Türk mitolojisine göre soyun efsanevi anası yine köpekgillerden bir hayvan, bir dişi kurttur. Ziya Gökalp eski kaynaklardan bu kurdun isminin Asena olduğunu yorumlamış, bu yaklaşım Türkiye’de genel kabul görmüştür. Oysa eski Çin kaynaklarına göre Ashina Kadim Türklerin hükümdar soyunun adıdır. Yani, Ashina Türk soyunun kurt anasının değil, bir kurttan doğma insan atasının adıdır. Hangi efsane kabul edilirse edilsin, kurdun Türk mitolojisinde önemli bir yeri vardır. Buradan eski Türklerin kurttan evcilleştirdikleri köpeğe de değer verdikleri, onu kutsal saydıkları sonucuna varılabilir. Köpeğin Türklerin günlük hayatında önemini yitirmesi genellikle İslâm’ın kabulüne bağlanır. Oysa, İslâm’ın köpekle bir sorunu yoktur. Kuran’da Kehf suresinin 18. ayetinde Yedi Uyuyanlar’ın köpeklerinin (Kıtmir) de onlarla birlikte mağarada kaldığı belirtilir. Tarihçi Necdet Sakaoğlu’na göre köpeğin Türkler’in gözünden düşmesinin İslâm’la doğrudan bir alakası olmamalıdır. Bu durum özellikle Şafilik olmak üzere köpeği mekruh sayan bazı mezheplerin itikatlarıyla ve yerel Arap adetleriyle ilgili olarak yorumlanabilir. Tarihçi İsenbike Togan’ın belirttiği gibi, Türkler Müslüman olduktan sonra “hayvan ata, ana” yerine Hz. Nuh’un oğlu Yafes’in oğlu Türk’ten geldiklerine inanmayı tercih etmişlerdir.
Anadolu’ya yerleşen Türklerde köpek evin dışında kalır, hızla eski itibarını yitirir. Köpeğin Türkçe ismi it hakarete dönüşür. “iti an, çomağı hazırla”, “itin g.tüne sokmak”, “itle yatan bitle kalkar” köpekle ilgili olumsuz deyimlerden bazılarıdır. İt ismi “kirlenince” Kıpçakça’dan köpek kelimesinin alındığı söylenebilir. Özetle köpek Türk kültüründe bir türlü kapının eşiğini aşamamış, yakın zamana kadar hep evin ve gönlün dışında tutulmuştur. Sakaoğlu, son yıllarda köpekseverliğin özellikle büyük şehirlerde yaygınlaşmasını yalnızlıkları sadık bir dostla paylaşma ihtiyacına bağlıyor.
Alan Go’a ve evlatları Beş erkek çocuğunun beş Moğol soyunun atası olduğuna inanılan mitolojik köpek Alan Go’a, Topkapı Sarayı Müzesi’nde.
1910 KÖPEK TEHCİRİ
İstanbul’un dört ayaklı sürgünleri
İstanbul’daki sokak köpekleri toplanıp 1910 yılında Hayırsız Ada’ya bırakılmıştı. Sayıları on binleri bulan köpeklerin üzerinde ot bitmeyen bu adada yaşamaya -aslında ölmeye- mahkum edilmesi basının da ilgi odağı olmuş, Servet-i Fünûn’un bir muhabiri adadaki köpekleri yerinde görerek fotoğraflı bir haber hâline getirmiş ve “Karabatak” imzasıyla 30 Haziran 1910 tarihli sayıda yayınlamıştı.
Adayı dolaşan muhabir dayanılmaz bir koku ve sinek istilası altında hızlı yapmış fotoğraflar geri dönmüştür. Muhabirin yazdığına göre; adada köpeklere belediye görevlilerinin çuvallar içinde getirdiği ekmekler verilmekte, adadaki bir kuyudan çekilen su ile köpeklerin susuzluğu giderilmeye çalışılmaktaydı. Muhabirin dikkatini çeken bir diğer husus, adanın kayalık tepesinde sıralanmış ve hepsinin kafaları İstanbul yönüne çevrilmiş, kıpırdamadan sürekli o tarafa bakan köpeklerin görüntüsüydü!
