İsmi, cismi ve tarihiyle askerî bir kuruluş olan GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi), 15 Temmuz’dan sonra Sağlık Bakanlığı’na devredildi, adı da Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirildi. Bu da yetmedi, hastaneyi II. Abdülhamid’in kurduğu iddia edildi! Hastane, II. Mahmud zamanında, 1832’de faaliyete geçmişti.
Osmanlılarda çağdaş tıp eğitimine dair ilk girişimler 19. yüzyıl başında (1804) Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin gayretleriyle başladı. Ancak asıl önemli başlangıç 1831’dedir. II. Mahmud, Topkapı Sarayı Gülhane Bahçesindeki Otlukçu Kışlasında üç koğuşu yeni ordunun (Asakir-i Mansure) gereksinimi olan hastanenin kuruluşuna tahsis etti. Gülhane Cerrahhane-i Mamuresi adıyla 1832’de açılan bu ilk askerî hastane, günümüzde GATA denen ve İstanbul ve Ankara’dan başka ordu merkezlerinde de tıp akademileri bulunan, sürekli gelişme gösteren, Türk tıp tarihinin en büyük ve modern donanımlı kurumunun başlangıcıdır ve yaklaşık iki asırlık (185 yıllık) bir mazisi vardır.
Haydarpaşa Kampüsü Bugün Marmara Üniversitesi Haydarpaşa Kampüsü olarak hizmet veren yapının inşaına, Sultan II Abdülhamit döneminde 1894’te başlandı ve Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane olarak II. Abdülhamid’in doğum günü olan 15 Şaban 1321 / 6 Kasım 1903 Cuma günü eğitime başlandı.
Selçuklulardan Osmanlıların son zamanlarına kadar çeşitli adlarla birçok sağlık kurumları varoldu; Darüşşifa, Dar-üt Tıb ve Bimarhane gibi… İstanbul’da darüşşifa adını alan beş müessese Fatih, Süleymaniye, At Meydanı, Haseki ve Üsküdar’da bulunuyordu. Bu kurumlar aynı zamanda pratik ve tecrübeye dayanan okullardı ve Osmanlıların yükselme devrine kadar ayrıca bir tıp okulu bulunmuyordu.
Bu devirlerde medrese usulü eğitim ve öğrenim gören herkes hem din, hem hukuk yani fıkıh, hem de edebiyat, felsefe ve tıp bilginiydi ve medrese tahsilini bitirdikten sonra sağlık kurumlarında tecrübe ve tatbikat görmekle tabip olunuyordu. Tıp ilmini ayrı bir meslek medresesinde okutmak amacıyla kurulan Fatih ve Süleymaniye tıp medreseleri ise zamanın acımasızlığı içinde ana karakterlerini tümüyle kaybetmişlerdi.
19. yüzyıla gelindiğinde, Batı dünyasında tıp mesleği artık bilimsel temeller üzerinde yükseliyordu ve aradaki mesafeyi kapatmak giderek zorlaşıyordu. Diğer bir hakikat, memleketin sağlık problemlerini yeni baştan ele almak gerektiğiydi. Bu anlamda ilk hareket 1804’te Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin gayretleriyle başladı.
Batı’dan modern tıbbı öğrenmek yabancı dil bilmeye bağlıydı ve yabancı dil bilenler aynı zamanda dış siyaseti de yürüten Rumlardı. Rumlar 1804’te Kuruçeşme’de dil, edebiyat, matematik öğreten bir üniversite açmış; yanında bir hastane ve darülaceze de yapmış ve daha sonra da okula ayrı bir tıp bölümü açılması için devletten izin almışlardı. III. Selim (1789-1807) döneminde Avrupa tıbbının İstanbul’a getirilmesi çalışmaları başladığında ilk deneme- uygulama 1805’te Kuruçeşme’de açılan (özel) Rum Tıb Mektebi oldu. Bu okula “Rum Talimgahı” da denmişti. Öğrencileri ve eğitim dili Rumca olan ve 1812’de Rus isyanında kapatılan bu okulun mezun verip vermediği dahi bilinmiyor.
Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane kapısında hekimbaşı ve hocalar, Galatasaray, 1839.
Mustafa Behçet Efendi’nin amacı, ilk fırsatta Müslüman Türkler için ayrı bir tıbhane açmaktı. Ocak 1807’de III. Selim in saltanatının son günlerinde çıkarılan bir nizamname ile Kasımpaşa tersanesi içinde bir tıp mektebi kuruldu. Mayıs 1807 de Kabakçı İsyanı ile son bulan bu mektep, yine Hekimbaşı Behçet Efendi’nin çabalarıyla yeni bir binada ikinci kez 14 Mart 1827 de açılacaktı.İlkel vasıfları ile mevcut tıp medreseleri ve hastaneler yurdun hekim ihtiyacını bir derece karşılıyordu. Ancak Sultan II. Mahmud (1808-1839) devrinde ve özellikle yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra kurulan yeni ordunun (Asakiri Mansure-i Muhammediyye) sağlığını hekimlerin bilgisiz ellerinden koruma amacıyla, Mustafa Behçet Efendi’nin üçüncü hekimbaşılığı zamanında yeni bir tıbbiyenin kurulması tavsiye edildi:
“Ordu askerlerinin hasta ve yaralıları barışta ve savaşta hekimlik kurallarına göre bakılıp tımar ve tedavi edilmeleri gerekli bulunduğu açık ve seçik ise de İstanbul’da bulunan İslâm hekimlerin birçoğu eski usulde hekimlik yapmakta, yeni tıp metodlarından habersiz bulunmaktadır. Doktor denebilmeleri için eski ve yeni usulleri bilerek baktığı hastalara bu bilgilerini uygulaması zorunluğu vardır. İstanbul’da bu ilkelere uymak üzere bağımsız bir tıbbiye okulu açmak ve bilgili hocalar tarafından yetiştirilecek elemanlarla ordu erlerinin bakımına memur Hıristiyan hekimlerin yerine birkaç yıl içinde Müslüman gençler getirmek mümkün olacaktır”.
Sonuçta, yeniçerilerin yok edilerek yerine Asakiri Mansure-i Muhammediyye adıyla yeni bir ordu kurulması üzerine onlardan kalan Şehzadebaşı’nda acemi oğlanlar kışlası yanındaki Tulumbacıbaşı konağı denilen binada, alelacele iki mektep açılmasına karar verildi: Askeri Katipler Mektebi ve Tıbhane.
Tıbhane II. Mahmud’un hekimbaşısı Mustafa Behçet Efendi’nin gösterdiği lüzum ve verdiği takrirler üzerine 1827’da açılmıştır. Yalnız İslâm gençlerinden tabip ve cerrah yetiştirilmek üzere tıbhane ile cerrahhanenin birlikte açıldığını öğreniyoruz. Böylelikle Asakiri Mansure-i Muhammediyye ordusuna Müslüman hekim ve cerrah yetiştirilecektir. 14 Mart 1827 tarihine rastlayan Çarşamba günü açılan Tıbhane’ye Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi hem nazır hem muallim olur. Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure denen bu okulun süresi 4 yıl olarak belirlenir. Mekteb-i Tıbbiye’de öğretim Fransızca, cerrahhanede ise Türkçe yapılıyordu.
Ancak asıl önemli başlangıç 1831’de gerçekleşir. II. Mahmud, atalarının sarayı Topkapı’da Alay Meydanındaki (Enderun) hastane yerine, bu avludan, çizme kapısından inilen Gülhane Bahçesinde bulunan Otlukçu Kışlasındaki üç koğuşu yeni ordunun gereksinimi olan hastanenin kuruluşuna tahsis eder (Topkapı Gülhanesi, bugünkü Gülhane Parkı değildir. Saray bahçelerinin Marmara Denizi’ne bakan doğu tarafında, Sarayburnu cihetindedir. 1839’daki Tanzimat Fermanı da bu bahçenin yamacındaki Gülhane Kasrı önünde okunmuştu). Gülhane Cerrahhane-i Mamuresi adıyla ilk askerî hastane burada açılır (9 Ocak 1832). Çok yakın bir zaman öncesine kadar GATA adıyla anılan, İstanbul ve Ankara’dan başka ordu merkezlerinde de tıp akademileri bulunan, Türk tıp tarihinin en büyük ve modern donanımlı kurumunun başlangıcı bu tarihî saray hastanesine dayanır.
1836’da, önceki tıp mektebi ile bu ikincisi, yine Gülhane Otlukçu Kışlasında Gülhane Mekteb-i Tıbbiyesi ve Cerrahhane-i Mamuresi adıyla birleştirilir. 1838’de Viyana Tıp Okulundan getirtilen ilk Avrupalı operatör doktor Bernard, Gülhane’nin baş hocası (muallim-i evvel) yapılır. Fransızca tıp dersleri verilmeye başlanır. İşte, Mekteb-i Tıbbiye’nin asıl Batılılaşması böylece başlar.
80 bin metrekarelik alan İnşaatı 11 Şubat 1895 tarihinde başlayan binanın mimari tasarımı dönemin önde gelen mimarlarında Alexandre Vallaury ve Raimondo D’Aronco’ya aittir. Bina daha önceden yapılmış olan Haydarpaşa Askerî Hastanesi ile Selimiye Kışlası arasındaki yaklaşık 80.000 metrekarelik bir arsa üzerine inşa edilmiştir. Ön cephesinin baktığı cadde Tıbbiye Caddesi’dir.
Tıbhanenin açılmasındaki gaye, orduya lüzumu olan Müslüman tabipleri yetiştirmek olduğu için, başlangıçta Müslüman olmayanlar mektebe alınmaz iken, 1839 Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla tebaa arasında eşitlik esası kabul edilince, gayri Müslümlerden de tabip yetişmesine müsaade edilmiş ve Hıristiyan gençleri de Mekteb-i Tıbbiye’ye girmeye başlamışlardı.
1839’da Galatasaray’a taşınan mektepi “Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” adını almıştı. Sultan II. Mahmud öğrencilere hitaben yaptığı açılış konuşmasında, tıp öğreniminin Avrupa’da geliştiğini, bu nedenle zorunlu Fransızca eğitim yapılacağını, fakat zaman içinde tedricen Türkçeye geçileceğini ifade etmişti. Esas amaç, tıbbın Türkçe olarak memleketin her tarafına yayılmasıydı. 1827’de açılan Mekteb-i Tıbbiye ilk mahsulünü ancak 14 sene sonra 1840’ta verecekti. Gülhane, bahri (deniz) ve berri (kara) mühendishanelerinden sonra Türkiye’de (İstanbul’da) açılan 3. modern okul oldu. 1854’te Gülhane Tıp Mektebine hazırlık sınıfları ve yardımcı eleman kaynağı olmak üzere Tıbbiye İdadisi de yine Gülhane’de açıldı. Sonraki gelişmeler ve özellikle operatörlük ihtisası için öngörülen “ameliyathane” bölümünün 1896’da açılması da buradadır. 1896’da tıbbiye tedrisatını yenilemek için Almanya’dan uzmanlar getirilmiş ve bu tarihten sonra Gülhane Tatbikat Mektebi de denilmiş; tıp eğitimi alan gençlerin Tatbikat Mektebinde de iki yıl operatörlük / cerrahlık eğitimi alarak askerî doktorluklara atanmaları sağlanmıştı (1896).
Tıbbiye, lise, üniversite 1903 – 1933 arasında Tıbbiye olarak hizmet veren ve üniversite reformuyla Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilerek, Atatürk’ ün emriyle 26 Eylül 1934’te lise olarak faaliyete geçen, 1983’te Marmara Üniversitesi’ne devredilen Haydarpaşa Erkek Lisesi.
II. ABDÜLHAMİD DEVRİNDEKİ HADİSE
Tıp Fakültesi neden ve nasıl Haydarpaşa’ya naklolundu?
Müderris Dr. Ziya Nuri Birgi’nin (1872-1936) tıp tarihine geçen aktarımına göre, Gülhane’deki tıp fakültesinin II. Abdülhamid döneminde Haydarpaşa’ya taşınması şu şekilde gelişmiştir:
Sultan Hamid’e birgün biri bir jurnal verir ve burada “Bütün fesad tıbbiyelilerden çıkıyor. Bunların İstanbul tarafında bulunmaları mahzurdan sâlim değildir. Bunları uzak bir yerlere gönderelim” denmektedir. Bir zamanlar mektebin Sivas gibi bir yere nakli bahis konusu olur. Fakat buna sarayda nüfuzlu doktorlar engel olur. Nihayet, İstanbul’un Anadolu yakasına bir bina yapıp nakledelim derler.
Binaya başlanır ve biter. Bu sefer biri başka bir jurnal verir. O da “her ne kadar Mektebi Tıbbiyer Haydarpaşaya nakolunacaksa da İngiliz Mezarlığı’na (Bugün de aynı yerde bulunan CWGC’ye bağlı Haidar Pasha Cemetery) yakın olması dolayısıyla mahzurdan salim değildir. Zira orası İngiliz toprağı sayılır. Talebe bir fenalık yapıp da oraya kaçacak olurlarsa tutamayız. Oradan serbestçe vapura binerek Avrupa’ya kaçarlar” denince vehimli Sultan Hamid korkar.
