Yazar: Suha Çalkıvik

  • Aç parantez, kapa parantez: Sadece hâli tarif eden işaret

    Batılı anlamda noktalama işaretleri Türkçede ilk defa Tanzimat döneminde kullanılmaya başlandı. İlk çeviriler ve uyarlamalarda, o dönemde “mu’tarıza” karşılığı olarak “parantez” görülür. Şinasi’den Ahmet Mithat Efendi’ye, oradan Oğuz Atay, İlhan Berk ve Ferhan Şensoy’a uzanan, hatta ayraç içine alınanlar ve durum açıklamaları…

    Türkçede parantezi (ayraç) en etkin kullanan yazar­ların başında gelen Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar romanın­da şöyle der: “Parantez içine ya­zılır albayım ‘hava kararmakta­dır’ diye. Aynı parantezin içinde Hikmet de soldan girer albayım. Parantezin içine italik yazılır albayım. ‘Uzatma Hikmet’ denir ona gerçek hayatta. Oyunda ise denmez. Oyunda, tiyatronun kurallarına uygun olan güzel sözler söylenir. Bütün tanımlar parantez içinde verilir. Kimse o sözleri söylemez sahnede”.

    Batılı anlamda noktalama işaretleri Türkçede ilk defa Tan­zimat döneminde kullanılmaya başlandı. Türk noktalama tari­hinde Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı tiyatro eseri önemli bir yer tutar. Bu eserin ilk sayfasında parantez, konuşma çizgisi ve nokta ile ilgili açıklamalar var­dır. Parantez için, “Mu’tarıza ( ) içinde bulunan kelâm yalnız hâli ta’rif içindir” diye yazar.

    Ahmet Mithat Efendi nokta, iki nokta, sıralı noktalar, soru, ünlem, ayraç, köşeli ayraç, konuşma çizgisi gibi işaretlere Felâtun Beyle Râkım Efendi adlı eserinde yer vermiştir. Direktör Âli Bey, Molière’den uyarladığı Ayyar Hamza oyununda soru, ünlem, parantez konuşma çizgisi ve sıralı noktalara da yer vermiştir. Bu dönemde nokta­lama işaretleri önceleri tiyatro eserlerinde, hikaye ve roman gibi türlerde, daha sonra da şiirde kullanılmaya başlanmış­tır. Batı’dan yapılan çevirilerde de bu işaretlere rastlanır. Yusuf Kâmil Paşa’nın Fransızcadan çevirdiği Terceme-i Telemak’ta nokta, ayraç ve tırnak işare­ti kullanılmıştır. Şemsettin Sami, Usûl-i Tenkît ve Tertip adlı eserinde, ( ) mu’tarıza karşılığı olarak “parantez” yazar ve kulla­nım yeri olarak iki madde sayar. Mu’tarıza işareti ile aynı görevi gören tefrikiye (köşeli parantez) işaretinden de söz eder. Hakkı Baha da benzer bir yol izleyerek “Batı dillerinde mevcut olup bizim dilimizde de kabul edilen” diye tanımladığı işaretleri eserde Fransızcaları ile birlikte sıralar ve “parenthèse” terimini kullanır.

    Parantez, düşünce çizgisi ve kare göstergelerini şiirlerinde kullanan Behçet Necatigil’in, özellikle “Sevgilerde” şiirinde parantez açarak okura ek bil­giler vermesi, okurun -kendin­ce- yanlış anlamasına olanak tanımaması dikkati çekicidir:

    “Sevgileri yarınlara bıraktınız / Çekingen, tutuk, saygılı. / Bü­tün yakınlarınız / Sizi yanlış ta­nıdı. / Bitmeyen işler yüzünden / (Siz böyle olsun istemezdiniz)”

    İkinci Yeni şairlerinden İlhan Berk, “Us Çarşafı” şiirinde eski ile yeni arasında bir geçiş aracı olarak parantezi kullanmıştır:

    “(Şimdi kim bilir deniz kenarlarına çıkıyorsunuzdur) / (Yorganlarım tütün kokuyordu) / … ve adamlar oralarını alır donanmaya katılırlardı. Çıkardı sonra Padişah (Birden bakıyorum ellerin değişik.) Padişah bağdaş kurar oturur. Senin ayakların giderdi gecede”.

    Parantez ustası Ferhan Şensoy’un seslenişi ile bitirelim: “Aç parantez, ‘günaydın lan yaşamak’, kapama s..tiret, açık kalsın parantez”.

    Ayraç içinde ayraç, kural içinde kural

    » Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

    » Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

    Yunus Emre’nin (1240?-1320)

    » Ayraç içindeki sözlerin büyük harfle başlatılması gerekmez.

    » Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda, yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır:

    Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886- 1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

  • Bir giydirilip bir çıkarıldı ‘şapka’ kafaları karıştırdı

    Arap harflerinden Latin harflerine geçmek gibi güç sayılabilecek bir işi görece başarılı ve hızlı bir şekilde hayata geçiren Harf Devrimi, hem yazı hem de konuşma dilinde günümüzde etkileri hâla devam eden bazı tartışmaları beraberinde getirdi. Bunlardan biri de kamuoyunda “şapka” olarak bilinen işaretin kullanılıp kullanılmayacağı üzerine.

