Yazar: #tarih

  • Suudi okullarında işgalci Osmanlılar!

    Suudi okullarında işgalci Osmanlılar!

    Türkiye ile Suudi Arabistan diplomatik ilişkilerinde artan gerilim, Suudi tarih kitaplarına da yansıdı.

    Suudi Arabistan lise müfredatında daha önce “Osmanlı Halifeliği” başlığıyla anlatılan Sosyal Bilgiler konusu, Ağustos ayından itibaren “Osmanlı işgali, işgal sırasında işlenen suçlar ve çöküş” olarak ele alınmaya başlandı. Derslerde anlatılan “işgal suçları” ise Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. ve 2. Suudi Devletleri’yle savaşması, Kral Abdülaziz’in rakiplerini desteklemesi, Diriye şehri ve çevresini tahrip etmesi, İmam Abdullah bin Suud’a işkence edilmesi ve sonrasında bin Suud’un İstanbul’da öldürülmesini kapsıyor.

    Suudiler’in bu yaklaşımı, Saddam’ın Türk-Osmanlı karşıtı söylemine benzetiliyor. Lübnan Cumhurbaşkanı’nın “Osmanlıların Lübnan’da devlet terörü uyguladığı” açıklaması da Arap dünyasında Osmanlı Devleti karşıtı söylemlerin artacağının işareti olarak yorumlandı.

    Türbe Savaşı Yeni ders kitaplarında Türbe Savaşı’nın (1813) anlatıldığı bölümde, Osmanlı güçlerine karşı “kahramanca” direnen Suudiler canlandırılmış.

    Atlantis değil, kayıp kıta Adria!

    Avrupa’nın altında yeni bir kıta keşfedildi. Büyük Adria’nın 100 milyon yıl önce yaşanan kıta hareketleri sonucu gömüldüğü düşünülüyor.

    Biliminsanları 240 milyon yıl önce yerkürenin tektonik hareketleriyle Kuzey Afrika’dan ayrılan, 100 milyon yıl kadar önce de Güney Avrupa’nın altına doğru kayan Grönland boyunda bir kıtanın yerini tespit etti. Büyük Adria adı verilen kıtanın yerin üzerinde kalan parçaları olan Avrupa’nın güneyindeki sıradağlar, kıtanın yeri hakkında ipuçları veriyor. Araştırmacılara göre, Türkiye ve Yunanistan’daki sıradağların bir kısmı ile Alpler de bu dağlardan bazıları… Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi’nde yapılan 10 yıllık bir araştırmanın sonunda, araştırmacılar, kıtanın şekli ve bulunduğu yerle ilgili kesin bilgilere ulaştı. Projenin başındaki Douwe van Hinsbergen, batık kıtanın üzerinde bugün 30’dan fazla ülke bulunduğunu söylüyor.

    1.65 milyon TL: Marx’ın Kapital’i rekor kırdı

    Londra’da 15 Haziran’da düzenlenen bir açıkartırmada, marksist teorinin en etkili kitaplarından Kapital’in (Das Kapital) ilk cildinin nadir bir imzalı kopyası 218.500 pound’a (1 milyon 650 bin TL) alıcı buldu. Bu meblağ, şimdiye kadar Kapital’in bir kopyasına biçilen en yüksek maddi değer oldu. Üzerindeki imza, kitabın Marx tarafından yakın arkadaşı Johann Eccarius’a hediye edildiğini gösteriyor.

    Terzi ve Komünist Birlik’in Merkez Komite üyesi bir aktivist olan Eccarius, Marx’ın en yakın dostlarından ve en güçlü destekçilerinden biriydi. Kapital’i basımından önce okuyan birkaç insandan biri olan Eccarius, kitabın yayımlandığı yıl, 1. Enternasyonal’in genel sekreteri seçilmişti.

    Açıkartırmayı düzenleyen kitap uzmanlarından Simon Roberts, “Kapitalizmin bu çarpıcı eleştirisinin, bu denli yüksek bir fiyata satılması herhalde Marx’ın yüzünde buruk bir gülümsemeye neden olurdu” yorumunu yaptı. Marx’ın imzalı kitabını kimin aldığı ise açıklanmadı.

    Kapital’in nadir baskısının üzerindeki imza, kitabın ilk cildinin basımından dört gün sonra, 18 Eylül 1867’de hediye edildiğini gösteriyor.
  • Okyanus ötesinden Anadolu’ya uzanan fırtına dalgaları

    Okyanus ötesinden Anadolu’ya uzanan fırtına dalgaları

    Sunuş

    Tarih yağma ve soygunla yazılmıştır. Her savaşta bir miktar yağma ve talan bulunur ama kimi hadiseler kökten değişimlere yol açmıştır.

    Amerikalılar hâlâ Kuzeyli komutan William Sherman’ın Amerikan İçsavaşı’nın sonuna doğru Atlanta’ya yaptığı büyük akın (1864) sırasındaki yıkım ve yağmayı konuşur. Çinggis Han’ın veya Timur’un yağmaları da tarihteki örnekler arasında öne çıkar. Birkaç bin yıl daha geriye gidersek Mezopotamya şehir devletlerinin kuzeye yaptıkları akınlarda ganimet ve esir topladıklarını görürüz. Şayet, tarihteki en büyük yağma hangisidir sorusuyla karşılaşırsak, yanıtımız tereddüt etmeden “Avrupa’nın yeni dünyayı soyması”dır deriz. Gerçi tüm dünyadan kaynak toplamışlardır ama, devlet seviyesinde örgütlü eski toplumlar en çok iki asır içinde toparlanıp yeniden bağımsız oldular; Amerika kıtalarının kabile düzeyindeki toplumları ise nüfuslarının onda dokuzunu yitirip tüm topraklarını Avrupalılara kaptırdı (Birkaç kabilenin kalıntıları giderek kırpılan rezervlerde erime sürecini yaşıyor). Avrupalı yerleşimciler yeni kıtada bir dizi yeni devlet kurdular ki, bunlardan en önemlisi olan ABD günümüzde dünya hegemonyası için mücadele eden bir numaralı güçtür.

    Tahtından sökülen imparator 1846’da İngiliz ressam John Everett Millais tarafından yapılan bu tablo, İnka İmparatoru Atahualpa’nın Francisco Pizarro tarafından tahtından indirilmesini resmediyor.

    Amerika kıtasının yağması, Avrupa’da feodalizmin yıkılması için koşulları da olgunlaştırdı. 16. yüzyılda Avrupa’ya akan birkaç bin ton altın ve gümüş, geleneksel düzeni sarsan bir enflasyona neden oldu. Para sahipleri ve tüccarlar serveti ele geçirmeye ve dolayısıyla devlet erkinde daha büyük bir pay sahibi olmaya başladılar. Ticari sermaye her türlü imalat ve üretimi teşvik etti; bunların bir kısmı üretken sermaye haline dönüştü.

    Batı Avrupa’da kentler gelişir ve feodalizm sarsılırken, Doğu Avrupa’da tam tersi oldu. Kentler zayıfladı, köylü üzerindeki feodal baskı yoğunlaştı. Osmanlılar ise bu enflasyon karşısında şaşkın kaldı. Üretimini koruyamadı ve hızla bunalıma girdi.