Bir müddet Askerî Tıbbiye’nin yine eskisi gibi Sarayburnu’nda Demirkapı’da kalmasına karar verirler. Zira o zaman tıbbiyelilerin bir kısmı Avrupaya kaçarak orada neşriyatta bulunmakta idiler. Haydarpaşa’da tıp fakültesinin projelerinin ihzarında ve inşaında nezarette bulunan Gülhane Tatbikat Hastanesi kurucusu ve Profesörü Dr. Rieder Paşa, kendi sınıf arkadaşı olan Alman sefiri Baron Marschalle ile Sultan Hamid nezdinde teşebbüse geçer ve mektebin Haydarpaşa’ya nakline karar verilir. Sultan Hamid de kendi zamanının eseri olan bu binanın kendi zamanında açılması arzusuna mukavemet edemez. Bu suretle mektep, Haydarpaşa’ya taşınır.
Devletler öteden beri başka ülkelerde rejime karşı çıkanları korumakla kalmayıp onlardan yararlanmaya da çalıştı. Yeri geldi, “düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesi, devletin yüksek menfaatleri icabı “dostumun düşmanı da dostumdur” şeklinde esnetildi. İşte, tarih boyunca devletler arasında diplomatik gerilim yaratan siyasi sığınmacılardan bazıları…
Eski Roma, günümüzdeki büyük devletlere benzeyen bir süper güçtü. Bu gücü göstermek için dünyanın her yerinde yurttaşlarını korumak ve düşmanlarını kovalamak gibi bir politika benimsemişti. Örneğin en büyük düşmanı Kartacalı komutan ve devlet adamı Hannibal’i teslim almak için hiç usanmadan yıllarca uğraştı. Romalıların bu konudaki ısrarı, günümüzde ABD’nin gizli istihbarat bilgilerini medyaya ifşa eden Edward Snowden’ı dünyanın her yerinde kovalamasına benziyordu.
Hannibal, İspanya’dan İtalya’ya girmiş, Alpleri geçmiş ve Roma ordusunu yenmişti. Yıllarca onun fillerle donatılmış ordusunun korkusuyla yaşayan Romalılar, sonunda Kartacalıları kendi ülkelerinde yani Kuzey Afrika’daki Zama’da yenmeyi başardı (MÖ 202). Ama Roma’nın Hannibal korkusu sona ermemişti. Kartaca’nın yenilgisinden sonra da onunla uğraşmaktan vazgeçmedi. Kartaca’ya baskı yaparak Hannibal’in ülke yönetiminden uzaklaştırılmasını talep etti. Sonunda ünlü komutan ülkesini terkederek Antakya’ya kaçmak zorunda kaldı. Gidebileceği tek yer, doğal olarak Romalıların o sıradaki en büyük düşmanı olan ve Suriye ile Anadolu’nun bir bölümüne hükmeden Selevkos hanedanından Antiokos’un sarayıydı. Orada bir mülteci olarak yaşadı ve Antiokos’a Roma ile nasıl mücadele edeceği konusunda öğütler verdi. Antiokos’un onu fazla dinlediği söylenemezdi.
İade yerine ölümü seçti Bitinia kralı Prusias tarafından Roma’ya iade edileceğini öğrenen Hannibal’in zehir içerek intihar edişini tasvir eden gravür, New York Halk Kütüphanesi. 7 Kasım 1982’de.
MÖ 190’da Romalılarla Selevkoslar arasında büyük Magnesia (Manisa civarında) savaşı oldu. Hannibal’in bu savaşa katılıp katılmadığını bilmiyoruz. Ama hikayeye göre, Antiokos 60-70 bin kişilik muhteşem bir ordu toplamış, Hannibal’e “Sence bu Romalılara yeter mi?” diye sormuştu. Hannibal altın ve gümüş pırıltılarıyla göz alan orduya bakarak acı acı gülmüş ve “Evet, dünyanın en açgözlü halkı olmalarına rağmen, onlara bile yeter!” diye cevap vermişti; bu sözlerle ordunun gücünü değil, Romalıların toplayacağı ganimeti kastediyordu. Magnesia savaşı gerçekten de Antiokos için büyük bir yenilgi oldu. Antiokos ancak iki yıl sonra (MÖ 188) Roma ile barış yapabildi. Ancak barışın en önemli şartı, kendi sarayında ağırladığı Roma’nın düşmanlarını geri vermekti. Kral bunu kabul etti ama misafirine kaçacak kadar zaman tanıdı. Hannibal yeniden yollara düştü. Hayatının son yıllarını Bitinya Kralı Prusias’ın yanında geçirdi. Bu kral, Romalıların müttefiki olan Bergama Kralı Eumenes’le savaşıyordu. Hannibal bu savaşa katılarak bir deniz zaferi kazandı. Ancak Romalılar, onu alabilmek için Bitinya Kralına baskı uyguladılar. MÖ 182’de Kral Prusias bu baskıya boyun eğdi. Hannibal için bu son şaşırtıcı değildi. Aslında yıllardır bunu bekliyordu. Romalı tarihçi Livius’a göre, zehir içerek intihar etmeden önce, son sözleri şöyle oldu: “Madem yaşlı bir adamın ölümünü bekleyemeyecek kadar sabırsızlanıyorlar, Romalıları bu endişeden kurtaralım!”
Ortaçağ’da sık sık görülen bir uygulama da, herhangi bir tahtta hak iddia eden bey ve prenslerin bir başka ülkenin yardımına başvurmasıydı. Bu politika, ülkeler arasında sık sık diplomatik krizlere yol açıyordu. Osmanlı tarihinin ilk yılları bu tür olaylarla doluydu; örneğin Ankara Savaşı’ndan (1402) sonra yenilip Timur’a esir düşen Yıldırım Bayezid’in oğulları, Osmanlı devletinin yeniden toparlanmasını önlemek isteyen çeşitli devletler için hem birer rehine hem de birer silaha dönüşmüştü. Bizans’ın önce İsa sonra Musa Çelebileri istediği anda donatarak Edirne veya Bursa’da tahta çıkmış kardeşlerinin üzerine salması bu uygulamanın iyi bir örneğiydi. Fetret Devri bittikten sonra da bu politika devam etti. 1421’de Çelebi Mehmed ölüp oğlu II. Murad tahta çıktığında, Bizans elindeki son Osmanlı şehzadesi Mustafa’yı kullanmaya karar verdi. Mustafa, Yıldırım Bayezid’in oğullarından biriydi ve yıllardır Bizans topraklarında (bazı Bizans kroniklerine göre Midilli’de) yaşamaktaydı. Osmanlıların “Düzmece Mustafa” dedikleri bu şehzadenin 1422 kışında Bizans’ın yardımıyla Gelibolu’ya çıkması, Bursa’ya doğru ilerlemesi genç Osmanlı padişahı Murad için büyük bir kriz yaratmıştı. Elbette yabancı bir ülkeye iltica etmiş şehzadelerin en ünlüsü, Fatih Sultan Mehmed’in küçük oğlu Şehzade Cem’di. Onun ağabeyi II. Bayezid ile taht mücadelesini kaybettikten sonra Mısır Memluklarına sığınması, ardından Avrupa’ya kaçması, Osmanlı dış politikasına yıllarca yön vermişti. Taht iddiası nedeniyle patlak veren diplomatik krizlerin en büyüklerinden biri, 17. yüzyıl sonu-18. yüzyıl başında İngiltere ile Fransa arasında yaşandı. İngiltere Kralı II. James, ülkesinde patlak veren ayaklanma sonucu 1688’de İngiltere’yi terk ederek Fransa’ya sığınmak zorunda kaldı. Kuzeni olan Fransa Kralı XIV. Louis, onu kendi sarayında misafir etti. Bu arada İngiltere’de parlamento, kaçan kralın büyük kızı Mary ile damadı William’ı tahta çıkardı. O andan itibaren iki ülke arasında başlayan diplomatik kriz, yıllarca devam etti. Zaman içinde sözü edilen kişilerin çoğunun ölmesine rağmen sorun çözülmedi: Fransa için İngiltere Kralı, kendi ülkesine sığınmış olan II. James, onun ölümünden sonra da oğlu (III.) James’di. İngiltere ise bunları hükümdar olarak tanımıyordu. Kriz ancak İspanya Veraset Savaşının sonunda imzalanan Utrecht Barışı (1713) ile çözümlendi. Savaşın çıkış nedeni İngiltere’nin taht kavgası değildi. Ancak yıllar süren bu savaş bittiğinde İngiliz hükümeti avantajlı konumundan yararlanarak, birinci koşul olarak Fransa’nın eski kralın oğlunu desteklemekten vazgeçmesini istedi. Böylece Fransa, III. James’i Fransa sınırları dışına çıkarmayı ve İngiltere’de tahtı elinde tutan Kraliçe Anne’i tanımayı kabul etti. III. James, yeniden yollara düşerek hayatını Papa tarafından mülteci olarak kabul edildiği Roma’da tamamladı. Fransa’nın onu desteklemekten vazgeçmesi, İngiltere’deki rejimin meşruiyetini artırdı ve Avrupa ile ilişkilerinde İngiliz hükümetinin elini rahatlattı.
Batı’ya sığınan Osmanlı şehzadesi II. Bayezid, kensiyle taht kavgasına tutuştuktan sonra Rodos şövalyelerine sığınan kardeşi Cem Sultan’ın geri gönderilmemesi karşılığında her yıl 45.000 düka altın ödemeyi kabul etmişti. Cem Sultan, şövalyelerin lideri Pierre D’Aubusson tarafından Rodos’ta ağırlanıyor.
On dokuzuncu yüzyılda ülkeler arasındaki diplomatik ilişkiler herkesçe kabul edilen belli bir sisteme kavuştu, kalıcı elçilikler sıradan hale geldi. Öte yandan çeşitli ülkelerde örgütlenen muhalif gruplar, rejimleri tehdit etmeye başladı. Muhalif önderler sık sık başka ülkelere kaçmak, özellikle de kendi ülkeleriyle ilişkileri iyi olmayan devletlere sığınmak zorunda kalıyordu. Örneğin İstanbul, yüzyıl boyunca ülkelerini elinde tutan Avusturya ve Rusya imparatorluklarına karşı ayaklanan Polonyalı ve Macar muhalif önderlerin sığındığı ilk durak haline gelmişti. Bunlardan biri olan Macar Lajos Kossuth’un serüveni, bir mültecinin ne gibi diplomatik sorunlara yol açabileceğini gösteren iyi bir örnekti. Lajos Kossuth (1802-1894), bir Macar avukat ve gazeteciydi. 1848’de Macarlar, ülkelerini elinde tutan Avusturya İmparatorluğu’na karşı ayaklandığında bu isyanın önderlerinden biri olarak sivrildi. Ancak Avusturya’yı neredeyse parçalanma noktasına kadar getiren devrim, Rus ordusunun yardıma koşarak ülkeyi işgal etmesi ve yeniden Avusturyalılara vermesiyle sona erdi. Bunun üzerine Kossuth, Osmanlı sınırını geçerek Vidin’e sığındı, oradan Şumnu’ya (bugün Bulgaristan), sonra da Kütahya’ya yerleşti. Osmanlı hükümeti, Avusturya ve Rusya İmparatorlukları’nın diplomatik baskısına rağmen Kossuth’u onlara teslim etmeyi reddetti. Kossuth 1851’de yanında yaklaşık elli taraftarıyla İzmir’den Amerikan bandıralı Mississippi gemisine binerek Avrupa’ya doğru yola çıktı. Ancak Macarları taşıyan gemi, Akdeniz’de bir diplomatik krize yol açtı. Marsilya’ya yanaşmak istediğinde Fransa tarafından geri çevrildi. ABD tarafsız bir devletti ama Avusturya veya Rusya ile ilişkilerini bozmak istemiyordu; dolayısıyla gemi kaptanı Kossuth ve yandaşlarını Malta’da gemiden indirdi. Sonunda Kossuth İngiltere’de karaya çıkabildi. Ancak bu ülkede de bir krize yol açtı çünkü politikacıların bir bölümü onu büyük bir devrimci olarak karşılarken, muhalefetteki muhafazakarlar ve Kraliçe Victoria onu kendi hükümdarına karşı ayaklanmış bir hain, tehlikeli bir isyancı olarak görüyordu. İktidardaki liberal parti ise ikiye bölünmüştü; Rusya ve Avusturya’dan nefret eden Dışişleri Bakanı Palmerston bir Kossuth hayranıyken, Başbakan Russell İngiltere’nin Avrupa’daki iki büyük imparatorlukla karşı karşıya gelmesini istemiyordu. Gazeteler de bu kavgaya karışınca ve Avusturyalı General Julius Jacob von Haynau İngiltere yolculuğu sırasında saldırıya uğrayınca, kriz iyice büyüdü. Aralık 1852’de Russell hükümetinin düşmesinde Kossuth’un ülkedeki varlığı önemli bir rol oynadı.
