Yazar: #tarih

  • ‘Black Lives Matter’, ABD seçimleri ve dünyadan gelişmeler

    ‘Black Lives Matter’, ABD seçimleri ve dünyadan gelişmeler

    Pandemi, gündeme damga vursa da 2020’nin tarihe geçecek başka gelişmeleri de vardı. Özellikle ABD sınırlarını aşıp dünyaya yayılan Black Lives Matter protestolarının ve koronavirüs tartışmalarının gölgesinde sonuçlanan Başkanlık seçimleri, yalnız ABD’nin değil, tüm dünyanın kaderini etkileyecek gibi…

    Siyahlar İsyanda: Black Lives Matter

    25 Mayıs 2020 sıradan başlayan bir gün gibi görünse de yalnızca ABD’nin değil, tüm dünyanın gidişatını değiştirdi. ABD’nin Minneapolis şehrinde 46 yaşında, iki çocuk babası, siyah ABD vatandaşı George Floyd, dört polis memuru tarafından markete verdiği 20 dolarlık banknotun sahte olduğu iddiasıyla durduruldu. Gözaltına alınırken Derek Chauvin adlı polis, yaklaşık 9 dakika boyunca (3 dakikası Floyd bilincini kaybettikten sonra) dizini yere yatırdığı Floyd’un boynuna bastırdı; etraftaki insanların tepkisine, Floyd’un kendisinden önce polis cinayetlerinde hayatını kaybeden pek çok siyahın son sözü olan “Nefes alamıyorum” ifadesine rağmen… Yanındaki üç polis Chauvin’e engel olmak bir yana, çevredekileri uzak tutarak ona destek oldular. Yaşananlar, önce görgü tanıklarının telefonlarına, ardından sosyal medya aracılığıyla bütün dünyanın hafızasına kaydedildi.

    Cinayetten 2 gün sonra 4 polis memuru da kovuldu; Chauvin 3. derece cinayetten gözaltına alındı. Floyd’un avukatları ise cinayetin birinci derece sayılması ve diğer üç polis memurunun da gözaltına alınması gerektiği konusunda bastırıyordu. Bir yandan da Minneapolis ve Saint Paul sokaklarını protestocular doldurmaya başlamıştı. Polis protestoculara çok sert müdahale etti. Aynı dönemde ellerinde silahla Covid-19 önlemlerini protesto eden beyaz eylemcilere müdahale ettiğinden çok daha sert… Bu sırada protestocular da sertleşiyor, diğer şehirlere sıçrayan olaylarda Atlanta’daki CNN binası başta olmak üzere pek çok bina zarar görüyordu. Donald Trump’ın geçmişte ırkçı politikacılar tarafından kullanılan “Yağma başladığında silah da ateş etmeye başlar” cümlesi de ateşi körükledi. 25 şehirde sokağa çıkma yasaklarına rağmen protestolar devam etti. Protestoların başlangıcın- dan 31 Mayıs gecesine kadar ABD’nin 200 kadar kentte süren protestolarda en az 4 bin 400 kişi tutuklandı. Eylemlerin yankısı diğer ülkelere de ulaştı. ABD gibi Avrupa’da da sömürgecilik tarihinin tartışmalı isimlerine ait heykellerin eylemcilerin hışmına uğraması (ya da bazı yerlerde yerel otoriteler tarafından kaldırılmaları) geniş çaplı tartışmalara neden oldu.

    ABD Başkanlık Seçimleri

    ABD başkanlık yarışı, neredeyse tüm yıl boyunca Amerika’yla birlikte dünyanın da gündemindeydi. 3 Kasım 2020’de gerçekleşen seçim Demokrat aday Joe Biden’ın galibiyetiyle sonuçlansa da, Cumhuriyetçi aday Donald Trump uzun süre demokratları “seçimi çalmakla” suçlayarak ülkeyi belirsizliğe sürükledi. 7 Kasım’da Biden’ın mevcut oy ve delege sayısının onu ABD Başkanlığına taşıyacağının kesinleşmesiyle, Demokratların zaferi ilan edildi.

    Yeni başkan Joe Biden

    Biden’ın geçiş dönemi için belirlediği öncelikli hedefleri arasında Covid-19’la mücadele, Ekonomik İyileşme, İklim Değişikliği ve Irk Adaleti bulunuyor. Trump döneminde, istihdam açısından ABD ekonomisinin ilerlediği söylenebilirse de diğer üç alanda çözülmesi zorlu sorunlar ortaya çıkmıştı: Yeterince ciddiye alınmayan pandemi nedeniyle yükselen vaka/ölüm rakamları, Paris İklim Anlaşması’ndan çıkılması, katı göç politikaları ve ırkçılığa karşı yükselen Black Lives Matter hareketinin taleplerine rağmen polis reformuna yanaşılmaması gibi… Ayrıca Trump’ın uluslararası ticarette AB’yi ABD’nin düşmanı olarak tanımladığı Temmuz 2018’den beri, transatlantik ilişkileri de oldukça gerilmişti. İzolasyoncu bir dış politika benimseyen Trump, yeniden seçilmesi halinde Paris İklim Anlaşması ve İran Nükleer Anlaşması’ndan çekildiği gibi NATO’dan da ayrılabileceğinin işaretlerini veriyordu. Biden ise kampanyası sırasında bu soyutlayıcı politikalardan vazgeçeceğinin sözünü verdi.

    Donald Trump

    2020 Seçimleri, ilk kez bir trans bireyin, Demokrat Parti’den Sarah McBride’ın eyalet senatosuna ve Joe Biden’ın yardımcısı, eski Kaliforniya eyalet senatörü Kamala Harris’le birlikte de ilk kez bir kadının Beyaz Saray’a girmesiyle sonuçlandı.

    Protestolar Yılı

    BELARUS

    Belarus’ta 9 Ağustos günü gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinde 1994’te ülkenin ilk başkanı olarak seçildikten sonra 26 yıldır kesintisiz olarak devlet başkanlığı görevini yürüten Aleksander Lukaşenko, %80 oy oranıyla göreve yeniden seçildi. Bu sonuç, seçimlerden önce “Artık yeter” sloganıyla başlayan geniş çaplı protesto eylemlerinin hız kazanmasına neden oldu. Seçimler öncesinde adaylığını açıklayan eski öğretmen Svetlana Tikhanovskaya şaşırtıcı bir destek toplamıştı. Başkent Minsk’de 63 bin kişiyle miting düzenleyen aday, seçimin ardından çocuklarını güvende tutabilmek için ülkeden çıkmak zorunda kaldı.

    BULGARİSTAN

    Bulgaristan da 9 Temmuz’dan beri hükümet karşıtı protestolarla sarsılan ülkelerden… Protestoların fitili Bulgaristan’daki Türk diasporasının partisi olan DPS’nin (Hak ve Özgürlükler Hareketi) onursal başkanı Ahmet Doğan’ın kendine özel olarak inşa ettiği, “sarayının” kamuya ait bir plaja giriş çıkışı engellemesiyle ateşlendi. Ardından, tepkiler
    10 yıldır iktidarda olan liberal muhafazakâr GERB Partisi’nin ve Başbakan Boyko Borissov’un yolsuzluklarını kapsayacak şekilde genişledi.

    KARADAĞ

    Karadağ’da 1997’den beri ülkenin bir numarası olan Cumhurbaşkanı Milo Djukanoviç ve partisi Sosyalist Demokrat Parti (DPS), 30 Ağustos seçimlerinde Sırp Ortodoks Kilisesi tarafından da desteklenen Sırbistan ve Rusya yanlısı “Karadağ’ın Geleceği” ittifakı karşısında parlamentodaki çoğunluğu kaptırdı. Öncesinde haftalar boyunca Başkent Podgorica’da toplanan binlerce protestocu yolsuzluk ve kara para aklama iddiaları karşısında Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ı istifa etmeye çağırmışlardı. Seçimin ardındansa sonuçlardan memnun olmayan iktidar yanlıları “Burası Sırbistan değil” sloganlarıyla başkent sokaklarını doldurdu.