Büyük “hayırsız”lık 1910 “Büyük köpek sürgünü”nün sebebi sokak köpeklerinin İttihat ve Terakki’nin yaratmaya çalıştığı Avrupai yaşam tarzına uymamasıydı.
İnsana duyduğu abartılı muhabbet nedeniyle köpeğin ‘duruşu’ nu yeterince ‘dik’ bulmayan kediseverler bir noktaya kadar haklıdır. Ama köpeğin de insana kuyruk sallama konusunda haklı bir nedeni vardır: Onun insandan bağımsız bir tarihi yoktur, hiç olmamıştır…
Erken köpekgillere ait fosiller günümüzden 38-56 milyon yıl önceye tarihlense de, modern köpek bundan yaklaşık 30.000- 15.000 yıl önce atalarımızın evcilleştirmeye başladığı kurtların torunudur. Yani köpeğin insandan bağımsız bir tarihi yoktur; insan en başından beri köpeğin efendisidir. İlk köpeksiler boğaz tokluğuna avcı ve yük hayvanı olarak çalıştırılır, yeri geldiğinde etleri ve postları için öldürülürdü. O günlerde insanın köpeği ısırmasının haber değeri yoktu. Tarım ve hayvancılığın gelişmesiyle köpek insanla ortaklığa bir pati daha yaklaştı. Giysi ve gıdaydı, bekçiliğe ve çobanlığa terfi etti. Tarih boyunca insan köpeğe ne misyonlar yüklemedi ki! Mitolojik zamanlarda köpek yeri geldi tanrılaştırıldı, yeri geldi cehennem kapısına nöbete dikildi. Sivilde ev korudu, sürü güttü, kızak çekti. Asker oldu; savaşlarda sıhhiyecilik, mayın tarayıcılığı yaptı. Polis oldu; narkotikte, bomba imhada çalıştı. Gözü görmeyenlere ışık, ruhu yaralılara terapi oldu. Beyaz perdede, tv ekranında yetenek sergiledi. Fakat insan bu en eski dostunun kıymetini nadiren bildi. Ölümcül deneylerde işkence edilen, nüfus kontrolü için katledilen, Uzak Doğu lokantalarında mideye indirilen de yine oydu. Herşeye rağmen bazı sıradışı köpekler yüreklere korku salarak, bazıları gönüllerde taht kurarak tarihe isimlerini yazdırmayı başardılar. İşte size hafızalardan silinmeyen köpeklerden bazıları…
Zinciri insanın elinde 2-3 yüzyıllara tarihlenen bir Gal-Roma anıtmezarındaki kabartmada Herkül’ün Kerberus’u zincire vurma sahnesi canlandırılıyor.
Anubis:
Ölülerin Rehberi
Kafası köpekgillerden çakal biçiminde, vücudu ise insan şeklinde tasvir edilen Anubis, Mısır ilahlarının en eskilerinden biridir. Kültü Eski Krallığa (MÖ 3100-2890) kadar inen Anubis, önceleri ölümün koruyucusu ve bekçisi, altdünyanın efendisidir. Daha sonraki dönemlerde bu makamı Osiris’e kaptırmış, ağırlıklı olarak mumyalama ve gömü törenleriyle ilişkilendirilmiştir. Yeni görevi ölülerin Osiris’i bulmalarına rehberlik etmektir. Ruhların ölüm ülkesine kabul seremonisi “kalp tartısı” sırasında terazinin başında hazır bulunur, masumların mekanını cennet yaparken günahkarları tanrıça Ammit tarafından yutulmaya gönderir. Eski Mısır’da ölülerin bedenlerinin bozulmadan kalması için mumyalanması ve bitkisel esanslarla hoş kokmasının sağlanması adetinin sorumlusu da odur. Çünkü inanışa göre Anubis mumyayı koklar ve sadece kokusu saf olanların cennete girmesine izin verir.