Britanya’da kriz yaratan Macar 1848 Macar başkaldırısının liderlerinden Lajos Kossuth, devrim bastırıldıktan sonra ülkesini terk etti. Avusturyalılardan kaçarak İngiltere’ye sığınan Kossuth, Britanya ile Avusturya arasında diplomatik gerilime yol açtı.
Devletlerin muhaliflerini birbirlerine karşı kullanması da çok eski bir uygulamaydı. Yakın tarihin en bilinen olayı, Bolşevik Partisinin önderi Vladimir İlyiç Lenin’in 1. Dünya Savaşı sırasında Rusya’nın savaşmakta olduğu Almanya’dan mühürlü bir trenle geçerek 16 Nisan 1917’de ülkesinin başkenti Petrograd’a dönmesiydi. O sırada Lenin on yıldır İsviçre’de sürgünde yaşıyordu. Birinci Dünya Savaşı başladığında (1914) buna karşı çıkmıştı. Savaşta İngiltere ve Fransa ile müttefik olan Rusya, batı sınırlarında Alman ve Avusturya ordularıyla yıkıcı muharebelere girişti. Aradan üç yıl geçmeden ülkede bir devrim patlak verdi. Ancak çarlık rejiminin yıkılmasına rağmen, yerine kurulan geçici hükümet, savaşa devam etme kararı aldı. İşte Lenin, ülkesine dönmeye tam bu sırada karar verdi. Almanya ise bir an önce iki cephede birden sürdürdüğü savaşta eriyen gücünü toparlamak, Rusya’yı barışa zorlamak istiyordu; böylece bütün kuvvetini tam o sırada ABD’nin de katıldığı batı cephesinde yoğunlaştırabilecekti. İşte Almanlar bu ortamda, ne olursa olsun barış isteyen bir partinin lideri olarak Lenin’in İsviçre’nin Zürih kentinden mühürlü bir trenle Almanya’yı geçerek Petrograd’a ulaşmasına izin verdiler. Rusya’daki muhalifleri bu nedenle Lenin’i “Alman ajanı” olmakla suçladı. Oysa ne Lenin Alman ajanıydı ne de Alman hükümeti bolşevikti. Her iki taraf kendi işine geldiği gibi hareket etmeyi tercih etmişti. Kaldı ki Almanların bu taktiği kısa vadede işlerine yaradıysa bile (Ekim 1917 devrimiyle iktidara gelen Bolşevikler Almanya ile barış yaptı), bir yıl sonra yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldıkları gibi, Almanya’daki imparatorluk rejimi yıkıldı ve Rusya’daki Bolşevik devriminin dalgaları kendi ülkelerine ulaştı (1918-1919).
Fransa’ya kaçan İngiltere kralı Fransa’ya kaçan İngiltere kralı II. James’in 1689’da 14. Louis tarafından kabulünü gösteren 17. yüzyıl gravürü, Nicolas Langlois. “
Ülkeler bu taktiğe sık sık başvursa da, olumlu bir sonuç alma ihtimalleri genellikle enderdi. Bunun çok yakın geçmişteki iyi bir örneği, ABD’nin başını çektiği koalisyonun Irak’a müdahale ettiği sırada (2003) adı çok duyulan Ahmed Çalabi’ydi. Saddam Hüseyin’e muhalefet eden Irak Ulusal Kongresi diye bir örgütün lideri olarak kendini lanse eden Çalabi, ABD’de büyük destek kazanmıştı. Bazı Amerikalı gazeteciler ona “Irak’ın George Washington’ı” gibi gülünç isimler bile taktı. Ancak savaş bitip ABD ve koalisyon ortakları Irak’ı ele geçirdiğinde, Ahmed Çalabi’nin ülkesinde hiçbir gerçek güce sahip olmadığı ortaya çıktı. Bir süre bakanlık yaptıysa da sonradan adı yolsuzluk skandallarına karıştı. Partisi hiçbir seçimde meclise girmeyi başaramadı. 2015’te öldüğünde artık kimse onu hatırlamıyor, Amerikalılar ise özellikle unutmak istiyordu.
Sürgünden döndü, devrimi başlattı 10 yıllık İsviçre sürgününden dönen Lenin, Petersburg’un Finlandiya tren istasyonunda halk tarafından coşkuyla karşılanıyor, 16 Nisan 1917.
İstanbul’un fotoğrafla tanıştığı 19. yüzyılda, şehrin sınırları bugünküyle karşılaştırılamayacak kadar belirgindi. O günlerin İstanbul’unu günümüze taşıyan öncü fotoğrafçılar, mekanlarını, konularını doğal olarak yerleşik hayatın binlerce yıldır devam ettiği “Tarihî Yarımada”dan, başka bir deyişle “Suriçi İstanbul”undan seçtiler. İzleyen yıllarda bu panoramik karelerden birçoğu, aynı açılardan tekrar tekrar çekildiler, kartpostallara konu oldular, dünyaca tanındılar. Bizim seçkimiz ise objektifin günlük hayatın ruhuna nüfuz ettiği, bir daha çekilmeleri mümkün olmayan fotoğrafları içeriyor…
(CENGİZ KAHRAMAN KOLEKSİYONU)
Seyyar Dondurmacı
1960’lı, 70’li yıllarda İstanbul’un seyyar dondurmacıları tekerlekli arabalarla sokak sokak gezerdi. Aynı mesleğin daha eski icracıları “karcı”lar ise, kar ile meyve suyunu karıştırarak elde ettikleri sorbeye benzer serinletici tatlıyı dolaşarak satarlardı. Suriçi İstanbul’unda omuz askısının bir kefesinde dondurması, diğerinde tabakları bir karcı ve çocuklar, 1900’ler.
Aksaray’da Çeşme Başında
1869-1871 yılları arasında Aksaray’da Sultan II. Mahmut’un eşi, Sultan Abdülaziz’in annesi tarafından yaptırılan Pertevniyal Valide Sultan Camii. Mimarı İtalyan Montani olan eserin Aksaray Meydanı’na bakan göz kamaştırıcı kapısının iki yanında bulunan çeşmelerde serinleyen, abdest alan semt sakinleri. Sebah &Joaillier, 1900’ler.
Beyazıt Meydanı’nda Sıkı Pazarlık
Eskiden İstanbul’da kent yöneticilerince belirlenmiş kurban satış noktaları bulunmazdı. Çoğu taşradan gelme satıcılar Kurban Bayramı arifelerinde alıcılarla şehrin merkezî yerlerinde buluşur, kurbanlıklar uzun pazarlıklar sonucunda el değiştirirdi. Beyazıt Meydanı’da kurban alışverişi..
Aya İrini Hatırası
İstanbul’da bulunan camiye dönüştürülmemiş en büyük Bizans kilisesi olan Aya İrini Topkapı Sarayı’nın inşasıyla Sur-ı Sultanî içinde kalmıştı. Bir süre iç cephanelik, ardından Harbiye Nezareti silah ambarı olarak hizmet veren yapı, 1973’ten beri sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Aya İrini önünde hatıra fotoğrafı çektiren ziyaretçiler.
Beyazıt Semalarında Akrobasi
İstanbul’un fethinden sonra yaptırılan ilk Osmanlı selatin camii Fatih Camii günümüzde özgünlüğünü yitirdiğinden, II. Bayezid tarafından yaptırılan Bayezid Camii, İstanbul’un orijinalliğini koruyan en eski selatin camii kabul edilir. Mimarı kesin olarak bilinmeyen eserin iki minaresinden birinin külahı, iptidai şartlarda tamir ediliyor, 1930’lu yıllar.
AYASOFYA’NIN ETEKLERİNDE YAŞAM
Fetihten sonra camiye, Cumhuriyetle birlikte müzeye dönüştürülen, Osmanlı selatin camilerinin başlıca esin kaynağı olan mimari şaheser Ayasofya. Muhteşem yapı, yaklaşık 1500 yıldır günlük hayatın arkaplanında varlığını bütün haşmetiyle hissettirmeye devam ediyor. Febus, 1900’ler.
Edirnekapı’da Semt Sakinleri
Nüfus kontrolü için zaman zaman Hayırsız Ada’ya sürülerek açlıktan ölüme terk edilen İstanbul’un sokak köpeklerinden şanslı bir grup ve onlara şefkat gösteren bir Edirnekapılı. Arka planda yıkıntı halindeki kara surları ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihr-î Måh Sultan tarafından Mimar Sinan’a 1562-65 yılları arasında yaptırılan Mihrimah Sultan camii.
Eminönü Meydanı
Artık İstanbul kalabalık bir şehir, 1935 sayımına göre nüfusu tam 758. 488! Emönünü gibi merkezi yerlerde, iş gidiş-dönüş saatlerinde kalabalık kendini hissettiriyor. 1930’larda Namık Görgüç tarafından çekilen fotoğrafta Eminönü- Bahçekapı durağında yolcu alan 19 numaralı Kurtuluş- Beyazıt tramvayı görülüyor. Fonda faytonlar, otomobiller ve Galata Köprüsü…
İşgal Günlerinde Suriçi
İşgal İstanbul’undan bir günlük hayat manzarası: Şehir surlarıyla ahşap yapıların iç içe geçtiği Edirnekapı semtinde çarşaflı kadınlar. Fonda bir Fransız askeri ve müşteri bekleyen bir ayakkabı boyacısı.
MISIR ÇARŞISI AVM
Önde 1660’da Turhan Sultan tarafından mimar Kazım Ağa’ya yaptırılan İstanbul’un en eski kapalıçarşılarından Mısır Çarşısı, arkada tarihî yarımada siluetinin en etkileyici yapılarından görkemli Süleymaniye Camii. Kuruluşundan bu yana şehrin önemli alışveriş merkezlerinden olan çarşının önü her zamanki gibi hareketli. Ulaşım ve nakliyede atlı araçların yaygın kullanımı dikkat çekiyor (solda). Mısır Çarşısı önünde kurulan pazar yerinde karpuz sergileri ve esnafın açığını kollayan bir zabıta. Fotoğraflar: Sebah &Joaillier, 1900’ler.
Kadırga’da Bayram Eğlencesi
Yer Kadırga, tarih 21 Temmuz 1917. Ramazan Bayramı’nın birinci günü. Bayram yerinde bir tiyatro gösterisi sergileniyor. Derme çatma sahne üzerinde icra-i sanat eyleyen oyuncular ve onları neşeyle izleyen semt ahalisi, anonim.
Sarayın Komşuları
Bizans devrinin Blakhernai sarayından günümüze kalan tek yapı, Tekfur Sarayı. 10-11. yüzyıllarda Edirnekapı’da kara surlarına bitişik nizamda inşa edilen bina 17 yüzyılda hayvanat bahçesi, 18. yüzyılda seramik işliği, 19. yüzyılda cam atölyesi olarak kullanılmış. Çöplüğünde bugün Topkapı Sarayı’nda sergilenen Kaşıkçı elmasının bulunduğu da rivayet edilen yapının çevresinde bugün hâlâ arkeolojik çalışmalar devam ediyor. Saray’ın ve surların eteklerinde tarihle iç içe yaşayan mahalleli. Stiglitz Berlin, 1905. “Tekfur Beach”te deniz ve güneş keyfi yapan bir genç (altta).
Kapalıçarşı’da Esnaf İçtiması(!)
30.700 metrekare kapalı alanı, 66 sokağı, 4000 kadar dükkanıyla dev bir labirenti andıran Kapalıçarşı, dünyanın en büyük ve en eski çarşılarından biridir. Fatih Sultan Mehmed’in Sandal Bedesten’i yaptırttığı 1460’ta kurulduğu kabul edilir. Tarihi boyunca hem şehir sakinleri, hem de yabancı ziyaretçiler için bir çekim merkezi olan Kapalıçarşı’nın 1900’lerdeki esnafı, objektifin varlığına bugünküler kadar aşina değildi.
Çemberlitaş
Çemberlitaş’ta, Kapalıçarşı girişinde bulunan Nuruosmaniye Camii’nin yapımına sultan I. Mahmud döneminde başlanmış, eser onun vefatıyla tahta geçen III. Osman’ın saltanatında bitirilmişti. İstanbul’un ilk barok camii sayılan yapının “Osman’ın Nuru” ismini hem padişahın adından hem de caminin içindeki ışıktan aldığı söylenir. Cami sebilinin önünde müşteri bekleyen seyyar satıcılar ve ayakkabısını boyatan bir zabit. Anonim, 1900’ler.
Yerebatan Sarnıcı’nın Kayıkçısı
İhtişamlı mimarisi ve 9 metre yüksekliğindeki 336 sütunu nedeniyle halk dilinde “Yerebatan Sarayı” olarak anılan Bazilika Sarnıcı, Bizans’ın en büyük kapalı su sarnıcıydı. 1987 yılındaki restorasyondan önce ziyaretçiler, zemin suyla kaplı olduğundan bugünkü gibi sütunların arasında yürüyerek dolaşamazdı. Sarnıcın gizemli labirentinde bir kayık, 1900’ler.