    Bunun yanında doğal afetler, aşırı nüfus artışı, ticaret yollarından gelen gelirin coğrafya keşifleri nedeniyle Batı’nın eline geçmesi gibi nedenler de vardır. Ancak Osmanlıların 16. asırdaki en şaşaalı devrinde içten içe yıkım başlamış, Anadolu’da dirlik ve düzen bozulmuş, eşkıyalık artmış, ovalardaki nüfus dağılmaya, dağlara çekilmeye başlamıştı. 16. yüzyılın son yıllarında Anadolu’nun büyük bölümünde devlet egemenliği fiilen kalmamıştı.

    Okyanus ötesinde başlayan yağma fırtınasının dalgaları, bizim kıyılarımıza çok fena vurmuştu.

  • Değişen iklimin ‘kötümser’ profesörü

    Değişen iklimin ‘kötümser’ profesörü

    İklim değişikliği, kirlilik kontrolü ve çevresel felaket tehdidi üzerine çalışan Weitzman, bütün çalışmalarını “yarını ne olacağı belirsiz bir dünyanın olasılıkları” üzerine konumlandırdı.

    Harvard Üniversitesi ekonomi profesörlerinden Martin Weitzman, hayatını belirsizliklerle dolu, her gün değişen dünyamızın en karmaşık iki sorununa somut yaklaşımlar geliştirmeye adamıştı: 1970’lerde işsizlik ve enflasyon, son 20 yılda ise iklim değişikliği ve çevre konuları. 70’lerde geliştirdiği çalışanlar için performansa dayalı kâr paylaşımı sistemi, The New York Times tarafından “Keynes’den bu yana en iyi fikir” olarak tanımlanmıştı.

    2015’te yazdığı İklim Şoku: Daha Sıcak Bir Gezegenin Ekonomik Sonuçları kitabında ise iklim değişikliği gibi olası felaket senaryoları karşısında normal ekonomik prensiplerin uygulanamayacağını yazdı. “Kötümserlik teoremi” adını verdiği hipotezinde, iklim değişikliği gibi dünyamızı toptan etkileyecek büyük bir tehdit karşısında, kendimizi en kötü ihtimale hazırlamamız gerektiğini söyledi. İklim değişikliğinin bir felakete dönüşme ihtimali yüzde 10 bile olsa, alınacak önlemlerin en kötü senaryoya göre planlanması gerektiğini savundu.

    27 Ağustos 2019’da hayatına son veren Weitzman’ın fikirleri, felaket ekonomisi, yeşil muhasebe, biyoçeşitlilik ve kirlilikle mücadelede alternatif yöntemlerin mukayesesi gibi konularda çevre siyasetine yön veren kişi ve kurumlar tarafından referans kabul ediliyor.

  • Dedikodu yapma, spor yap!

    Dedikodu yapma, spor yap!

    Ankara-Beypazarı Halkevi, 80 yıl önce Cumhuriyet Bayramı’nda, İsmet İnönü’nün de katıldığı bir törenle açılmıştı. Beypazarı halkının hazır bulunduğu açılışta ünlü şair Behçet Kemal Çağlar “Tarih örnek kasaba diye adını yazar, böyle ilerledikçe kaynaştıkça Beypazar…” diye başlayan Beypazarı adlı şiirini okumuştu. Beypazarlıların hazırladığı bez pankartta ise Halkevleri’nin işlevini iyi özetleyen bir pankart vardı: “Dedikodu yapma, spor yap”! Halkevlerinde dil ve edebiyat, güzel sanatlar, gösteri, kitaplık ve yayın, müzik, halkbilim, spor, turizm ve gezi gibi alanlarda yetişkinlere yönelik eğitimler düzenleniyordu. Halkevleri de aynı Köy Enstitüleri gibi, kadınlarla erkeklerin birarada bulunmasını hazmedemeyenlerin dedikoduları yüzünden hedef haline getirilecekti.

    Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı Ekran-Resmi-2020-11-10-09.08.00.png
  • SAVAŞIN ELİ KULAĞINDA AVRUPA GERİ SAYIMDA

    SAVAŞIN ELİ KULAĞINDA AVRUPA GERİ SAYIMDA

    İnsanlık tarihin kaydettiği en büyük yıkımlardan biri, hiç şüphesiz 1 Eylül 1939’da başlayan 2. Dünya Savaşı’ydı. Tarifsiz acılara, ölümlere sahne olan bu felaketle ilgili görmeye alıştığımız fotoğraflar, çoğunlukla savaş başladıktan sonra çekilenler; cephelerde vuruşan askerler, cephe gerisinde yaşam savaşı veren siviller, günlük hayattan utanç sahneleri… Ancak savaştan hemen önce, özellikle İngiltere’de çekilen kareler, yaklaşan savaşın seslerini bugüne kadar taşıyor ve ve belki de sıcak savaş sırasında çekilenler kadar önemli dersler barındırıyor. 

    SAVAŞA BEŞ KALA SİPERDE 5 ÇAYI SAVAŞIN İLANINDAN SONRA BRİTANYA’DA TOPYEKÛN VE HUMMALI BİR HAZIRLIK BAŞLAMIŞTI. LONDRA’DA HAVA SALDIRILARINI GÖZLEMEKLE GÖREVLİ BİR SİVİL SAVUNMA GÖNÜLLÜSÜ KUM TORBALARININ ARASINDA ÇAY KEYFİ YAPIYOR, 1939. 


    SINIR TANIMAYAN NAZİLER VE İŞGALE SEVİNENLER ALMANYA 1936’DA HİTLER’IN BİR OLDUBİTTİSİYLE VERSAILLES ANTLAŞMASI’NA GÖRE ASKERDEN ARINDIRILMIŞ BULUNAN RENANYA (RHINELAND) BÖLGESİNE GİRDİ. REN NEHRİ’NIN BATI YAKASINI OLUŞTURAN VE DÜSSELDORF, KÖLN, AACHEN GİBİ BÜYÜK ŞEHİRLERİ BARINDIRAN BÖLGENİN İLHAKI ÜZERİNE MİLLETLER CEMİYETİ KONSEYİ, LONDRA’DA TOPLANDI. MÜEYYİDE UYGULAMAYI GÖZE ALAMAYAN KONSEY, ALMANYA’YI KINAMAKLA YETİNDİ. RENANYALILAR, ALMAN SÜVARİLERİNİ ÇİÇEKLERLE KARŞILADI. MART 1936. 

    İNGİLİZ FAŞİSTLER LONDRA SOKAKLARINDA NAZİ ALMANYASI’NIN YAYILMACI POLİTİKALARINI RENANYA İŞGALİYLE UYGULAMAYA KOYDUĞU GÜNLERDE İNGİLİZ FAŞİSTLERİ DE BOŞ DURMUYORDU. FOTOĞRAFTA AŞIRI SAĞCI 20.000 ÜYEDEN OLUŞAN BRİTANYA FAŞİST BİRLİĞİ’NİN (BRITISH FASCIST UNION) KURUCUSU SIR OSWALD MOSLEY, 1936’DA LONDRA SOKAKLARINDA “SİYAH GÖMLEKLİLERİ”Nİ TEFTİŞ EDERKEN GÖRÜLÜYOR. BU FOTOĞRAFIN ÇEKİLMESİNİN HEMEN AKABİNDE, İNGİLTERE HÜKÜMETİ POLİTİK ÜNIFORMALARIN KAMUYA AÇIK YERLERDE GİYİLMESİNİ YASAKLAYACAKTI. 
    CARABINIERI’LERDEN ATLI GÖVDE GÖSTERİSİ İTALYA 1936’DA ALMANYA’YLA ASKERÎ İTTİFAK ANTLAŞMASI İMZALAMIŞ, 1937’DE İSE ALMANYA’NIN ISRARIYLA ANTI-KOMINTERN PAKTI’NA KATILMIŞTI. ANTLAŞMANIN TARAFI OLAN ÜLKELERDEN BİRİ SOVYETLER BİRLİĞİ’NİN SALDIRISINA UĞRARSA, DİĞERLERİ ONA YARDIM EDECEKTİ. AVRUPA’DA SAVAŞ RÜZGARLARININ ESTİĞİ GÜNLERDE İTALYAN JANDARMA KUVVETLERİ (CARABINIERI), GÖVDE GÖSTERİSİ YAPIYOR. ZAFER TAKININ EN ÜSTÜNDE DEV HARFLERLE “DUCE” YAZISI, ALTTA İSE NAZI HAÇLARI VE HİTLER’I SIMGELEYEN “H” HARFİ. ROMA, 1938.