Argos:
Sahibini 20 yıl bekleyen sadakat timsali
Argos, Odysseus’un köpeğidir. Efendisi MÖ 8. yüzyılda Truva Savaşı’na katılmak için uzaklara gidince tüm hayatını onun özlemiyle geçirir. Odysseus 20 yıl süren uzun seferinden geri dönerken, ülkesinde işlerin yolunda gidip gitmediğini görmek için dilenci kılığına girer. Karısı Penelope ve oğlu Telemakos onun kim olduğunu anlayamaz. Odysseus’u sadece artık 20 yaşına gelmiş olan Argos tanır. Yaşlı hayvan zorlukla doğrulur, efendisine doğru yürür ve önünde yığılarak son nefesini verir.
Kerberus:
Çukur iblisi
Yunan mitolojisinin ünlü köpeklerinden biri de, yeraltı tanrısı Hades’in hükmettiği ölüler diyarının bekçisi Kerberus’tur. İsmi “çukur iblisi” anlamına gelen köpeğin görevi ölülerin cehennemden kaçmasına engel olmaktır. Bu korkunç yaratığın kaç başı olduğu hikayenin anlatıcısına göre değişir. Yaygın inanışa göre 3, Hesiodos’a göre 50, Horacius’a göreyse 100 başlı bir mahluk olan Kerberus’un kuyruğu yılan şeklindedir, sırtında birçok yılan başı vardır, üstelik ısırığı da zehirlidir. Bu köpek o kadar tehlikelidir ki, onu yakalayıp Atina’ya getirmek Herkül’ün on ikinci, yani son ve tabii en zor görevidir. Herkül bu “imkansız vazife”yi de yerine getirir ama inanışa göre onu yeryüzüne çıkarttığı sırada Kerberus’un ağzından toprağa saçılan zehirli salyalar, dünyada zehirli bitkilerin türemesine neden olmuştur.
Peritas:
İskender’in gözbebeği
Peritas, Büyük İskender’in en sevdiği köpeğidir. Yazar Plinius’un anlatısına göre Hindistan seferindeki İskender’e bir Asya kralı dev bir köpek armağan eder. Köpeğin cesaretini sınamak isteyen İskender, onu ayı ve yaban domuzlarının önüne sürer. Ama köpek kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp kaçınca kellesinden olur. Bu olaydan sonra başka bir yerel yönetici, muhtemelen Pencap bölgesinden Sopheites, büyük komutana Peritas isimli başka bir köpek hediye eder. Doğa tarihçilerine göre bir Hint mastifi olduğu tahmin edilen bu azman köpek bir fil ile bir aslanı aynı anda alt ederek İskender’in gönlünü fetheder. Onun erken ölümüne üzülen İskender, ele geçirdiği şehirlerden birine köpeğinin adını verir. Peritas’ın bir savaş meydanında efendisinin hayatını kurtardığına dair başka efsaneler de bulunmaktadır.
İskender’i, Peritas’ın fil ve aslanla dövüşünü seyrederken gösteren 1754 tarihli gravür.
Kıtmir:
8. Uyuyan
Efsaneye göre yedi Hristiyan genç, 250 yıllarında putperest (pagan? çoktanrıcı?) Roma İmparator’u Decian’ın baskı ve zulmünden kaçarak Efes yakınlarındaki bir mağaraya saklanır. İmparator içeride açlık ve susuzluktan ölmeleri için mağaranın kapısına bir duvar ördürür. Kovukta uyuyakalan gençler birkaç yüzyıl sonra imparator II. Theodoius döneminde uyanırlar. Artık Hristiyanlık devlet dini olmuştur. Gençler mucize hikayelerini bir papaza anlattıktan kısa bir süre sonra Tanrı’ya dualar ederek ölürler. “7 Uyuyanlar” efsanesi, küçük farklılıklarla Kuran’da da geçer. Kehf suresinde gençlerin 300 (kameri 309) yıl uyuduğu yazılıdır. Kıtmir’in de onlarla birlikte cennete gittiğine inanılır.
