer oğlu, Mikail’in küçük kardeşi, Arslan Yabgu adıyla daha çok tanınan İsrail üstlenmişti. Arslan Yabgu cesur bir liderdi. Kendisiyle birlikte hareket eden ve Yabgulular olarak bilinen Mansur, Göktaş, Boğa, Anasıoğlu gibi Türkmen beylerinin de desteğiyle kısa süre içerisinde siyasi bir kişilik olarak öne çıkmış, Samaniler’in safında yer almış, gücüyle Karahanlılar ve Gazneliler’i de tehdit eder hâle gelmişti. Bu tehdidin daha fazla büyümemesi için Karahanlılar ve Gazneliler arasında yapılan bir anlaşmanın neticesinde Arslan Yabgu, Gazneli Mahmud tarafından hileyle ele geçirildi ve Hindistan’daki Kalincar Kalesi’ne hapsedildi. Hapiste yedi yıl kaldıktan sonra 1025 yılında hayatını kaybetti. Arslan Yabgu’nun ölümünden sonra ailenin liderliğini Mikail Bey’in oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler üstlendi. Amcaları Musa Yabgu da onlarla birlikte hareket ediyordu. Selçuk Bey’in üçüncü oğlu olan Yusuf Yinal bir süre yeğenlerinden bağımsız hareket edip onlara karşı Karahanlılar safında yer aldıysa da bir süre sonra siyasi bir anlaşmazlık nedeniyle öldürülünce aile fertleri Tuğrul ve Çağrı beylerin etrafında birleşti ve bağımsızlığa giden yolda birlikte hareket etmeyi tercih etti.
Arslan Yabgu’nun Oğlu Kutalmış’ın Mücadelesi
Arslan Yabgu hapsedildiği sırada yanında büyük oğlu Kutalmış da bulunuyordu. Kutalmış, Selçuklular’ın meşru yöneticisi olan babası Arslan Yabgu’nun ölümünden sonra aileyi yönetme hakkının kendi hakkı olduğunu düşünmekle birlikte, hanedan içindeki gücü henüz yeterli olmadığı için Tuğrul Bey ile birlikte hareket etmeyi tercih etti. Tuğrul ve Çağrı beylerle birlikte savaşçılık yönünden ailenin en güçlü üçüncü üyesi olan Yusuf Yinal’ın oğlu İbrahim Yinal’ın da onlarla birlikte hareket etmesi Kutalmış’ın bu kararı almasında etkili olmuştu. Kutalmış, Selçuklular’ın kuruluş mücadelesinin en etkili aktörlerinden birisi oldu. Gerek Gazneliler gerekse Bizans ve Ermenilerle yapılan savaşlarda aktif bir şekilde rol aldı. Tuğrul Bey devrinde Azerbaycan’ın fethiyle görevlendirilen İbrahim Yinal’ın yanında yer alan isimlerden birisi yine Kutalmış oldu. Bu ikili başta Bizans karşısında 1048 yılında kazanılan Pasinler Zaferi olmak üzere büyük siyasi başarılar elde ederek Selçuklu yönetimi içerisinde hayli sivrilmişler, hâliyle bu durum Tuğrul Bey’i de tedirgin etmişti.
KAYNAK: HISTORYMAPS
Zaman içerisinde Tuğrul Bey’in iyice güçlenmesi, Abbasi halifesini baskı altına alması, ülkesinin sınırlarını genişletmesi, Gürcüleri vergiye bağlaması ve nihayetinde kendi öz yeğenlerini devletin önemli yönetim kademelerine getirmek suretiyle daha içe dönük ve merkeziyetçi bir politika izlemeye başlaması, kuruluşun temel dinamikleri olan Selçuklu emirleri arasında alttan alta bir muhalefetin oluşmasına da neden olmaktaydı. Bu çerçevede idarede kendisine biçilen rolün yetersiz olduğundan hareketle ilk isyan eden şehzade İbrahim Yinal oldu. Türkmen zümrelerinin çok sevdiği bir isim olan İbrahim Yinal, Tuğrul Bey’i hayli zor durumda bırakan bir isyan çıkarmış olsa da Alp Arslan’ın da desteğini alan Tuğrul Bey tarafından öldürüldü.
