Yazar: #tarih

  • Türk tiyatrosunun beşinci kavuklusu

    Türk tiyatrosunun beşinci kavuklusu

    Milyonların yüzünü güldürmüş, yüreğinde yer etmişti. Dostları onu “kalbine herkesin sevgisini sığdıran insan” diye anlatıyordu; ama Dümbüllü’nün kavuğunu Ferhan Şensoy’dan aldıktan sonra tiyatro yapmasına izin vermeyen de yine o kalpti… 

    Milyonların yüzünü güldürmüş, yüreğinde yer etmişti. Dostları onu “kalbine herkesin sevgisini sığdıran insan” diye anlatıyordu; ama Dümbüllü’nün kavuğunu Ferhan Şensoy’dan aldıktan sonra tiyatro yapmasına izin vermeyen de yine o kalpti… 

    Türk tiyatrosunun 5. kavuklusu, “Seksenler” dizisinin Fehmi babası, “GORA”nın Bob Marley Faruk’u Rasim Öztekin, 8 Mart’ta kalp krizi nedeniyle tedavi gördüğü hastanede 62 yaşında hayata veda etti. Milyonların yüzünü güldürmüş, kalbinde yer etmişti. Onu yakından tanıyanların yazdıklarını okumak, sahnede ve beyazperdede bıraktığı izlerin özel hayatında da misliyle yansımasını bulduğunu gösteriyor. Fatih Altaylı, Galatasaray Lisesi’nden sınıf arkadaşı olan Öztekin’i “Daha iyi kalpli, daha pozitif, daha sevecen, daha dost canlısı biri olunamaz. Dahası olunamayacak bir yerdeydi” diye anıyordu. “İyi insanların da başarılı olabileceklerinin, insanların kimsenin üzerine basmadan yükselebileceklerinin ve zirveye ulaşabileceklerinin kanıtı idi”. Uğur Vardan ise “O kalbine, o kadar çok insanın sevgisi sığıyordu ki… Çok sevilen bir sanatçıydı. Son derece temiz kalbiyle sanat dünyasının farklı bir neşesi, kimliği, abidesiydi” diyordu onun için. 

    14 Ocak 1959’da İstanbul’da dünyaya gelen Öztekin, Galatasaray Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Sahneye ilk adımını 1977’de Kadıköy Halk Eğitim, İstanbul Akademik Sanatçılar Topluluğu ve Nöbetçi Tiyatro gibi daha küçük tiyatrolarda attı. 1980’in Kasım ayında Ferhan Şensoy’un Ortaoyuncular Topluluğu’nda profesyonel tiyatro sanatçılığına başladı. 1980-1992 arasında “Şahları da Vururlar”, “Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı”, “İçinden Tramvay Geçen Şarkı”, “İstanbul’u Satıyorum” başta olmak üzere Ortaoyuncular Tiyatrosu’nun tüm oyunlarında rol aldı. Tiyatronun yanısıra sinema ve dizilerde de rol alan Rasim Öztekin, TRT’ye metin yazarlığı ve 1998-2002 arasında Akşam gazetesinde ve 2004’te Star gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2009’un Ocak ayında “Boş gezen ve Kalfası” adlı oyun sırasında kalbinden rahatsızlandı. İsmail Dümbüllü’den Münir Özkul’a, Ferhan Şensoy’dan da 2016’da Öztekin’e geçen Türk Tiyatrosu’nda güldürünün ustalık mertebesini simgeleyen “kavuğu”, sağlık sorunları nedeniyle 21 Eylül 2020’de oyuncu Şevket Çoruh’a teslim etmiş; kavuğu teslim etmeden önce de şöyle demişti: 

    “Kavuk’u aldığım yaz, kalp yetersizliğinin yanına ciddi ritim problemleri de eklenince doktorum canlı performansı yasakladı. Kalbim, kavuklu olarak tiyatro yapmama izin vermedi. Bir bakıma çok sevdiğim tiyatrodan malulen emekli oldum. Sinema ve dizi projelerinde yer alarak sanatın içinde bir şekilde var olarak moral buldum. Durum böyle iken, kavuğu çok bekletmeden bir tiyatrocu kardeşime devretmeye karar verdim”. 

  • Işık, kamera, motor! Ve bir perde kapanır…

    Türkiye’nin ilk “işçi filmi” olarak gösterilen “Karanlıkta Uyananlar”ın, toplumsal gerçekçilik akımının en önemli örneklerinden “Otobüs Yolcuları” ve “Kızgın Delikanlı”nın yönetmeni Ertem Göreç, 90 yaşında hayata veda etti. Türk sineması 60’lı yılların hafızasını yeni nesillere aktaran belleklerini de bir bir yitiriyor.

    Ertem Göreç, 12 Mart’ta 90 yaşında öldüğünde uzun süredir film yapmıyor; ama sıklıkla Türk sinemasının 60’lı yıllarına dair anılarını paylaşıyordu. 