Barry:
İşi can kurtarmak
İsviçre Alpleri’nin ünlü arama-kurtarma köpeği Barry, 1880 yılında Saint Bernard ismini alacak olan daha iri cüsseli modern köpek ırkının efsanevi atasıdır. 1800’de doğan ve Saint Bernard misafirhanesinde rahipler tarafından eğitilen Barry, kariyeri boyunca 40 kadar kazazedenin imdadına yetişmiştir. Bir keresinde, bulduğu kayıp bir çocuğu sürekli yalayarak donmaktan kurtarmış, havlayarak rahiplere yerlerini bildirmiştir. Hava muhalefeti rahiplerin onlara ulaşmasına mani olunca, sırtına aldığı çocuğu misafirhaneye kadar taşımıştır. 1812’de emekli edilen Barry iki yıl sonra eceliyle ölmüş, bedeni Bern Doğal Tarih Müzesi’nde koruma altına alınmıştır. Barry’nin onuruna Paris yakınlarındaki köpek mezarlığında bir anıt inşa edilmiştir. Ayrıca, kuşaklardan beri Saint Bernard misafirhanesindeki köpeklerden biri onun anısına her zaman mutlaka Barry adını taşır.
Barry’nin doldurulmuş bedeni, Bern Doğal Tarih Müzesi.
Nipper:
Müzik dinleyen köpek
1884 yılında doğan Nipper, modellik yaparak ünlü olan ilk köpektir. Terrier ırkından olduğu kesindir, ama alt türü konusunda muhtelif rivayetler bulunur. Kıskaç anlamına gelen adını eve gelen misafirlerin bacaklarının arkasını kemirme huyuna borçludur. Sahibi Mark Barraud öldüğünde, bakımını kardeşi Francis üstlenir. Ressam kardeş, ağabeyinden kalma fonografta yine ona ait ses kayıtlarını dinleyen Nipper’ın dikkat kesildiğini fark eder. Nipper 1895’te ölür. Bundan dört yıl sonra, 1899’da Francis, bu şaşırtıcı sahneyi hatırlayarak Nipper’ın bir resmini yapar ve onu fonograf şirketlerine satmak için girişimlerde bulunur. Fakat aldığı cevap hep aynıdır: “köpekler fonograf dinlemez!” Sonunda, biraz da bulduğu “sahibinin sesi” sloganı sayesinde onu The Gramophone Company’ye 100 sterline satmayı başarır. 50 sterlin slogan, 50 sterlin de resmin kendisi için almıştır.
Bobbie:
Vefa ve cefa simgesi
1923’te Bobbie sahipleriyle Indiana’ya geziye gider ama yolda kaybolur. Kö- peklerini bir daha görmekten umudu kesen sahipleri Silverton’a onsuz dönerler. Aradan altı ay geçer, zayıflamış Bobbie ortaya çıkar. Perişan haline bakılırsa 4.105 kilometreyi yürümüş; günde ortalama 23 kilometre kat etmiştir. Fedakar köpeğin Silverton’a dönüşü büyük olay yaratır, “Batı’nın Çağrısı” isimli filmde kendisini canlandırır.
Balto:
Kahraman koşucu
Ocak 1925’te Alaska’daki Nome şehrini vuran difteri salgını çabuk yayılır. En yakın aşı 4.480 kilometre uzaklıktaki Seattle’dadır ve tek uçağın motorları donmuştur. Aşının trenle Alaska’daki Nenana’ya getirilmesine, oradan da köpek- lerin çektiği kızaklarla Nome’ye ulaştırılmasına karar verilir. “Büyük Aşı Koşusu’”na katılan yaklaşık 20 ekipten biri de Norveçli Gunnar Kaasen ve takım lideri siyah Sibirya Husky’si Balto’nunkidir. -31 derecede gerçekleşen son etabı onlar koşar ve aşıyı Nome’ye ulaştırırlar. Kaasen, fırtınada rotalarında kalmalarını Balto’nun müthiş sezgisi ve cesaretine bağlar; kahramanlık payesini onun hak ettiğini söyler.