“yönetimin kendi ailesinin hakkı olduğunu düşünen kutalmış, tuğrul bey’in yeğenlerinden süleyman’ı veliaht ilan etmesi üzerine, saltanatın kendi hakkı olduğu, babası arslan yabgu’nun hapse düşmeden önce oğuzların yabgusu olduğu için bu vazifeyi şimdi de kendisinin üstlenmesi gerektiği düşüncesiyle 1061 yılında isyan bayrağını açtı.”
İbrahim Yinal’ın ortadan kaldırılmasıyla başsız kalan Türkmenler bu defa Kutalmış’ın etrafında toplandı. Baştan beri yönetimin kendi ailesinin hakkı olduğunu düşünen Kutalmış, Tuğrul Bey’in yeğenlerinden Süleyman’ı veliaht ilan etmesi üzerine, saltanatın kendi hakkı olduğu, babası Arslan Yabgu’nun hapse düşmeden önce Oğuzların yabgusu olduğu için bu vazifeyi şimdi de kendisinin üstlenmesi gerektiği düşüncesiyle 1061 yılında isyan bayrağını açtı. Onun isyan ettiği sırada Tuğrul Bey, Abbasi halifesinin kızı Seyyide Hatun’la evlilik işlerini yürüttüğü için yeterince tedbir alamamış, bu durum Kutalmış’ı daha da güçlendirmişti. 4 Eylül 1063’te Tuğrul Bey vefat ettiğinde yaklaşık iki yıldır devam eden Kutalmış’ın isyanı hâlen bastırılamamıştı. Bu isyanda kardeşi Resul Tegin de onunla birlikte hareket ediyordu. Alp Arslan Selçuklu tahtına çıktığında Kutalmış, Selçuklular’ın başkenti Rey’i kuşatmıştı. Ancak Alp Arslan’ın güçlü ordusu karşısında direnemeyen Kutalmış, savaşı kaybetti. Savaş sırasında kardeşi Resul Tegin ve oğlu Süleyman Şah esir düştü. Hızla kendisinin kontrolündeki Girdkûh Kalesi’ne doğru çekilen Kutalmış, yolu üzerindeki kayalık bir bölgede atından düşerek öldü. Rey’e getirilen cenazesi kendisine karşı isyan ettiği amcasının oğlu Tuğrul Bey’in türbesine defnedildi.
Mikail Oğulları ile Arslan Yabgu Oğulları Arasındaki Taht Kavgası
Kutalmış ile Tuğrul Bey arasında başlayan bu mücadele uzun bir süre devam edecek Mikail oğulları ile Arslan Yabgu oğulları arasındaki taht kavgasını da başlatmış oldu. İsyan sırasında babasıyla birlikte hareket eden Süleyman Şah, amcası Resul Tegin, kardeşleri Mansur, Alp İlig ve Devlet ile birlikte esir alınmış, Alp Arslan’ın gazabından “Bunun devlete bir hayır getirmeyeceğini” söyleyen meşhur Selçuklu veziri Nizamülmülk sayesinde kurtulabilmişti. Sultan tarafından Urfa-Birecik taraflarına gönderilen Süleyman Şah ve kardeşleri, Alp Arslan’ın hâkim olduğu bölgede güvenli bir şekilde yaşayamayacaklarını da anlamışlardı. İşte bu nedenle Kutalmış oğulları kendilerine yeni bir yol çizmeye karar verdi. İlk iş olarak bölgedeki emirlerden Şöklü Bey’e tabi oldular ve Alp Arslan’ın ve Büyük Selçuklular’ın meşruiyet kaynağı Abbasi halifesi yerine Şii dünyasının lideri olan Fatımi halifesine bağlılıklarını bildirdiler. Bu hareket amcaoğulları arasındaki mücadeleyi farklı bir boyuta da taşımış oluyordu. Bu hareketiyle Süleyman Şah, yeni bir devletin meşruiyetini de sağlamış oluyordu.