    Mayıs 1965’te gösterime giren bir film, Türkiye’de beyazperdenin görmediği bir ilki gerçekleştirmişti. Senaryosunu Vedat Türkali’nin, yapımcılığını Lütfi Akad’ın üstlendiği “Karanlıkta Uyananlar” bir boya fabrikasındaki işçilerin greve uzanan mücadeleleri üzerineydi. Türkiye’nin ilk işçi filminin yönetmenlik koltuğunda ise Ertem Göreç vardı. 

    1931 doğumlu yönetmenin ilk gözağrısı değildi sinema aslında. Kabataş Lisesi’nde okuduğu yıllarda Galatasaray’da ve millî takımda basketbol oynuyordu. Ta ki bir gün yolda Orhan Atadeniz’le karşılaşana kadar. O tesadüf yalnız onun hayatını değil, sinema tarihimizi de değiştirdi. Bir gün Nişantaşı’ndaki platoda dönemin en iyi montajcılarından Atadeniz’i ziyarete gitmiş ve bütün köprüleri atıp montajcı olmaya karar vermiş Göreç. Liseyi bırakmış; basketbolu azaltmış; kız arkadaşlarıyla görüşmeye bile ara vermişti. 1959’da ilk filmi “Kanlı Sevda”yı çekmeden önce Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Orhan Arıburnu gibi ustaların yanında 10 sene asistanlık yapmıştı. Bir köy filmi olan “Kanlı Sevda”nın çekim sürecini şöyle anlatıyor: “Ben daha önce iki tane köy gördüm. Biri Arnavutköy, öbürü Kadıköy… Alanya’da kamerayı koyacak yer bile bulamadım. Çektim filmi ama çok kötü oldu. Sonra kendimi cezalandırdım, bir sene daha asistanlık yaptım”. Bu 1 senenin ardından 1961’de, senaryosunu Vedat Türkali’nin yazdığı “Otobüs Yolcuları” geldi. Sansür döneminin biraz rahatladığı ortamda yeşeren toplumsal gerçekçilik akımına dahil olan filmde bir kooperatif hikâyesi anlatmıştı. Yoksul mahallelerdeki evleri yok pahasına alıp, site yapmak isteyen bir müteahhit, onun arkeoloji öğrencisi kızı ve bir otobüs şoförü üçgeninde ilerleyen hikâye, Türkan Şoray’ın da çıkış filmlerindendi… 

    Yönetmenin en ünlü filmi “Karanlıkta Uyananlar” (1965) 2. Antalya Festivali’nde “En İyi Üçüncü Film”, “En İyi Senaryo” ve “En İyi Özgün Müzik” ödüllerini kazanmış; ama film ekibi, jürinin Adalet Partili belediye başkanının yakınlarınca oluşturulduğu gerekçesiyle ödülleri iade etmişti. Bu sırada filme, karşı cepheden tepkiler de artmış; sinema salonlarının basılmak istendiği haberleri çıkmaya başlamıştı. Sonrası bitmeyen sansür hikayeleri… 

    Göreç, farklı türlerde 100’e yakın film yönetti. Seks filmleri furyasıyla “artık ben bu işi yapamam” deyip Almanya’ya gitti. 12 Mart’ta 90 yaşında öldüğünde uzun süredir film yapmıyordu. 

  • Yaşadığı sürgün hayatında yazıyı yurt edinmişti

    “Ben 1935 yılında Vefa’da doğdum. Ünlü bozacının önünden, 20 metre kadar Şehzadebaşı yönüne doğru yürürseniz, bir çıkmaz sokak vardır, orada, şimdi yıkılmış olan bir tahta evde. 1940 yılına kadar İstanbul’da kaldım. 4 yaşla 14 yaş arasında ailemle Batı Anadolu’nun ilçelerinde dolaştım. 14 yaşında İstanbul’a, liseye yatılı öğrenci olarak döndüm.” diye başlıyor önce hayata sonra edebiyata heves ettiği yılları anlatmaya Demir Özlü. Kabataş Lisesi’ndeki edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil ona yeni bir dünyanın kapısını açıyor. Yıllar sonra eski hocası onun için “Hikâyelerinin yapısını varoluşçu ve gerçeküstücü öğelerle oluşturdu, entelektüel ve esrarlı havasıyla yalın gerçekçilerin karşıtı bir yazar oldu” diyecektir. İlk öykü kitabı Bunaltı (1958), 1950 kuşağının etkilendiği varoluşçu felsefeyi ve Sartre ile açık etkileşimini yansıtıyor. İstanbul Hukuk’un ardından önce gönüllü, ardından zorunlu sürgün yılları da başlıyor. İstanbul Üniversitesi’ndeki asistanlık pozisyonundan sakıncalı bulunarak çıkarılan Özlü, 1979’da İsveçli eşi ve oğluyla birlikte Stockholm’e uçuyor. Ne var ki bu gönüllü sürgün yılları ona pek iyi gelmiyor. Gönüllü sürgün de çok geçmeden resmî sürgüne dönüşüyor zaten. 1983’te, yazıları sebebiyle hakkında dava açılıyor; ardından vatandaşlıktan çıkarılıyor. Bu yıllardan bahsetmekten “Bana yapılan şeyleri anlatmayı küçüklük sayarım” diyerek kaçınsa da Bunaltı ile başladığı yolculuğunu 30 kitaba, onlarca ödüle, yüzlerce dergi-gazete yazısına ve binlerce okura dönüştüren Özlü, sürgün hayatının zorluklarına karşı yazıyı yurt edindiği bir hayat yaşıyor. 