    CHAMBERLAIN’IN POLLYANNA İYİMSERLİĞİ HİTLER, RENANYA VE AVUSTURYA’NIN İLHAKININ (11 MART 1938) ARDINDAN ÇEKOSLAVAKYA’NIN SÜDETYA BÖLGESİNE GÖZ DİKMİŞTİ. İNGİLTERE, FRANSA VE İTALYA, FÜHRER’İN BASKISIYLA TOPLANAN MÜNİH KONFERANSI’NDA, NÜFUSUNUN YAKLAŞIK YARISI ALMAN KÖKENLİLERDEN OLUŞAN BÖLGENİN ALMANYA’YA BIRAKILMASINI KABUL EDECEKTİ. BRİTANYA BAŞBAKANI NEVILLE CHAMBERLAIN, EYLÜL 1938’DE MÜNİH DÖNÜŞÜNDE HESTON HAVAALANI’NDA YAPTIĞI KONUŞMADA, “UZUN SOLUKLU BARIŞI TESİS ETTİKLERİNİ” SÖYLÜYORDU. OYSA O UZUN SOLUK, SADECE 12 AY YETECEKTİ. 

    ELLER HAVAYA, FÜHRER BURAYA! ÇEKOSLAVAKYA’NIN SÜDETYA BÖLGESİNE ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK GİREN ALMAN KUVVETLERİ, CARLSBAD’DA (BUGÜN ÇEK CUMHURİYETİ’NİN KARLOVY VARY ŞEHRİ) ALMAN ASILLI SÜDETYALILAR TARAFINDAN COŞKULU TEZAHÜRAT VE SEVİNÇ GÖSTERİLERİYLE KARŞILANIYOR, EYLÜL 1939. BU GELİŞME KARŞISINDA SAVAŞ İLAN EDİLMESİ GEREKTİĞİNE İNANAN BRİTANYA’NIN DONANMA BAKANI CHURCHILL, CHAMBERLAIN TARAFINDAN ENGELLENECEK; İNGİLTERE’NİN ALMANYA’YA SAVAŞ İLANI 1 YIL SONRA GERÇEKLEŞECEKTİ. 

    KRISTAL GECE’NİN SİLİNEMEZ İZLERİ SAVAŞ ADIM ADIM YAKLAŞIRKEN ALMANYA YAHUDİLERİNİN ÜZERİNDEKİ AŞAĞILAYICI BASKILAR ŞİDDETE DÖNÜŞMÜŞTÜ. PARİS’TEKI ALMANYA BÜYÜKELÇİLİĞİNDE GÖREVLİ ERNST VON RATH’IN ÖLDÜRÜLMESİ BAHANE EDİLEREK KIŞKIRTILAN POGROMDA, 9 KASIM 1938’DE BERLİN’DE YAHUDİLERE AİT BİNLERCE DÜKKAN VE MEKAN YAKILIP YIKILDI, YAĞMALANDI. TARİHE, KIRILAN VİTRİN CAMLARINDAN ESİNLENEN KRİSTAL GECE (KRISTALLNACHT) ADIYLA GEÇECEK HADİSEDE 90 CIVARINDA YAHUDİ ÖLDÜRÜLECEKTİ. YERLE BİR EDİLMİŞ MAĞAZASINI TEMİZLEYEN YAHUDİ BIR ESNAF, 11 KASIM 1938.


    FELAKET YAKLAŞIYOR, KAÇABİLEN KAÇIYOR KRİSTAL GECE BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLAYDI. YAHUDİLERDEN VE ARYAN OLMAYAN ALMANLARDAN OLUŞAN 5000 KİŞİLİK İLK MÜLTECİ KAFİLESİ ARALIK 1938’DE İNGİLTERE’YE ULAŞTI. GÖZLERİNE YANSIYAN KORKU VE UMUTSUZLUĞU KUCAĞINDAKİ OYUNCAK BEBEĞİNE SARILARAK DİNDİRMEYE ÇALIŞAN KÜÇÜK BIR MÜLTECİ KIZ, İNGİLTERE’NİN HARWICH LİMANINDA. 

    VE BEKLENEN OLUYOR: BÜYÜK SAVAŞ PATLIYOR POLONYA’NIN İŞGALİNDEN İKİ GÜN SONRA BİRLEŞİK KRALLIK, ÜÇ GÜN SONRA İSE FRANSA ALMANYA’YA SAVAŞ İLAN ETTİ. POLONYA SAVUNMASI ALMANLARIN YILDIRIM SAVAŞI’YLA (BLITZ) YARILMIŞTI. PARİS SOKAKLARINDA SAVAŞIN BAŞLADIĞINI DUYURAN GAZETELER… 4 EYLÜL 1939. 

    BUGÜN TEHDİT, YARIN BOMBA! 1936’DAN 1938’E KADAR RENANYA, AVUSTURYA VE SÜDETYA’DA TEK KURŞUN SIKMADAN YAYILMA STRATEJİSİNİ SÜRDÜREN ALMANYA, 1 EYLÜL 1939’DA SİLAH ZORUYLA POLONYA’YI İŞGALE BAŞLADI. HİTLER’İN VARŞOVA SOKAKLARINA ASTIRDIĞI AFİŞLER, POLONYALILARA İKİ SEÇENEK SUNUYORDU: “YA TESLİM OLURSUNUZ YA DA YOK OLURSUNUZ”. DUVARLARDAKİ ULTİMATOMLARI ENDİŞEYLE OKUYAN VARŞOVALILAR, ERTESİ GÜN ALMAN UÇAKLARININ BOMBALARI ALTINDA KALACAKLARDI. 


