Yazar: #tarih

  • Kendi Uçağını Yapan Ülke

    Kendi Uçağını Yapan Ülke

    Türkiye yıllar öncesinde kendi otomobilini ve uçağını yapabilen bir ülkeydi. Daha 1920’lerde Vecihi Hürkuş K-VI’yı tasarlayıp üretmeyi başarmıştı. Bundan 81 yıl önce ilk Türk yolcu uçağı İstanbul Yeşilköy’de başarılı bir test uçuşu gerçekleştirdi. 10 Ocak 1944’te gerçekleştirilen uçuşu uçağın imal edildiği fabrikanın sahibi Nuri Demirağ ve bazı devlet görevlileri de izledi. İş adamı Nuri Demirağ Türkiye’de bir uçak fabrikası kurma çalışmalarına 1936’da başlamıştı.

    fcbb688c-1f3d-5b3c-c150-34377aff788b
    Nuri Demirağ uçak fabrikasında incelemede

    Beşiktaş’ta Deniz Müzesi’nin bulunduğu alana bir uçak fabrikası kuruldu. Test uçuşlarının yapılabilmesi için Yeşilköy’deki Elmas Paşa Çiftliği satın alındı. Burası bin 500 dönümlük geniş bir araziydi. İstanbul’u ve Türkiye’yi dünyaya bağlayan Uluslararası Yeşilköy Havaalanı yıllar sonra aynı bölgeye inşa edilecek ve 1985’te adı Atatürk Havalimanı olarak değiştirilecekti. Demirağ’ın fabrikasında Nu.D 36 kod numarasıyla tek motorlu bir uçak ve Nu.D.38 numarasıyla 6 kişilik bir yolcu uçağı imal edildi. Motorları dışında her şeyiyle Türk mühendis ve işçileri tarafından yapılan uçak gökyüzünde 3,5 saat kalabiliyor ve saatte 325 kilometre hıza çıkabiliyordu. Uçak o günden sonra dünya yolcu uçakları listesine alındı. Nu.D.38 yolcu kabul edilen ilk resmî uçuşunu ise 26 Mayıs 1944’te gerçekleştirdi. Uçağın yolcuları arasında Tasvir-i Efkâr gazetesi sahibi Ziyad Ebüzziya, Vatan gazetesi muhabiri Faruk Fenik ve iş adamı Nuri Demirağ vardı. Saat 09.45’te İstanbul’dan havalanan uçak 1,5 saat sonra Ankara’ya indi. Ne yazık ki Demirağ’ın uçak fabrikası yeterli siparişi alamamış ve kapanmak zorunda kalmıştır. Atatürk Havalimanı ise 2019’da kapatıldı. Pistleri kırılarak yerine pandemi hastanesi ve Millet Bahçesi yapıldı.

    db92380f-e8ed-039e-5e6a-bf81ea3b0d40
    İlk yerli yolcu uçağı Nu.D.38 havalanırken
  • Hasta Adam

    Hasta Adam

    9 Ocak 1853’te Osmanlı İmparatorluğu için ilk kez “Hasta Adam” benzetmesi yapıldı. Bu ifade Rus Çarı I. Nikolay tarafından Avusturya Şansölyesi Metternich ile yaptığı görüşmede kullanıldı. Metternich ise Osmanlı için yapılan bu benzetmeye nispeten daha temkinli yaklaşmıştır. Bu benzetmeden sonra Hasta Adam tabiri diplomatik çevrelerde sıkça kullanıldı. Dönemin gazete ve dergileri Osmanlı’nın hastalığı üzerine yakıştırmalar yaptı, karikatürler yayımladı. Çar Nikolay’ın sözlerinden 15 yıl önce Osmanlı, son dönemin en büyük kapitülasyon antlaşmasını Ruslarla imzalamıştı.