Blondi:
Führer’in ölüm yoldaşı
Hitler’in son günlerine eşlik eden konut çalışanlarının açıklamaları Alman televizyonunda ilk kez yayınlanınca, Führer’in özel hayatının en ince ayrıntıları gözler önüne serildi. Hitler ile son eşi Eva Braun’un intiharlarını kuşatan sis perdesi de böylece aralanmış oldu. Yaveri Bernd Freytag von Loringhoven’e göre Hitler, Alsace ırkı Blondi’yi taparcasına sever ve onun kendi odasında uyumasına izin verirdi. Oysa aynı tutku kendi terrier’lerine düşkün olan Eva Braun tarafından paylaşılmazdı. İntihar ettikleri 30 Nisan 1945’te, Hitler siyanid kapsüllerini test etmek için onlardan birini sevgili köpeği Blondi’ye verdi ve bu esnada hiçbir üzüntü belirtisi göstermedi. Kapsüllerin işe yaradığını gören çift bir süre sonra onları yuttu ama Hitler ölümünü şansa bırakmamak için kendisini kafasından vurdu. Ardından köpek bakıcısı Feldwebel Fritz Tornow, Blondi’nin yavrularını da vurarak öldürdü.
Nemo:
Sıradışı Vietnam gazisi
1962 yılında doğan Nemo, Lackland Hava Üssü’nde “savaş köpeği” olmak üzere eğitildikten sonra 1966’da Viet- nam’a gönderildi. Eğiticisi ABD’ye geri dönünce Hava Kıdemli Çavuş Robert Thornberg’in bakımına veril- di. 3 Aralık 1966 sabahı görev yaptıkları Tan Son Nhut hava üssü saldırıya uğradı. İkili üssün çevresinde devriye gezerken Nemo bir tehlike hissetti. Thornberg telsizine davranamadan açılan Vietkong ateşiyle omuzundan vuruldu. Kurşunlardan biri de Nemo’nun sağ gözünden girmişti. Buna rağmen silahlı dört düşman askerine saldırdı, “ortağına” yardım çağıracak zamanı sağladı. Daha sonra gözü ameliyatla alındı, Amerikan ordusundan emekli edilerek Vietnam’dan geri dönmesine izin verilen ilk savaş köpeklerinden biri oldu. Onu taşıyan uçak hava üssüne indiğinde, subaylardan oluşan karşılama komitesi esas duruşta saygıyla bekliyordu.
Laika:
Talihsiz uzay fatihi
Tarih Yuri Gagarin’i 1961 yılında uzaya çıkan ilk insan olarak kaydeder ama bir terrier kırması olan Rus kozmonot-köpek Laika, Gagarin’den 4 yıl kadar önce, 3 Kasım 1957’de Sputnik 2 ile uzaya gönderilmiş ve dünya yörüngesinde seyahat eden ilk canlı olmuştur bile. Laika yolculuk öncesinde dünyaca meşhur olur, fakat işler planlandığı gibi gitmez. Laika’nın nabzı ve tansiyonu daha fırlatılış anında normalin 3-4 katına çıkar. Ayrıca teknik bir arıza kabin ısısını 40 dereceye yükseltir. Uçuşun 7. saatinden sonra artık Sputnik 2’de hayat belirtisi kalmamıştır. Yaklaşık 5 ay sonra, 14 Nisan 1958’de yörüngede attığı 2570 turdan sonra Laika’dan arta kalanlarla geri döndüğünde, dünya kamuoyunun ilgisi kızgınlığa dönüşmüştür. Sovyet yöneticiler yıllarca Laika’nın ölümü hakkında çok çelişkili açıklamalar yapar, en sonunda 2002’de hayatını aşırı ısınma sonucunda kaybettiği kesinleşir.