  • İnsan ruhunu halka açtı, yargılamadı; anlamaya çalıştı

    “Silifke Mukaddem Mahallesi, Becirli Sokak No 1’de doğdum. 11 çocuklu bir ailenin 11 numaralı çocuğuyum” diye başlıyordu kendi hikayesini anlatmaya Doğan Cüceloğlu. Annesini erken yaşta kaybetmiş, onun yokluğunda kimsesizlik hissini kendini başkalarını memnun etmeye adayarak doldurmaya çalışmıştı. Belki onu insan ruhunun anahtarının peşinden psikoloji okumaya, İstanbul Üniversitesi’nin ardından ABD’de doktora yapmaya yönelten de buydu. Akademik bilgiyi, herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı başarabilmesi, Cüceloğlu’nu nesiller boyunca ebeveynlikten iletişime insan davranışını anlamak isteyen binlerce kişinin başucuna yerleştirdi. “Ben sadece neden diye bakıyorum, anlamaya çabalıyorum, arkasında ne var diye görmeye çabalıyorum” diyordu. 83 yaşında hayatını kaybeden Doğan Cüceloğlu yargılamayan, ötekileştirmeyen tavrıyla hayatına dokunduğu, yaşam hediyesini idrak etmesine yardımcı olduğu insanlarla hatırlanacak.

  • Uzaya adını yazdıran ‘bayan’ feza emekçileri

    Uzaya adını yazdıran ‘bayan’ feza emekçileri

    Millî Uzay Programı’mızın hedefleri arasında “Bayanlardan bile uzaya gitmek için aday çıkabileceği” konuşuladursun, aday olmakla kalmayan, uzaya giden, uzay mekiği komuta eden, hatta uzayda maraton koşan kadınların listesi uzayıp gidiyor… 1963’te uzaya çıkan ilk kadın Valentina Tereşkova’nın portresi üzerinden Soğuk Savaş’ın uzay cephesi… 

     Türkiye Uzay Ajansı’nın 9 Şubat’ta açıkladığı Millî Uzay Programı tanıtımında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 yıllık hedeflerin içinde tarihimizde ilk kez bir Türk vatandaşını uzaya göndermek olduğunu söyledi. Erdoğan “Hatta belki bayanlardan bile ‘ben adayım’ diyenler vardır” diyerek bu kişinin bir kadın olabileceğinin sinyallerini de verdi. 

    Aslında daha önce “bayanlardan bile” uzaya gitmeye aday olan; aday olmakla kalmayıp roketine atlayıp gerçekten uzaya giden; uzayda yürüyen; uzay mekiği görevini komuta eden; hatta uzayda maraton koşan kadınlar olmuştu. Sally Ride, Peggy Whitson, Svetlana Savitskaya, Kathryn D. Sullivan, Helen Sharman, Mae Jemison, Chiaki Mukai, Eileen Collins, Anousheh Ansari, Yi So-yeon, Sunita Williams, Peggy Whitson gibi isimlerin olduğu liste uzayıp gidiyor… Ama Soğuk Savaş’ın uzay cephesinde 16 Haziran 1963’te Sovyetler Birliği’ni temsilen uzaya çıkan ilk kadın olan Valentina Tereşkova’nın yeri ayrı. #tarih’in Haziran 2018 tarihli 49. sayısında Ayşen Gür’ün kaleme aldığı portresinden alıntılarla Tereşkova’nın hikayesi şöyle: 

    Tereşkova uzay yolunda  Uzaya çıkan ilk kadın Valentina Tereşkova uzay yolculuğu öncesinde erkek kozmonotlarla aynı yerde, aynı şekilde eğitim görmüştü. 

    “Sovyetler Birliği’nin 4 Ekim 1957’de Sputnik 1 adlı ilk uyduyu uzaya fırlatmasıyla, özellikle iki süper güç, ABD ve Sovyetler Birliği arasında fitili ateşlenen uzay rekabeti, 12 Nisan 1961’de kozmonot Yuri Gagarin’in uzaya çıkan ilk insan olmasıyla iyice kızışmıştı. Dünya önderliğine oynayan iki güç, belki uzay programlarının gerisinde yatan teknolojik ve bilimsel ilerlemeleri ‘sıradan insanlar’ın anlamasını bekleyemezdi. Ama herhangi bir alanda ‘ilk’ olmak basit, yalın ve herkesi etkileyecek bir gerçekti. Sovyet kozmonotlarının komutanı havacı general Nikolay Kamanin, bu yüzden 1961’de propaganda savaşının bir bileşeni olacak yeni ‘ilk’i buldu. Uzaya çıkacak ilk kadın bir Rus olmalıydı. 

    İlk kadın kozmonot adayları, erkek kozmonotlarla aynı yerde, aynı şekilde eğitim gördüler. Onlar için başlıca ölçüt pilot veya asker değil, paraşütçü olmaktı; çünkü otomasyona ağırlık veren Sovyet uzay araçlarında asıl kritik beceri paraşütle atlayarak yeryüzüne dönmekti. Adaylar arasında iki Valentina öne çıkıyordu: Valentina Tereşkova ve Valentina Ponomaryova. 