    ÇOCUKLARI KURTARMAK VE KURTARAMAMAK SAVAŞIN HENÜZ TOPRAKLARINA ULAŞMADIĞI İNGİLTERE’DE SEFERBERLİK İLAN EDİLMİŞTİ. DAHA GÜVENLİ OLDUĞU DÜŞÜNÜLEN BÖLGELERE SEVKETMEK İÇİN EALING BROADWAY TREN İSTASYONU’NA GETİRİLEN 800 LONDRALI ÇOCUKTAN BİR BÖLÜMÜ… BU ÇOCUKLAR, BİR SÜRE SONRA TEHLİKENİN AZALDIĞI ZANNIYLA LONDRA’YA GERİ GETİRİLECEK VE BOMBARDIMANLARIN TAM ORTASINA DÜŞECEKLERDİ. 
    NÜRNBERG’DEN ‘SIRA SİZDE’ MESAJI 2. DÜNYA SAVAŞI’NIN RESMEN BAŞLAMASINDAN YAKLAŞIK BİR HAFTA SONRA, NAZİ TÖREN KITALARI, FÜHRER’İN ÖNÜNDEN GEÇİYOR. ŞAŞAA VE İHTİŞAMI PROPAGANDA MALZEMESİNE DÖNÜŞTÜRME KONUSUNDA GERÇEK BİR UZMAN OLAN HİTLER, ADETA MÜTTEFİK DEVLETLERE GÖZDAĞI VERİYOR. NÜRNBERG’DE DÜZENLENEN NAZİ KONGRESİ DOLAYISIYLA YAPILAN RESMİ GEÇİT, 10 EYLÜL 1939. 

    SAVAŞA RAĞMEN HAYAT DEVAM EDİYOR BRİTANYA’NIN BAŞKENTİNDE SAVAŞIN GÖLGESİNDE BİR NİKAH. LONDRA 1. ALAY’DA GÖREVLİ ONBAŞI WHITE, A. NOCK İLE KUM TORBALARIYLA TAHKİM EDİLMİŞ ISLINGTON EVLENDİRME DAİRESİ’NDE DÜNYAEVİNE GİRİYOR. YAKINDA GENÇ ÇİFTİN ÜZERLERİNE YAĞAN KONFETİLERİN YERİNİ LONDRA’YI ALEVE BOĞAN ALMAN BOMBALARI ALACAK; 1939.


    KAUÇUK KOKULU SEVİMSİZ TATBİKAT BRİTANYA’DA GAZ MASKELERİ SAVAŞ BAŞLAMADAN ÇOK ÖNCE SİVİL HALKA DAĞITILMIŞTI. MASKELERİN KAUÇUK KOKUSU MİDE BULANDIRICIYDI AMA ONLARI KULLANMAK GAZLA BOĞULARAK ÖLME RİSKİNİ ALMAKTAN ÇOK DAHA İYİYDİ. İNGİLTERE’NİN SOUTHEND ŞEHRİNDEKİ BİR FABRİKANIN KADIN ÇALIŞANLARI GAZ MASKELERİNİ KULLANMAYI ÖĞRENİYOR; ŞUBAT 1939. 

    HASTANE ÇATISINDA GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALMAN HAVA SALDIRILARINA KARŞI ÖNCELİKLİ KORUMAYA ALINAN BİNALAR ARASINDA DOĞAL OLARAK HASTANELER DE VARDI. SAĞLIK KURUMLARININ ÇATILARI, BİRÇOK KAMU BİNASI GİBİ KUM TORBALARIYLA KAPLANMIŞTI. LONDRA’DA BIR HASTANENİN ÇATISINDAKI GÜVENLİK ÖNLEMLERİNİ DENETLEYEN HEMŞİRELER, EYLÜL 1939. 

    LONDRA’DA DOĞAN İLK GAZ MASKELİ BEBEK 2. DÜNYA SAVAŞI’NIN İLANINDAN SONRA LONDRA’DA DÜNYAYA GÖZLERİNİ AÇAN İLK BEBEK NEVILLE MOONEY, ANNESİ VE BABASI TARAFINDAN HASTANEDEN EVE GETİRİLİYOR. NEVILLE’IN GAZ MASKESİ ÇOK ÖZEL, ÇÜNKÜ O BEBEKLER İÇİN ÜRETİLEN BİR MODEL; 14 EYLÜL 1939. 

    KUM TORBASI SEFERBERLİĞİ SAVUNMA HATLARINI HIZLA TAHKİM EDEN İNGİLTERE’NİN HEMEN HER YERİNDE KUM TORBALARINA İHTİYAÇ VARDI. ASKERLERİN YANI SIRA SİVİLLER, İZCİLER, HATTA OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLAR BİLE KUM TORBASI İMAL ETMEK İÇİN SEFERBER OLMUŞTU. NORTHUMBERLAND’DA, WHITE BAY SAHİLİNDE ÖĞRETMENLERİYLE BİRLİKTE KUM TORBASI DOLDURAN İLKOKUL ÖĞRENCİLERİ, 1939. 

    İŞYERLERİ BOŞALTILACAK SIĞINAKLARA KOŞULACAK SICAK SAVAŞA KARŞI SON HAZIRLIKLARINI YAPAN İNGİLTERE’DEN BİR BAŞKA SİVİL SAVUNMA TATBİKATI GÖRÜNTÜSÜ. PLANLI UYGULAMALAR HEM CAN KAYBINI AZALTMAYI HEM DE HALKIN BİRLİK, BERABERLİK, DAYANIŞMA RUHUNU GELİŞTIRMEYİ AMAÇLIYORDU. İŞYERLERİNİ HIZLA BOŞALTAN KADINLI ERKEKLİ OFİS ÇALIŞANLARI, DÜZENİ KORUYARAK SIĞINAKLARA KOŞUYOR, 1939. 

    CAMLAR PATLAMASIN KİMSE YARALANMASIN HAVA SALDIRILARINDA YAŞANACAK PATLAMALAR NEDENİYLE KIRILIP ETRAFA SAÇILACAK CAMLARIN İNSANLARI YARALAMASINA ENGEL OLMAK İÇİN, O YILLARDA YENİ BULUNAN BİR MALZEMEYE, SELOFANA BAŞVURULDU. EVLERİN VE İŞYERLERİNİN CAMLARI BU YENİ MALZEMEYLE İÇERDEN KAPLANIYOR, GIDA MALZEMELERİNİ SARIP SAKLAMAK AMACIYLA ÜRETİLEN SELOFAN, CAM KESİKLERİNE KARŞI ÖNLEM OLARAK KULLANILIYORDU, 1939.

    FARK EDİLMEK DEMEK ÖLDÜRÜLMEK DEMEK KARARTMA MALZEMELERİ ÜRETEN BİR FABRİKADA GÖREVLİLER BÜYÜK BİR TİTİZLİKLE KALİTE KONTROL YAPIYORLAR. BU MALZEMELER KALIN VE KESİNLİKLE IŞIK GEÇİRMEZ OLMALIYDI. ÇÜNKÜ ALMAN UÇAKLARI İNGİLTERE SEMALARINDA UÇMAYA BAŞLADIĞINDA EN KÜÇÜK BIR DEFO İÇERDE YAŞAYANLARI ALMAN PİLOTLARIN HEDEFİ HALİNE GETİRECEKTİ. 
    ALMANLARA KARŞI ÖNCE YÜKSEK MORAL! BAY BARLOW, ALMAN HAVA SALDIRILARI SIRASINDA BAŞINI SOKACAĞI SIĞINAĞI DÜŞMAN GÖZLERDEN GİZLEMEK İÇİN SON RÖTUŞLARI YAPIYOR; TEMMUZ 1939.

    ALMANLARA KARŞI ÖNCE YÜKSEK MORAL! PIGOT ÇİFTİ İSE KÜÇÜK SIĞINAKLARININ ÇATISINI ÜZERİNE DİKTİKLERİ ENVAİ ÇEŞİT ÇİÇEKLE GİZLEMEYİ TERCİH ETMİŞLER. SIĞINAKLAR İTİNAYLA SÜSLENİYOR, MANEVİYAT YÜKSEK TUTULUYORDU. 