Divan Yolu’nda Seyyar Satıcılar
Çemberlitaş Divan Yolu’nda, 1594’te kendi adını taşıyan külliye ile birlikte Koca Sinan Paşa tarafından mimar Davut Ağa’ya yaptırılan sebilin önünde seyyar satıcılar ve yağmurdan korunmak için şemsiyelerini açmış hanımlar. Meyve, simit, kahve satıcılarının yerinde günümüzde çakmakçılar, gözlükçüler, selfie çubukçuları boy gösteriyor.
Bozdoğan Kemeri
1941’de Unkapanı-Aksaray aksında yapımına başlanan Atatürk Bulvarı, birçok tarihî yapıyı yerlebir etmişti. Kıyımdan kurtulan eserlerden biri de, IV. yüzyılda Bizans İmparatoru Valens tarafından yaptırılan ve günümüzde Bozdoğan ismiyle anılan su kemeriydi. Hem Bizans, hem Osmanlı dönemlerinde su şebekesinin en önemli arteri olduğu için defalarca restore edilen kemerin bugün 921 metresi ayakta. Bulvarın yapımından önce kemerin altından geçen bir atlı çöpçü (üstte). 1960’larda hâlâ varlıklarını sürdüren kemere komşu ahşap evler.
1925 yılında yapılan şapka devrimi halkın günlük hayatına ilginç değişiklikler getirmişti. Şapka ile namaz kılmak mümkün olmadığından, cami girişlerinde bu yeni aksesuara özel vestiyer benzeri mekanlar oluşturulmuştu. Şapkaların, bastonların ve ayakkabıların bırakıldığı bu mekanlar, zaman içerisinde şapka takma alışkanlığı azalınca ayakkabılıklara dönüştü. Fritz Krause tarafından çekilen fotoğrafta, ibadetten sonra camiden çıkan vatandaşlar, numaralandırılmış sıralardan şapkalarını alıyor.
DP iktidarından hoşnutsuz subayların kurdukları cunta ekiplerinden biri, 1957 yılının sonunda ekipteki bir binbaşının ihbarıyla ortaya çıktı. Tarihe “Dokuz Subay Olayı” olarak geçen bu hadisede alelacele yargılanan ve beraat eden subayların çoğu, üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin çekirdek kadrosunda yer alacaktı.
Demokrat Parti iktidarına karşı 1950’li yıllarda ordu içinde kurulan cunta yapılanmalarından biri, TSK’nın geleceği parlak subaylarından Binbaşı Samet Kuşçu’yla 1957 başlarında irtibata geçmişti. Çeşitli zamanlarda biraraya gelen ekip, Türkiye’nin gidişatı hakkında görüş alışverişinde bulunuyordu. Ancak cunta üyeleri bir süre sonra güvenilmez buldukları Kuşçu’yu ekip dışında bırakmaya karar verdiler. Kuşçu, diğer subayların kendi yanında konuşmamaya başlamasından şüphelenir. Bu subayların gerçekte Menderes yanlısı oldukları, kendisine tuzak kurdukları ve ihbar edecekleri sanısına kapılınca da, önce davranıp ekibi kendisi ihbar etmeye karar verir.
İhbar, 23 Aralık 1957’de Başbakan Adnan Menderes’e ulaştıktan üç gün sonra Binbaşı Samet Kuşçu, Albay İlhami Barut, Albay Naci Aşkun, Yarbay Faruk Güventürk, Binbaşı Ata Tan, Binbaşı Ahmet Dalkılıç, Yüzbaşı Hasan Sabuncu, Yüzbaşı Kazım Özfırat ve emekli Albay Cemal Yıldırım tutuklanırlar.
5 Nisan 1958’de Güventürk, Dalkılıç, Tan ve Sabuncu serbest bırakılır. Duruşmalar 26 Mayıs’ta başlar. Askerî mahkemede görülen davada tanık ve kanıt yoktur, Kuşçu’nun ifadelerine dayanan 62 sayfalık bir iddianame vardır sadece. Yıldırım ve Kuşçu “isyan kışkırtıcılığı yapmak”la, diğer yedi subay ise “fesat çıkarmak”la suçlanmaktadır.
26 Haziran’daki duruşmada Kuşçu dışındaki tüm sanıklar serbest bırakılır. 25 Kasım’daki son duruşmada ise mahkeme başkanı Tümgeneral Cemal Tural, sekiz sanığın beraat ettirildiğini, Samet Kuşçu’nun ise “ihbar ettiği suçları bizzat işlediğine kanaat getirildiğinden” iki yıl hapis cezasına çarptırılmasına ve ordudan atılmasına karar verildiğini açıklar.
Gerçekte Kuşçu dışındaki diğer sanıklar üç yıl sonra 27 Mayıs darbesini yapacak cunta yapılanmasının üyesidir. Zaten hem bu subaylar hem de kendilerini beraat ettiren mahkemenin başkanı General Cemal Tural, 27 Mayıs’ın çekirdek kadrosunda yer alacaktır. Dokuz Subay Olayı’nda yalnızca sekiz kişi deşifre olmuş, diğer önemli cunta üyeleri tamamen yeraltına çekilip faaliyetlerini 27 Mayıs’a kadar sürdürmüştür.
Göstermelik mahkeme 1957’deki darbe planı üzerine tutuklanan dokuz subay dönemin askerî mahkemesinde yargılanmış ve suçsuz bulunarak beraat etmişti. Mahkeme Başkanı Tümgeneral Cemal Tural üç yıl sonraki 27 Mayıs darbesinin yönetici kadrosunda yer alacaktı.
Ordudan atılan ve hakkında akli dengesinin yerinde olmadığı gibi haberler yaptırılarak bir itibarsızlaştırma kampanyası başlatılan ihbarcı Binbaşı Samet Kuşçu ise seneler sonra anılarını derleyen İdris Gürsoy’a “Menderes’i uyuttular. Hem kendi başını hem beni yaktı” diyecekti.
Türkiye, çok darbe gördü, çok darbe girişimi atlattı. Ama 15 Temmuz gecesi bir milattı. Böylesine sağlam bir “darbe kültürü”ne sahip bu topraklarda o gece yaşananlar darbecileri de, darbe karşıtlarını da, dünyayı da afallattı. Darbe dediğin şöyle olurdu: Liderler evlerinden alınır, medya kuruluşlarına girilir, askerin yönetime el koyduğu bildirilir, sokağa çıkma yasağı ilan edilirdi. Ve tabii boynu kıldan ince millet evinde oturur, ikinci bir emri beklerdi. Biz öyle bilirdik. Yanlış biliyormuşuz! O gecenin doğrusunu fotoğraflar anlatıyor…
Göreve gönderilen Mehmetçiklerin büyük çoğunluğu darbe yapıldığından haberdar değildi. Terör operasyonu ya da tatbikat bahanesiyle kışladan çıkartılmışlar, sokaklarda halkın direnişiyle karşılaşınca şaşkına dönmüşlerdi. Çaresizliği yüzünden okunan bir asker, Taksim.
Tatilciler hayretler içinde! Dün belki yurdun sakin bir köşesinde güneşleniyor, denize giriyorlardı. İstanbul’da uçaktan indiklerinde Sabiha Gökçen Havalimanı ve çevresinde bir kıyamet manzarasıyla karşılaşacaklarını hangisi tahmin edebilirdi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın meydanları boş bırakmama çağrısına katılım genişleyerek arttı. İlk günlerde AKP taraftarlarınca uyulduğu gözlenen davete ilerleyen günlerde toplumun tüm kesimlerinden insanlar da katıldı. Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde cumhuriyetlerine sahip çıkan vatandaşlar.
Halk, meydanı darbecilere bırakmamakta kararlıydı. O gece sokaklarda bu uğurda canını feda etmeye hazır binlerce isimsiz kahraman vardı. Atatürk Havalimanı’nın girişinde gözüpek bir vatandaş tankın önüne yatıyor.
Türkiye’de çok darbe yapılmış ama hiçbir kalkışmacı Millet Meclisi binasına dokunmamıştı. 15 Temmuz’un birçok uğursuz “ilk”inden biri de, TBMM binasının F-16’larca defalarca bombalanması oldu. Saldırıların şiddeti, ertesi gün daha iyi anlaşıldı.
“En uzun gece”nin sabahı… Herkes bir tuhaflık olduğunu ekranlarda Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan jandarmaları görünce anlamıştı. İkna çalışmaları halkın üzerine açılan ateşle son bulmuş, çatışmalar gün ağarıncaya kadar sürmüştü. Vatandaşlar ve polis sabahın erken saatlerinde köprüyü teslim aldı.
Darbe gecesi F-16 uçakları ve Süper Kobra helikopterleriyle havadan, tanklar tarafından yerden defalarca saldırıya uğrayan ve halkın büyük desteğiyle direnmeye devam ettiği için birçok personelini şehit veren Ankara Emniyet Müdürlüğü, 16 Temmuz günü Türk bayrağına bürünmüş, adeta yaralarını sarmaya çalışıyor.
Darbe girişiminde halkın direnişine gölge düşüren vahim hadiseler de yaşandı. Boğaziçi Köprüsü’ndeki linç girişimi bunlar arasındaydı. Teslim olan askerler fanatiklerce kemerlerle dövüldü, içlerinden biri darp edilerek olay yerinde öldürüldü.
Halktan “demokrasi nöbeti”ne devam etmesini isteyen Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri birleştirici mesajlar vermeye özen gösterdi. 15 Temmuz’un ardından, belki ilk birkaç gece hariç meydanlara hakim olan tek simge Türk bayrağıydı.
Boğaziçi Köprüsü’nde yaşanan kanlı gecenin sabahında, teslim olan darbecilerin terk ettiği bir tank, üzerinde kutlama yapan insanlardan görünmez durumda. Önünde bir vatandaş “zafer selfie”si çekiyor.
Muhtemelen Sabancı Polis Merkezi civarındaki çatışmalarda kullanılan terk edilmiş “darbeci bir tank”. Direnişe katılan taksici esnafının tankı tecrit eden araçları ve gecenin şokunu atlatmaya çalışan insanlar. 16 Temmuz, Üsküdar.
15 Temmuz gecesi birçok sıcak noktada siviller, askerle karşı karşıya geldi. Taksim Meydanı’ndaki hadiselerde bir vatandaş Mehmetçiği ikna etmeye çalışıyor. “Bırak silahını, dön kışlana!”
Cuntacılar tarafından saat 23:45 sularında kontrol altına alınan Taksim Meydanı, tekbir getirerek alana doğru harekete geçen kalabalık bir grubun desteğiyle, polis tarafından sabahın erken saatlerinde darbecilerden geri alındı.
Birçok yerde darbeye karışanlar yakalandıklarında TSK’nın itibarını koruma gerekçesiyle üzerlerindeki üniformalar ve askeri teçhizat çıkartılarak gözaltına alındılar. 16 Temmuz sabahı, Boğaziçi Köprüsü’nde darbe girişiminden geride kalan hazin manzara.
Milletin sokaklara dökülerek yönetime el koyma girişimlerini tehlikeye düşürdüğünü gören cuntacılar, kabusu aratmayan gecenin geç saatlerinde tankları halkın üzerine sürmekten çekinmediler. Beştepe, Ankara.
Gecenin erken saatlerinde, olasıdır ki ne olup bittiğinin henüz farkında olmayan eğlenceden dönen bir çift, fonda Taksim Meydanı’nı ablukaya alan askerlerle “hatıra selfiesi” çekiyor.
Henüz halkın üzerine ateş açılmamış ama herkes korku içinde kaçışıyor. Boğaziçi Köprüsü’nün üzerinden alçak uçarken ses hızını aşan jetlerin sonik patlamalarını duyan çevre yolunda toplanmış insanlar bombalandıklarını zannederek, kendilerini korumaya çalışıyor.
Yaşanan dehşet verici tecrübe toplumun birbirini ötekileştiren kesimlerini yakınlaştırdı. Ortak paydanın dil, din, etnik kökende değil, Cumhuriyet’in kurucu değerlerinde aranması gerektiği fikrine sıcak bakanların sayısı çoğaldı.
Darbe girişiminden birkaç gün sonra, özellikle muhafazakar ve milliyetçi cenahtan “idam isteriz” sloganları yükselmeye başladı. Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde darağacı maketi kurarak ölüm cezası lehine gösteri yapan bir grup.
Temmuz sonu itibariyle 16. gününü dolduran “demokrasi nöbetleri”nde Taksim Meydanı’nda göze çarpan renkli görüntüler, Gezi sürecindeki bazı yaratıcı eylemlerden esinlendikleri izlenimini yarattı.
15 Temmuz 2016 darbe girişimi, gündelik siyasi çekişmelerin çok ötesinde, Türkiye’deki demokrasinin geleceği ve demokratik kurumların işleyişi üzerine temel, tarihî meseleleri gündeme taşıdı.Yakın tarihimizde büyük tahribat ve askerî vesayet anlamında adeta bir gelenek yaratmışolan darbe, bu defa ordu ve devlet içerisinde titizlikle, gizlilikle örgütlenmiş, uluslararası destekli ve dinî bir yapılanma tarafından gerçekleştirilmek istendi.