Bu süreçte Suriye ve Filistin civarında faaliyet gösteren Süleyman Şah ve kardeşlerine ilk Selçuklu darbesi bölgedeki güçlü emirlerden, Sultan Alp Arslan adına hareket eden Atsız Bey’den geldi. Atsız Bey, Süleyman Şah’ın da içinde bulunduğu orduyu mağlup ettiği gibi, onların hamisi olan Şöklü Bey’i de öldürdü.
Bizans’ta İç Karışıklıklar ve Süleyman Şah’a Açılan Yurt Kapısı
Süleyman Şah çareyi yanındaki Türkmenlerle birlikte çok daha kuzeybatıya doğru gitmekte buldu. Malazgirt yenilgisinden sonra Anadolu’daki hâkimiyetini büyük ölçüde kaybeden Bizans İmparatorluğu’nun içerisinde yaşanan iç karşıklıklar Süleyman Şah’ın işini kolaylaştırmıştı. Büyük Selçuklu tahtında ve hâkimi olduğu sahada kendisine hayat hakkı tanınmayan Süleyman Şah, siyasi kariyeri ve soyunun geleceği için yeni bir kapı açtı ve 1075 yılında İznik’i fethederek Türkiye Selçukluları devletinin de temelini attı. İznik’i yeni kurduğu devletin başkenti yapan Süleyman Şah, Bizans İmparatorluğu için Nikephoros Bryennios, Nikephoros Botaneiates ve İmparator Mikhail Doukas arasındaki taht kavgasından da yararlanarak kısa süre içerisinde ülkesinin sınırlarını Marmara ve Karadeniz sahillerine ulaştırdı. Bursa havalisini ve Kocaeli’yi ele geçirip Üsküdar ve Kadıköy’e kadar ilerledi ve Boğaz’dan geçen gemilerden vergi almaya başladı. Bu arada onun bölgedeki hâkimiyeti Sultan Melikşah tarafından da onaylanmış, Sultan bu hareketiyle Anadolu’da bir Selçuklu varlığını kabul etmiş, Abbasi Halifesi el-Kaim Biemrillah da Süleyman Şah’a “Nâsirüddevle” ve “Rükneddin” lakaplarını vermişti. Süleyman Şah’ın kazandığı başarılar ve bölgedeki hâkimiyetini iyice pekiştirmesi üzerine 1081 yılında Bizans tahtına çıkan İmparator I. Aleksios elçiler gönderip kendisine barış teklif etti. İmparator, Süleyman Şah’tan yüksek vergi vermesi karşılığında sınırlarını Dragos Deresi’ne kadar çekmesini teklif ediyordu. Bu teklif, bölgedeki hâkimiyetinin yeterince pekiştiğini düşünen Süleyman Şah tarafından kabul edildi. Süleyman Şah’ın İmparator’un yaptığı bu barış teklifini kabul etmesinin asıl nedeni ise kendisi için âdeta bir kızıl elmaya dönüşmüş olan Büyük Selçuklu tahtını ele geçirme hevesiydi. Büyük Selçuklu tahtına uzanan yol ise öncelikle Suriye’nin ele geçirilmesinden geçiyordu. Süleyman Şah bu amaçla vakit geçirmeden güneye doğru hareket etti.
KAYNAK: HISTORYMAPS
Süleyman Şah’ın Güneye Yönelişi ve Antakya’nın Fethi
Sultan ünvanını kullanan Süleyman Şah, Çukurova bölgesine gelerek Ermenilerin hâkimiyetindeki Tarsus, Adana, Misis ve Anazarba’yı ele geçirip Malatya’yı vergiye bağladıktan sonra İznik’e döndü. Ertesi yıl, oğlu Kılıç Arslan’ı da yanına alarak büyük bir orduyla yeniden güneye indi. Süleyman Şah 12 Aralık 1084 yılında Antakya’yı ele geçirdi. Mar Cassianus Kilisesi’ni camiye çevirip 17 Aralık 1084 yılında bu yeni camide 110 müezzin tarafından okunan ezandan sonra cuma namazı kıldı. Bu davranışının şehirdeki İslam ve Selçuklu hâkimiyeti açısından büyük önemi vardı. Süleyman Şah, Antakya’yı ele geçirdiği sırada yerli halka gayet iyi davranmış, mallarının yağmalanmasına engel olmuş hatta onların ricası üzerine Meryem Ana ve Saint Georgios isimlerini taşıyan iki kilisenin inşasına da izin vermişti. Antakya’nın fethi gerek İslam dünyasında gerekse Selçuklu başkentinde büyük yankı uyandırmıştı. Sultan Melikşah bu fetihten memnun olmakla birlikte kardeşi Tutuş’u bölgeye göndermeyi de ihmal etmemişti. Bu, büyük Sultan’ın, günden güne daha da güçlenen Süleyman Şah’ın asıl hedefinin ne olduğunu çok iyi anladığını gösteriyordu.