    57fa8cf3-44f6-d546-0cf1-3a7dc26ebb2b
    Rus Çarı I. Nikolay

    Osmanlı ülkesini Avrupa’ya tek bir pazar olarak açan 16 Ağustos 1838 tarihli Baltalimanı Antlaşması yalnızca bir ticaret değil aynı zamanda ileri düzeyde bir kapitülasyon antlaşmasıydı. İhracat yasağı ve devlet tekelleri kaldırıldı. Yabancı tüccarlar yerli tüccarlarla aynı haklara sahip oldu. Bundan sonra Osmanlı artık mamul ürün üretemeyecek ve yerli üretici zor durumda kalacaktı. Yabancıların ayrıcalıkları zamanla gayrimüslim Osmanlılara da tanındı. Osmanlı’nın borçlanmaya başlaması kapitülasyonlarla birleşince, ekonomi yönetimi Düyun-u Umumiye’ye teslim edildi. Çar I. Nikolay’ın teşhis ettiği hastalık, Osmanlı’nın sonunu getirdi.

    3ca0fee5-d481-95ac-3d7e-b9dbac68a127
    Papa ve Osmanlı Devleti’nin hasta olarak tasvir edildiği 1860 tarihli karikatür

  • Dünya’nın Dönüş Günü

    Dünya’nın Dönüş Günü

    Bugün Dünya’nın Dönüş Günü! Gezegenimizin her 24 saatte bir kendi ekseni etrafında döndüğünün keşfini kutladığımız bu özel gün, doğanın işleyişine dair hayranlık uyandıran bir gerçeği hatırlatıyor. Dünya’nın dönüşü sayesinde günler, geceler, mevsimler, yıllar, rüzgârlar ve yağmurlar mümkün hale geliyor.

    4dbaf731-445a-450a-7898-82bfcab2d2c4

    Dünya’nın döndüğü eksen, Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu’nu birleştiren hayali bir çizgidir. Bu eksen üzerinde, gezegenimiz her 24 saatte bir tam tur atar ve bir gün 24 saat olarak kabul edilir. Dünya’nın Güneş etrafında dönüşü ise 365 günden biraz fazla sürer; bu yüzden bir yıl 365 gün olarak hesaplanır.

    Dünya’nın Dönüş Günü, Fransız fizikçi Leon Foucault’un, 1851 yılında kendi icadı olan Foucault Sarkacı ile Dünya’nın dönüşünü kanıtladığı günün yıldönümünde kutlanmaktadır. Foucault Sarkacı, çoğu bilim müzesinde görülebilir ve Dünya’nın dönüşünü görsel olarak açıklar.

    Bu bilimsel buluş, yalnızca fizik dünyasında değil, edebiyat alanında da yankı uyandırmıştır. Ünlü İtalyan yazar Umberto Eco, 1988 yılında yayımladığı “Foucault Sarkacı” adlı romanında, dinsel kökenli irrasyonel düşüncenin, pozitif bilim ve laik düşünce karşısındaki yenilgisini işler. Roman, Foucault’un adını taşırken, bilim ve düşüncenin zaferini edebi bir dille anlatır.

    Dünya’nın Dönüş Günü, sadece bir bilimsel keşfin yıldönümü değil, aynı zamanda yaşamın sürekliliğini sağlayan bu doğal sürecin önemini anlamak için de bir fırsattır. Bugün, gezegenimizin bu hayranlık uyandıran işleyişine bir kez daha teşekkür etme zamanı!

       