20. yüzyıldaki darbe veya muhtıra hadiselerinde, ağır siyasi krize bağlı olarak, gerek yönetimde gerekse sokakta meşruiyeti sarsılmış sivil idareler bulunduğu; darbecilerin de buna bağlı olarak halkın büyük çoğunluğunun hoşnutsuzluğunu eylemlerine bahane ettiği görülmüştü. 15 Temmuz darbe girişimi ise herhangi bir meşruiyet sorunu olmayan bir hükümete karşı, ordu, güvenlik, yargı kurumlarının hiyerarşik ve resmî yapısı içerisine yerleşmiş bir kesim tarafından yürütüldüğü gibi; toplumun farklı eğilimlerinden ezici bir çoğunluk tarafından da baştan itibaren reddedildi.
Meşruiyeti zaten olmadığı gibi temsil kabiliyeti de bulunmayan bu girişimin failleri, silahsız insanların üzerine ateş açarak, meclisi ve devlet kurumlarını bombalayarak, kısacası bir terör havası ve korku yaratarak ülke idaresini ele geçirmeyi planladılar.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “dijital karşı müdahalesi”, sokağa çıkan vatandaşların cesur direnişi, ordunun ve güvenlik kuvvetlerinin önemli bir kısmının darbe girişimine tutum alması, siyasi partilerin etkin ve anında muhalefeti, medyanın kararlı bir şekilde darbecilere karşı durması, 15 Temmuz girişimini akamete uğrattı.
Gezi protestolarından sonra Türkiye’de son üç yıl içinde tarih bir kere daha yaşarken yazılıyordu. Bir tarih dergisi olarak 15 Temmuz’u görmezden gelemez, onu dostlar alışverişte görsün yaklaşımıyla birkaç sayfayla geçiştiremezdik. Aynı Gezi’de olduğu gibi, yine bir “fevkalade nüsha”yla, baştan aşağı sadece askerî darbelerin dünü ve bugününü konu alan bir özel sayıyla karşınıza çıkıyoruz.
“Yaşarken Yazılan Tarih II” sayısı, geleceğe not düşmek üzere hazırlandı. Darbeleri tarihe gömmüş, barış içinde yaşayan, farklılıkların zenginliğiyle yükselen, laik ve demokratik bir toplum özlemiyle…
DAKİKA DAKİKA‘EN UZUN GECE’ VE SONRASI…
Türkiye 15 Temmuz’da tarihinin en uzun, en zor gecesini yaşadı. Bütün dünya nefesini tutarak askeri darbe girişiminin felaket filmini andıran dehşet verici görüntülerini izledi. Dakika dakika o tarihi gece ve sonrasında yaşananlar…
15 Temmuz’un sarsıcı bilançosu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Temmuz saat 21:40’ta yaptığı açıklamaya göre 15 Temmuz darbe girişiminde toplam 237 kişi hayatını kaybetti, 2.191 kişi yaralandı. Soruşturmalar kapsamında gözaltına alınanların sayısı 18.699, tutuklananların sayısı 10.137. 19 Temmuz’da yapılan resmi açıklamada 104 darbecinin öldürüldüğü duyurulmuştu. 31 Temmuz itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarında işten çıkartılanların sayısı ise 70.000’e ulaşmış durumda.
15 TEMMUZ 2016
22:00
Bir grup asker Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini Anadolu’dan Avrupa’ya geçiş yönünde trafiğe kapattı. Savaş uçaklarının Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı, TBMM ve MİT’in üzerinde alçak uçuş yaptığı haberleri yayılıyor.
22:10
Ankara’da bir askeri helikopter MİT binası ve Genelkurmay’a ateş açtı. Kamu binaları önünde polis ve asker karşı karşıya geliyor.
22:15
Oran’daki TRT Genel Müdürlüğü binası askerlerce basıldı.
22:25
Genelkurmay karargâhından silah sesleri yükseldi, bina emniyet güçleri tarafından ablukaya alınırken bölgeye ambülanslar sevk edildi. Bir helikopter binayı kuşatan polislerle civarda toplanan halkın üzerine ateş açtı.
22:00
22:30
Genelkurmay Başkanlığı hesabından akredite gazetecilere gönderilen e-mail’de TSK’nın yönetime el koyduğu bildirildi.
22:35
İstanbul’da 1. Ordu’ya bağlı kuvvetler İstanbul Atatürk Havalimanı’nın girişini zırhlı araçlarla kapattı. Askerler kontrol kulesine girdi. Ankara’da halk Kızılay meydanında toplanmaya başlıyor.
22:40
Yenimahalle’deki MİT binasına yoğun saldırı. Süper Kobra helikopterlerin açtığı ateşe yerden karşılık veriliyor. Gölbaşı’ndaki Polis Özel Harekât binası iki F-16 tarafından bombalandı.
22:45
Başbakan Binali Yıldırım bağlandığı televizyon kanalında açıkladı: “Doğrusu bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz, bu girişime izin vermeyeceğiz…”.
22:50
Kadıköy’deki Moda Deniz Kulubünün bahçesine helikopterler indi, silah sesleri duyuluyor. Burada bir düğüne katılan Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal ve üst düzey bazı komutanlar helikoptelere bindirilip götürüldü.
23:00
Sosyal medyada yoğun mesaj trafiği. Askeri hareketlenmenin teröre karşı önlem mi yoksa darbe girişimi mi olduğu tartışılıyor.
23:15
Başbakan Binali Yıldırım attığı tweet’te hadiseleri “kalkışma” diye nitelendirdi ve vatandaşları meydanlarda toplanmaya davet etti. Meclisteki tüm siyasi partiler darbe girişimini kınıyor.
23:20
İstanbul Bayrampaşa’daki Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünün girişi zırhlı askeri araçlarla kapatıldı.
23:30
Televizyonlar Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın darbeci askerler tarafından rehin alındığını duyuruyor.
23:45
TSK’nın resmi internet sitesinden yönetime el koyulduğu açıklandı. Taksim’e çıkan askerler meydanı kontrol altına alıyor.
23:47
İstanbul Kısıklı’da Recep Tayyip Erdoğan’ın evinin bulunduğu cadde trafiğe kapatıldı, özel harekat polisleri Cumhurbaşkanının evinin önünde yoğun güvenlik önlemleri aldı.
00:00
Televizyonlarda “Askeri kalkışma FETÖ mensubu bir grup subay tarafından yapılmaya çalışılmaktadır” haberleri. Bir grup asker Çankaya’da Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na girmeye çalışıyor. Başka bir grup asker İstanbul AKP İl Başkanlığı binasına girdi.
16 TEMMUZ 2016
00:02
Askerlerin ele geçirdiği TRT’den TSK’nın yönetime el koyduğuna dair Yurtta Sulh Konseyi imzalı bir bildiri okundu. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarınca, bildirinin korsan olduğu, itibar edilmemesi gerektiği açıklaması yapıldı.
00:15
İstanbul Emniyet Müdürlüğü önünde toplanmaya başlanan halkın üzerine bir askeri helikopterden ateş açıldı.Vatan Caddesi TIR’larla kapatıldı. Emniyet’in üzerinde uçan helikopterler binanın önüne indi. Türksat, TRT yayınlarını kesti.
00:30
Ankara Emniyet Müdürlüğü darbeciler tarafından bombalandı.
00:37
CNN Türk’e cep telefonuyla bağlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan halkı milli iradeye sahip çıkmak için meydanlara inmeye çağırdı. Cuntacı askerler Aksaray Orduevinin önüne dokuz tank getirdi.
00:40
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bu ülke darbelerden çok çekmiştir, aynı şeylerin yaşanmasını istemiyoruz” dedi. Bakırköy ve Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılıkları kalkışmayı gerçekleştirenlere karşı askeri darbe suçlamasıyla ilk soruşturmaları başlattı.
00:45
Marmaris’te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bulunduğu otelden ışıkları söndürülmüş bir helikopterle ayrılarak Dalaman Havalimanı’na doğru yola çıktı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Türkiye genelindeki 85.000 caminin imamına gönderilen SMS’ler üzerine camilerden ezan ve sala sesleri yükseliyor. Birçok kentte cami ve belediye hoparlörlerinden sokağa çıkma çağrısı yapılıyor.
00:48
ABD’den ilk açıklama. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü Ned Price, Başkan Obama’nın darbe girişimi hakkında bilgilendirildiğini söyledi.
00:50
TRT yayınlarını kesen Türksat’ın Ankara’daki uydu istasyonuna helikopterlerle saldırı düzenlendi.
00:55
00:55
Vatandaşların Erdoğan’ın ve hükümet üyelerinin sokağa çıkma çağrısına uyduğu görüldü, kalabalıklar AKP binaları önünde, hadiselerin gerçekleştiği noktalarda ve meydanlarda toplanmaya başladı. Halkın giriş kapısı önünde toplanması üzerine Atatürk Havalimanı önündeki askerler geri çekiliyor. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Süper Kobra helikopterler ve F-16’lar tarafından vuruldu.
01:01
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, telefonla bağlandığı televizyon kanalında “Bu, TSK içindeki bir cuntanın kalkışma girişimidir” dedi.
01:02
Cumhurbaşkanlığı külliyesinin üzerinde alçalan bir helikopter yapıyı uzun süre ağır makinalı silahlarla taradı. Yerden karşılık veriliyor.
01:09
Tekbir getiren bir grup Taksim’e doğru yürüyüşe geçti. Harbiye çevresinde silah sesleri yükseliyor. Akreplerle Harbiye’den Taksim’e çıkan polisler meydanı kontrol eden askerlerlerle çatışmaya girdi.
01:10
1. Ordu Komutanı Ümit Güler, CNN Türk’e telefonla bağlanarak darbecilerin küçük bir grubu temsil ettiğini, gerekli önlemleri aldıklarını açıkladı.
01:20
TSK İnternet sitesinden yapılan ikinci açıklamada sokağa çıkma yasağı ilan edildiği bildirildi.
01:36
TBMM genel kurul salonu açıldı. Parlamentoda grubu bulunan bütün partilerin milletvekilleri meclise geliyor. Meclis Başkanı İsmail Kahraman televizyonlara meclisin görev başında olduğunu açıkladı.
01:09
01:40
Boğaziçi Köprüsü’nü kapatan askerler, kendilerini protesto eden halkın üzerine ateş açtı. Ölenler ve yaralananlar oldu.
01:43
Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu darbeci askerlerce basıldı. Askerler ile polis arasında çatışma var.
01:44
Cumhurbaşkanı ve beraberindekiler THY’nin uçuş kodlarından birini kullanan ATA uçağıyla Dalaman’dan Atatürk Havalimanı’na doğru hareket etti.
01:45
Bağcılar’daki Topkule askeri kışlasındaki asker ile polis çatıştı.
02:00
Cuntacılara karşı ilk gözaltılar başladı. Darbecilere ait bir helikopter girişimi bastırmaya çalışan F-16’lar tarafından düşürüldü.
02:01
TRT İstanbul Radyosu önüne iki helikopter indi. Duraklayan çatışmalar yeniden şiddetlendi.
02:08
Ak Parti Genel Merkezi önünde toplanan halkın üzerine helikopterlerden ateş açıldı.
02:20
Gölbaşı’ndaki Özel Harekat Daire Başkanlığı’na hava saldırısı. 17 polis hayatını kaybetti (Daha sonra bu rakam 47’ye çıkacak). Ankara Emniyet Müdürlüğü’nü de vuran bir helipter Gölbaşı’nda düşürüldü.
02:22
Cumhurbaşkanlığı külliyesine girmeye çalışan üçü rütbeli 13 asker gözaltına alındı.
02:35
TBMM, savaş uçakları tarafından bombalandı. Binada büyük hasar var.
02:44
Genelkurmay binası önüne bir askeri helikopter indi, bir patlama oldu.
02:50
Cumhurbaşkanının uçağı Atatürk Havalimanı’na indi.
02:53
Unkapanı Köprüsü’nde ilerleyen askeri araçlar halk ve iş makinaları tarafından durduruldu.
02:55
İstanbul Büyükşehir Belediyesi binası çevresinde yoğun silahlı çatışmalar yaşanıyor.
02:57
Beşiktaş’taki başbakanlık ofisini ele geçirmeye çalışan askerlere polis silahla karşılık verdi.
03:00
TRT normal yayın akışına döndü. TRT Genel Müdürlüğü binasını basan askerler gözaltına alındı. TBMM binasına yaklaşan bir helikopter yaylım ateş açıyor. ABD, AB ve NATO’dan Türkiye’deki demokratik kurumlara saygı çağrıları geliyor.
03:06
Cumhurbaşkanı’nın Marmaris’te konakladığı otele ikinci saldırı düzenlendi. Binanın içine giren komandolar oda oda Erdoğan’ı ararken çatışmalar yaşandı, korumalardan yaralananlar ve ölenler var.