    (Fotoğraflar, Getty Images koleksiyonlarından derlenen “Fotoğraflarla 20. Yüzyılın Sosyal Tarihi-1930’lar” (Literatür Yayınları, 1998) isimli eserden alınmıştır). 

  • Başkaları Ay’la, biz ayılarla…

    Bundan 57 yıl önce, bir grup evkadını artan tecavüz ve sarkıntılık hadiselerini protesto etmek amacıyla Ankara’da sessiz bir yürüyüş düzenlemişti. Ellerinde “Ey namus düşmanı, anan kadın değil miydi?”, “Irz düşmanlarına ölüm”, “Başkaları Ay’la biz ayılarla uğraşıyoruz” yazılı kartonlar taşıyan kadınlar, Sıhhiye-Zafer Meydanı’ndaki Atatürk Anıtı’na kadar yürüyüp buraya çelenk bırakmış ve saygı duruşunda bulunmuşlardı. Yürüyüşü düzenleyen kadınlar, mesai çıkışında evlerine gitmekte olan memurelere de “Ne olur siz de gelin, hepimizin davası bu” demişler ama olmamış. Etraflarını saran meraklı erkek güruhu içerisinde ancak 25-30 kadın kalmış.

    Fotoğraflar: DEPOPHOTOS

  • Geç Bizans döneminde # işaretli seramik kap

    Geç Bizans döneminde # işaretli seramik kap

    11. yüzyılda inşa edildiği belirtilen Çobankale’de, Bizans, Selçuklu ve Haçlıların çeşitli dönemlerde yaşamlarına ait maddi kalıntıları ortaya çıkarmayı amaçlayan kazı çalışmasında, çok sayıda küçük buluntuya rastlandı. Geç Bizans dönemine ait “hashtag” sembollü seramik malzeme 12.-15. yüzyıla tarihlendiriliyor. 

    Yaklaşık üç yıldır devam eden Yalova-Altınova-Çobankale kazısında, bir Bizans seramiğinin tabanında, günümüzde “hashtag” olarak sıkça kullanılan octothorpe sembolü bulundu. Bursa Müzesi başkanlığında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden Dr. Selçuk Seçkin tarafından oluşturulan ekibin katılımıyla gerçekleştirilen Yalova-Altınova-Çobankale kazısı; özellikle 1. Haçlı Seferi ve Osmanlı Devleti’nin kurulma sürecinde oynadığı rolden dolayı Türk/dünya tarihi açısından önem taşıyor. 

    11. yüzyılda inşa edildiği belirtilen Çobankale’de, Bizans, Selçuklu ve Haçlıların çeşitli dönemlerde yaşamlarına ait maddi kalıntıları ortaya çıkarmayı amaçlayan kazı çalışmasında, çok sayıda küçük buluntuya rastlandı. Geç Bizans dönemine ait “hashtag” sembollü seramik malzeme 12.-15. yüzyıla tarihlendiriliyor. 

    Bugünü anlamak için #

     11. yüzyılda inşa edilen Çobankale’de (en altta) yapılan kazılarda, tabanında ‘#’ işareti bulunan bir seramik malzeme bulundu (altta). Bu keşiften 2 hafta sonra, diğer bir seramik parçasında da aynı simgeye rastlandı (sağda). 

    Ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın Osmanlıların kuruluşu olarak nitelediği Bafeus (Yalak-Ova) Savaşı’nın (1302) yaşandığı Çobankale’deki kazılar, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemine dair yeni buluntuları da günışığına çıkarmayı hedefliyor. 

  • Türk grafik sanatının son 60 yılıydı

    Türk grafik sanatının son 60 yılıydı

    Grafik tasarımının büyük ustalarından Yurdaer Altıntaş’ı geçen ay, 24 Temmuz’da kaybettik. Bu kayıp hem bizzat kendisini tanıyıp sevenlerin hem de yapıtına hayranlık duyanların yüreğinde doldurulamaz bir boşluk yaratacak hiç kuşkusuz. Türkiye grafik tasarımının 60 yıllık kesintisiz bir manzarasını sunan meslek hayatını yeteneğiyle, kendisi olma cesaretiyle ve işine duyduğu saygıyla yüceltmeyi başaran uluslararası bir sanatçıydı Yurdaer Altıntaş. Dolu dolu ve tavizsiz yaşadığını, dolu dolu ürettiğini bilmemiz belki de tek tesellimiz. Temmuz ayında, vefatından hemen önce Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan Yurdaer’i Anlatmak-Yurdaer Altıntaş’ın Yapıtlarına Bir Bakış isimli kitaptan yaptığımız seçkiyle, ustayı bir kez daha görüyor, dinliyoruz. Saygıyla… 

    “YURDAER ALTINTAŞ’IN 80. YAŞI NEDENİYLE ULUSLARARASI ÇAĞRILI AFİŞ SERGİSİ”NDE, MEHDİ SAEEDİ’NİN AFİŞİ ÖNÜNDE, 2015. 

    “… Zaten 1960-70 arası, Türk tiyatrosunun altın dönemi. Kenterler hafta sonu iki farklı oyun oynuyorlar, sabah da gelecek oyunun provasını yapıyorlar. Müthiş bir tempo. Bilet bulamıyorsun. Oyunlar arttıkça duvarlar benim afişlerimle doluyor. Elmadağ’daki tahta panolarda asılı 100×140 cm afişler, neredeyse kişisel afiş sergim gibi…” 

    “APTAL KIZ” TİYATRO OYUNU AFİŞİNİN ORİJİNALİ, KAĞIT ÜZERİNE GUAJ, 100X140 cm., 1961. 

    BUGÜN GİT YARIN GELTİYATRO OYUNU İÇİN AFİŞ, 100X140 cm., 1966. 

    “MARY MARY” TİYATRO OYUNU AFİŞİNİN ORİJİNALİ, KAĞIT ÜZERİNE GUAJ, 100X140. cm., 1962. 

    “1970’li yıllarda tiyatrolar afiş yaptırmaz oluyorlar. Dormen Tiyatrosu kapanıyor. Ajanslarla da flört etmiyorum. Zaman bol. Belki ilerde nasıl olsa değerlendiririm diyerek Karagöz figürleri resmetmeye başlıyorum. Tiyatro sonrası Karagöz… Çok da ters düşmüyor açıkçası…” 

    ”ÇELEBİ”, KARAGÖZ TİPLEMELERİ RESİMLEME, KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA 23X50 cm., 1969. 

    SALINCAK”, KARAGÖZ OYUNLARI RESİMLEME, KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA, 46X22 cm., 1970. 

    ÇENGİ”, KARAGÖZ TİPLEMELERİ RESİMLEME, KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA, 23X50 cm., 1969. 

    “… Bu sefer Nasreddin Hoca fıkraları yapıyorum takvim için. Tabii şu çıkıyor ortaya; resimlemeye çok uygun olmasına karşın, o güne kadar hiçbir grafik sanatçısı Türk folkloruna eğilmemiş. Oysa yayılması lazım. Karagöz ve Nasreddin Hoca gibi Dede Korkut efsanelerini de resimliyorum…” 

    GÖL MAYA TUTAR MI?”, NASREDDİN HOCA FIKRALARINDAN RESİMLEME, KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA VE YAĞLI PASTEL, 30X35 cm., 1971. 