    KIRGIZİSTAN

    Kırgızistan’da 4 Ekim günü gerçekleşen milletvekili seçimi sonrasında, muhalefetin usulsüzlükler nedeniyle sonuçları tanımadığını açıklamasıyla binlerce gösterici Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı işgal etti. Protestocular, eski Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev’le birlikte pek çok siyasi mahkumu da cezaevinden çıkardı. Merkez Seçim Komisyonu’nun Cumhurbaşkanı Sooronbay Ceenbekov’a yakın partilerin “kitlesel oy satın alma kampanyaları”yla kazandığını açıklaması üzerine seçim sonuçları iptal edildi ve geçici bir hükümet kuruldu. Eski Cumhurbaşkanı Atambayev’in katıldığı bir gösteride silahlı suikast girişiminden kılpayı kurtulması üzerine Bişkek’te Olağanüstü Hal ilan edildi.

    ŞİLİ

    Şili’de 18 Ekim 2019’da başlayan hükümet karşıtı protestolar 2020’de de devam etti. Metro ücretlerine yapılan zamlar yüzünden başlayan protestolar, Devlet Başkanı Sebastian Pinera’nın verdiği sözleri yerine getirmediği gerekçesiyle belirli aralıklarla şiddetlenerek sürdü. Pinera, yoğun bir şekilde eleştirilen İçişleri Bakanı da dahil olmak üzere birçok bakanı, daha genç ve uzlaşmacı isimlerle değiştirdi. Asgari maaşın ve en düşük emeklilik maaşının artırılması da dahil bazı ekonomik reformlar yapıldı. Ancak protestolar hız kesmedi. Sonunda Şili, Ekim ayında düzenlenen referandumda Diktatör Pinochet döneminde kalma anayasanın değiştirilmesine karar verdi. Referandumun sonucuna göre, anayasayı üyelerini vatandaşların oluşturduğu bir kurul hazırlayacak.

    Dünyadan Kısa Kısa

    • Şubat ayında Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de çoğunluğu Müslüman 53 kişinin hayatını kaybettiği şiddet olayları yaşandı. Hindu grupların saldırıları sonucu Müslümanların evleri ve dükkanlarının yanında camileri de yakıldı.
    • Afganistan’da görev yapan ABD askerleri, 29 Şubat’ta Taliban ile Doha’da imzalanan barış anlaşmasını takiben kademeli olarak ülkeden çekilmeye başladı. ABD, 2021 itibarıyla 20 yılın ardından ülkeyi tamamen terk edecek.
    • 27 Temmuz’da Mauritius’ta, bir Japon şirketine ait petrol tankerinin mercan kayalıklarına çarpması sonucu yaşanan sızıntı büyük bir çevre felaketine neden oldu.

    27 Temmuz Mauritius kazası
    • 4 Ağustos’ta Beyrut limanında ülkenin hassas dengelerini temelinden sarsan bir patlama gerçekleşti. 204 kişi hayatını kaybetti, en az 300.000 kişi evsiz kaldı. Yetkilileri protesto eden halkın “Hesap Günü” adı verilen protestolarının ardından hükümet istifa etti.
    • Japonya Başbakanı Shinzo Abe, 28 Ağustos’ta sağlık sorunları nedeniyle istifa etti.
    • KKTC’de, Nisan ayında yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimleri pandemi sebebiyle gecikmeli olarak 11 Ekim’de yapıldı. İlk turda yarışan 11 adaydan hiçbiri yüzde 50’den fazla oy alamadığı için cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kaldı. 18 Ekim’de yapılan ikinci turda Ersin Tatar KKTC’nin 5. Cumhurbaşkanı seçildi.
    • 17 Ekim’de yapılan genel seçimlerde Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, ülkede 24 yıl sonra tek başına iktidar kurabilecek tek politikacı oldu.
    Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern
    • 22 Ekim’de Malezya Kamu Kalkınma Fonu’nun yolsuzluk skandalındaki rolünü kabul eden uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs, ABD Adalet Bakanlığı’yla uzlaşmaya giderek 2,9 milyar dolar ceza ödemeye razı oldu.
    • Avrupa ardı ardına gelen terör saldırılarıyla sarsıldı. 29 Ekim’de Fransa’nın Nice kentinde düzenlenen bıçaklı saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Bundan iki hafta önce Paris’te ifade özgürlüğünü ele aldığı derste, Hz. Muhammed karikatürlerini kullanan öğretmen Samuel Paty de aynı şekilde başı kesilerek öldürülmüştü. 31 Ekim’de ise bu sefer Lyon’da bir Rum Ortodoks Kilisesi’nin rahibi silahlı saldırıya uğradı. Son olarak 2 Kasım’da Viyana’da meydana gelen terör saldırısında 3 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.
  • Pandemi yılının dönüşüm günlükleri

    Pandemi yılının dönüşüm günlükleri

    Her yılın tarihe geçen birkaç önemli olayı olmasına alışığız, fakat küresel bir salgının 10 ay boyunca 55 milyonun üzerinde insanı enfekte etmesi, 1 milyonun üzerinde can alması, dünyayı evlerine kapatarak sosyal hayatlarımızı, eğitim ve çalışma düzenlerimizi kökünden değiştirmesi öyle her gün rastladığımız bir olay değil. Üstelik bu değişim önemli oranda pandemi hayatımızdan çıktıktan sonra da etkilerini sürdürebilir. Pandemiyle birlikte dönüşen hayatlarımızın kısa bir özeti…

    Teknoloji Bağımlılığı

    Sokağa çıkma kısıtlamalarıyla birlikte teknoloji; çalışmak, sosyalleşmek, spor yapmak, yeni şeyler öğrenmek, market alışverişi yapmak ve hatta flört etmek için bile tek seçenek oldu. Ama teknolojinin rolü bununla sınırlı kalmadı. Koronavirüs, robotlar ve yapay zeka (AI) gibi teknolojik aktörlere de kapı açtı. İlaç ve yemek teslim etmekten doktorların hastalarını tedavi etmelerine ve temizlik yapmalarına yardımcı olmaya pek çok iş için farklı şekil ve formlarda robotlar yardıma çağırıldı. İspanya’da ultraviyole ışınlarını kullanarak yüksek risk alanlarında virüsleri öldürmek için kullanılmaya başlanan robot, Avrupa Robotik Forumu’nda ödül de aldı.

    Sağlık Sektörü

    Salgının ön saflarında çarpışan sağlık çalışanları, tüm dünyada en çok konuşulan grupların başındaydı. Hızla artan hasta sayıları, dolup taşan yoğun bakım üniteleri, koruyucu ekipmanların yetersizliği ve aşı denemelerinin uzun zaman alması tüm dünyayı korkuturken, her adımda ümidimizi ayakta tutan onların fedakarane çalışmasıydı. Onlar bizim yaşamlarımız için kendilerini riske atarak çalışırken, hükümetlerin sağlık harcamalarına ayırdığı payın bu çabanın karşılığını vermekten ne kadar uzak olduğu da günyüzüne çıktı. Salgın öncesinde dünya genelinde gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 5.9’u sağlık harcamalarına ayrılıyordu. Sağlık örgütleri, bunun yetersizliğinden dem vuruyordu ama hepimizin durumu kabul etmesi zor yoldan oldu.

    Sanat ve Yeme-İçme Sektörü Zorda

    Pandemi sürecinde kapanan Kadıköy Rexx Sineması.

    Tiyatroların kapatılmasıyla ciddi bir ekonomik buhranın içine giren küçük sahneler perde kapatmaya başladı; sergiler ve büyük müzayede evleri etkinliklerini çevrimiçi düzenlenmeye başlandı. Sinema salonlarının uzun süre kapalı kalması nedeniyle, Kadıköy’ün sembollerinden 59 yıllık Rexx Sineması tahliye edildi; Türkiye’de sinema sektörünün gelirlerinde geçen yıla kıyasla %51,6 düşüş bekleniyor. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de 16 Mart’tan itibaren restoranlar, kafeler ve eğlence mekânlarının kapatılmasına karar verildi. 1 Haziran’dan itibaren başlayan “kontrollü sosyal hayat” döneminde ise mesafeli masalar, maske kullanımı, temassız ödeme, açık hava mekanı ve QR kodlu menüleri olan restoranlar müşteriler tarafından daha çok tercih edildi; paket servis öne çıktı. Buna rağmen pek çok işletme pandemiyi kepenk indirerek noktaladı.