03:10
TBMM ikinci kez yoğun bir bombardımana maruz kaldı. Başbakan Yıldırım, Ankara semalarının hava trafiğine kapatıldığın, uçuş yapan bütün askeri araçların füzeyle vurulacağını açıkladı.
02.44
03:16
Cuntacı askerler Kadıköy’deki Türk Telekom binasına girdi. Meclis’te olağanüstü toplanan milletvekileri binada oluşan hasarı belgeleyen ilk görüntüleri yolluyor. Yayınlara telefonla bağlanan milletvekilleri, sığınakta bulunduklarını bildiriyor.
03:20
Anadolu Ajansı, AKP’nin reklamcısı Erol Olçak ve 16 yaşındaki oğlunun Boğaziçi Köprüsü’nde açılan ateş sonunda hayatlarını kaybettiğini duyurdu.
03:25
Doğan TV Center darbeci askerler tarafından basıldı. CNN Türk ekranlarına boş stüdyo görüntüsü veriliyor. Açık bırakılan mikrofondan binanın içindeki tartışmalar ve arbede sesleri duyuluyor.
03:30
Recep Tayyip Erdoğan yaptığı basın açıklamasında Marmaris’te kaldığı otelin kendisinin ayrılışından 20 dakika sonra saldırıya uğradığını duyurdu. TBMM bir kez daha havadan bombalanıyor.
03:45
Ankara Emniyet Müdürlüğü bir F-16’nın hedefi oldu, bina ağır tahribata uğradı.
03:55
Beştepe üzerinde alçalan bir helikoptere saraydan ateş açıldı.
04:00
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı FETÖ/PDY bağlantılı yargı ve ordu mensupları hakkında gözaltı kararı verdi. Digitürk yayınları darbe girişimcileri tarafından durduruldu.
04:07
Cumhurbaşkanı Erdoğan Atatürk Havalimanı’nda kendisini karşılayan vatandaşlara konuşma yapıyor: “Milletin üzerinde hiçbir güç yoktur”.
04:20
Askerler Hürriyet binasını ele geçirdi. Halkın ve polisin müdahalesiyle darbecilerden arındırılan CNN Türk televizyonu yeniden yayına başladı. Kanal yetkilileri baskın ve kurtarılma anlarını anlatıyor.
04:42
Marmaris’teki otele üçüncü saldırı. Deniz tarafından yaklaşan bir askeri helikopter binayı taradı. Helikopterlerden inen yüzleri maskeli ve ağır silahlı komandolar oteli ablukaya aldı. Çıkan çatışmada beş polis yaralandı.
05:00
A.A., Genelkurmay binasını kuşatan polislerin içerdeki darbecilere “teslim olun” çağrısı yaptığı bilgisini geçti. Cumhubaşkanlığından açıklama: “Tehlike henüz geçmiş değil. Millet sokaklarda olduğu müddetçe darbeci hainler bu aziz millete diz çöktüremeyecek”.
05:15
Hürriyet binası kurtarıldı, askerler gözaltına alındı. Atatürk Havalimanı’ndaki tüm askerler dışarı çıkartılarak müsadere altına alınıyor.
05:20
Boğaziçi Köprüsü’nde konuşlanan tanktan halkın üzerine top atışı yapıldı.
05:30
İstanbul’daki Çengelköy polis karakolunu ele geçirmek isteyen askerlere polis ateşle karşılık verdi.
05:45
Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu’nu ele geçiren askerler teslim oldu.
06:00
Gölbaşı Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Harekat Merkezi’ndeki olayların kontrol altına alındığını, darbe girişimiyle ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı. Atatürk Havalimanı uçuşlara açıldı. İstanbul Boğazı deniz ulaşımına kapatıldı.
06:30
Türksat’ı bombalayan askeri helikopter Gölbaşı’nda düşürüldü.
06:40
Beştepe’deki Jandarma Genel Komutanlığı bir F-16 tarafından vuruldu. Ankara Emniyet Müdürlüğü bir hava saldırısına daha uğradı.
03:55
06:43
Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakınlarına iki bomba daha atıldı.
Cumhurbaşkanlığı külliyesi yakınındaki Jandarma Genel Komutanlığı’nın bulunduğu kavşakta sivil halkın üzerine askeri uçaktan bomba atıldı. İçişleri Bakanlığı, FETÖ mensubu 336 kişinin gözaltına alındığını açıklandı.
07:10
İstanbul Türk Telekom santralindeki askerler teslim oldu.
07:15
Boğaziçi Köprüsü’nde saatler süren bir operasyondan sonra askerler teslim oldu. Sivil halk askerlere linç girişiminde bulundu. Olayları görüntüleyen Hürriyet gazetesi fotomuhabiri Selçuk Şamiloğlu, öfkeli kalabalığın elinden son anda kurtarıldı.
07:35
Etimesgut’taki Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Tümen Komutanlığı’nda, darbe girişimine katılan askerler, yerleşkedeki diğer askerler tarafından polise teslim edildi. Askerler polis araçlarına rütbeleri sökülerek bindiriliyor. Türkiye genelinde 754 TSK mensubunun gözaltına alındığı açıklandı.
07:41
Genelkurmay binasından dışarıya çıkartılan tank, barikat görevi gören kamyonlara ateş açıyor.
07:50
Özel harekât polisleri Kuleli Askeri Lisesi’ne operasyon düzenledi. İçerdeki öğrenci ve subaylara “teslim ol” çağrısı yapılıyor. Beş general ve 29 albay İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından görevden uzaklaştırıldı.
08:00
Cep telefonlarına “Tüm halkımızı milli iradeye, demokrasiye sahip çıkmak üzere meydanlara bekliyoruz. Türkiye Cumhuriyet Devleti imzalı” SMS mesajları gönderiliyor.
08:16
Boğaziçi Köprüsü kısmen trafiğe açıldı.
08:32
Asker, darbe girişiminin yönetildiği Ankara Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığına operasyon düzenleyerek Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı kurtardı.
08:40
Emniyet özel harekât polisleri Jandarma Genel Komutanlığı’nı darbecilerin elinden geri aldı, 200 asker gözaltına alındı.
09:40
Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan 200’e yakın silahsız er ve erbaş polislere teslim oldu.
09:47
Türkiye genelinde FETÖ üyesi olduğu öne sürülen 1563 kişi gözaltına alındı.
09:56
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü trafiğe açıldı.
10:07
Genelkurmay Başkanlığı’ndan çıkan 700 silahsız er ve erbaş polise teslim oluyor.
07:35
10:15
Bingöl 49. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Yunus Kotaman ile Bolu 2. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral İsmail Güneşer gözaltına alındı.
10:22
Marmaris’teki otele saldırı düzenleyen askerler darbe girişiminin başarısız olduğunun anlaşılması üzere bölgeden uzaklaşarak kayıplara karıştı.
10:35
Genelkurmay Başkanlığı’nda darbe girişimine katılmadıkları için elleri bağlı olarak odalarda tutulan subay ve assubaylar serbest bırakılarak binadan tahliye edildi.
10:39
Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın sağ kurtarıldığını ve görevinin başında olduğunu açıkladı.
11:00
Kuleli Askeri Lisesi’ne öğrencilerin Çengelköy Karakolu baskınına katıldıkları şüphesiyle operasyon yapılıyor. Sahil Güvenlik Komutanı Tümamiral Hakan Üstem görevden alındı.
11:01
Genelkurmay Başkanı Vekili Orgeneral Ümit Dündar, darbe girişiminin önlendiğini bildirdi.
11:27
Genelkurmay karargâhında bulunan darbeci askerler teslim olmak için müzakere talebinde bulundu.
12:00
Jandarma Genel Komutanlığı binasına operasyon düzenlendi. Binadan dumanlar yükseliyor. 200 kadar darbeci asker gözaltına alındı.
12:57
Başbakan Binali Yıldırım Çankaya Köşkü’nde kameraların karşısına geçerek kalkışmanın bastırıldığını ve ilk bilançoyu açıkladı: “Toplam 161 şehidimiz, 1.440 yaralımız vardır. Şu ana kadar 2.839 asker gözaltına alınmıştır. Aralarında yüksek rütbeliler de mevcuttur”.
20:00
13:30
Darbeye kalkışan sekiz subay ve astsubayın helikopterle Yunanistan’a kaçtığı bildirildi. Türkiye iadelerini talep ediyor.
14:37
HSYK Genel Kurulu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gözaltı kararı doğrultusunda beş HSYK üyesinin üyeliğinin düşürülmesine karar verdi. HSYK 2. Dairesi, 2.745 hakimi açığa aldı.
16:08
Yüksek yargıya operasyon. Daha önce gözaltına alınan 15 Danıştay üyesinden sonra 140 Yargıtay, 48 Danıştay üyesi hakkında gözaltı kararı verildi. 11 Yargıtay ve dört HSYK üyesi gözaltına alındı.
17:00
Meclis Genel Kurulu İsmail Kahraman’ın başkanlığında olağanüstü toplandı. Başbakan Binali Yıldırım, siyasi partilere, medya organlarına, halka ve polise darbeye direndikleri için teşekkür ettiği konuşmasının başında İstiklal Marşı’nın on kıtasını okudu.
18:10
2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ile 2. Ordu Kurmay Başkanı ve Malatya Garnizon Komutanı Tümgeneral Avni Angun gözaltına alındı.
18:15
YAŞ üyesi ve eski Hava kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, 4’üncü Ana Jet Üs Komutanlığı’nda gözaltına alındı.
19:30
Anayasa Mahkemesi üyesi Alparslan Altan evinde yapılan aramadan sonra gözaltına alındı.
20:00
Ankara 4. Ana Jet Üssü’ndeki operasyon tamamlandı. 67 asker daha teslim oldu.
20:30
Recep Tayyip Erdoğan Kısıklı’da halka yaptığı konuşmada “ABD’ye sesleniyorum, Pennsylvania’daki bu zatı teslim edin” dedi.
20:45
4. Ana Jet Üssü’nde alıkonulan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’nin kurtarıldığı ve görevinin başına döndüğü açıklandı.
21:10
Anayasa Mahkemesi üyesi Erdal Tercan’ın gözaltına alındığı bildirildi.
22:00
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, tüm ağırceza başsavcılıklarına yazdığı yazıda 2.745 hakim ve savcının gözaltına alınmasını ve haklarında soruşturma başlatılmasını istedi.
23:05
Cumhurbaşkanı Erdoğan muhalefet liderleri Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yi telefonla arayarak, darbeye karşı durdukları için teşekkür etti.
23:40
Recep Tayyip Erdoğan, Çipras ile yaptığı telefon görüşmesinde Yunanistan’dan sığınma talebinde bulunan sekiz darbeci askerin iade edilmesini istedi. Çipras, Türkiye’de seçilmiş hükümetin yanında oldukların belirtti.
17 TEMMUZ 2016
00:30
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı İsmail Kahraman, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP lideri Devlet Bahçeli’yi arayarak “dik duruşları” nedeniyle teşekkürlerini iletti.
01:00
Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin darbe tehlikesinin devam ettiği gerekçesiyle yaptıkları “demokrasi nöbeti” çağrılarına vatandaşlar Türkiye genelinde meydanları doldurarak cevap veriyor.
01:00
01:30
TSK’da, İçişleri Bakanlığı’nda ve yargıda açığa almalar, yakalamalar, gözaltılar bütün hızıyla sürüyor.
10:00
Helikopterle Yunanistan’ın Dedeağaç şehrine kaçan sekiz asker savcı karşısına çıkarıldı. Helikopter, Türkiye’ye geri getiriliyor.
11:30
Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’ın akıbeti hâlâ meçhul.
13:15
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ: Şimdiye kadar 6.000 kişi gözaltına alındı. Yasal süreç devam edecek.
13:30
Rusya Devlet Başkanı Putin, Erdoğan’ı arayarak seçilmiş hükümetin yanında olduklarını belirtti.
15:00
Darbe girişiminin çöktüğünü dile getiren Başbakan Yıldırım, “demokrasi nöbeti” çağrısını yineledi. Halkı sakin olmaya ve meydanları demokrasi şöleni havasında doldurmaya davet etti.
16:03
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş: “Bu darbe girişimi ordunun tamamına mal edilemez, vatandaşlarımız bu oyuna gelmemelidir”.
17:25
Cuma gecesi nerede olduğu bilinmeyen Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, Ankara Kocatepe Camii’nde düzenlenen cenaze törenine Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarıyla birlikte katıldı.
17:30
Cumhurbaşkanlığı başyaveri Albay Ali Yazıcı tutuklandı, diğer yaverler gözaltında.
18:40
Konya 3. Ana Jet Üssü’nde operasyon. Üs komutanı ve yedi asker gözaltına alındı.
19:25
Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Meydanları boş bırakmayacağız, Cumaya kadar alanlardayız”.
19:45
Özel harekat polisleri, darbe gecesi cuntacılara destek verdiği gerekçesiyle gözaltına almak istedikleri Sabiha Gökçen Havalimanı’nda görevli askerler direnince havaya ateş açtı. Askerler gözaltında..
22:00
AKP Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi Tümgeneral Mehmet Dişli gözaltına alındı.