    Babam 12 Eylül 1980 Darbesini izleyen dönemde bir gün “şapkaların” kaldırıldığını ve nüfus cüzdanımda isim değişikliği yapılacağını söyledi. Halk arasında yaygın kullanımıyla “şapka” olarak bilinen düzeltme işaretiyle “Sûha” olan ismim artık “Suha” olarak yazılacaktı. İşgüzar Nüfus Müdürlüğü tarafından ismimden şapka çıkarıldı. 16 yaşına kadar büyük bir fiyakayla taşıdığım şapkam elimden alınmıştı. Şaşkınlıkla karışık ince bir hüzün hissetmiştim o dönemde. Oysa şapkaların kaldırılması yolunda hiçbir yasal değişiklik yapılmamıştı; bu tamamen fısıltı gazetesi ile yayılan uydurma bir bilgiydi. 12 Eylül sonrası dönemde Danışma Meclisi Genel Kurulu’nda gündeme gelse de şapka işaretinin kaldırılması teklifi kabul edilmemişti.

    Türk Dil Kurumu’nun kendi kaynakları arasındaki çelişkiler kafa karışıklığının bugüne dek sürmesine neden oldu (örneğin bir dönem Güncel Türkçe Sözlük’te “yadigâr” yazılırken, Büyük Türkçe Sözlük’te ise “yâdigâr” diye kayıtlıydı; günümüzde her iki yayında da “yadigâr” yazıyor).

    Düzeltme işaretinin
kullanılacağı yerler
    1. Yazılışları bir, anlamları ve söylenişleri ayrı
olan kelimeleri ayırt etmek için okunuşları uzun
olan ünlülerin üzerine konur:
    adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet
(gelenek, alışkanlık); hala (babanın kız kardeşi),
hâlâ (henüz)
    2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım
kelimelerle özel adlarda bulunan ince “g”, “k” ünsüzlerinden sonra gelen “a” ve “u” ünlüleri
üzerine konur:
    dergâh, gâvur, karargâh, tezgâh, yadigâr, Nigâr;
dükkân, hikâye, kâfir, kâğıt, Hakkâri vb. kişi
ve yer adlarında ince “l” ünsüzünden sonra
gelen “a” ve “u” ünlüleri de düzeltme işareti ile
yazılır: Halûk, Lâle, Nalân; Balâ, Elâzığ, İslâhiye,
Lâdikvb.
    3. Nispet ekinin, belirtme durumu ve iyelik
ekiyle karışmasını önlemek için kullanılır:
(Türk) askeri ve askerî (okul), (fizik) ilmi ve İlmî
(tartışmalar), (Atatürk’ün) resmi ve resmî
(kuruluşlar) vb.

    1990’larda bu tartışma daha da alevlendi. Şiar Yalçın 9 Eylül 1994’te Milliyet gazetesinde yayımlanan köşe yazısında, “… şimdilerde okullarda ve gramer kitaplarında galiba ‘düzeltme imi’ diye öğretilen ^ işareti yüzünden güzel dilimize büyük darbeler indirilmiş, yeni kuşaklar uzun ve kısa ünlüleri, kalın ve ince ‘k’ ve ‘l’leri ayırt edemez olmuşlardır” diyordu. Bu işaretin bazı ünlüleri uzun okutmak, bazılarını ise inceltmek için kullanılmasını eleştiren Yalçın, yetkililerin “bu şapkaları bir giydirip bir çıkarmasının hem çocukların hem büyüklerin aklını karıştırdığını” savunmuştu.

    2000’li yıllara kadar “şap­kalar kaldırıldı mı kaldırılmadı mı” tartışmaları devam etti ve nihayet TDK, 2005’te yayım­lanan Yazım Kılavuzu’nda Batı kaynaklı kelimelerde (plaket, lokal, flama, plaj, plastik, reklam ve plan vb.) inceltme görevinde olan şapka işaretinin kullanıl­mamasına karar verdi.

    Şapka işareti Türkçemi­ze giren Arapça-Farsça kökenli aynı harflerden oluştuğu hâlde farklı anlam taşıyan (kar-kâr, adet-âdet, varis-vâris gibi) söz­cükleri birbirinden ayırt etmek için kullanılmaktadır. Dilbilim­ciler 100 bin kelimelik Türkçe söz varlığında inceltme işare­tiyle yazılması gereken sözcük sayısının yaklaşık 250 olduğunu belirtiyor.

    Eğitim sistemimiz yazı dili­ne yaslanır ve konuşma dili hep ihmal edilmiştir. Düzeltme işa­retinin varlığı, sözcüklerin te­laffuzunda bize rehberlik etme­si bakımından önem taşır.

    Cemal Süreya’nın Şapkam Dolu Çiçekle kitabına atıfla, Sû­ha’nın yitirmiş olduğu şapkası, hâlâ çiçeklerle dolu.