    Evden Çalışma ve Eğitim

    Dünya genelinde 185 ülkede örgün eğitime ara verildi. Türkiye’de Mart ayından itibaren EBA (Eğitim Bilişim Ağı) web sitesi ve televizyon aracılığıyla uzaktan eğitime başlandı. Evden çalışma düzenine geçilmesiyle, ofise gitmeye gerek olup olmadığı da sorgulanıyor. CEO’larla yapılan bir anket %69’unun yarı evden-yarı ofiste hibrit bir sisteme geçmeyi ya da ofislerini küçültmeyi planladıklarını gösteriyor.

    Tüketim Alışkanlıkları Kökten Değişti

    Mağaza gezme dönemi yerini online alışverişe bıraktı. Sahibinden satılık gayrimenkuller içinde AVM binaları görülmeye başlanırken Ticaret
    Bakanlığı’nın verilerine göre, 2020’nin ilk beş ayında e-ticaret hacmi geçen seneye oranla %48 artış gösterdi. Tüketicilerin yaklaşık %40’ı yeni ürünler/markalar denedi, ama küresel pazarda tüketici güven indeksleri de hızla düştü. Finansal kurumlar, ekonomik büyüme tahminlerini %2-16 arasından Nisan ayında %-3’e, Haziran’da IMF’ye göre %-4,9’a, Oxford Economics’e göreyse %-4,4’e çekti. ABD’de işsizlik oranı %15’lere vardı.

    Gezegenimiz Nefes Aldı

    Fabrikaların durma noktasına gelmesi, seyahatin azalması, sokakların boşalmasıyla Boğaz’da yunuslar, Paris sokaklarında geyikler, Venedik kanallarında kuğular görüldü. İBB’nin sunduğu verilere göre İstanbul’da 16 Mart-10 Nisan arasında hava kalitesi geçen yılın aynı dönemine göre %28 iyileşme gösterdi. Fakat hayatın yeniden “normal”e dönmesiyle birlikte hava kirliliği seviyesindeki iyileşmeler hızla tersine döndü. Ayrıca virüs korkusuyla kullanımı artan tek kullanımlık plastikler ve maskelerle denizler ve okyanuslar yeni bir sorunla karşı karşıya kaldı. Yine de insan etkisinin azalmasıyla dünyanın kendisini ne kadar hızlı toparlayabildiğini görmek bir nebze ümit verici.

    PANDEMİNİN ÖZETİ

    31 ARALIK 2019

    Çin’in 11 milyon nüfuslu Wuhan kentinde 27 kişide zatürre benzeri bir hastalık görüldüğü bildirildi.

    11 OCAK 2020

    27 Aralık günü Wuhan’da hastaneye kaldırılan 61 yaşındaki bir Çin vatandaşı hayatını kaybetti.

    11 MART 2020

    Türkiye’de ilk koronavirüs vakası görüldü.

    12 MART 2020

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 4 bin 291 kişinin hayatını kaybettiği COVID-19’u pandemi ilan etti.

    16 MART 2020

    İçişleri Bakanlığı; tiyatro, sinema, konser salonu, düğün salonu, kafe, spor salonu gibi mekanların geçici bir süreyle kapatıldığını açıkladı. Ülke genelinde 149 bin 382 işyeri yasaktan etkilendi.

    17 MART 2020

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, COVID-19 nedeniyle Türkiye’de ilk defa bir hastanın hayatını kaybettiğini duyurdu.

    19 MART 2020

    Türkiye’nin dörtbir yanında insanlar saat 21.00’de balkonlarına çıkıp pandeminin önsaflarında savaşan sağlık çalışanlarını alkışlayarak destek verdi. Türkiye’de ligler ertelendi.

    21 MART 2020

    İçişleri Bakanlığı valiliklere gönderdiği genelgeyle 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan kişilerin ikametlerinden dışarı çıkmalarını yasakladı. Lokantalar ise yalnızca paket servis verebilecek.

    23 MART 2020

    İlkokul, ortaokul ve lise derslerinin uzaktan işlendiği TRT EBA TV yayınlarına başladı.

    3 NİSAN 2020

    Türk Hava Yolları iç hat seferlerini 20 Nisan’a kadar durdurdu. 20 yaş altına sokağa çıkma yasağı getirildi; toplu alanlarda maske takmak zorunlu oldu.

    10 NİSAN 2020

    İçişleri Bakanlığı, saat 24.00’te uygulamaya başlanacak sokağa çıkma yasağını saat 21.30’da duyurdu. On binlerce kişi marketlere hücum etti.

    14 NİSAN 2020

    Uluslararası Para Fonu (IMF) “Küresel Ekonomik Görünüm” raporunda dünya ekonomisinin bu yıl yüzde 3’lük bir küçülmeyle 1930’lardaki Büyük Buhran’dan bu yana görülen en sert daralmayı yaşayabileceğini söyledi. Rapor, Türkiye ekonomisinin 2020’de yüzde 5 küçüleceği tahmininde bulundu.

    15 NİSAN 2020

    Donald Trump, salgın dolayısıyla suçladığı DSÖ’ye maddi yardımı durdurduğunu açıkladı. DSÖ’nün bütçesinin %14’ünü ABD fonluyordu.

    4 MAYIS 2020

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, normal hayata dönüşün kademeli olarak başlatılacağını açıkladı. Yeni dönem, “kontrollü sosyal hayat” olarak isimlendirdi.

    30 EYLÜL 2020

    Fahrettin Koca, “Her vaka, hasta değildir. Testi pozitif çıktığı halde hiçbir semptom göstermeyenler büyük çoğunluğu oluşturuyor” açıklamasında bulundu.

    2 EKİM 2020

    Eylül ayı haftalık raporları gecikmeli olarak yayımladı. Daha önce sadece vaka sayısı açıklayan bakanlık, artık hasta sayısı paylaşmaya başladı.

    17 KASIM 2020

    Yeni tedbirleri açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan; ara tatilde olan okullardaki eğitim-öğretimin yıl sonuna kadar uzaktan eğitimle sürdürüleceğini, hafta sonları 10.00-20.00 saatleri dışında sokağa çıkma sınırlaması uygulanacağını, restoranların sadece paket servis hizmeti vereceğini, AVM’lerin 20.00’da kapanacağını bildirdi.

    18 KASIM 2020

    Pfizer ve BioNTech, koronavirüs aşı çalışmalarına ilişkin yeni sonuçları paylaştı. Yapılan açıklamada, koronavirüs aşısının %95 etkili olduğunu ve ciddi bir yan etkisinin bulunmadığını belirtildi.

    25 KASIM 2020

    Son 24 saatte hastalığı hafif geçirenler de dahil 28 bin 351 vaka tespit edildiği açıklandı.

  • Özgür düşünce, ancak disiplin-emekle mümkün

    Özgür düşünce, ancak disiplin-emekle mümkün

    İstanbul’da, Kadıköy-Bahariye’de 150 yıl önce kurulan Saint-Joseph Lisesi, ülkemizin en köklü okullarından biri. Gerek tarihî binası, gerek eğitim ve öğretim kalitesi, gerekse yetiştirdiği binlerce mezunuyla Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuş müstesna bir kurum. Başarısının arkasında ise sadece bir gelenek değil, değişen dünyalara/hayatlara uyum sağlayan sağlam bir metot bilgisi var.

    ALP E. AKSUDOĞAN

    Her Eylül ayında okullar açıldığında, demir kapısından geçip iki yanı ağaçlı bir yoldan geçilerek Aziz Joseph’in (Hz. Meryem’in eşi) heykeli önünden okul binalarına girerdi öğrenciler. Bu defa 2020 Eylül’ünde, Marsilya çinisi döşeli o koridorlarda çocuklar görülmedi. Onlar her ne kadar dijital dünyanın yaşamlarına getirdiği imkanlar sayesinde derslerini görüyor olsalar da, kuruluşunun 150. yılını idrak etmekte olan okullarının havasını bu sonbahar teneffüs edemediler.