23:00
Geniş halk kitleleri Türkiye genelinde meydanları doldurmaya devam ediyor.
18 TEMMUZ 2016
01:14
Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı’da halka yaptığı konuşmada “İdam isteriz” sloganlarına “Eğer Meclis önüme böyle bir karar getirirse, ben bunu onaylarım” cevabını verdi. Hükümetin önemli bir hazırlık içerisinde olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı, Çarşamba günü halka bir “müjde” açıklayacaklarını belirtti.
11:30
TMSF Bank Asya’nın faaliyetlerini geçici olarak durduğunu açıkladı.
17:30
12:00
İçişleri Bakanlığında büyük temizlik: 8.777 personel görevden alındı.
12:45
AB’den ve ABD’den on dakika arayla Türkiye’ye anayasal düzene uyma, demokrasi ve insan haklarına saygı gösterme çağırısı yapıldı.
13:47
Emniyet, vatandaşları sosyal medyada darbe girişimini destekleyenleri ihbar etmeye çağırdı, bu amaçla oluşturduğu mail adreslerini paylaştı.
14:40
Maliye Bakanlığında 1.500 kişi açığa alındı.
15:40
Kamu görevlilerinin yurtdışına çıkışı durduruldu.
16:25
Yurt genelinde tüm memurların yıllık izinleri askıya alındı.
19:00
Haklarında gözaltı kararı alınan hakim ve savcı sayısı 2. 854’e ulaştı.
19:30
Milli Savunma Bakanı Fikri Işık, Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Gök’ün darbeci olduğu şüphesiyle gözaltına alınmasının ardından bu göreve Ahmet Akyol’u atadı. Akyol, bakanlığın ilk sivil özel kalem müdürü oldu.
Akın Öztürk’ün de aralarında bulunduğu 26 general tutuklandı.
23:00
Donanma Komutanlığı Gölcük Deniz Üssünde arama yapılıyor.
23:30
Recep Tayyip Erdoğan: “ABD Gülen’i iade etmek zorundadır”.
19 TEMMUZ 2016
08:45
Derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu incelemeye aldı, Ekonomik büyüme beklentisini %3’e indirdi.
09:30
Gezi sürecinin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, merkez valiliği görevinden uzaklaştırıldı.
21:15
11:00
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında “AKP hazırsa idama biz de varız.” dedi
11:32
The Times: “14 Türk savaş gemisi kayıp. Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele’den Cuma gününden beri haber alınamıyor”.
12:15
Başbakan Yıldırım: “Gündüz işimize gücümüze, akşam demokrasi nöbetine devam”.
13:00
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komisyonu üyesi Zeid Ra’ad Al Hussein, darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların cezaevi koşullarının bağımsız gözlemciler tarafından tespit edilmesi için çağrı yaptı. İdam cezasının yeniden getirilmesinin “yanlış yönde atılacak büyük bir adım” olacağını belirtti.
23:45
13:20
Erdoğan’ın yaveri Yarbay Erkan Kıvrak gözaltında. 257 başbakanlık çalışanı görevden uzaklaştırıldı. Kuzey Deniz Saha Komutanlığı’nda arama yapılıyor.
13:40
Genelkurmay Başkanlığı’ndan açıklama: “Darbe girişimi ihtimali MİT tarafından saat 16:00’da haber verildi”.
14:30
Diyanet İşleri Başkanlığı öldürülen darbecilere din hizmeti verilmeyeceğini duyurdu.
16:20
Milli Eğitim Bakanlığı’nda 15.200 personel açığa alındı.
16:45
Uluslararası Af Örgütü, Türkiye’de insan haklarının tehlikede olduğunu duyurdu.
16:50
YÖK, 1.577 dekanın istifasını istedi.
17:45
Dolar 3 lirayı geçti.
18:00
Özel okullarda görev yapan 21.000 öğretmenin lisansı iptal edildi.
20:30
Barack Obama darbe girişimi sonrası ilk kez Erdoğan’ı aradı .
22:00
Jandarma Genel Komutanlığı’na vekaleten Korgeneral İbrahim Yaşar atandı. Jandarma Komutanı Galip Mendi’nin sağlık sorunları nedeniyle GATA’ya yattığı açıklandı.
23:45
Yapılan çağrılar üzerine vatandaşlar meydanları doldurmaya devam ediyor.
20 TEMMUZ 2016
09:30
Gülen, ABD hükümetinden Türkiye’nin kendisi hakkındaki iade talebini reddetmesini istedi.
SGK, Fethullah Gülen’in emekli maaşını kestiğini açıkladı. Gülen’in sosyal haklarından yararlandığı anlaşıldı.
13:15
Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı.
14:15
Reuters: “TSK’daki generallerin yaklaşık üçte biri tutuklu,”.
15:30
CHP, 24 Temmuz Pazar günü Taksim’de “Cumhuriyet ve Demokrasi mitingi” düzenleyeceğini açıkladı.
16:30
Moody’s’den sonra kredi derecelendirme kuruluşu Fitch de darbe girişiminin ülke notuna baskı yapıp yapmayacağını izlemeye aldığını bildirdi.
17:50
MGK toplantısı sona erdi. Açıklamayı bakanlar kurulu toplantısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan yapacak.
19:45
Standard&Poors Türkiye’nin BB+ olan kredi notunu BB’ye düşürdü. Dolar 3.0769’a yükselerek tarihi zirve yaptı.
20:50
Aralarında Balyoz davasındaki cezaları onayan Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı Ekrem Ertuğrul’un da bulunduğu 113 hakim, savcı ve yüksek yargı üyesi tutuklandı.
21:50
Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Cezire’ye verdiği röportajda darbe girişimini eniştesinden öğrendiğini açıkladı.
23:20
Recep Tayyip Erdoğan, MGK’da alınan ve bakanlar kurulunca onaylanan kararı açıkladı. “Ülke genelinde üç ay süreyle olağanüstü hal ilan edilmiştir”.
21 TEMMUZ 2016
Meclis’ten AKP ve MHP’nin oylarıyla geçen OHAL yasası Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Üç aylık dönemler halinde uygulanacak olan Olağanüstü Hal ile kişi hak ve özgürlükleri kısıtlanabilecek, düzenlemeler kanun hükmünde kararnamelerle yapılabilecek ve Anayasa Mahkemesi’ne götürülemeyecek.
26 TEMMUZ 2016
22 TEMMUZ 2016
Twitter fenomeni “fuatavni”yi ele geçirmek için yapılan operasyonda 28 kişi gözaltına alındı. Şüphelililere FETÖ/PYD ile bağlantılı olarak “sosyal medya üzerinden anayasal düzene karşı koymaya zemin hazırlamak”tan işlem yapılıyor. Kamuda işten çıkarmalar, gözaltılar, tutuklamalar devam ediyor.
23 TEMMUZ 2016
İlk OHAL kararnamesiı: Gözaltı süresi 30 güne çıkarıldı. Açılan karşı davalar yürütmeyi durduramayacak. 15’i üniversite, 1043 öğretim kurumu, öğrenci yurdu, 1299 vakıf ve dernek, 35 sağlık kurumu, 19 sendika kapatıldı. Bunların mal varlıkları hazineye devredilecek. Görevine son verilenler kamuda çalışamayacak.
24 TEMMUZ 2016
CHP’nin Taksim’de düzenlediği “Cumhuriyet ve Demokrasi Mitingi’ne yüz binlerce kişi katıldı. AKP’nin de desteklediği ve üst düzey yöneticileriyle katıldığı mitingde “Ne darbe, ne dikta” diyen CHP lideri, demokrasi, insan hakları ve parlamenter sistemin önemini vurguladı. HDP Eşbaşkanı Demirtaş darbeye karşı hukuki mücadelenin yanında olacağını açıkladı. Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin notunu düşürdü. Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, FETÖ’nün üç harfliler (cinler) sayesinde yayıldığını ifade etti.
25 TEMMUZ 2016
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nın daveti üzerine ilk kez Ak Saray’a çıktı. HDP’nin çağrılı olmadığı görüşmeden sonra CHP’den yapılan açıklamada “Normalleşmeye katkı sağlayacak olumlu bir görüşme” ifadesi kullanıldı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Marmaris’te kaldığı otele baskın düzenleyen “suikast timi” üyesi yedi kişi yakalandı. Haklarında yakalama kararı çıkartılan, gazetecilerden 14’ü gözaltına alındı. AB, “İdam cezası getirilirse Türkiye’nin üyelik süreci durur” açıklamasını yaptı. Boğaziçi Köprüsü’nün adı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olaraak değiştirildi.
26 TEMMUZ 2016
Eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu gözaltına alındı. Hainler Mezarlığı Pendik’te açıldı. Bir televizyon kanalında olaylarda hayatını kaybeden siviller için şehit ifadesini kullanmamakta ısrar eden profesör Nurşen Mazıcı hakkında Marmara Üniversitesi yasal ve idari takibat başlatacağını açıkladı.
27 TEMMUZ 2016
Genelkurmay: “Ordunun sadece %1,5’u darbeye katıldı”. İçişleri Yeni kanun hükmünde kararnameye göre askeri liseler kapatılacak, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacak olan harp okullarındaki öğrencilerin ilişiği kesilecek, subay ihtiyacı üniversitelerden karşılanacak, GATA sağlık bakanlığı bünyesine alınacak. İhraç kararnamesi: Toplam 1684 general, subay ve astsubay ordudan atıldı.
28 TEMMUZ 2016
Erdoğan, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhurbaşkanlığına bağlanmasını istedi. Gözaltına alınan gazetecilerin sayısı 21’e yükseldi. Kritik YAŞ toplantısı: Üst komuta kademesi yerini korudu. Darbenin emir-komuta zinciri içinde yapılmadığını ilk açıklayan yüksek rütbeli subay olan 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar Genelkurmay 2. Başkanlığına getirildi. 99 albay, general/amiralliğe terfi etti. Vatandaşlar 14 gündür meydanlarda.
29 TEMMUZ 2016
Darbe girişiminde hayatını kaybedenlerin yakınlarına 88.600, yaralanların yakınlarına 17.719 TL tazminat ödeneceği açıklandı. Başbakan Yıldırım: “Hainlerin yuvalandığı Akıncı Üssü ve darbe girişiminde kullanılan kışlalardan Hasdal, Maltepe, Mamak, Etimesgut Güvercinlik, Kara Havacılık Okulu, bunların hepsi kapatılacak”. İçişleri Bakanı Ala: “49.211 kişinin pasaportu, 330 kişinin sarı basın kartı iptal edildi”. Gazeteci Bülent Mumay ve Zaman Gazetesi’nin eski yönetici ve yazarlarıyla birlikte gözaltında bulunan şair ve yazar Hilmi Yavuz, serbest bırakıldı. Cumhurbaşkanı, açtığı hakaret davalarını bir kereye mahsus olmak üzere geri aldığını açıkladı. Gözaltında bulunan 21 gazeteciden 19’u tutuklandı.
30 TEMMUZ 2016
Silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanan Nazlı Ilıcak Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konuldu. Aralarında İstanbul’da tutuklu erlerin ve Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin de bulunduğu 758 asker serbest bırakıldı. Marmaris’teki otele saldırı düzenleyen ve bölgede ormanlık alanda saklanmaya devam eden suikast timinin 12 firari üyesinin etrafındaki çember daralıyor. Timin Çiğli İmamı olduğu iddia edilen “Paşa” lakaplı üyesi astsubay kıdemli başçavuş Zekeriya Kuzu tutuklandı. CHP, 4 Ağustos’ta İzmir’de de bir “Demokrasi ve Cumhuriyet” mitingi düzenleyeceğini duyurdu. Aralarında Şahin Alpay, Ali Bulaç ve Ahmet Turan Alkan’ın da bulunduğu Zaman Gazetesi’nin altı eski yazarı tutuklanan gazeteciler kervanına katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, MİT ve genelkurmayın cumhurbaşkanlığına, kuvvet komutanlıklarının savunma bakanlığına bağlanacağını açıkladı.
31 TEMMUZ 2016
OHAL kapsamındaki yeni kanun hükmünde kararname Resmi Gazete’de yayımlandı. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığına bağlandı. Harp Akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı. Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. GATA ve diğer askeri hastaneler Sağlık Bakanlığına devredildi. 1.389 askeri personel daha TSK’dan ihraç edildi.
Abdülaziz’i tahttan indiren sadrazam Hüseyin Avni Paşa’nın mezarı, ancak dönemin VIP’lerinin gömüldüğü Süleymaniye Camii’nin haziresinde. II. Abdülhamid’in o mezarı naklettirmeye gücünün yetmeyeceğini düşünemeyiz. Ama o, ölüyle, mezarıyla uğraşacak bir kültüre mensup değildi.