  • İstanbul Sokaklarına İlk Kez Elektrik Kablosu Çekiliyor…

    İstanbul Sokaklarına İlk Kez Elektrik Kablosu Çekiliyor…

    17 Ağustos 1912

    19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şehrin farklı bölgelerinde aydınlatma ve ısıtmada kullanılan gazhaneler, 1900’lere gelindiğinde artık artan gereksinime cevap veremiyordu. Kente elektrik enerjisi sağlayacak bir santralin kurulması gerekiyordu. Osmanlı Ticaret ve Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı), Avrupa Yakası’nın ve Suriçi’nin elektrikle aydınlatılması için 1910 yılı Şubat ayında İstanbul’da bir elektrik santrali kurulmasıyla ilgili duyuruda bulundu ve ihale düzenledi. İhale sonrasında 1 Kasım 1910’da Nafia Nezareti nazırı ile Avusturya-Macaristan orijinli Ganz Şirketi temsilcileri arasında bir anlaşma imzalandı. Şirket, Nafia Nezareti ile yapılan anlaşma gereği ferman tarihinden itibaren altı ay içinde kendi yerine geçecek ve Osmanlı kanun ve kurallarına tabi olacak bir anonim şirket kurmakla yükümlüydü. 1911 yılının Nisan ayında kurulan bu şirkete, “Osmanlı Anonim Elektrik Şirketi” adı verildi. Sihahtarağa Elektrik Santrali inşasının başlamasıyla da Suriçi’nin belli kısımlarına elektrik kablosu çekilmeye başlandı…
    Üstteki fotoğrafın kim tarafından çekildiğine dair net bir bilgiye sahip değiliz ancak İstanbul’da elektrik işlerinin takibinden sorumlu İstanbul Konsorsiyumu tarafından çekilmiş olabileceğini pekâlâ söyleyebiliriz. 17 Ağustos 1912 tarihinde Nişantaşı, Harbiye’de çekilmiş olduğunu bildiğimiz bu fotoğraftaki işçiler, bugüne nazire yaparcasına sanki bir şeyler anlatmak istiyor… #

    Ayın Fotoğrafı
    FOTOĞRAF: CENGİZ ÖZKARABEKİR ARŞİVİ
  • Yayıncı, reklamcı, edebiyatçı ama bunlardan daha fazlası

    Yayıncı, reklamcı, edebiyatçı ama bunlardan daha fazlası

    Adam Yayınları, Anadolu Yayıncılık Ajans Ada, Merkez Ajans… Yayın ve reklam dünyasında silinmez izler bırakan Nazar Büyüm, 80 yaşında hayatını kaybetti. 1972’de Manajans’ta reklamcılığa başlayan Nazar Büyüm, daha sonra Ersin Salman, Zafer Ataylan ve Hasan Parkan’la birlikte Ajans Ada’yı kurmuştu.

    Ardindan-Nazar

    1981’de Adam Yayınları’nı, Merkez Ajans’ı ve Anadolu Yayıncılık’ı kuran Nazar Büyüm, edebiyat-sanat kitapları ve dergiler; Yurt Ansiklopedisi, Türk ve Dünya Ansiklopedisi gibi kaynak kitaplar yayımladı. 1985’te Osman Kavala ve Selahattin Beyazıt’la birlikte kurduğu Ana Yayıncılık, Britannica Ansiklopedisi’nin Türkçe versiyonu AnaBritannica’yı, Britannica Compton’s’u ve Temel Britannica’yı yayımladı. Çevirileri, derlemeleri, şiir kitaplarının yanısıra reklamcılık sektörünün de önde gelen isimlerinden Büyüm, Agos’taki yazılarını Dönüp Baktığımda kitabında toplamıştı.

    Nazar Büyüm’ü, arkadaşı ve meslektaşı Bülent Korman’ın T24’teki yazısından bir bölümle uğurluyoruz:

    “Pazarlama iletişimcileri zaman zaman bir kavrama sarılmayı sever. “Insight” yakın bir dönemde bunlardan biriydi. Bunun nedenini, “kendi ifade ettiklerinin ötesine bir adım atıp tüketicilerin içlerine bakmak ihtiyacı” olarak açıkladılar. “Insight”ın Türkçesi ‘iç görüş’, ‘içe bakış’: Bir durumun içini görme. Varlıkların ve davranışlarının iç doğasını sezmek, kavramak.