    Kadıköy’ün Saint-Joseph’i… Fıtratında koridorlarda 3. karodan yürüyerek sınıflara gitmenin; saman kağıdı müsvedde defterleri kullanmanın; tükenmez kalem yasağının; teneffüslerde spor zornululuğunun; defterden sayfa kopartma yasağının; ara karnelerin; “espérance”ların ve “retenu”lerin; kot pantolon ve lastik ayakkabı yasaklarının; Fransızca ezberlenen “fable”ların olduğu okul! Öte yandan da öğrencilerine ilkokul (şimdilerde ‘temel eğitim’) sonrasında o demir kapıdan adım attıkları günden itibaren “siz” diye hitap edilen; eğitimlerinde her türlü düşüncelerin ifade etme hakkının bulunduğu ve cesaretlendirildiği; öğretimlerinde Fransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri etrafında sağlam, bilinçli ve evrensel normlarda bir vatanseverliğin inşa edildiği; o demir kapıdan bir daha dönmemek üzere çıktıklarında artık “Kartezyen düşünce”nin kişiliklerinin bir parçası olduğu; analiz-sentez yapma, yorumlama niteliklerinin kazandırıldığı; giriş-gelişme-sonuç üçlemesiyle başlayan metot bilgisine hakim bireyler yetiştiren bir eğitim yuvası. Şüphesiz ki kamuoyundaki “St. Joseph’in tedrisatı ağırdır” söylemi, son kertesine kadar hakedilmiş bir saptama olduğu okul.

    Girişindeki Aziz Joseph heykeli ve 150 yıldır üzerinden geçen adımlardan aşınmış merdivenleri bu yıl pandemi nedeniyle öğrencilerini karşılayamadı.

    Okulun 150 yıllık tarihi, 1870 Temmuz’unda Pera’daki büyük yangınla başlar. Lasallien frerlerin 1863’te satın aldıkları, 1864’teki fermanla da gereken onay ve izni edindikleri, ancak parasızlıktan inşaatına geçemedikleri arazi Kadıköyü’ndedir. 1870 yangını sonrasında mecburiyetten 150 gün içinde ahşap olarak inşa edip eğitime başladıkları bina ile İstanbul St. Joseph tarihi de yazılmaya başlanır. 1870-1888 arasında okul binaları ve girişteki ağaçlıklı yol adım adım bugünkü görünümüne yaklaşır. 1894 depremi sonrasında ilk yapılan ahşap bina yine aynı tarihli 2. Abdülhamid’in fermanıyla 1895’te taştan yeniden yapılacaktır. 1907’de okul bugünkü görünümünü alır; ilgili ferman ise Sultan Reşad tuğrasını ve 1911 tarihini taşır.

    Saint-Joseph’in taş binasının yapımını onaylayan 15 Nisan 1895 tarihli, 2. Abdülhamit tuğralı ferman.

    1870’te Kadıköyü’nde kolej olarak eğitime başlayan St Joseph’te, 1900’ler başında kurulan Ticaret Enstitüsü de okulla birlikte eğitim vermeye başlar. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle okul 1919’a kadar kapalı kalır. Bir erkek okulu olan St. Joseph’te ilk kadın öğretmen 1941’de görevine başlar: Neyyire Şibay. 1974’te okula son “leyli” (yatılı) talebeleri alınır ve 1975’ten itibaren okulun yatakhaneleri etüd ve sınav salonu olarak işlev görmeye başlar.

    1988’de ise yılların Saint-Joseph Erkek Lisesi ilk kız öğrencilerinin kaydını alır; 1995’te son erkek mezunlarını, 1996’da da ilk kız mezunlarını verir. St. Joseph’in yakın tarihinde önemli bir yeri olan bu radikal değişiklik, bazı mezunlarca “okulun ruhunu teslim ettiği dönem” olarak nitelense ve ileride “matem yılları” olarak anılsa da, eğitim kurumunun çağdaş olanı yakalama, kendini güncelleyebilme ve geleceğe daha güçlü yönelme refleksinin açık bir göstergesidir.

    Fesli, küçük St. Josephliler Petit Quartier’de teneffüsteki öğrenciler.
    Fesli, küçük St. Josephliler Okulun iz bırakan öğretmenlerinden Frère Joseph, saygı uyandıran sakalıyla iki kişilik sıralara oturmuş öğrencilerinin başında.

    St. Joseph’in yakın tarihine açık ve net olarak damgasını vurmuş olan yöneticisi, “gelenekçi okulun liberal hocası” olarak nitelenen Pierre Caporal’dir (Frère Raymond). İzmir doğumlu Levanten bir ailenin çocuğu olan Pierre Caporal bir İstanbul St. Joseph öğrencisidir. Okul Pierre Caporal ile 1970’li yıllarda başka bir frekansa geçer ve 1968’in dünyada yarattığı değişim rüzgarının -tabii ciddi bir arıtmadan geçirildikten sonra- okula yansıdığını görürüz. Caporal bir frerdir ancak öğrencileriyle briç, tenis oynayan bir okul müdürüdür. 1970’li yılların St. Joseph’i Tübitak yarışmalarında, liselerarası satranç turnuvalarında, Milliyet gazetesinin müzik yarışmalarında ilk dereceleri alan; basketbol ve voleybolda hem ortaokul hem de liselerde Türkiye şampiyonluklarına yıllarca ambargo koyan; Türkiye’yi temsil ettiği liselerarası dünya voleybol şampiyonalarından biri dünya şampiyonluğu olmak üzere derecelerle dönen bir eğitim kurumudur artık. Üstelik bu dereceler yarı-açık, beton zeminli bir salonda (!) çalışılarak, okul saatleri sonrasında ve haftasonları yapılan antrenmanlarla kazanılmış, sporcu-öğrencilere hiçbir ayrıcalık tanınmamıştır.

    Tam teşekküllü bir okul Saint-Joseph, modern mutfağı, oyun odası gibi imkanlarıyla tarihi boyunca öğrencilerine çokyönlü bir eğitim vermeye odaklanmıştı.
    Oyun odası.

    Caporal 1995’te emekli olsa da, okul üzerindeki esirgeyici varlığı emekliliği sonrasında da hissedilecek; gözle görülmeyen, elle dokunulmayan bir şekilde hep varolacaktır. St Joseph’e dönemi yakalayabilme yetisini aşılayan ve bunu okulun kodlarına yerleştirmeyi başaran Pierre Caporal’le 2010’da yaptığımız bir röportajda söylediklerinin bazılarını burada yeniden hatırlayalım:

    • Günü gününe çalışma alışkanlığını erken yaşta edinmek önemli, yumurta kapıya dayandıktan sonra öğrenemezsiniz, ezberlersiniz.
    • Eğitimde mutlaka  ezbere de yer vermek gerekir, hafızayı da eğitmek lazım.
    • Şimdilerde belli bir dikkat ve konsantrasyon eksikliği var; ama diğer taraftan çocuklar konuları daha çabuk öğrenebiliyor. Bilgisayarın sağladığı sürat müthiş; ancak elemanter olanı öğrenciye sunamazsanız, fark yaratamazsınız.
    • Bugün çok iyi, çok özverili hocalarımız, müdürlerimiz var; artık frerlerin olmaması eğitim kalitesini etkilemiyor.
    • Bizim okul, en yalın ifadesiyle bir düşünme ve iş yapma metodu verir. Kompozisyon dersindeki gibi: Introduction (giriş) – corps du sujet (gelişme) – conclusion (sonuç). Analitik ve sentetik düşünce işimizin temelidir; üniversite ve sonrasında hayatın vazgeçilmezleridir.
    • Biz hep küçükleri büyüklere karşı koruduk ve sınıflarda çocukların hocalarla tartışmasını destekledik.
    • St. Josephlilerin her biri birer Rambo. Tek başına, dünyanın neresine koysan bir çok şeyin üstesinden gelebilir.