    İlk adımı attı,  kadınlara yol açtı  Tereşkova, 16 Haziran 1963’te kendisini uzaya taşıyacak Vostok 6 kapsülünün önünde. 

    Tereşkova, bir işçi ailesinden geliyordu; babası Sovyet-Fin savaşında ölmüştü; eğitimini sürdürürken bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmıştı. Başarılı bir sporcu, amatör bir paraşütçüydü. Fakat en önemlisi Komsomol üyesi inançlı bir komünistti. Ponomaryova ise daha eğitimli bir ailedendi; pilottu; uygulamalı matematik eğitimi almıştı. Sağlık ve hazırlık bakımından ilk aday olması gerekirken rakibi kadar inançlı bir komünist olmaması ‘ahlaken uygun olup olmadığına dair kuşku yaratmıştı’. Mülakatlar sırasında da ‘Hayattan ne bekliyorsunuz’sorusuna ‘Hayatın bana vereceği her şeyi almak istiyorum’ diye cevap vermişti. Oysa Tereşkova’nın yanıtı ‘Komsomol ve Komünist Parti’yi tavizsiz desteklemek’ti. 

    Tereşkova’nın açtığı yoldan ilerleyenlerden NASA astronotu Peggy Whitson, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Expedition 16’yı komuta eden ilk kadın oldu.
    Sally Ride ise ilk ABD’li kadın astronottu. 

    Böylece 16 Haziran 1963’te Vostok 6 uzay aracına binerek uzaya çıkan ilk kadın Tereşkova oldu. Kod adı ‘Martı’ydı (Çayka). Uzayda 2 gün 22 saat 50 dakika kaldıktan ve Dünya’nın etrafında 48 tur attıktan sonra 19 Haziran’da yeniden yeryüzüne indi. Genç kadın birkaç gün sonra Kızıl Meydan’da Kruşçev’in yanında gülümserken, SSCB lideri onun için ‘Burjuvazi her zaman kadınların zayıf cins olduğunu iddia eder. Şimdi, burada, burjuvazinin gözünde zayıf olması gereken tipik bir Sovyet kadını görüyorsunuz’ diyecekti. 

  • Birinciliklerle, ödüllerle dolu, tıbba adanmış bir hayat

    Birinciliklerle, ödüllerle dolu, tıbba adanmış bir hayat

    İstanbul 1956 doğumluydu. Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi’ni 1975 yılında birincilikle bitirdi, aynı yıl Fizik dalında TÜBİTAK Marmara Bölgesi birincisiydi. 

    İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni ÖSYM sınavında ilk 50 arasında kazandığı 1975 yılında aynı zamanda Fransız Yüksek Öğretim Devlet bursunu, TÜBİTAK bursunu ve Türkiye İş Bankası ödülünü de kazanmıştı. İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni Mart 1981’de bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Nöroşirürji Anabilim Dalında aynı sene başladığı nöroşirürji ihtisasına 1982’den itibaren Fransa’da Nancy Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam etti, bu klinikte 7 yıl kaldı, 5 yıl asistan, 2 yıl da uzman olarak çalıştı. 1990’dan itibaren Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroşirürji Kliniği’nde uzman doktorluk, şef yardımcılığı ve başhekim yardımcılığı yaptı. Irak-Kuveyt savaşı sırasında, Sağlık Bakanlığı’nın geçici görevlendirmesiyle, Şubat-Mart 1991 tarihlerinde Hakkâri Devlet Hastanesi’nde çalıştı. 2007’de doçent, 2014’te profesör oldu.

    2013’ten bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji Anabilim Dalı öğretim üyesiydi. Ulusal ve uluslararası 256 bilimsel çalışmasının yanı sıra çok iyi düzeyde Fransızca ve İngilizce bilmekteydi. Evli ve iki kız babasıydı. Prof. Dr. Kaya Kılıç, 14 Şubat’ta Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. 

  • Hapishane de depremde yıkıldı, mahpus kaçmadı, hayat kurtardı

    Erzincan, 27 Aralık 1939’da 7.2 şiddetinde bir depremle Türkiye tarihinin en ağır yıkım­larından birine sahne oldu. 33 bine yakın insanımız öldü, 100 binden fazla ev yıkıldı. Ağır kış koşullarında ısınmak için kullanılan sobaların devrilmesiyle yangınlar çıktı. Karlar altındaki şehrin dış dünyayla bağlantısı kesildi. Gelen yardımların iletilememesi şehirde tam bir can pazarının yaşanmasına neden oldu. Sadece tek duvarı ayakta kalan cezaevi binasındaki mahkumlarsa, bu ortamda kaçmak yerine kurtarma çalışmalarına omuz verdiler. 1000’den fazla insanı kurtardılar; onları kendi barakalarında misafir ettiler; paltolarını depremzedelerle paylaştılar. Daha sonra özel bir af kanunuyla 241 mahku­mun cezaları affedildi. Depremin ardından, o dönem Life dergisinde fotomuhabir olarak çalışan ve ABD’nin ilk kadın savaş fotoğrafçısı olan Margaret Bourke-White da bölgeye gitmiş; bu fedakar mahkumları görüntülemişti.