    Reklamcılık yapa yapa gelişen, geliştirilen, ustadan öğrenilen bir zanaattır. Ve nihayetinde bir neden-sonuç arayışıdır. Bu bir yetenek olduğu gibi, zamanla mesleki bir deformasyona dönüşebilir. Benim de içinde olduğum bir kuşağın ustası tereddütsüz Eli Y. Acıman ise, onun en iyi yetişmiş çıraklarından biri elbette Nazar’dı. Çünkü o, mesleğin gerektirdiğinden daha fazla niteliklere, birikime sahip olanlardan biriydi. Bu da ona, can yoldaşlarıyla birlikte, bir işkolunu bu ülkede daha sonraki nesiller için geliştirmek, ekmek kapısı yapmak olanağını verdi… Şu “insight’”meselesinin etrafımdaki bazı insanların bir ölüm sonrasındaki tutumlarını, davranışlarını, gayret veya gayretsizliklerini içlerindeki ihtiyaçlarla, derinde yatanlarla anlamlandırabilmenin beni epey meşgul ettiği şu günlerde; Nazar’ın inişli-çıkışlı ama asla sıradan olmayan yoğun geçmiş hayatı dün bitti. Toprağın bol olsun sevgili dostum.”

  • Yalnızca bir gazeteci değil, tarihî mirasın koruyucusu

    Yalnızca bir gazeteci değil, tarihî mirasın koruyucusu

    Niğde’nin Bor ilçesinde doğan Özgen Acar, önce İzmir Anadolu Lisesi’ni ardından Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Gazeteciliğe öğrenciyken, 1960’ta Cumhuriyet gazetesinde parlamento muhabiri olarak başladı. 1972’de Reuters Ajansı’nın Türkiye bürosunu açtı. TRT ile Milliyet’in Atina ve New York muhabirliğini, temsilciliğini yaptı. 1990’da Cumhuriyet’e geri döndü. Tarihî eser kaçakçılığı üzerine uzmanlaşan Acar, yaptığı haberlerle dikkati çekti; bunlar gazeteciliğin temel ilkelerinden biri olan fikri takip konusunda da bir ders gibiydi. Türk basınında örneği olmayan bir alanda çalışarak, adeta bir detektif gibi Türkiye’den kaçırılan kültürel mirasın izini sürdü. Anadolu’dan götrülen Lidya Hazinesi, Elmalı Hazinesi, Karun Hazinesi ve Yorgun Herkül heykeliyle ilgili gerçekleri ortaya koyan Özgen Acar, “Karun Hazineleri”nin 1960’larda Türkiye’den kaçırıldığını, bu mirasın New York Metropolitan müzesinde sergilendiğini ortaya çıkardı. Bu konuda onlarca haber yaparak kamuoyu oluşturdu ve uzun bir sürecin ardından eserlerin Türkiye’ye iadesini sağladı.

    Ardindan-Ozgen

    Bir başka büyük başarısı ise Yorgun Herkül heykeli oldu. 1980’lerde Türkiye’den ABD’ye kaçırılan heykel Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergileniyordu. Acar, bu konuda yaptığı haberlerin yanısıra hukuki mücadele de verdi ve heykel Türkiye’ye iade edildi.

    1992-1994 arasında Cumhuriyet gazetesinde genel yayın yönetmenliği de yapan Özgen Acar, vefatına kadar “Kavşak” adlı köşesiyle gazeteciliğe devam etti. Acar’ın son yazısı kadın cinayetleriyle ilgiliydi. 23 Ekim’de Ankara’da yaşamını yitiren Özgen Acar’ın cenazesi Cebeci Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

  • Müzik dünyasında bir deha: ‘Pop’u yeniden tanımlamıştı

    Müzik dünyasında bir deha: ‘Pop’u yeniden tanımlamıştı

    Kariyerinin başlangıcından itibaren, imkanları kısıtlı olsa da inanılmaz başarılara imza atan Quincy Jones; Ray Charles’tan Dizzy Gillespie’ye, oradan Ella Fitzgerald ve Count Basie’ye ve sonrasında Michael Jackson ve Lionel Richie’ye uzanan ünlüler geçidinin arkasındaki büyük ustaydı. “We are the World” ile müziğinin gücünü iyilik için kullandı.