    2000’li yılların St. Joseph’i, yukarıdaki satırlarda ifadesini bulan LaSallien okullarının mottosu “yaratıcı sadakat” temelinde, değişimini ve gelişimini sürdürür. Zamana uyumlu ve geleceği tasarlayan sistemler uygulamaya koyulur. 2010’lu yılların mezunları, artık ülkede kolej seçiminde kriter haline gelen ancak St. Joseph’in hiç de hedeflemediği, Atlantik Okyanusu ötesindeki itibarlı üniversitelerden sadece kabul almakla kalmaz, bursları da ceplerine koyar olurlar. “Kadıköyü’nün Papaz Mektebi”, kuruluş temelini oluşturan ilkeleriyle ve güncel olanı yakalama yetisiyle, küreselleşen dünyanın saygın üniversitelerine öğrencilerini gönderir.

    Bugün okul, kullandığı elektriğinin %10’unu güneş panelleri ile kendisi üreten; kazandığı başarılarla yüzme sporunu “gelenekselleşmiş başarılı St. Joseph sporları” arasına ekleyen; diğer okullardan 700 öğrencinin katıldığı spor şenliğine evsahipliği yapan; 250’yi aşkın koro ve klasik müzik orkestrası öğrencisi yetiştiren; uluslararası bilim, teknoloji, inovasyon yarışmalarından derece ile dönen öğrencileri ve Model Birleşmiş Milletler Kulüpleri (MUN) faaliyetleriyle öne çıkan; “Z kuşağı”nın çağın gerektirdiği nitelikli eğitim ve öğretimi almasına imkan tanıyan bir kurum. Tıpkı geçmişindeki uzun yıllarda olduğu gibi…

    Doğa Bilimleri Merkezi St. Joseph bünyesinde 1800’lü yıllardan 1960’a kadar Anadolu’da toplanmış ve özel tekniklerle korunmuş 30 bin hayvan- böcek türünü, 40 bin bitki çeşidini ve zengin bir mineral koleksiyonunu barındıran, Türkiye’deki doğa tarihi müzeleri listesinde yer alan bir yapı da var.

    150 yıllık geçmişinde “zaman uyumlu ve geleceği tasarlayan sistemleri uygulayan” St Joseph, Lasalyen okullarının öncelikli değerleri ile yolculuğunu sürdürmüş. Fransız Devrimi’nin temel ilkelerinin insan onuru için vazgeçilmezliği; bilinçli, tutarlı ve hamasetten uzak bir vatan sevgisi kavramının öğrencilerin akıllarına ve kalplerine nakşedilmesi hep temel hedef olmuş. 2000’li yıllardan itibaren, özellikle Fransız etkisi-eğitimiyle yetişmiş insanları aşağılamak için kullanılan “monşer” kelimesi de, bu okul mezunları için sadece gülünç bir yakıştırma olmuş. Sonuca varmayı racon kesmekte, “dayılık”ta, “efelenmek”te değil;  metodolojide, bilgi sahibi olmada, araştırmada, strateji oluşturmada ve vatana hizmet etmeyi usul-adap içeren bir tarzda karşısındakilerin saygısını da kazanarak icra etmekte bulmuş bu okulun mezunları.

    Rozet, okulun 150 yıllık tarihini vurguluyor.

    Birkaç lisana olan hâkimiyetlerinin ötesinde, ayrıca yüksek nitelikli donanımları ile ağırlıklı olarak Türk Dışişleri’nde ve devletin çekirdek kadrolarında çok önemli görevler üstlenmiş St. Josephliler. Hem devlet katında hem de yurtdışındaki refikleri nezdinde saygınlık kazanmışlar. Başta diplomatlar olmak üzere tıbbiye, üniversite ve akademiya, basın, bankacılık ve finans, mühendislik ve iş dünyasında zirvelerde yer alan bir çok St. Josephli; aldıkları öğretimin tevazusu ile kendilerini önplana atmasalar da kendilerini belli eder, çevrelerinde göze çarparlar.

    Dönem dönem Fransa ile yaşanan her gerilimde “baskı altına alınacaklar listesi”nin ilk sıralarında yer alsa da, 150 yıldır Türkiye’ye nitelikli insan yetiştiren Saint-Joseph Lisesi de, kuruluş felsefesinde yer alan değerleriyle geleceğe yol alacak. Yaş kütüğündeki çentiklerin sayısı çoğalarak… Ne de olsa “geçmiş geleceğin aynasıdır” diyen bir özlü Türk sözü var.

  • Demiryolu kenarında Gazi’yi uğurlamak için…

    Atatürk 10 Kasım 1938’de Dolmabahçe Sarayı’nda vefat ettikten sonra, naaşı 16 Kasım’da sarayın muayede salonuna yerleştirilen katafalka kondu, onu son bir defa selamlamak isteyen onbinler saraya koştu. 19 Kasım’da saraydan çıkartılan bayrağa sarılı tabut, Yavuz zırhlısı ile İzmit’e, oradan da trenle Ankara’ya nakledilerek Etnografya Müze­si’ndeki geçici istirahatgâhına yerleştirildi. İstanbullular Yavuz zırhlısı gözden kaybolana kadar Gazi’yi yaşlı gözlerle uğurladılar. İzmit’ten Ankara’ya uzanan demiryolunun iki yanı da Gazi’yi taşıyan treni görmek isteyen insanlarla dolmuş, halk başkente doğru ilerleyen trendeki büyük devlet adamını son kez saygıyla selamlamıştı.

    TUNCA ÖRSES KOLEKSİYONU

  • ‘Söyle büyükbaba neden koyup gittin bizi’

    ‘Söyle büyükbaba neden koyup gittin bizi’

    Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938 günü Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözleri­ni yumduğunda, tüm Türkiye derin bir yasla sarsılmıştı. Aziz cenazesi, 19 Kasım’da kurtarıcısı olduğu şehirden geri dönmemek üzere ayrılırken, İstanbul’un bütün sokakları, pencereleri, damları onu uğurlamaya gelen insanlarla doluydu. İlk feryat Dolmabah­çe’den koptu. O andan itibaren büyük-küçük, kadın-erkek herkes, Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “Atasına Ağlayan Çocuklar” şiirindeki gibi ‘Neden koyup gittin bizi’ diye ağlamaya başla­dı. Matem Karaköy, Eminönü, Sirkeci ve nihayet Zafer Torpidosu’na konulacağı Saraybur­nu’na kadar bir nehir gibi cenaze alayının ardından şehre yayıldı.

    014-039
  • Bir tiyatro delisinin fotoğraf albümü

    Bir tiyatro delisinin fotoğraf albümü

    Genco Erkal’la lise yıllarında başlayan tiyatro sevgisinden, toz almaktan dekor kurmaya tiyatronun her aşamasıyla kurduğu sıradışı ilişkiden ve 60 yıl boyunca bir nebze olsun azalmayan sahne tutkusundan konuştuk. Kariyerinin kilit noktalarından seçtiğimiz fotoğraflar, Türk tiyatrosunun en önemli oyuncularıyla birlikte bir dönemin siyasi ve kültürel atmosferiyle ilgili de ipuçları barındırıyor.

    60 sene önce oyunculuk maceranız başladığı zaman, bugün geldiğiniz yere dair planlarınız var mıydı? Çok kısıtlı bir çevrenin tiyatroyla ilgilendiği bir dönemde nasıl başladınız, nasıl kendinizi geliştirdiniz?

    Ben çocukluğumda hissettim bu çağrıyı. Okul öncesinde bile böyle bir yatkınlık vardı içimde. Çok içine kapanık bir insandım. İnsanlarla kendim olarak değil de ancak bir başkasını oynayarak rahat ilişki kurabiliyordum. Tiyatrocu olmamın kökeninde bu var. Sonradan çok değişti tabii. Başlarken beğenilme arzusu, başarılı olmak, birilerinin beni takdir etmesi esastı. Sonradan tiyatronun tarihini, büyük yazarları öğrendim. Zaman içinde giderek yaptığım işi sanat haline getiren incelikler çıktı ortaya. Sonra da politik bilinç geldi. Toplum içinde bir görevim, bir işlevim, bir sorumluluğum olduğunu fark etmemle birlikte hep politik bir tiyatro yapmayı tercih ettim.