    “DELİ DUMRUL ÖYKÜSÜ”, DEDE KORKUT RESİMLEMELERİ, KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA VE YAĞLI PASTEL, 45X23 cm., 1977. 

    “1989’da Galeri MD’de “Yurdaer’in Melekleri” başlıklı bir sergi açıyorum. Kadınlardan çok erkeklerle ilgili bir sergi. Kadına salt cinsel açıdan bakan erkeğin eleştirisi, onları açık seçik ortaya koymak işte. Bana sergiyi gören kadınların çok kızacağı söyleniyor ama en çok da onlar beğeniyor…” 

    “YURDAER’İN MELEKLERİ”, RESİMLEME KAĞIT ÜZERİNE YAĞLI PASTEL, SULUBOYA VE KOLAJ, 47X67 cm., 1989 

    “YURDAER’İN MELEKLERİ”, RESİMLEME KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA VE KOLAJ, 59X44 cm., 1989. 

    “YURDAER’İN MELEKLERİ”, RESİMLEME KAĞIT ÜZERİNE SULUBOYA VE GUAJ, 29X41 cm., 1987. 

    “Ardından ‘Surname-i Hümayun’. Bu minyatürler yapılmış, edilmiş. Bu bir resimlemedir. Ben de tasarımcı olarak bu resimleri başka türlü ele alsam nasıl olur diye kafaya takıyorum yine. Mizah katılabilir ama çok tehlikelidir mizah katmak. 60×80 cm tuval üzerine akrilik çalışıyorum. Esasen minyatürdür orijinalleri tabii…” 

    “ELEK YAPIMCILARI”, SURNAME-İ HUMAYUN RESİMLEME, TUVAL ÜZERİNE AKRİLİK, 60X80 cm., 2007. 

    “DENIZCİLER”, SURNAME-İ HUMAYUN RESİMLEME, TUVAL ÜZERİNE AKRİLİK, 80X60 cm., 2007. 

    “AT BİNİCİLER”, SURNAME-İ HUMAYUN RESİMLEME, TUVAL ÜZERİNE AKRİLİK,80X60 cm., 2008. 

    “(1990’larda) Uluslararası İstanbul Film Festivali’ne afişler yapmaya başlıyorum. O döneme kadar genel festival afişleri yarışma ile seçiliyordu, sonra yarışmadan sonuç alınamayınca benden isteniyor. Ben yarışmalar konusunda hep ısrarcıyım. Afiş yarışmaları yapılmazsa gençler kendilerini nasıl gösterecek?..” 

    “SİNEMANIN YÜZÜNCÜ YILI”, AFİŞ, 50X70 cm., 1995.

    “DAMGALI KADIN”, AFİŞ, 57X82 cm., 2004. 

    “ŞEHİR IŞIKLARI”, CHARLES CHAPLIN FİLM AFİŞİ, 50X70 cm., 2000. 

    “ ‘Yurdaerce’ diyorlar benim işlerime. Ama bu ne demek? Bilmiyorum. ‘Senin işini gördüğüm zaman imzan olmasa bile bu Yurdaer’indir diyorum ve doğru çıkıyor’ diyorlar. Bu nasıl oluyor, ben de bilmiyorum. Numara yapmamak mı diyelim buna; tamamen doğru bulduğum doğrultuda ve tamamen kendinden, birtakım etkiler altında kalmadan, birtakım özentilikler olmaksızın iş üretmenin sonucu belki de…” 

    “30. GRAFİK ÜRÜNLER SERGİSİ”, AFİŞ, 70X100 cm., 2011. 

    YURDAER ALTINTAŞ, “TİYATRO AFİŞLERİ VE KARAGÖZLER”, SERGİ AFİŞİ, 50X70 cm., 1987. 

    Bülent Erkmen’in cenaze töreninde yaptığı kısa konuşma

    “Bir hafta önce hastaneye, onu görmeye gittiğimde elimi tuttu ve bir şey söyledi, sesi çıkmadığı için uzun süre anlamadım, çevredekilerin yardımıyla sonunda anladım ki ‘İşin gücün yok mu senin?’ diyordu. Evet, işte Yurdaer buydu! Bütün hınzırlığıyla, coşkusuyla, tutkusuyla, doğru bildiğini doğrudan söylemesiyle, kızgınlıklarıyla ve inadıyla! Hayata bu inatla tutundu, inadına afiş yaptı, yaptıklarını inadına sergiledi, inadına öğrenci yetiştirdi, öğrencileriyle birlikte inadına yaşgününü kutladı, hatta onlarla daha fazla beraber olmak için bir yılda birkaç yaşgünü kutladı! Konuştu, yazdı, güldü, rakı sohbetlerinin aranılanı oldu, örgütledi, söylendi, kızdı, bağırdı… Sakin olduğunda neyin var derdim! Sonra sustu. Önce fısıldadı sonra tamamen sustu. Son anına kadar pırıl pırıl bir zihin açıklığıyla, o zihnin hapsolduğu bedenle gözümüzün önünde eridi, 24 Temmuz Çarşamba günü 12:28’de de gitti. Yurdaer’in yakın dostları olan Norgunk Yayınları’nın sahipleri dün Twitter hesabından bir öneride bulundu: ‘Yurdaer Altıntaş’ın adı bir rüzgara verilsin’. Evet, bir rüzgara Yurdaer’in adını vermek, yüzümüzü o rüzgara çevirmek”. 

    Yurdaer Altıntaş’ın yapıtını ve grafik sanatına bakışını daha iyi “anlamak” için editoryal çalışmasını Umut Altıntaş’ın yaptığı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Yurdaer’i Anlatmak-Yurdaer Altıntaş’ın Yapıtlarına Bir Bakış” isimli kitaba başvurabilirsiniz. 

  • Churchill ve Maria Callas, Onasis’in yatıyla İstanbul’da

    Yunanlı armatör Aristotle Onassis’in 1959 Ağustos’unda Büyükada’ya demir atan görkemli yatı, Sir Winston Churchill ve ünlü soprano Maria Callas’ın da içinde bulunduğu misafirlerini İstanbul’a getirmişti. Adını Onassis’in kızından alan Christina O. adlı tekne, 100 metre uzunluğuyla dönemin en lüks deniz aracıydı. 

    Churchill’in resmî biyografi yazarı, ünlü devlet adamının kariyerinde uzun yıllar silinmeyen bir leke olarak kalan Çanakkale bozgununu hatırlatarak, Churchill’in İstanbul halkını meşhur zafer işaretiyle selamladığı bu fotoğraftan “Dünya üzerinde belki de bu hareketinin en uygunsuz karşılanacağı yerdeydi” diye bahsediyor: “Lüks yat 4 Ağustos akşamı, ancak Churchill yatağa gittikten sonra Çanakkale Boğazı’na girmiş ve İstanbul’a varmıştı. Çünkü bu Çanakkale rotasının onu üzeceğini biliyorlardı”. 

    Yunanistan ve Türkiye kıyılarında üç hafta boyunca seyreden tekne, aynı zamanda Callas ve Onassis’in fırtınalı aşkının da başladığı yerdi. Tura eşleriyle katılan Callas ve Onassis’in arasında bir ilişki olduğu üç haftanın sonunda herkesçe aşikar hâle gelmişti. Ardından ikisi de eşlerinden boşanacak ancak birbirleriyle evlenmeyeceklerdi. 