    Olağanüstü bir yeteneğe sahip, köklerini unutmayan ve sanatsal ifade sınırlarını her zaman zorlayan Quincy Jones’un karakteri, şu cümleleriyle özetlenir: “Asla pes etme. Yaratıcılığınla tevazunu, başarınla zarafetini beraber koru. 1 Numaralı bir plağın arkasındaki kişi olman, seni kimseden daha iyi yapmaz.”

    Ardindan-Quincy
    3 Kasım 2024’te ölen Quincy Jones, müzik ve eğlence dünyasını da etkileyen ırkçılık duvarlarını yıkmıştı.

    91 yaşında ölen, gerçek bir usta, yapımcı ve müzisyen Quincy Jones, müzik ve eğlence dünyasını da etkileyen ırkçılığın duvarlarını yıkarak efsaneler arasında yerini aldı. Hayatı tıpkı bir senfoni gibi farklı notaların ve ritimlerin ahenkli bir birleşiminden oluşuyordu. Büyük Buhran’ın ardından 1933’te dünyaya gelen Quincy’nin çocukluğu, ebeveynlerinin boşanmasının yarattığı sarsıntılar ve zorluklarla geçti. 11 yaşında yiyecek çalmak için girdiği Washington-Bremerton’daki bir rekreasyon merkezinde piyanoyu görmesi, hayatının dönüm noktasını olacaktı. Müzik onun kaçışı, tesellisi ve nihayetinde kaderi oldu. Kariyerinin başlangıcından itibaren, imkanları kısıtlı olsa da inanılmaz başarılara imza attı. Trompette ustalaşarak Ray Charles ve Billie Holiday gibi caz üstatlarıyla birlikte sahneye çıktı. Lionel Hampton ve Dizzy Gillespie ile dünya turnelerine gitti. Müzik düzenleme ve prodüksiyon alanında o kadar yetenekliydi ki, Frank Sinatra, Ella Fitzgerald, Count Basie gibi dönemin en ünlü isimleriyle çalışma fırsatı buldu.

    Film müziği dünyasına adım atarak 1967’de “Gecenin Sıcağında” (In The Heat of the Night), 1977’de “Kökler” (Roots) gibi yapımların müziklerini besteledi. En İyi Orijinal Şarkı dalında Akademi Ödülü’ne aday gösterilen ilk Afrikalı Amerikalı unvanını aldı.

    Michael Jackson ile yaptığı ortak çalışma sonucunda müzik tarihinde iz bırakan “Off the Wall” (1979), “Thriller” (1982) ve “Bad” (1987) albümleriyle türleri harmanlayarak pop müziği yeniden tanımladı. 1985’te Michael Jackson ve Lionel Richie ile birlikte Etiyopya’daki açlıkla mücadele için insani yardım çabalarına el uzattı. “We are the World” ile müziğinin gücünü iyilik için kullandı.

    Quincy Jones, yaratıcılık ve azimle dolu, olağanüstü bir kariyere imza attı. Ünlü oyuncu ve sinemacı Rachida Jones da aralarında olmak üzere 7 çocuk babası olan Jones, arkasında 500 milyon Dolarlık bir miras bıraktı. Müzik dünyasının vizyon sahibi dehası Quincy Jones gelecek nesillere ilham vermeye ve yaşamaya devam edecek.

  • Hayat boyu onurlu ve irfanlı bir yaşam melodisi…

    Hayat boyu onurlu ve irfanlı bir yaşam melodisi…

    Sanatını ticari kaygılardan uzak tutan, insanlarla paylaşmayı ilke edinmiş nadir müzisyenlerden biriydi Alış. 1991’de kurduğu Peyk grubuyla alternatif müzik sahnesine çıkan Alış’ın parçalarında, toplumsal duyarlılık, emek ve adalet temaları her zaman ön planda oldu. İlk müzikali “Hamiyet”, bu yıl 27. İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyer yapmıştı.

    Türkiye alternatif müzik sahnesinin özgür ve güçlü sesi İrfan Alış, 4 Kasım 2024’te, henüz 53 yaşındayken hayata veda etti. Peyk grubunun solisti olan Alış, ardında sadece unutulmaz şarkılar değil, aynı zamanda yılmaz bir mücadelenin ve dayanışmanın güçlü mirasını bıraktı.