    Joan Baez Hatırası

    Genco Erkal, bugünkü Cemil Topuzlu, eski adıyla Açık Hava Tiyatrosu’nun merdivenlerinde… Ünlü şarkıcı Joan Baez’in 1993’te İstanbul’da vereceği bir konserin provası esnasında çekilen bu fotoğraf, Baez’in Amerikalı asistanı Martha Henderson’un objektifinden.

    O dönemde, 50-60 sene öncesinde, tiyatroya kafa yoran insanların dünyayla ilişkileri genel olarak epey sınırlı bir çerçevede kalmış. Sizin formasyonunuzdan gelip de bu yola girmiş insan sayısı çok az. Robert Kolej’de aldığınız eğitimin etkisi ne oldu?

    Aslında özellikle Galatasaray Lisesi ve Robert Kolej’den çıkmış insanlar vardı. Tercümelerin çok kısıtlı olduğu, hele kuramsal metinlerin hiçbir şekilde çevrilmediği bir dönemde bu okullarda çok iyi yetişmiş, tiyatroyu özgün dilinden okuyabilen insanlar olmuş. Doğrusu, bu iki büyük lisenin içinde biz de ayrık otu gibi, küçük gettolar halinde yaşıyorduk. İki okulda da entelektüel ve sanatsal küçük zümreler oluşmuştu, fakat küçük olmalarına rağmen çok etkiliydi bu gruplar. Edebiyat matineleri düzenler; Cemal Süreya’ları, Attila İlhan’ları davet eder, onlara şiir okuturduk. Dergi çıkarır, yazılar yazar, resimler yapar ve tabii ki oyunlar sahnelerdik. Robert Kolej’de Bülent Ecevit bile sahneye çıkmış. Cevat Çapan, Engin Cezzar, Şirin Devrim, Tunç Yalman, sonradan Göksel Kortay, Nevra Serezli… Galatasaray Lisesi’nde de Atila Alpöge, Ergun Köknar, Çetin İpekkaya, Erol Günaydın, Ege Ernart ilk aklıma gelen isimler.

    Nasıl buradan bugünkü halimize geldik? Nerede bir kopukluk yaşandı ki bu gelenek bugüne daha da zenginleşerek ulaşmadı, hatta tam tersi oldu?

    Her zaman azınlıktı bu insanlar. Bugün de bu işlerle uğraşan, canını sanatına vermeye hazır insanlar var. Ama bugün işler daha zor. Gençler bizim o zaman sahip olduğumuz mecraları bulamıyorlar. Medyanın gücü muazzam. O zaman televizyon yoktu. Tiyatro baştacı edilen, ağırlığı olan tek sanatsal aktiviteydi. Şimdiyse kıyıda köşede kaldı. Ya 50-100 kişilik küçük salonlarda yapılıyor ya da Zorlu Center gibi devasa merkezlerde, büyük televizyon yıldızlarının başını çektiği süper prodüksiyonlar sahneleniyor. Bunların tiyatro olup olmadığı tartışılır tabii.. Ben küçük topluluklardan ümitliyim. Şu anda daha emekleme sürecindeler ve az sayıda seyirciye seslenebiliyorlar. Ama böyle bir avangard Paris’te de New York’ta da var. Yine yurtdışında da, meşhur tiyatro sokaklarında bazıları ambalaj olsa da büyük prodüksiyonlar görüyoruz. Bunlar yıllardır ayakta. Fakat biz ne yazık ki kendi tiyatrolarımızı korumayı başaramadık. Bir kısmı yandı. Halbuki yananların ardından aslına sadık bir şekilde daha iyileri yapılabilirdi.


    Ben de bunu soracaktım, siz 60 senedir yanmamayı nasıl başardınız?

    Çok seviyorum sanırım. Ne oluyor bilmiyorum. Oyun olmayan günlerde boşluğa düştüğümü hissediyorum. Sanki gerçek hayat sahnedeyken başlıyor, ancak orada yaşadığımı hissediyorum. Bütün öfkelerimle, hayal kırıklıklarımla, hüsranlarımla sahneye çıkıyorum. Ve kendim kadar aynı hisleri Nazım da Brecht de yaşıyor mu, bunu anlamaya ve yansıtmaya çalışıyorum. Tiyatro benim için bir bütün. Dekoruyla da uğraşıyorum, ışığıyla da, toz da alıyorum. Ben bu koca bütünün hem küçük bir parçasıyım hem de aynı zamanda merkeziyim… Emeğimin karşılığını da fazlasıyla aldığımı hissediyorum. Bu nedir diye sorarsanız, alkıştan başka bir şey değil.

    Kent Oyuncuları ve Muhsin Ertuğrul Yıldız Kenter, Muhsin Ertuğrul, Müşfik Kenter, Genco Erkal, Şükran Güngör (üst sıra, soldan sağa), Kamuran Yücel, dekor tasarımlarını yapan Ergun Köknar ve ışıklardan sorumlu İbrahim Turgut (alt sıra, soldan sağa) Evdeki Yabancı oyununun genel provasından sonra… Site Tiyatrosu, 1960.
    Dostlar Tiyatrosu’nun Kurucu Kadrosu Adı Genco Erkal’la Özdeşleşen Dostlar Tiyatrosu’nun 1969’daki ilk kadrosunda, Şevket Altuğ, Halit Akçatepe, Genco Erkal (üstte, soldan sağa), Arif Erkin, Bilge Şen ve Mehmet Akan (altta, soldan sağa) var. Bunlardan Şevket Altuğ, Arif Erkin, Genco Erkal ve Mehmet Akan tiyatronun kurucu ortaklarındandı.
    HA-ME-KA-HA-HA-PE Dostlar Tiyatrosu’nun ilk oyunu Ha-Me-Ka-Ha-Ha-Pe’nin (Haysiyetli Milli Kalkınma ve Hak Hukuk Partisi) prömiyeri, 15 Ekim 1969 akşamı Yapılmıştı. Oyuncular arasında (soldan sağa) Şevket Altuğ, Genco Erkal, Arif Erkin, Halit Akçatepe, Mehmet Akan ve (önde) Bilge Şen Var.

    Aslan Asker Şvayk

    Aslan Asker Şvayk’ın Arena Tiyatrosu’nda oynanan ilk versiyonunda Genco Erkal, Şvayk rolüyle ilk ödülünü aldı.

    Bir Delinin Hatıra Defteri üGenco Erkal’ın dört farklı yorumunda rol aldığı Bir Delinin Hatıra Defteri oyununun 1965’te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenen ilk versiyonundan bir kare.

    Rosenbergler Ölmemeli ve Aziznâme Dostlar Tiyatrosu’nun ilk sezon programında (1969-70) yer alan Rosenbergler Ölmemeli’de (soldan sağa) avukat rolünde Şevket Altuğ, Julius Rosenberg rolünde Genco Erkal, yargıç rolünde Arif Erkin, savcı rolünde Mehmet Akan ve Ethel Rosenberg rolünde Ayla Algan oynuyordu. McCarthy döneminde haksız yere hapse atılan bir karı-kocanın hikayesini anlatan oyunun arka planında yaşanan cadı avını anlatmak için hazırlanan belgesel de ilk defa projeksiyon kullanılarak sahneye yansıtılmış (üstte). 1973’te ilk defa sahneye koyulan Aziznâme’de (soldan sağa) Mehmet Akan, Genco Erkal, Macit Koper Ve Cevza Şıpal oynuyordu. Fotoğraf, Ozan Sağdıç’ın objektifinden (altta).
    İkili Oyun Bilgesu Erenus’un yazdığı, Macit Koper’in yönettiği İkili Oyun’da, Genco Erkal ve Meral Çetinkaya birlikte rol almışlardı. Küçük Sahne’de sahnelenen oyunun tarihi 1977. Fotoğrafı çeken ise Ersin Alok.
    At Genco Erkal, Ali Özgentürk’ün Yönettiği 1981 yapımı At filminde, oğlu Ferhat’ı (Harun Yeşilyurt) okutmak için köydeki evini ipotek ettirip İstanbul’a gelen Hüseyin rolünde.