Mikail Oğulları ile Arslan Yabgu Oğulları Arasında Yeni Bir Savaş
Gerçekten de Süleyman Şah, Antakya’dan sonra Bağras, Samandağı, İskenderun, Darbesak, Artah, Hârim, Tell Başir, Antep, Elbistan, Maraş, Göksun, Behisni (Besni) ve Ra’ban’ı hâkimiyeti altına almış, ardından Halep’e doğru ilerlemeye başlamıştı. Bu fetihlerle birlikte Süleyman Şah’ın devletinin sınırları Marmara Denizi’nden Fırat Nehri’ne kadar uzanmıştı. İlerleyişini sürdüren Süleyman Şah, 20 Haziran 1085’te Selçuklular’ın Musul emiri Müslim’i öldürdü. Artık Halep’i alması an meselesiydi. Ancak bu sırada Şam’a hükmeden ve Suriye’de bir Selçuklu devleti kuran Alp Arslan’ın oğlu ve Melikşah’ın kardeşi Tutuş da Halep’e hâkim olmak istemekteydi. Yanına ünlü komutanlardan Artuk Bey’i de alan Tutuş’un bölgeye gelmesi Mikail Oğulları ile Arslan Yabgu oğulları arasında yeni bir savaşı da kaçınılmaz hâle getirdi.
“1086 yılının haziran ayı başlarında selçuk bey’in torunları bu kez halep yakınlarındaki ayn seylem’de karşı karşıya geldi. yapılan savaş süleyman şah’ın yenilgisiyle sonuçlandı.”
1086 yılının Haziran ayı başlarında Selçuk Bey’in torunları bu kez Halep yakınlarındaki Ayn Seylem’de karşı karşıya geldi. Yapılan savaş Süleyman Şah’ın yenilgisiyle sonuçlandı. Süleyman Şah’ın ordusundaki Türkmenler karşılarında Türkmen Beyi Artuk’u görünce onun safına geçmişti. Ayn Seylem Savaşı Süleyman Şah’ın sonu oldu. Oğlu Kılıç Arslan esir edilip Isfahan’a gönderildi. Selçuklu kaynakları Süleyman Şah’ın ölümüyle ilgili iki rivayete yer verir. Bir rivayete göre, hayatında ilk defa yenilgi alan kahraman Süleyman Şah, bu yenilgiyi hazmedememiş, Tutuş’un barış teklifini reddetmiş, ıssız bir yere çekilerek bıçağını kalbine saplamak suretiyle intihar etmişti. Diğer bir rivayete göre ise Süleyman Şah savaş sırasında çarpışırken öldürülmüş, Tutuş savaş meydanını gezerken, askerlerinin yakut ve som altınla işlenmiş zırhı bulunan bir ceset gördüklerini söylemesi üzerine, “Bu Süleyman Şah’a benziyor, ayakları benim ayaklarım gibi, Selçuk oğullarının ayakları birbirine benzer.” diyerek onu teşhis etmişti. Tutuş’un cesedin başında ağlayarak söylediği, “Biz Mikail oğulları sizlere zulmettik, sizleri bizden uzaklaştırıp işte böyle öldürüyoruz.” şeklindeki sözleri âdeta amcaoğullarının hâkimiyet mücadelesindeki hissiyatının da bir yansıması gibiydi. Süleyman Şah’ın cenazesi savaş meydanından alınarak Halep Kapısı’na defnedildi. #