    Ardindan-Irfan
    Peyk grubunun kurucusu İrfan Alış müziği sadece bir ifade biçimi olarak değil, toplumsal dönüşümün bir aracı olarak da değerlendiriyordu.

    Sanatını ticari kaygılardan uzak tutarak insanlarla paylaşmayı ilke edinmiş nadir müzisyenlerden biriydi İrfan Alış. Müziğe olan tutkusu, onu 1991’de Peyk grubunun temellerini atmaya yönlendirdi. Serdal Ersoy, Özgür Ulusoy, Barış Tokgöz ve Ertan Çalışkan’dan oluşan grup, Türkiye alternatif rock sahnesinde kendine özgü bir yer edindi. 2007’de yayımladıkları “Suluşaka” albümüyle başlayan müzikal yolculuklarında, “İçimdeki İz” (2011), “Teslim Olma” (2014) ve “Lay Lay Lom” (2018) albümleriyle de dinleyicilerin hafızasında kalıcı bir yer edindi.

    Hayatın zorluklarıyla erken yaşta tanışan Alış, 13 yaşında başlayan çalışma hayatını üniversiteye girdikten sonra da sürdürmüştü. Peyk’in ilk yıllarında stüdyo masraflarını karşılayabilmek için alüminyum doğramacılık ve esnaflık yapan Alış, bu deneyimleri müziğine de yansıttı. Şarkılarında toplumsal duyarlılık, emek ve adalet temaları her zaman ön planda oldu. İrfan Alış müziği sadece bir ifade biçimi olarak görmeyip toplumsal dönüşümün bir aracı olarak da değerlendirdi. Bu anlayışının örneklerinden ve Peyk’in ilk müzikali olma özelliğini taşıyan “Hamiyet”, prömiyerini bu sene 27. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yapmıştı.

    Alış’ın mücadelesi sadece müzikle sınırlı kalmadı. “Olta Dayanışma Projesi”yle pandemi döneminde zorluk yaşayan müzisyenlere destek olan Alış, telif hakları konusunda da önemli çalışmalar yürüttü. “Örgütlülük her şeyi çözer” diyerek, her fırsatta sanatçıların ve tüm emekçilerin biraraya gelmesi nin önemini vurguladı.

    Gezi eylemlerine verdiği destek ve savaş karşıtı duruşuyla da tanınan İrfan Alış, sözünü sakınmayan, düşüncelerini açıkça ifade etmekten çekinmeyen bir sanatçıydı. Kararlı duruşu ve kişiliğiyle, inandığı değerler uğruna mücadele etmekten hiçbir zaman vazgeçmedi. Beyne pıhtı atması sonucu hayata veda eden Alış, ölümünden 2 gün önce (2 Kasım) X (Twitter) hesabından 29 Kasım olarak planlanan “Hamiyet” plak lansmanını duyurmuştu. Ne yazık ki bu etkinliği göremedi.

    Kararlı duruşu, dayanışma çağrısı ve güçlü sesi her zaman bizimle yaşamaya devam edecek.

  • Harem’den sokaklara Elisa Zonaro’nun objektifi…

    Harem’den sokaklara Elisa Zonaro’nun objektifi…

    Abdülhamid döneminde İstanbul’a yerleşen ve 11 yıl burada yaşayan Elisa Zonaro, hem Osmanlı sarayının içini hem de İstanbul’un günlük hayatını belgeledi. Kocası meşhur ressam Fausto Zonaro da onun ardından İstanbul’a gelecek ve unutulmaz eserlere imza atacaktı. Zeytinburnu Kazlıçeşme Sanat’ta açılan sergi, tarihseverlerin beğenisine sunuldu.

    Harem’den sokaklara Elisa Zonaro’nun objektifi...
    Elisa Zonaro’nun kadrajından Sultanahmet Meydanı ve kameraya bakan kadınlar.