    Ben Bertolt Brecht

    Bertolt Brecht’in şiir, şarkı ve öykülerinden uyarlanan Ben Bertolt Brecht’te Genco Erkal, Zeliha Berksoy ile beraber. 1986-87 sezonunda sahnelenen müzikli kabareyi uyarlayan ve yöneten de Genco Erkal’dı.

    Joan Baez’le Nâzım Hikmet için 1992’de Nâzım Hikmet’in 90. doğum yılı etkinliklerinde sahnede sürpriz bir isim vardı. Ünlü şarkıcı Joan Baez, Genco Erkal’la birlikte sahneye çıkmış, Nâzım Hikmet’in şiirlerınden uyarlanan “Yiğidim Aslanım” ve “Hiroşimalı Kız” şarkılarını söylemişti. Baez bu konser için ücret istememiş, masraflarını da kendi cebinden karşılayarak “Bugün benim de doğumgünüm, kendime hediye olarak geldim” demişti.
    Galileo Galilei 1983 yapımı, Bertolt Brecht imzalı Galileo Galilei, 80 Darbesi sonrasının baskıcı ortamında “Kahramanlara ihtiyaç duyan ülkelere yazıklar olsun” diye bitiyordu. Oyunda (soldan sağa) Avni Yalçın, Genco Erkal, Güler Ökten, Mehmet Esen ve Ali Sürmeli rol alıyordu.

    Can

    Can Yücel’in Datça’daki yaşamını anlatan Can adlı oyunda Genco Erkal, hem oyuncu hem yönetmen hem de uyarlayan koltuğundaydı. 1999’da sahnelenen oyunun dekorlarını da Can Yücel’ın kızı Su Yücel tasarlamıştı.

    Simyacı Paulo Coelho’nun ünlü romanından uyarlanan Simyacı’da Genco Erkal, Tülay Günal ve Emre Kınay’la birlikte. 1996’da Mehmet Ulusoy tarafından sahneye koyulan oyun, Afife Jale En İyi Dekor Ödülü’nü de kazandı.
    Merhaba Genco Erkal’ın 60. Sanat yılı için uyarladığı, yönettiği ve aynı zamanda tek başına rol aldığı Merhaba, Aziz Nesin, Bertolt Brecht, Can Yücel, Nâzım Hikmet ve William Shakespeare alıntılarıyla süslenmiş müzikli bir gösteri. Oyunun müzikleri de Fazıl Say, Kurt Weill, Yiğit Özatalay, Arif Erkin ve Selim Atakan’a ait.
    Marx’ın Dönüşü Howard Zinn’in kaleme aldığı Marx’ın Dönüşü, Marx’ın günümüze yaptığı kısa bir ziyaretin ardından 19. Yüzyılda getirdiği kapitalizm eleştirisinin halen geçerli olduğunu görmesi üzerineydi… Genco Erkal, bu tek kişilik eğlenceli oyunu 2009’da oynamaya başlamıştı.
  • Ata’yı ölümsüzlüğe uğurlarken…

    Ata’yı ölümsüzlüğe uğurlarken…

    19 KASIM 1938

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’deki vefatından sonra, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nın muayede salonuna yerleştirilen katafalka kondu. Saygı geçişlerinin ardından 19 Kasım’da bayrağa sarılı tabutu, Sarayburnu’ndan Yavuz zırhlısına nakledildi. Cenaze kortejinin geçtiği güzergahta, daha önce tarihte görülmemiş bir kalabalık vardı. Halk Eminönü’nde, Yeni Cami’nin kubbelerine tırmanmıştı. Atatürk’ün naaşı önce Zafer torpidobotuna, oradan Yavuz zırhlısına taşınmış; İzmit’ten sonra trenle Ankara’ya götürülerek Etnografya Müzesi’ndeki geçici istirahatgahına yerleştirilmişti.

    R. SERTAÇ KAYSERİLİOĞLU KOLEKSİYONU

  • Majesteleri Türkiye’de!

    Majesteleri Türkiye’de!

    Bundan tam 49 yıl önce, Kraliçe Elizabeth, Prens Philip ve Prenses Anne ile birlikte Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın davetlisi olarak Ankara’ya gelmişti. Ankara’da Anıtkabir ve Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni ziyaret eden Kraliçe’nin ikinci durağı İzmir oldu; Bornova Pınarbaşı’nda bulunan BMC’nin üretim bantlarından çıkacak ilk Morris minibüsü tecrübe edecekti. Majesteleri, seri üretimi başlatacak kurdeleyi kesip, kısa bir teşekkür konuşması yaptıktan sonra ilk Morris’in yolcu koltuğuna yerleşti ve fabrika bahçesinde kısa bir tur attı. Kraliçe Elizabeth, İzmir’de büyük bir ilgiyle karşılanmıştı. Hatta kendisini kalabalıktan korumak için el ele tutuşarak etrafında çember oluşturan polislere de “Bu bir halk dansı mı?” diye sorarak herkesi güldürmüştü. Bugün 94 yaşında olan Kraliçe’ye uzun ömürler diliyoruz.

    kraliçe
  • Köpe ailesinin anılarıyla savaş ve mütareke yılları

    Köpe ailesinin anılarıyla savaş ve mütareke yılları

    Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme sürecine ve tarih sahnesinden çekilmesine tanıklık eden Köpe ailesinin anılarına dayanan “İmparatorluklar Arasında, Sınırlar Ötesinde” sergisi, 15 Eylül’de SALT Beyoğlu’nda açıldı. Aile albümünden yola çıkılarak hazırlanan sergi, 1890’lardan 1920’lere, 2. Meşrutiyet, 1. Dünya Savaşı ve Mütareke dönemlerini kapsayan bir süreci detaylı arşiv kayıtlarına dayanarak sunuyor.

    Köpe ailesinin öyküsü, Transilvanya’nın Braşov şehri yakınlarında doğup büyüyen Andras Köpe ile Breton bir ailenin kızı Léocadie Tallibart’ın Tanzimat İstanbul’unda kesişen yollarıyla başlıyor. Andras, Avusturya İmparatorluğu’nun baskılarından kaçarak, Léocadie ise mücevherci kardeşi Louis ile mimar kardeşi Pierre’in eşlikçisi olarak İstanbul’a gelmiş. 1842’de evlenen çiftin ikinci çocuğu olan ve mektupları sergide yer alan Charles ise, Cenova kökenli Trabzonlu bir Levanten aileye mensup Rose-Marie Marcopoli ile 1882’de hayatını birleştirmiş. Charles ve Rose-Marie’nin Charlotte, Ida, Taïb, Ferdinand, Antoine ve Eugène adında altı çocukları olmuş. Fransızca eğitim alan kardeşler, hiçbir zaman Avusturya-Macaristan vatandaşlığından vazgeçip Osmanlı tabiiyetine geçmemişler.

    Taïb Köpe, 1914’te savaşın başlamasından kısa bir süre sonra müttefik Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun üniformasını giymiş. İki yıl sonra İstanbul’da Avusturya-Macaristan ordusuna katılan Antoine ise, Saint Michel Fransız Lisesi’nde okurken 1. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle orduda çevirmenlik yapmaya başlamış. Daha sonra gittiği Filistin cephesinde yaşanan Gazze bozgununun ardından Şam’a, oradan da tekrar işgal altındaki İstanbul’a dönmüş. İstiklal Savaşı, Osmanlı’nın çöküşü ve Mustafa Kemal’in genç Türkiye Cumhuriyeti’ni kurması gibi birçok tarihi olaya tanıklık etmiş.

    Köpe ailesi
    Macar Hastanesi açılış töreni Çapa’daki Macar Askerî Hastanesi’nin Amiral Souchon, Enver Paşa ve Avusturya- Macaristan Büyükelçisi’nin eşi Markiz Palavici’nin katılımıyla gerçekleştirilen açılış töreni, İstanbul, 10 Nisan 1916.