    Fotoğraf: Sport & General Agenty

    Fotoğraf: Ara Güler

  • ESKİ TÜRKİYE’NİN POPÜLER SİMALARI

    ESKİ TÜRKİYE’NİN POPÜLER SİMALARI

    Bir zamanlar bayramlar toplu whatsapp mesajlarıyla kutlanmaz; insanlar birbirlerinin yaşgünlerini, yıldönümlerini sosyal medya paylaşımlarıyla hatırlamazdı. 19. yüzyılın sonlarından 21. yüzyılın arefesine kadar bu kutlamalar için kartpostallar kullanıldı. Bugün birer sosyal tarih belgesi, koleksiyon objesi olan kartpostallar, akla gelebilecek hemen her konuyu-kişiyi görselleştirir, cazibelerine cazibe katardı. Ülkemizde 1970’lere kadar kartpostalların üzerinde artistlerden, şarkıcılardan, sporculardan çok edebiyatçıların birer “popüler kültür ikonu” olarak boy göstermesi, geç Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde kültür hayatımızın kalitesine tanıklık eder niteliktedir. Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın’ın Yüzler ve İzler: Kartpostallarda ve Pullarda Edebiyatçılarımız adlı çalışmasından, edebiyatçı kartpostalları… 

     NAMIK KEMAL KARTPOSTALIN ÖN YÜZÜNDE LATIN HARFLERIYLE “NAMIK KEMAL BEY” YAZISI VE FRANSIZCA “L’IMMORTEL POÈTE TURC” (ÖLÜMSÜZ TÜRK ŞAIRI) SÖZÜ BULUNUYOR. RESMIN ALTINDA ESKITÜRKÇEYLE NAMIK KEMAL’IN “HÜRRIYET KASIDESI”NDEN IKIDIZE YER ALIYOR. 

    Lütfen kıpırdamayınız!

    Kartpostallarda edebiyatçılarımızın fotoğraflarının kullanılmaya başlandığı ilk dönemlerde şairlerin, yazarların çoğunlukla bir eşyaya tutunduğu, yaslandığı ya da oturduğu görülür. Fotoğrafçılığın emekleme döneminde pozlama uzun sürdüğünden, fotoğrafı çekilen kişilerin kıpırdamaması bu şekilde sağlanıyordu. 

    RECAİZADE EKREM BEY

    MURAD BEY

    BEŞİR FUAD BEY

    BİR KÜÇÜK RESİM ŞİMDİ

    ‘Benden sana son kalan…’

    ŞÜKRÜ HALÛK AKALIN

    Bir zamanlar kartpostallarımız vardı… 

    Bayramlarda, yılbaşlarında genellikle postane önlerinde sergilenen, sevdiklerimiz için beğeniyle seçip, özenle yazıp postaladığımız kartpostallarımız vardı. Çıkılan uzun yolculukların da bir belgesi, hatta kanıtıydı kartpostallar… Gidilen yerin en ilgi çekici görüntülerinin yer aldığı kartpostallar geride kalanlara gönderilirken “bakın ben nerelerdeyim, nereleri geziyorum” mesajı verilirdi. 

    Tarihî, kültürel, sanatsal açıdan önemli noktalardan gönderilen ve o bölgeden bilgilerin yanısıra görseller de içeren kartpostallar âdeta seyahat günlüğünün sayfalarıydı. 

    Yahya Kemal’in öğrencilik yıllarında Paris’ten babasına gönderdiği kartpostallarda Fransa’nın anıtsal yapılarına, tanınmış edebiyatçılarına, düşünürlerine ait fotoğraflar yer almaktaydı. Kimi zaman kartpostalın arka yüzünde yazacak yer bırakmayan, ön yüzündeki fotoğrafın çevresindeki boş alanları da yazılarıyla donatan Yahya Kemal, fotoğraftaki bina, anıt, kişi hakkında bilgiler veriyor, kartpostallarla seyahat günlüğü oluşturuyordu… 

    Günümüzde, akıllı telefonlardaki çeşitli uygulamalardan gönderilen kalıp sözlerle, iletilen çeşitli görsellerle kutluyor insanlar birbirini… Oysa 19. yüzyıl sonlarında yaygınlaşmaya başlayan, fotoğrafla buluşmasının ardından 20. yüzyıl başlarında altın çağını yaşayan kartpostallar için her şey konu olabiliyordu: Binalar, sokaklar, caddeler, arabalar, insanlar, hayvanlar, ağaçlar, çiçekler, dağlar, denizler, dereler, gemiler, fabrikalar, demiryolları, trenler, paralar, balonlar, zeplinler, uçaklar, savaşlar… 

    İnsan fotoğrafları mesleklerle çeşitlenmekteydi. Neredeyse her mesleğin en karakteristik tipleri kartpostal için verdikleri pozlarla ölümsüzleşiyordu. Bugün yokolmuş mesleklerden bazıları kartpostallarla belgelenebiliyor. 

    Sanatçıların, yazarların, şairlerin, düşünürlerin resimleri, fotoğrafları da kartpostalların önemli türlerinden biriydi. İnsanlar hayranı oldukları bu önemli şahsiyetlerin kartpostallarını da alıyorlar, topluyorlardı. 

    Bizde 1890’lı yıllardan itibaren şairlerimizin, yazarlarımızın önce gravürleri, resimleri sonra da fotoğrafları kartpostallarda yer almaya başlamıştı. Kartpostal editörleri edebiyatçılarımızın fotoğraflarının yanısıra kartpostallarda dizelere, birtakım bilgilere de yer veriyordu. Zamanla fotokartların yaygınlaşmasıyla bu gelenek devam etti. Ancak 1970’lerden itibaren şarkıcı, oyuncu, sporcu kartpostalları arasında edebiyatçılarımızın kartpostalları azalmaya, yitmeye başladı. 21. yüzyıl başlarında kartpostal hayatımızdan neredeyse tamamen çıktı. 

    Evet, bu dünyada pek çok şey değişiyor, dönüşüyor… Kartpostalların öncesinde manzumelerle, süslü sözlerle ve el yazısıyla yazılan tebriknameler, muharremiyyeler kaybolurken onun yerini alan tebrik kartları ve kartpostallardan sonra şimdi de kısa mesaj, anlık haberleşme, görüntülü iletişim ve “emoji” çağını yaşıyoruz. 

    Değişim kaçınılmaz ama bugünkü uygulamalardan yarına hangisi kalacak önemli olan o… Telefonun hafızası dolunca silinen veya daha üst bir modele geçince yitip giden mesajlar, görüntüler, görseller çoğunlukla yok olacak, yarına kalmayacak. Ama muharremiyyeler, tebriknameler, tebrik kartları, kartpostallar ve fotokartlar arşivlerde, koleksiyonlarda geçmişten bugüne kaldığı gibi bugünden de yarına, geleceğe kalmaya devam edecek. 

    Ve bir gün… Bir kitabın arasında unutulan, günü geldiğinde koleksiyonerin eline geçecek bir tebrik, bir kartpostal yüzyıl sonra tarihsel belge hâline gelecek ve adınızın anılmasına vesile olacak. Evet, önümüzdeki ay bayram… Kutlamalarınızı yine kısa mesajlarla, akıllı telefon uygulamalarıyla mı yapacaksınız yoksa bir geleneği canlandırarak kartpostallarla mı? 