Mahalle aralarındaki cami hazirelerine 16.-17. yüzyılda sadece camiyi vakfedenin cenazesi, en fazla belki ailesi defnedilebilirdi. Tekkelere büyük şeyhler, bazı mühim siyasi müritler gömülebilirdi. Selatin camilerinin bahçelerine defin ise neredeyse imkânsızdı. Kanuni’ye Süleymaniye Camii’ni yapan Koca Mimar Sinan dahi kendini hazireye defnettirememiştir. Caminin dışındaki küçük kabrinde yatmaktadır.
18. yüzyılda bu sıkı kurallar gevşedi. Sultanların yakınındaki önemli kişilerin, büyük camilerin mezarlıklarına gömülmeleri adet oldu. Yine de oralara gömülebilmek için bizzat padişahın hatt-ı hümayunu/ iradesi aranırdı (Günümüzde bu durumlarda aranan Bakanlar Kurulu kararı ve Cumhurbaşkanı izninin kökü Osmanlılara dayanır). Buralara gömülme adeti Tanzimat sonrasında yaygınlık kazandı. Üstelik bir imtiyaz halini aldı. Nice ilmiye, mülkiye, seyfiye erbabı buralarda gömülüdür.
Son günlerde gündeme gelen “darbeci hainlerden çatışmada ölenlerin cenazesinin camilere getirilmemesi, umumi mezarlıklar yerine, yeni inşa edilecek Hainler Mezarlığı’na gömülmesi projesi” tarihimizde, geleneğimizde görülmüş bir şey değildir. Geleneğimiz suçluyla uğraşır, ailesini cezalandırmaz, topluma kazandırır. Örneğin Yunanlılarla işbirliğinde bulunan Madanoğlu Mustafa, Yüzellilikler’dendir. Oğlu Cemal, Harbiye’de okutularak Orgeneral Cemal Madanoğlu yapılmıştır. İşbirlikçi ve Kuva-yı Milliye aleytarı olduğu için linç edilen Ali Kemal’in oğlu Zeki Kuneralp saygın okullarda okutulup intisap ettiği diplomasi mesleğinde devletin en hassas noktalarında çalıştırılabilmiştir.
SeraskerHüseyinAvni Paşa(1820-1876)
Ispartalı bir köylü çocuğuyken Osmanlı Devleti’nin sadrazamı, Ordusu’nun Seraskeri oldu. Başarılı ve sevilen komutan iken darbe yaptı, Eşekçi Ahmed’in oğlu adıyla anılır oldu. Yine de cenazesi Süleymaniye’ye gömülebildi.
Gündeme uyan en etkili örnek Süleymaniye Camii Haziresi’ne yapılacak kısa bir gezintide karşımıza çıkacaktır. Kıbleye göre batı taraftaki hazire kapısından girilince soldaki büyük, sanat eseri mezar, bu ülkenin en etkili darbecilerinden, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde en önemli rolü oynayan, Serasker ve Sadrazam Hüseyin Avni Paşa’nın mezarıdır. Çerkes Hasan tarafından öldürüldükten sonra, bir darbeci olmasına rağmen bugünkü yerine gömülebilmiş, üstüne üstlük ne kadar önemli bir kahraman olduğu, hatta şehit öldüğü mezartaşına bile yazılabilmiştir. Denilebilir ki “oraya gömüldüğünde iktidar darbecilerin elindeydi. Darbe aleyhtarlarının gömülmeyi engellemeye gücü yetmedi”. Böyle bir durumda üç ay sonra tahta çıktığında, bütün darbecileri Yıldız Sarayı’nda mahkemeye çıkarttıran II. Abdülhamid’in o mezarı da naklettirmeye gücünün yetmeyeceğini düşünemeyiz. Bizce ne nakil, ne de tahrip onun aklına bile gelmemiştir. Çünkü ölüyle, onun mezarıyla uğraşacak bir kültüre mensup değildi.
Türk toplumunu bir silindir gibi ezen 12 Eylül, yüzbinlerce gözaltı kararı, tutuklama, hapis, işkence ve idamlarıyla tarihe geçti. En büyük hasarı ise, başta sivil kurumlar olmak üzere demokrasi ve insan hakları alanında yarattı. Ordudaki emir-komuta zincirinin tam olarak işlediği tek darbe oldu.
Darbe, Aralık 1978’den beri süregelen sıkıyönetim ortamında, siyasal partilerin istikarlı bir hükümet kurmaktan aciz olduğu bir dönemde gerçekleşti. Türkiye 12 Eylül 1980 Cuma sabahına darbeyle uyandı. Saat 04.00’te Türk Silahlı Kuvvetleri emir-komuta zinciri içinde yönetime el koymuş, TRT ve PTT binaları, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü kontrol altına alınmıştı. Az sonra TRT’de haber spikeri Mesut Mertcan, yönetime el koyan ve kendine Millî Güvenlik Konseyi adını veren Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren, dört kuvvet komutanı ve bir genel sekreterden oluşan cuntanın 1 Numaralı Bildirisi’ni okudu. Yönetime el koyan TSK üst komuta kademesi, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Nejat Tümer, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun’dan oluşuyordu.
Darbe sonrası başta TBMM, tüm siyasi partiler, dernekler ve sendikalar kapatıldı. 1.683.000 kişi fişlendi; 30 bin memurun görevine son verildi; 30 bin kişi Avrupa’ya sığındı; 650 bin kişi gözaltına alındı; binlerce kişi işkence gördü; 230 bin kişi yargılandı; gözaltı ve cezaevlerinde 299 kişi öldü; 517 kişiye idam cezası verildi; 9’u sağ, 34’ü sol görüşlü 43 kişi idam edildi. Askerî rejim 6 Kasım 1983’te yapılan genel seçimlerle son buldu; ama etkileri günümüze kadar uzandı.
Yakın tarihimizin en trajik darbesi Kenan Evren liderliğindeki 12 Eylül rejiminde 1.683.000 kişi fişlendi, 650 bin kişi gözaltına alındı. Binlerce kişi işkence gördü. Cezaevlerinde 299 kişi öldü, 43 kişi idam edildi.
12 Eylül’ün gerekçesi, “ülkenin içine düştüğü içsavaş hali”ydi. Darbeciler, sağ-sol çatışmaları, artan politik cinayetler ve siyasi istikrarsızlık, döviz darboğazı ve “70 cent’e muhtaç” ekonomi, Meclis’in cumhurbaşkanını seçememesi, Süleyman Demirel’in başbakan olduğu azınlık hükümetinin sokağın kontrolünü kaybetmesini, gerekçe olarak öne sürdüler.
Tam bir hiyerarşi içinde, emir komuta zinciri içinde yapılan tek darbeydi. Sıkıyönetim esnasında hem sol hem daha önce şiddet olaylarına karışmış sağ örgütler tasfiye edildi.
90’LAR
28 Şubat: Postmodern ve en tepeden
Necmettin Erbakan’ın başbakanlığındaki Refah Partisi-Doğru Yol Partisi koalisyonu, siyasete müdahale geleneğini tazelemek isteyen üst düzey komutanların hedefindeydi.
Ülkede yükselen siyasal İslâm da bu ortamı ateşledi. 1997 Ocak sonunda Sincan Belediyesi tarafından düzenlenen “Kudüs Gecesi” ertesinde yaşananlar üzerine, askerler 3 Şubat’ta ilçe merkezinde 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yaptı.
28 Şubat 1997 tarihindeki MGK toplantısında, tarikatlara bağlı okulların MEB’e devredilmesi, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmesi, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan medyanın kontrol altına alınması, Atatürk aleyhindeki eylemlerin cezalandırılması gibi tavsiye kararları alındı.
Başbakan Erbakan kararları imzalamadı. “Ülkeyi içsavaşa sürüklediği” gerekçesiyle RP’nin kapatılması için dava açıldı.18 Haziran’da Erbakan istifa etti. Cumhurbaşkanı Demirel hükümet kurma görevini Tansu Çiller yerine ANAP genel başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. 30 Haziran’da ANASOL-D Hükümeti kuruldu.
Fiilî kontrol, Batı Çalışma Grubu denen bir kadroya verildi. Temel amaç, siyasi İslâm’ın geriletilmesi ve Kürt meselesindeki gevşemelerin izale edilmesiydi. Türkiye bu müdahaleyle birlikte faili meçhul cinayetlerin arttığı, Kürt meselesinin daha da derinleştiği, çok sayıda kamu personelinin işlerinden, çok sayıda başörtülü öğrencinin üniversitelerden atıldığı bir sürece sürüklendi
Aynı askerî oluşum ve irade, 2007’de cumhurbaşkanlığı seçiminde de ortaya çıktı (27 Nisan Muhtırası). Bu defa da Abdullah Gül’ün aday gösterilmesi üzerine muhtıra verildi. Fakat hükümet ilk defa bu müdahalenin karşısında durdu. 22 Temmuz seçimlerinin ardından 28 Ağustos’ta yapılan üçüncü tur oylamada Abdullah Gül 11. Cumhurbaşkanı seçildi. Başbakan Erdoğan, askerî vesayete karşı güçlendi.
1960’lı yılların sonundan itibaren beklenmeye başlanan yeni askerî darbe, 12 Mart 1971’de “muhtıra” şeklinde geldi. Ancak ülkeye huzur getirme amacıyla yapılan darbe, huzur getirmek bir tarafa, ülkeyi 1970’li yıllar boyunca sürecek bir kargaşanın ve binlerce insanın canına mâlolacak bir çatışma ortamına soktu.
Türkiye 1970 yılına gelindiğinde toplumsal huzursuzluk ve siyasi çalkantı içindeyken, ordu içinde de artık alışıldığı üzere darbe yapılması gerektiğini düşünen çeşitli gruplar vardı. 1970’de kuvvet komutanlarının Başbakan ve Adalet Partisi (AP) lideri Süleyman Demirel’e uyarılarla dolu bir mektup yollaması darbe olacağı beklentilerini arttırmıştı.
Başbakan, kendisine çeşitli kanallarla telkin edilen “istifa et” baskısına da direniyor, güvensizlik oyu almadan hükümetten çekilmelerinin sözkonusu olmayacağını söylüyordu. Ancak 12 Mart 1971’de ordunun muhtırası geldi. Başbakan Demirel, muhtıranın hem Anayasa’ya hem hukuk devletine aykırı olduğunu söylese de istifasını verdi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, askerin görevini yaptığını düşünüyordu.
Darbenin ilk anlarında darbecilerin hangi gruptan olduğu anlaşılamamıştı. 1960’lardan itibaren yükselişe geçen sol hareketin içinde de darbe beklentisinde olan ve Türkiye gibi ülkelerde devrimin ancak ordu eliyle yapılabileceğini savunan gruplar vardı. Nitekim ordu içinde de bu yönde inisiyatifler olmuş, hatta 9 Mart 1971 tarihi seçilmiş, fakat son anda Hava ve Kara Kuvvetleri Komutanları, Muhsin Batur ile Faruk Gürler’in çekilmeleri üzerine darbe teşebbüsünden vazgeçilmişti. Üç gün sonra, ordunun ana gövdesi duruma hakim olmak için muhtıra verdi. Sol gruplar 12 Mart darbesinin ilk anlarında darbeyi sol darbe sanıp destekledi ama darbecilerin ilk işi, solcu subayları tasfiye etmek oldu.
Anti-demokratik baskı dönemi
12 Mart Muhtırası’yla Başbakan Demirel (altta) istifa etmek zorunda bırakılmış, ilan edilen sıkıyönetimle birlikte geniş çaplı bir tutuklama dalgası yaşanmıştı.
26 Mart’ta CHP Milletvekili Nihat Erim başkanlığındaki yeni hükümet açıklandı. 25 kişilik kabinenin 14’ü dışarıdan atanan bakanlardan oluşuyordu, 11 milletvekilinden beşi AP’li, üçü CHP’li, biri ise MGP’li (Milli Güven Partisi) idi.
Ordunun müdahalesi ülkeye huzur getirmiş sayılmazdı. Silahlı mücadeleyi benimseyen sol örgütler eylemlerine devam ediyordu. 26 Nisan 1971’de darbeciler 11 kentte sıkıyönetim ilan etti ve geniş çaplı tutuklamalar başladı.
İsrail İstanbul Başkonsolosu Efraim Elrom’un, 17 Mayıs’ta Mahir Çayan liderliğindeki THKP-C militanları tarafından kaçırılması ve 23 Mayıs’ta öldürülmesi sola yönelik baskıları arttırdı. Tüm Türkiye’de bir tutuklama dalgası yaşanıyordu. Silahlı guruplarla ilgisi olmayan sol görüşlü gazeteciler, yazarlar, sendikacılar ve öğretim üyelerine yönelik bir cadı avı ve tutuklama dalgası başladı.
Bu arada hükümet yaşananları bahane ederek 1961 Anayasası’nın özgürlükçü maddelerini budamaya girişti. 20 Eylül 1971’de yapılan değişiklikler de temel hak ve özgürlüklere kısıtlamalar getirdi. Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idam edildi.
12 Mart rejimi, 14 Ekim 1973 seçimlerinden sonra resmen sona erse de, 1970’li yıllarda Türkiye’nin yaşadığı siyasal çalkantıların ve binlerce cana mal olan çatışmaların zeminini hazırlamıştır.