    Zeytinburnu Belediye-si’ne bağlı sanat galerisi Kazlıçeşme Sanat, tarih meraklıları için önemli bir sergiye evsahipliği yapıyor. “Elisa Zonaro’nun İstanbul’u” adlı sergi, Sultan 2. Abdülhamid döneminde sarayda “ressam-ı hazret-i şehriyâri” olarak görev yapan İtalyan Fausto Zonaro’nun eşi Elisa Zonaro’nun objektifinden İstanbul’u yansıtıyor.

    1891-1910 arasında İstanbul’da yaşayan Elisa Zonaro, şehrin büyülü atmosferini fotoğraf kareleriyle ölümsüzleştirdi. Ülkenin ilk gayrimüslim kadın fotoğrafçılarından biri olan Zonaro, sarayın resmî portrecisi unvanını alarak Harem gibi en mahrem mekanlara bile girebilmiş ve fotoğraflar çekebilmişti. Elisa Zonaro’nun Osmanlı Devle-ti’nin son yıllarına şahitlik ettiği fotoğraf kareleri, Floransa’da yaşayan torununun oğlu Cesare Mario Trevigne tarafından günümüze kadar ulaştırıldı. Bu değerli koleksiyon, Zeytinburnu Kazlıçeşme Sanat’ta açılan sergiyle tarihseverlerin beğenisine sunuluyor.

    Küratörlüğünü Ömer Faruk Şerifoğlu’nun üstlendiği sergide, Zonaro’nun 1890-1910 arasında çektiği İstanbul fotoğraflarının yanısıra Fausto Zonaro’nun tabloları ve Zonaro ailesine ait kimi objeler de yer alıyor. Zonaro’nun çalışmalarından kapsamlı bir seçkiyle oluşturulan sergide ilk defa görücüye çıkan fotoğraflar da var.

    “Elisa Zonaro’nun İstanbul’u” sergisi, 31 Ocak 2025 tarihine kadar Pazartesi hariç her gün 10.00-18.00 arasında ziyaret edilebilir.

    Harem’den sokaklara Elisa Zonaro’nun objektifi...
    Elisa Zonaro, iki oğlu (Faustino, Faustone) ve iki kızı (Jolanda, Mafalda) ile.
    Harem’den sokaklara Elisa Zonaro’nun objektifi...
    Ertuğrul Süvari Alayı, arkada Yeni Camii.
  • Bravo Hilâl-i Ahmer’e’: Kızılay’dan palamut geldi!

    Bravo Hilâl-i Ahmer’e’: Kızılay’dan palamut geldi!

    Hilâl-i Ahmer (Kızılay), İstanbul’un yoksul semtlerinde vatandaşlara tuzlanmış palamut dağıtıyor. İstanbul-Mevlanakapı’da yılbaşından 1 gün önce çekilen fotoğraf, yılın son günü Son Posta gazetesinde yayımlanmış. Gazeteye göre palamutları yurtdışından getiren İtalyan tüccar, gümrükte ödemesi gereken vergiyi duyunca kimseye satamayacağını anladığı balıkları gümrükte bırakmış. Haberin devamı ise şöyle: “Gümrükteki hadiseyi öğrenen Hilâl-i Ahmer cemiyeti idarecileri, fıçı içinde bulunan tuzlanmış palamutları almış ve şehrin bir kısım fakir halkına dağıtmıştır. Eyüp’te 2, Üsküdar’da 2, Kadıköy’de 2, Bakırköy’de 1, Topkapı’da 1, Mevlanakapı’da 1 fıçı balık dağıtılmıştır. Fakirlerin kalbine hitap eden bu yardım fakirleri çok mütehassıs etmiştir. Bravo Hilâl-i Ahmer’e”.

    Yine o sene, İstanbul’da her yıl sonuna doğru yaşanan palamut bolluğu olmamış; uskumrunun da okkası 80 kuruşa çıkmış ve ancak 27-28 Aralık’ta balık ucuzlamaya başlamıştı.

    AyinFotografi