STAR KÖPEKLER
Nankör Crap
Shakespeare’in bir oyununda yer verdiği tek köpek, “Veronalı İki Centilmen”in Crab’idir. Oyunun kahramanı Lance onu sevmesine rağmen “sadakat bilmeyen itin teki” olarak tanımlar. Çünkü sahibinin gideceğini öğrenen Crab kılını bile kıpırdatmamıştır.
Kahraman Rin Tin Tin
1. Dünya Savaşı’nda Lee Duncan adında bir asker tarafından cepheden kurtarıldı. “Rinty” 27 filmde oynadı, Alman çobanının dünyaca tanınmasını sağladı. İlk Aka- demi Ödülleri’nde “en iyi erkek oyuncu” dalında en yüksek oyu aldı ama Oscar’ın insanlara verilmesi kuralı karara bağlandı.
Şapşal dahi Pluto
Sinema tarihinin en ünlü çizgi karakteri olan ilk sesli animasyon “İstimbot Willie”de (1929) başrol oynadı. Walt Disney tarafından seslendirilen “mikifare” yıldızlaşırken, Pluto gibi yan karakterleri de meşhur etti. “Dahi bir şapşal” olan Pluto’nun kendi çizgi filmleri de yapıldı.
Zeka küpü Milou (Fındık)
Belçikalı çizgi romancı Georges Remi’nin (Hergé) ünlü kahramanı Tintin’in (Tenten) köpeğidir. Hergé, onu sık sık gittiği bir kafenin köpeğinden esinlenerek yaratmıştır. Milou, Tintin’in bütün maceralarının olay örgüsünde kilit bir rol oynar.
Megastar Lassie
1943 yılında sinemaya uyarlanan filmle şov dünyasına adım attı. 12 Lassie filmi çekildi, TV dizisi tam 17 sezon sürdü. Dişi bir Collie olan Lassie karakterini canlandıran köpeklerin en önemli özelliği hepsinin erkek olmasıydı.
Sessiz bilge Snoopy
Charles Schultz’un Peanuts çizgi bantının karakterlerinden Charlie Brown’un ondan daha akıllı köpeğidir. 1950 yılında “doğan” Snoopy kulübesinin içinde değil damında yaşar, orada sırtüstü uyur. Tam bir bilgedir ama konuşmaz, okur onun fikirlerini düşünce balonlarından öğrenir.
Ebleh Ran Tan Plan
Belçikalı çizer Morris ve Fransız yazar Goscinny’nin ortak eseri Lucky Luke çizgi romanı 1956 yılında ilk kez Turhan Selçuk’un çıkarttığı Dolmuş dergisinde siyah beyaz olarak kopyalandı. Lucky Luke’a Red Kit ismi uydurulurken, orijinal ismi Ran Tan Plan olan ebleh köpek kahramana Rin Tin Tin’in ismini yakıştırdılar.
Atıl kurt Con
Suat Yalaz’ın çizgi romanından uyarlanan beş filmlik Tarkan serisinde Kartal Tibet’in “Atıl Kurt!” komutuyla hafızalarda yer edinen Con, Türk sinemasının nadir hayvan aktörlerindendir. 300 köpek arasından seçilen Con, sette gördüğü ilgi ve özel otomobiliyle gazetelere konu olmuştur.
Sitkomcu Moose
1990-2006 yılları arasında yaşayan bir Jack Russell olan deneyimli aktör Moose’un en unutulmaz performansı, meşhur Fraisier sitkomundaki Eddie rolüydü. Moose şöhreti yakaladıktan sonra onu küçükken başkasına veren ilk sahibi saçını başını yoldu.