  • Kadınlar hakları için meydanlarda, isyanda!

    Kadınlar hakları için meydanlarda, isyanda!

    Geçtiğimiz ay Türkiye kendi “#metoo” hareketiyle sarsıldı. Özellikle edebiyat ve basın dünyasındaki cinsiyetçilik, yeni bir haber sayılmasa da kadınlar ilk defa yaşadıklarını bu denli geniş kitlelere ulaştırdılar. Bu isyanın tarihiyse çok daha eskiye dayanıyor. Osmanlı döneminden cumhuriyetin ilk yıllarına uzanan kadın hareketi, özellikle seçme ve seçilme hakkı talebi nedeniyle basın tarafından karikatürler ve alaycı köşe yazılarıyla sıklıkla küçümsenmiş; kadınların Meclis’e girdiklerinde gündeme moda ve makyaj gibi konulardan başka katkıları olmayacağı söylenmişti. Kadın hakları mücadelesinin sembol isimlerinden Nezihe Muhiddin, 1927’de yazdığı “Kadınlık yüksektir” açıklamasıyla bu karikatürlerden biri yüzünden Akşam gazetesini özür dilemeye de mecbur etmişti. Ne yazık ki nihayet gayesine ulaşıp kadınların seçme ve seçilme hakkını kazandığı günü gördüğünde bu saldırılar yüzünden hareketten uzaklaşmıştı. Yüksek ihtimalle 11 Nisan 1930’da Sultanahmet Meydanı’nda kadınların seçme ve seçilme hakkını kutladığı mitingde çekilen bu fotoğrafta onu bu yüzden göremiyoruz. 

    DEPOPHOTOS 

  • Olağandışı senenin olağanüstü sporcuları

    Olağandışı senenin olağanüstü sporcuları

    2020’de birçok ulusal ve uluslararası spor organizasyonu ertelenirken, bazıları da alışmadığımız tarihlerde demir aldı. Olimpiyat, Wimbledon ve Euro 2020 başka bahara kalanlardandı… Peki bu olağanüstü yılın spor tarihine geçen yıldızları kimler? Ali Murat Hamarat derledi.

    Filede Gelenek Sürüyor

    Pandeminin henüz hayatı eve hapsetmediği günlerde, 12 Ocak’ta, “Filenin Sultanları” sekiz yıl sonra yine Olimpiyat vizesi aldı. Bir önceki senenin Avrupa ikincisi olan Türkiye’nin bu başarıya imza attığı Almanya maçı, o günün en çok izlenen 7. programıydı; AB Grubu’nda ise 2. sıradaydı. Sadece büyükler mi? 17 Yaş Altı Millî Takımı da Avrupa ikincisi oldu. Kadın voleybolu tarih yazmaya devam ediyor. Darısı başka sporların başına!

    Otuz Yılın Ardından…

    1990’dan beri şampiyonluk bekleyen Liverpool muradına erdi. Liglere ara verildiğinde herkes acaba diyordu. Futbolun yeniden demir almasıyla 26 Haziran’da hasret bitti. Ligin bitimine 7 hafta kala şampiyon olan Klopp ve talebeleri bakalım bir zamanlar Manchester United’ın yaptığı gibi bir hanedan kurabilecek mi?

    Uçan Çocuk: Duplantis

    2020’ye damgasını vuran sporcuların başında şüphesiz Armand Duplantis geliyor. Sırıkla yüksek atlamanın efsanesi Sergey Bubka’dan bayrağı devralan 21 yaşındaki atlet, önce 8 Şubat’ta 6.17, ardından 15 Şubat’ta 6.18 metreyle dünya rekorlarını kırdı. Usain Bolt’un emekliye ayrılmasından sonra atletizmin aradığı kan bulunmuşa benziyor. Bakalım harika çocuk çıtayı nereye kadar çekecek?

    Altıncı Şampiyon: Başakşehir

    Türkiye, 21 Temmuz’da altıncı şampiyonla tanıştı; Başakşehir sonunda başardı. İktidara olan yakınlığıyla bilinen kulübün şampiyonluk kutlamalarında Bilal Erdoğan da vardı. Şampiyonlar Ligi’nde Manchester United’ı deviren Boz Baykuşlar’ın geleceği merak ediliyor. Bu kadar iyi yönetilmelerine rağmen, istenen taraftar sayısına bir türlü ulaşamıyorlar.

    Üstün Alman Teknolojisi

    Bundesliga’da şampiyon olması pek haber değeri taşımayan Bayern Münih, hem Almanya Kupası hem de Şampiyonlar Ligi’ni müzesine götürdü. Sezona teknik direktör Niko Kovac’la başlayan kulüp, kötü sonuçların ardından yardımcı antrenör Hans-Dieter Flick ile yola devam etti. Emanetçi denilen hocayla şaha kalkan Bavyeralılar, Şampiyonlar Ligi’nde oynadıkları tüm maçları kazanarak tarih yazdı.