    Takdir sizlerin…

    İsrailovich Kartpostalları 

    Moise İsrailovich, yayımladığı 1000 civarında kartpostalla, bu alanda Max Fruchtermann’dan sonra ikinci sırada gelir. Israilovich’in yayımladıkları arasında toplu çekilmiş fotoğrafların kullanıldığı kartpostallar ile ayrı ayrı kartpostalların biraraya getirilmesiyle oluşturulmuş büyük boy kartlar da vardır. 

    Osmanlı hürriyetinin öncüleri

    Edebiyatçı kartpostallarının bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş büyük kartta Ziya Paşa, Şinasi, Namık Kemal, Abdülhak Hamid (Tarhan), Şemseddin Sami, Ahmed Cevdet Paşa, Ahmed Mithat Efendi, Recaizade Mamud Ekrem, Beşir Fuad, Ebüzziya Tavfik, Kemalpaşazade Said görselleri bulunuyor. Adların altında Fransızca “Les Pionniers de la Liberté Ottomane (Osmanlı Hürriyetinin Öncüleri) ibaresi okunuyor. 

    GENÇ TÜRKİYE KOMİTESİ

    Toplu çekilmiş bir fotoğrafın kullanıldığı Fransızca “Comité de la Jeune Turquie” altyazılı kartpostalda Ahmed Rıza Bey, Nazım Efendi, Prens Mehmed Ali Paşa Fazıl, Ahmed Saib Bey ile birlikte ünlü yazarımız Samipaşazade Sezai Bey de (soldan dördüncü, ayakta) yer alıyor.

    Hürriyetin ilanı anısına

    Kâinat Kütüphanesi edebî eserlerin yanısıra okul kitapları, çeviri popüler romanlar da yayımlayan bir yayıneviydi. Kainat’ın kartpostal da yayımladığını gösteren “Kanun-ı Esasî (24 Temmuz 1908) Yadigârı” serisine ait üç örnekte, ünlü edebiyatçılarımıza yer verilmiş. Yalnızca Şinasi ve Ziya Paşa kartpostallarında “merhum” sözü bulunduğundan, Ebüzziya Tevfik Bey’in ise 27 Ocak 1913 tarihinde vefat ettiği bilindiğinden, bu kartpostalların 23 Temmuz 1912’de veya daha önceki 23 Temmuz yıldönümlerinden birinde çıkarıldığı söylenebilir. 

    ZİYA PAŞA ŞİNASİ KARTPOSTALINDA YER ALAN TÜRKÇE VE FRANSIZCA İBARELERİN, ZİYA PAŞA KARTPOSTALINDA DA HİÇ DEĞİŞTİRİLMEDEN KULLANILDIĞI GÖRÜLÜYOR. 

    EBÜZZİYA TEVFİK FOTOĞRAFIN ALTINDA ESKİ TÜRKÇE “MATBUAT-I MEMLEKETE BİRÇOK HİZMETLERİ, EDEBIYAT-I OSMANİYYEYE PEK KIYMETTAR HEDİYELERİ OLAN TABİ(BASIMCI) VE EDİB EBÜZZİYA TEVFİK BEYEFENDİ” YAZIYOR. EN ALTTA İSE FRANSIZCA “EBOU-ZIA TEVFIK BEY” VE “ÉCRİVAIN ET ÉDITEUR” (YAZAR VE YAYINCI) YAZILARI OKUNUYOR. 

    Diken‘in karikatür kartları

    İlk sayısı 31 Teşrinievvel 1918 tarihinde yayımlanmış olan 15 günlük edebî, siyasi mizah gazetesi Diken, dönemin 12 meşhurunun karikatür kartpostallarını yayımlamıştır. Bunlar arasında edebiyatçılarımız da yer almıştır. Sedat Simavi’nin çıkardığı gazetenin ilk sayısının kapağında “sahne-i hadisatta eski bir sima” altyazısıyla Süleyman Nazif ’in karikatürü yayımlanmıştır. Diken’in daha sonra çıkaracağı kartpostallarının ilkinde de bu karikatür yer alacaktır.

    SÜLEYMAN NAZİF BEY 

    SÜLEYMAN NAZİF BEY 

    ÖMER SEYFEDDİN BEY 

    RIZA TEVFİK BEY 

    Foto Bayer kartları

    Kartpostal boyutundaki kartların ön yüzünde 5×7,5 cm boyutunda fotoğraf baskısı bulunmaktadır. Kartların ön yüzlerine edebiyatçılarımızın adları siyah mürekkeple aynı elden çıktığı belli olan güzel bir hatla, eski harflerle yazılmıştır. Kartların arka yüzünde “Carte Postale” ve “Foto Bayer” yazıları vardır. 

    NİGAR HANIM “SULTAN” ŞAİR NİGÂR HANIM’IN ADININ SONUNA “SULTAN” SÖZÜ SONRADAN EKLENMİŞTİR. 

    HÜSEYİN RAHMİ BEY 

    MEHMED RAUF BEY

    Cumhuriyet Dönemi kartpostalları

    Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da edebiyatçılarımızın kartpostallarının basılması geleneği devam etmiştir. Baskı tekniğindeki gelişmelerle birlikte bazı kartpostallarda renkli zemin kullanılmaya başlandığı görülür. Latin alfabesi öncesine ait kartların fotoğraf altyazıları eski harflerle basılmış, 1928’den sonra çıkartılan kartlarda ise Latin alfabesi kullanılmıştır. 

    UŞŞAKİZÂDE HALİD ZİYA BEY 

    ABDÜLHAK HAMİD BEY 

    TEVFİK FİKRET BEY 

    Tasvir neşriyatı kartpostallar

    Ziyad Ebüzziya yönetiminde kitap, takvim, kartpostal yayımlayan Tasvir Neşriyatı, adını Şinasi’nin kurucusu olduğu Tasvîr-i Efkâr gazetesinden almıştı. Ziyad Ebüzziya tarafından 1940’ta yeniden yayımlanmaya başlanan gazetenin bir de yayınevi bulunmaktaydı. Ziyad Ebüzziya dönemin gazetecilerinin, yazarlarının karikatürlerinin yer aldığı bir kartpostal serisi çıkartmıştı. Orhan Ural tarafından çizilen karikatürler dönemin gazetelerinin adını taşıyan kartpostallarda yayımlanmıştır. 

    GAZETE KARTPOSTALLARI

     BU SERİNİN 12 KARTININ 11’İ GAZETELERE AYRILMIŞTIR. CUMHURİYET, AKŞAM, VAKİT-HABER, SON POSTA, SON TELGRAF, TAN, TANIN, TASVİR-EFKÂR, ULUS, YENİ SABAH, VATAN GAZETELERİ SAHİPLERİ VE YAZAR KADROSUYLA AYRI AYRI KARTLARDA KARİKATÜRİZE EDİLMİŞTİR. 

    DERGİLERE ÖZEL KARTPOSTAL 

    TASVİR NEŞRİYATI KARTPOSTALLARININ SONUNCUSU DERGİLERE AYRILMIŞTIR. AKBABA, BÜYÜK DOĞU, ÇINARALTI, HEMŞERİ, KARİKATÜR, KÖROĞLU, ŞAKA VE YEDİGÜN DERGİLERİNİN SAHİPLERİNİN KARİKATÜRLERİ TOPLUCA BU ON İKİNCİ KARTPOSTALDA YER ALMAKTADIR.