Kayıp yazar Brian
Family Guy’daki Griffin ailesinin konuşan köpeğidir. Seyirciyle ilk kez 1998’de tanışan Brian, sigara, martini, marihuana içer, bir Toyota Prius kullanır. İnsan dişileriyle “sorunlu ilişkiler” kuran Brian’ın en büyük tutkusu başarılı bir yazar olmaktır.
Talha-Sofia Dinçel 28 Nisan 2014 15:11 Çiftehavuzlar, İSTANBUL
Ardından devam ediyor, “çünkü sevgi dolu bir çocuk yetiştirerek tarihin seyrini değiştirebilirsin.” Talha 35 yaşında, mimar. Sofia 6 aylık, şimdilik ev kızı. Baba-kız Pazar gezintilerini yaparken #tarih’e yakalanıyorlar. Talha bir Rus hanımla evli, eşi ve dünyalar tatlısı kızıyla St. Petersburg’da yaşıyor. İstanbul’a bir süreliğine tatile gelmişler. Uygulamacı mimar olduğunu, bir Türk inşaat şirketinin şantiyesinde çalıştığını, işini çok sevdiğini söylüyor. “Orada ailemi daha güvende hissediyorum, sokaklar daha az kalabalık, daha düzenli; normlar daha belirgin, insanlar sanki daha bir saygılı birbirlerine” diyor. “Hani duyuyoruz, mafya falan” diyecek oluyorum. “Mafyanın maaşlı çalışanlarla işi olmuyor” diye sözümü kesiyor. “Onlar daha büyük oynuyor, bir de kendilerince bir adalet duyguları, kendilerine has değişmez kuralları, raconları var. Kamu düzeninde bir tür denge unsuru rolü üstleniyorlar.” Talha’nın hayatının en mutlu anı hemen tahmin edilebileceği gibi Sofia’yı kucağına ilk aldığı anmış. “Minicik eliyle işaret parmağımdan tuttu, sonsuza kadar sürecek kopmaz bir bağ kurdu aramızda” diyor. Nihayet klasik sorumu soruyorum. “Bundan bir yüzyıl sonra sizin fotoğrafınıza bakanlar ne görecek sence?” Hiç tereddüt etmeden “aşk” diye cevap veriyor, “gerçek aşkı görecekler!” Sofia yürek okşayan “agu… bıgı…”larıyla babasına arka çıkıyor.
Amasra halkı bolluk getireceği düşüncesiyle kömür ocaklarını 1966’da sevinçle karşılamıştı. Doğadaki tahribat onlara yanıldıklarını gösterdi. Bugünse termik santral projesine büyük tepki gösteriyorlar.
Muhteşem doğası, tarihî eserleri ve ulaşım kolaylığı nedeniyle ‘çeşm-i cihan’ (dünyanın gözbebeği) unvanını yüzyıllardır koruyan Amasra, termik santral projesiyle bir kez daha endüstriyel saldırı tehdidi altında. Bartın Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün Haziran ayında kabul ettiği Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuyla termik santralin inşa süreci hızlandı. Bölge halkı projeye karşı, çünkü geçmişte yaşadıklarından ötürü ağızları yanmış durumda. Akıllarda 1960’la yaşanan süreç canlılığını koruyor.
Tahribatın 5 yılı Uydu görüntüleri, Hema Enerji tarafından sürdürülen taşkömürü çalışmalarının son beş yılda neden olduğu doğal tahribatı kanıtlıyor. Termik santral projesi, mevcut taşkömürü madeninin (altta) bulunduğu bölgeye yapılacak.
1965 seçimlerinde Adalet Partisi’nin tek başına iktidara gelmesiyle birlikte taşkömürü ocağının yeniden faaliyete geçmesine karar verilmişti. Turizmin meyvelerini henüz toplayamamış olan Amasra halkı balıkçılıkla gemicilikle uğraşıyor, yoksullukla boğuşuyordu. İktidarın, ocakların refah getireceği yönündeki kampanyası da eklenince, Amasralılara sevinmekten başka seçenek kalmamıştı. “Plajların simsiyah kömür olacağını Allah bize nihayet gösterecek” diye sevinenler bile vardı. Çeşm-i Cihan Amasra kitabının yazarı tarihçi Necdet Sakaoğlu’na göre, öyle de oldu: “Kömür ocağının suları bir Roma kanalından küçük limana bağlandı ve kömür atıkları, limanı kömür bataklığına çevirdi.”