    Toprağın Kralı

    Pandemi yüzünden ileri atılarak 27 Eylül’de başlayan Roland Garros nefesleri kesti. Favorisi olduğu Amerika Açık’ta sinirlerine hâkim olamayıp vurduğu bir topun hakeme gelmesi nedeniyle diskalifiye edilen Novak Djokovic, toprağın kralı Rafael Nadal’ı tahtından etmek istiyordu. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı. Rakibini sürklase eden İspanyol raket, 13. defa Fransa’da taçlanarak tarih yazmaya devam etti. Tarih, bir daha bir Grand Slam turnuvasını bu kadar kazanan birisini yazacak mı? İmkansız!

    İstanbul’da Tarih Yazmak

    9 yıl aradan sonra 15 Kasım’da İstanbul’un Formula 1 takvimine döndüğü 2020 sezonuna Lewis Hamilton damgasını vurdu. İngiliz pilot zorlu koşullarda Türkiye’de zafere ulaşırken, 7. dünya şampiyonluğunu da ilan etti. Sezon içinde tüm zamanların en çok yarış kazanan sürücüsü unvanını ele geçiren Hamilton, böylece Michael Schumacher’le de dünya şampiyonluklarını eşitledi. Seremonide teamül gereği şampiyonlara şampanya yerine gazoz vermemiz unutulmazdı.

    Parkeden Eylemlere…

    NBA bir fanusta devam ederken, yaşanan bir olay yıllarca konuşulacağa benziyor. Siyahlara yönelik polis şiddeti ve ırkçılığa karşı sesini yükselten basketbolcular, Jacob Blake’in vurulmasından sonra boykot yaptı. Orlando Magic maçına çıkmayan Milwaukee Bucks tarihe geçerken, daha sonra devam eden ligde, Los Angeles Lakers yıllar sonra mutlu sona ulaştı.

    Ritmik Cimnastikte İlk Altın

    Kadın Ritmik Cimnastik Grup Millî Takımı, 29 Kasım’da, Ukrayna’da düzenlenen Ritmik Cimnastik Avrupa Şampiyonası’nda “3 çember 2 labut” aletinde altın madalya kazandı. Avrupa şampiyonluğu Türkiye’nin şimdiye kadar finali bile göremediği ritmik cimnastikte bir ilk. Hedefleriyse Olimpiyat!

    Havuzdaki Türk Fırtınası

    Başarıya pek alışık olmadığımız yüzmede Emre Sakçı fırtınası yaşandı. 50 metre serbest, 50 ve 100 metre kurbağalama Türkiye rekortmeni dur durak bilmiyor; derecelerini sürekli geliştiriyor. 25.29’la kısa kulvarda 50 metre kurbağalamada tarihin en iyi ikinci derecesine imza atan 23 yaşındaki Fenerbahçe sporcusu, 11 Kasım’da da 100 metre kurbağalamada 55.74’le Avrupa rekorunun sahibi oldu.

    Acı Kayıplarımız…

    Diego Armando Maradona, kızıyla birlikte hayatını kaybeden Kobe Bryant, basketbolumuzun duayeni Yalçın Granit, Formula 1 efsanesi Stirling Moss, futbolunun efsaneleri Jack Charlton ve Ray Clemence… Sizleri unutmak ne mümkün!

  • Salgının gölgesinde Türkiye’nin bilançosu

    Salgının gölgesinde Türkiye’nin bilançosu

    Türkiye, tüm dünya gibi yılın büyük bir bölümünü pandemi gündemiyle geçirse de siyaset gündemine de yer ayırabildi. Kabul edilen-edilmeyen istifalar, yeni kurulan partiler, İstanbul Sözleşmesi tartışmaları, Ayasofya’nın yeniden cami olması ve Doğu Akdeniz’de yükselen gerilim 2020’nin kilit tartışmalarındandı.

    ELAZIĞ VE İZMİR’DE DEPREM, VAN’DA ÇIĞ

    2020’de tüm dünyada gerçekleşen depremler içinde en çok can kaybının yaşandığı iki deprem Türkiye’de gerçekleşti. 24 Ocak’ta Elazığ’da gerçekleşen 6.7 büyüklüğündeki depremde 41 vatandaşımız hayatını kaybetti. 30 Ekim’de İzmir’de gerçekleşen 6.6 büyüklüğündeki deprem ise 116 kişinin hayatını kaybetmesine neden olarak, 2020’nin en ölümcül depremi oldu. 4-5 Şubat 2020 tarihlerinde ise Van’da iki kez çığ düşmesi, 42 kişinin ölümüyle sonuçlandı. İlk çığın ardından olay yerine giden kurtarma ekibinin üzerine ikinci çığ düştü. İlk olayda 7, ikinci olayda 35 kişi hayatını kaybetti.

    Elazığ Depremi

    21 YENİ PARTİ KURULDU

    Aralık 2019’dan beri Türkiye’de 21 yeni parti kuruldu. AK Parti’den ayrılan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu “Gelecek”, eski Bakan Ali Babacan da “Deva” partileriyle yeniden siyaset sahnesine çıktı. Bir parti hamlesi de “Yenilik Partisi”yle 26 ve 27’nci dönem CHP Ardahan milletvekili Öztürk Yılmaz’dan geldi. CHP’nin son cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin başlattığı “1000 Günde Memleket Hareketi”nin de yeni bir partiye evrilebileceği konuşuluyor. Son olarak 21 Eylül’de iklim krizini odağına alan Yeşiller Partisi kuruldu.