    1945’te bir silah arkadaşının cenaze merasiminde anılarını kaleme alma fikri gelmiş aklına. Selanik’ten başlattığı bu 10 ciltlik hatırat, 1959’da tamamlanmış. Bu anılarına sadece savaş sürecinde yaşadıklarını değil, ebeveynleri ve kardeşlerinin hayatları ile ilgili detayları, kendi özel yaşamına ait hoş anekdot ve aile fotoğraflarını da koymuş. Çizdiği birbirinden etkili yüzlerce karikatür, gerçekleştirdiği ses ve görüntü kayıtlarıyla, en önemlisi de erkek kardeşi Taib Köpe ile çektikleri fotoğraflarla muazzam bir arşive imza atmış.

    18. yüzyılın ortalarından beri İstanbul’da yaşayan Köpe ailesi fertleri, 20. yüzyılın ikinci yarısında kişisel nedenlerden dolayı ABD’ye göç etmişler. Yanlarında götürdükleri aile arşivi de Teksaslı işadamı, torun Tony Childress sayesinde gün ışığına çıkmış.

    Nefin Dinç, Erol Ülker, Lorans Tanatar Baruh ile Gábor Fodor’un hazırladığı sergi, 27 Aralık’a kadar SALT Beyoğlu’nda ziyaret edilebilir.

  • Twitter’ın müdahalesi, Türkiye’nin tepkisi…

    Twitter’ın müdahalesi, Türkiye’nin tepkisi…

    Geçen aylarda Twitter’ın Rusya ve Çin’in yanısıra Türkiye kaynaklı 7.340 hesabı da “trol faaliyetleri” kapsamında askıya alması, sosyal medyadaki “algı yönetimi” tartışmalarını alevlendirmişti. Türkiye uygulamayı protesto etti ve Twitter’ı “kara propoganda” yapmakla suçladı.

    Dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından Twitter 12 Haziran 2020’de Türkiye’den 7 bin 340 hesabı manipülasyonu engelleme politikalarını ihlal ettikleri gerekçesiyle kapattığını açıkladı. Twitter, bu hesapların AK Parti’nin gençlik faaliyetleri ile bağlantılı olduğunun tespit edildiğini bildirdi.

    Twitter’ın açıklamasında, “Esas olarak Türkiye içerisindeki kullanıcıları hedef alan, koordineli bir şekilde sahte faaliyetlerde bulunan kullanıcıların oluşturduğu ağın” 2020 başlarında tespit edildiği ifade edildi. Açıklamada, “Bu ağın teknik göstergeleri ve hesapların davranışlarına dayanarak yaptığımız analizlerde, sahte ve ele geçirilmiş hesapların, AK Parti yanlısı siyasi söylemlerin yayılması için kullanıldığı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güçlü destek verdiği görülmüştür. Bugün 7 bin 340 hesabı arşivlerde ifşa ediyoruz” denildi.

    Twitter’ın müdahalesi, Türkiye’nin tepkisi...
    Twitter’ın 12 Haziran 2020’de yaptığı açıklamaya göre dünya genelinde 32.242 hesap engellenmişti.

    Twitter, sözkonusu hesapların belirlenmesiyle ilgili araştırmanın Avustralya Strateji Politikaları Enstitüsü (ASPI) ve Stanford İnternet Gözlemevi (SIO) ile birlikte yapıldığını aktardı. Twitter’ın açıklamasında, yapılan teknik incelemenin söz konusu ağın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gençlik örgütlenmesiyle bağlantılı olduğuna ve çok sayıda ele geçirilmiş hesabı içeren merkezi bir şebekeye işaret ettiği ifade edildi.

    Açıklamada, “Bugün ifşa ettiğimiz ağ içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetini eleştiren hesaplar da var. Bu ele geçirilen hesaplar, düzenli olarak yukarıda belirtilen devlet aktörleri tarafından hack’lenme ve ele geçirme çabalarının hedefi olmuştur. Bu geniş ağın aynı zamanda kripto para birimleriyle ilişkili spam gibi ticari aktiviteler için de kullanıldığı görülmüştür” denildi.

    Twitter’ın müdahalesi, Türkiye’nin tepkisi...
    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun Twitter’ın kararını tarihî bir skandal olarak değerlendirmişti.

    Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise yaptığı açıklamada iddiaların gerçekdışı olduğunu söyledi ve Twitter’ı ideolojik kara propaganda yapmakla suçlayarak şunları söyledi: “Twitter’ın yaptığı açıklamada kapatılan hesapların Sayın Cumhurbaşkanımıza destek amacıyla açılan ‘sahte’ hesaplar olduğu ve bu hesapların tek bir merkezden yönetildiği iddiası gerçek dışıdır.

    Hesapların kapatılması kararına dayanak olarak öne sürülen birtakım dökümanların da bilimsellikten uzak, taraflı ve siyasi saiklerle oluşturulduğu açıkça görülmektedir. Merkezi ABD’de bulunan bir şirketin almış olduğu kararı, ideolojik yaklaşımlarını bilimsel veri olarak pazarlamaya kalkışan birtakım eşhas tarafından hazırlanmış raporla meşrulaştırma çabası tarihî bir skandaldır.

    Tek bir teknik kanıt sunulmaksızın, tamamen varsayımlardan harekele, ilgili-ilgisiz birçok sosyal medya hesabını aynı potada eritme amacı taşıdığı açık olan bu adımın atılması, yine somut dayanaktan yoksun şekilde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ve bir siyasi hareketin zan altında bırakılması kabul edilemez.

    Twitter’ın müdahalesi, Türkiye’nin tepkisi...
    ‘Yeşil Küre’ kampanyası: Haziran ayında sosyal medyada başlatılan 40 günlük “yeşil küre” kampanyası, özellikle iktidar partisini destekleyen hesaplar tarafından “küfürü, hakaret ve dezenformasyonu görünür kılmak” için kullanıldı.

    Şeffaflık ve ifade hürriyet kılıfına saklanmış bu ceberut yaklaşım bir kez daha göstermiştir ki; Twitter bir ticari sosyal medya kuruluşu olmanın ötesinde belirli bir siyasi ve ideolojik yaklaşımı benimseyen, bu yaklaşımına uymadığını düşündüğü tüm kullanıcılara ve aktörlere çamur atmaktan çekinmeyen bir ideolojik kara propaganda makinasına dönüşmüştür.

    Çok yakın geçmişte özellikle ABD’de şahit olduğumuz tartışmalara da düşünüldüğünde, Twitter’ın siyaseten Türkiye Cumhuriyeti’ni konumlama arzusu, kuruluşun PKK ve FETÖ gibi Türkiye’ye düşman yapıların kara propaganda faaliyetlerine kol kanat germe isteği ve Türk siyasetini dizayn etme hevesi net bir şekilde görülmektedir. Geçmişte bu tür yollara tevessül etmiş birçok yapının nihayetinde nasıl bir akıbetle başbaşa kaldığını bu şirkete hatırlatmak isteriz.

    Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hiçbir surette sahteciliğe, manipülasyona ve dezenformasyona geçit vermeyecek, ülkemizde ve tüm dünyada her zaman hakikati, hür düşünceyi ve dijital farkındalığı güçlendirmek için çalışmaya devam edecektir”.

    Trolleme Yöntemleri

    Gündem yok, itibar yalan…

    Dezenformasyon: Olmayan bir haberi kasıtlı olarak gerçekmiş gibi yaymak ya da mevcut bir haberi manipüle etmek.

    Suni Gündem Oluşturma: Gündemde olmayan, hatta bazen tamamen fabrikasyon olayları/konuları aynı anda çeşitli platformlar üzerinden yaygın olarak paylaşarak gündeme taşımak.

    “Toplumsal Deney”: Özellikle siyasi doğruculuk yüzünden maskelendiğini düşündükleri konularda insanların gerçek hislerini ortaya çıkarmak ve tepkilerini ölçmek için kışkırtıcı bir argüman ortaya atmak.

    “İtibar Suikastı”: Özellikle siyasette ya da popüler kültürde ön planda olan kişilerin itibarına veya güvenilirliğine zarar vermek için haksız suçlamalar, dayanaksız iddialar ve manipülasyon yoluyla sürekli çaba göstermek.