Ocak açılırken antik Amasra kentinin nekropolü üzerinde çalışan dozerler lahitleri kırıp döktü. Akropol, tiyatro alt üst edildi. Tahribatın ikinci dalgası, nüfus artışıyla geldi. Amasra’nın yaklaşık 1900 olan nüfusu dışardan gelen işçiler ve aileleriyle bir anda on bine ulaştı. Tarihî yarımada üzerinde kaçak yapılaşma başladı. Sakaoğlu esas tahribatın o dönem yaşandığını söylüyor:
“Yollarında Roma’dan, Bizans’tan kalma kaldırımlar görülen, kale içinde çantı tipi, 14-15. yüzyılın mimari özelliklerinden esinlenen mütevazi evler bulunan Amasra, kaybolup gitti.”
Bugün gündemde olan termik santral projesiyle yeni bir doğal ve tarihsel tahribat kapıda. Ama Amasra’nın kaybedecek hâlâ çok şeyi var. Öncelikle UNESCO dünya mirası geçici listesinde, ‘Ceneviz ticaret yolunda Akdeniz’den Karadeniz’e Kadar Kale ve Surlu Yerleşimlere Adaylık Dosyası’nda yer alıyor. Buna beş adanın birleşmesiyle oluşan bir yarımada üzerinde bulunan Amasra’nın Küre Milli Parkı’nın giriş kapısı olduğunu da eklersek, bölgeye termik santral yapma zihniyetinin çarpıklığı iyice belirginleşiyor. Sakaoğlu umutlu: “Şimdi Amasra’da 1960’lardan çok daha bilinçli bir topluluk yaşıyor, aynı hatayı yinelemeyeceklerdir.”
Ağabeyi canına kıydığında henüz 5 yaşındaymış Engin. O günlere dair sadece eve sinen ağır hüznü, yoğun kasveti hatırlıyor, o da hayal meyal. Bu talihsiz olayı izleyen günlerde, acılarını kalplerine gömüp hayatlarında yepyeni bir sayfa açmak istercesine İstanbul’a göçmüşler ailece. Gecekondu mahallesinde büyümüş Engin, ilkokulu zar zor bitirmiş, 12 yaşında berber çırağı olarak hayata atılmış. “Bilsem bu kadar çabuk büyümek zorunda kalacağımı, 23 Nisanlar’ın tadını daha çok çıkartırdım” diyor törenden dönen bayram çocuklarının arkasından gülümseyerek bakarken. Hayatının dönüm noktası, kendi berber dükkanını açmak olmuş. Anne babasını kondudan çıkartıp, apartman dairesine yerleştirmiş hemen. Bir süre sonra, yan dükkanı kiralayıp emlakçılığa da el atmış. Ardından kursa gitmiş, 8 sene mücadele etmiş, Latin dansları hocası olmuş. “Sınıfın en yeteneksiziydim. Salsa’nın temel hareketlerini herkes 3 günde öğrendi, ben 2 ay debelendim” diyor. Ama inat etmiş. İnadının ödülü ise bir Türkiye dördüncülüğü olmuş. Bu arada deniz korkusunu yenmek için dalgıç brövesi almış. Son merakı ise masaj. Yakında masaj terapisti lisansını cebine koyacak. Tarihte kapladığı yeri genişletmek mi istiyor acaba? “İlgisi yok abi, boş oturunca sıkılıyorum” diyor. 100 yıl sonra tarihin senden nasıl bahsetmesini isterdin” diye soruyorum, “olduğum gibi” diye cevaplıyor. Tarih senden olduğun gibi bahsedecek Engin, orasını sen hiç merak etme.