    İDLİB SALDIRISI

    27 Şubat 2020’de Rusya destekli Suriye Silahlı Kuvvetleri, Suriye’nin İdlib kentinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı tabura bir hava saldırısı düzenledi. 34 Türk askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırı, Türkiye’nin Suriye İç Savaşı’ndaki en büyük kaybı oldu.

    SES GETİREN ÜÇ İSTİFA

    Türkiye gündemine damgasını vuran ilk istifa 12 Nisan’da Süleyman Soylu’dan gelmişti. Soylu, Twitter hesabı üzerinden duyurduğu istifasında “Gayretle ve titizlikle yürütülen bir süreçte, tamamen salgının önlenmesine yönelik hafta sonu sokağa çıkma yasağı kararının uygulanmasının sorumluluğu, her yönüyle şahsıma aittir” ifadelerine yer vermişti. 10 Nisan Cuma gecesi 21.00 süreçlerinde açıklanan hafta sonu sokağa çıkma yasağı, insanların son dakikada ihtiyaçlarını almak için sokağa dökülmesine neden olmuş, pandeminin yayılma riskini artırmıştı. Soylu’nun istifası 2 saat 23 dakika sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından reddedildi.

    Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 8 Kasım Pazar akşamı kişisel Instagram hesabından “sağlık sorunları sebebiyle görevinden istifa ettiğini” duyurdu. İstifa kararı açıklandıktan sonra basın organlarının haberi duyurmaması tepki çekti. İstifa haberinin ardından Türk Lirası iki yılın en hızlı yükselişini göstererek, ABD Doları karşısında değerini %5,3 artırdı.

    Albayrak’ın ardından 24 Kasım’da AK Parti’nin kurucu kadrosunda yer alan Bülent Arınç da YİK üyeliğinden istifasını Twitter üzerinden yayımladı. Katıldığı bir programda Selahattin Demirtaş’ın tahliye olabileceğini ve işinsanı Osman Kavala’nın tutuklu kalmasına hayret ettiğini söyleyerek gündeme gelen Arınç, bu ifadeleri YİK üyesi olarak değil, “TBMM Eski Başkanı” sıfatıyla yaptığını savundu.

    FATİH SULTAN MEHMET PORTRESİ İSTANBUL’A GERİ DÖNDÜ

    Fatih Sultan Mehmet’in bilinen üç yağlıboya tasvirinden bir tanesi olan ve Gentile Bellini’nin atölyesinden çıktığı düşünülen tablo, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satın alındı. 24 Haziran’da Londra’daki Christie’s müzayede evinde açıkartırmaya çıkarılan tablo, 770 bin sterlinlik fiyatına ek olarak ödenecek müzayede evi komisyonuyla birlikte İBB’ye 935 bin sterline (yaklaşık 8 milyon lira) maloldu.

    İstanbul’a gelen Fatih Sultan Mehmet tablosu

    İSTANBUL SÖZLEŞMESİ GÜNDEMDEN DÜŞMEDİ

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un 2 Temmuz’da katıldığı programda “Nasıl imzalanmışsa, usulü yerine getirilerek çıkılır” demesiyle tartışmaya açtığı İstanbul Sözleşmesi, yıl sonuna dek gündemde kalmayı sürdürdü. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 2011’de Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu ve kadına şiddetle mücadelenin uluslararası referans metni kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’nin “tartışmalı maddelerine çekince konulması” veya “tek taraflı feshi”nin hukuki ve toplumsal sonuçları üzerinde çalışılmasını istediği bildirildi. Sözleşmenin gündeme gelmesiyle birçok kadın platformu Türkiye’nin dörtbir yanında “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” sloganıyla protestolar düzenledi. İstanbul Sözleşmesi tartışmaları sürerken CHP Giresun Milletvekili Necati Tığlı’nın hazırladığı “Kadın Cinayetleri Raporu” 2020’nin ilk 9 ayında en az 369 kadının katledildiğini, bunun da son 17 yılda yüzde 344.5’lük bir artışa tekabül ettiğini iddia etti.

    “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” protestoları

    AYASOFYA YENİDEN CAMİ OLDU

    Danıştay 10. Dairesi, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği’nin açtığı dava üzerine Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesini öngören 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal edildi. Karara gerekçe olarak Ayasofya’nın Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı mülkiyetinde olması ve “vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanımının hukuken mümkün olmaması” gerekçe gösterildi. Cumhurbaşkanlığı kararıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilen, 916 yıl kilise, 481 yıl cami ve 80 yılı aşkın bir süredir de müze olarak kullanılan Ayasofya’da 24 Temmuz günü uzun bir aradan sonra ilk cuma namazı kılındı.

    Ayasofya’da uzun yıllar sonra ilk cuma namazı.

    DOĞU AKDENİZ’DE GERİLİM

    2000’lerin başında Akdeniz’in doğusunda önemli doğalgaz ve petrol yataklarının bulunduğunun ortaya çıkmasıyla başlayan pazarlıkların gerilimi bu yıl da sürdü. 2019’un başında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu kurmuştu. Türkiye ise önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile sonra da Libya Hükümeti ile deniz sınırı anlaşması yaptı.

    Bu sırada Libya’da devam eden içsavaşta Halife Hafter’in hükümeti ele geçirmesi halinde Türkiye ile yapılan anlaşmayı bozacağına kesin gözüyle bakıldığından Türkiye’nin savaşa dahli de arttı.

    Yunanistan, Halife Hafter ile Akdeniz’de Türkiye’ye karşı oluşturduğu cepheden de faydalanarak kendi karasularını 12 mile çıkarma amacını açıkladı. 11 Ağustos’ta Güney Kıbrıs Rum yönetimine iki savaş uçağı ve bir nakliye uçağı gönderen Fransa, Ağustos ayından itibaren Akdeniz’de askerî tatbikatlar düzenlemeye başladı. 11 Eylül’e kadar Doğu Akdeniz’de yeni NAVTEX ilan eden ve doğalgaz arama çalışmalarını sürdüren Türkiye, bölgeye yaklaşan altı Yunanistan savaş uçağını önleme yaparak bölgeden uzaklaştırdı. Dışişleri Bakanlığı, Fransa’ya “Türkiye’ye kırmızı çizgi çektiğini sananlar kararlı duruşumuzla karşılaşacak” tepkisini gösterirken, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarma çabasının “savaş sebebi” olacağı açıklandı.

    Türkiye, Doğu Akdeniz’de yeni NAVTEX ilan etti.

    KARADENİZ’DE DOĞALGAZ BULUNDU

    Cumhurbaşkanı Erdoğan 21 Temmuz’da günler öncesinden açıklanacağı söylenen müjdeyi verdi. Erdoğan, Türkiye tarihinin en büyük doğal gaz keşfinin Karadeniz’de gerçekleştirildiğini, Fatih sondaj gemisinin 320 milyar metreküp doğal gaz rezervi keşfettiğini ve 2023’te gazın kullanılmasının hedeflendiğini açıkladı. Uzmanlar, doğal gazın çıkarılması için 5 milyar dolara yakın yatırım yapılması gerektiğini, 2019 rakamlarına göre bu miktarın Türkiye’nin 7 yıllık tüketimini karşılayabileceğini ifade ediyor.

    DAĞLIK KARABAĞ’DA SAVAŞ

    Dağlık Karabağ bölgesinde Ermenistan ve Azerbaycan kuvvetleri arasında 27 Eylül’de başlayan savaş, 8 Kasım’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Dağlık Karabağ’ın Şuşa kentinin Azerbaycan kuvvetleri tarafından ele geçirildiğini duyurmasıyla son buldu. Aliyev ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin aracılığıyla barış anlaşması imzalamak için diplomatik masaya oturdu. Böylece, Azerbaycan 1990’larda kaybettiği toprakların büyük bir kısmının kontrolünü tekrar elde etmiş oldu. Anlaşmaya göre en az beş yıl bölgede kalacak olan Rusya barış gücünün görev süresi uzatılabilecek; Türkiye ise gözlemci konumunda bulunacak.

    SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINA CEZA

    1 Ekim’de yürürlüğe giren “Sosyal Medya Yasası” uyarınca Türkiye’de günlük erişimi bir milyondan fazla olan ve daha önce belirlendiği gibi 2 Kasım’a kadar Türkiye temsilcilerini bildirmeyen Facebook, Instagram, Twitter, YouTube, Periscope, TikTok gibi sosyal medya platformlarına 10’ar milyon lira para cezası kesildi. “Sosyal Medya Yasası”, kişilik hakları ve özel hayatın gizliliği ile ilgili ihlaller hakkındaki başvurulara 48 saat içinde cevap verilmesini şart koşuyor. Uzmanlar, yapılacak düzenlemeyle haberlerin yaygınlaşmadan engellenebileceğini, bunun da bağımsız gazetecilik ve alternatif medyayı tehdit ettiği görüşünde.

    HDP’NİN İL BELEDİYESİ KALMADI

    En son 2 Ekim’de Kars Belediyesi’ne kayyum atanmasıyla HDP’nin seçimlerde kazandığı bütün il belediyelerini kaybetti. HDP, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde kazandığı 65 belediyeden yalnızca beşini elinde tutuyor.

    KANAL MI İSTANBUL MU TARTIŞMASI

    AK Parti, 2011’den beri gündemde olan tartışmalı Kanal İstanbul projesini hayata geçirmek için Ocak ayında yeniden harekete geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “En büyük hayalim” dediği projeye karşı çıkanların başında gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, projeye neden karşı olduğunu anlatan 15 maddelik bir bildiri yayımlamış, “Ya Kanal ya İstanbul” yazılı afişler hazırlatarak İstanbul’un çeşitli ilçelerine astırmıştı. İmamoğlu’na afişleri İBB imzası ve “kamu kaynakları”nı kullanması nedeniyle “devlet projesine muhalefet” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Ya Kanal Ya İstanbul” afişiyle