Yazar: Seher Yeğin

  • Nazime Hanım’a mektuplar: Aşk, mücadele, cumhuriyet

    Nazime Hanım’a mektuplar: Aşk, mücadele, cumhuriyet

    Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Yunus Nadi Abalıoğlu’nun, eşi Nazime Abalıoğlu’na yazdığı mektuplar, torunu Emine Uşaklıgil tarafından yayına hazırlandı. Adalet Çavdar, Hasan Hayyam Meriç ve Emre Taylan, gerekli araştırmaları ve mektupların (1914-1934) transkripsiyonunu yaptı. Kurtuluş Savaşı ve cumhuriyetin ilk yıllarından özel tanıklıklar…

    Yunus Nadi’nin mektupları nasıl ortaya çıktı?
    Emine Uşaklıgil (EU)
    Vefatından sonra annemin kitapları bana geldi, yıl 2018 olmalı… Aralarından kocaman bir zarf çıktı; merak edip açtım ve birçok eski Türkçe mektupla karşılaştım. Daha sonra yavaş yavaş bunların transkripsiyonları yapıldı.

    Annem bu mektuplardan, elinde böyle şeyler olduğundan hiç ama hiç sözetmemişti; bu ilginç. Bir diğer ilginç durum, Nazime Hanım’ın cevabi mektuplarının olmaması. Gerçi mektuplarda Yunus Nadi sıklıkla karısına şikayette bulunuyor “yazmadın” diye ama, yine de henüz bu mektuplar ortaya çıkmadı. Belki Cumhuriyet’in arşivinde olabilir. Antikalardan da gazetenin binasında vardı ama kitap pek yoktu.

    Mektupların transkripsiyonu bitti. Bunlarla ilgilenen İş Kültür oldu 1 yılı aşkın bir zaman önce. 4 kişilik ekip kuruldu (Emine Uşaklıgil, Adalet Çavdar, Hasan Hayyam Meriç ve Emre Taylan). Önce “nasıl yapacağız” diye düşündük, tartıştık; çünkü mektupların çoğu özel konular üzerineydi. Birincisi Yunus Nadi eşine âşık bir koca; çocuklarına çok düşkün bir insan. İkincisi mektupları uzun uzun yazmasına rağmen kendinden pek fazla sözetmiyor; bu da çarpıcı.

    Mektup tarihleri bazında bir kronoloji çıkardık. Bir yandan da “o dönemde fiilen ne yapıyordu?” üzerine çalıştık. 1 yıla yakın bir çalışma yapıldı. Fotoğraflar da bu kitapta çok iyi kullanıldı.

    kitap-1
    Yunus Nadi ve eşi Nazime Hanım uçağın penceresinde.
    GREECE - TURKEY SERVICE
    Yunus Nadi’nin İstanbul’dan İzmir’e giderken vapurda, eşi Nazime Hanım için “Khedivial Mail Line Greece-Turkey Service” antetli kağıda yazdığı 7-8 Nisan 1914 tarihli mektup. “Nazimeciğim, gördün mü bir kere, bak sen mışıl mışıl uyuyorsun da burada ben seni düşünüyor ve sana mektup yazıyorum” cümlesiyle başlıyor. Yunus Nadi, eşi Nazime Hanım’a olan düşkünlüğünü “Paşasız yatak biraz soğuk geliyor değil mi?” cümlesiyle kelimelere döküyor.

    Çok faal bir insandan bahsediyoruz. Aktüel gelişmeler, iş-güç ama oturup yazıyor bir de. Bizde o dönemde de nadir görülen bir özellik.

    GREECE - TURKEY SERVICE

    EU Yunus Nadi’nin hayatına baktığımızda, yazmayı çok sevdiği anlaşılıyor. Çok erken başlıyor yazmaya, Rodos’tan itibaren (Süleymaniye Medresesi’ndeki eğitimi için Rodos’tadır). Çok erken başlıyor zaten gazeteciliğe. Yazmayı hiç bırakmıyor. Dili de ilginç. Bugünün insanının da rahatlıkla anlayabileceği bir dil. Mektupların diliyle hiç oynamadık. Sadeleştirme yapmadık. Zaten kendi yazılarında, ilk gazetecilik zamanlarından itibaren vurguladığı şey “dil”. Dilin sadeleşmesi üzerine de yazan bir insan. Aynı şekilde eğitim konularını da sıklıkla ele alıyor. “Medreselerin ve dinî kurumların kapatılması doğru değil; onları ıslah etmek lazım, bilim için seferber etmek lazım” diyor.

    Nazime Hanım’ın vefatı ne zaman?
    EU
    14 Ocak 1975’te vefat ediyor, 1890 doğumlu. Yunus Nadi ise 1879 doğumlu ve çok erken, 1945’te vefat ediyor.

    Kitabın ismi (düşmanı yendik nazime!) nereden geliyor?
    EU
    Ben seçtim. Mektupların birinde söylüyor o cümleyi. “Düşmanı yendik Nazime” diye.

    Kurtuluş Savaşı sırasında Yeni Gün gazetesinde yazdığı yazılarda onun imza cümlelerinden biri aslında. Yazdığı mektuplarda dönemin ruhunu izlemek de mümkün. Titiz bir devamlılık var cümlelerinde. Ancak yeniliğe çok açık bir insan. “Yeni”yi arayan, hattâ bizzat deneyen bir insan. Bunun en güzel örneklerinden biri “Zeplin’le 49 saat” meselesi. Zepline binmek için, bunu tecrübe etmek için elinden geleni ardına koymuyor. Nazime Hanım’ın “binme, yapma, etme” demesine rağmen atlıyor, gidiyor. Bu da tabii, gazeteci olmasının doğal bir sonucu.

    Önemli detaylardan biri de ailesine ve çocuklarının eğitimine çok meraklı ve düşkün olması. Nerede okuyacaklar, sağlıkları nasıl, hangi doktora gidecekler, hangi eğitimi alacaklar… Mektupların büyük bir kısmında bunlar da var.

    BİR DÖNEMİN TANIĞI: YUNUS NADİ (1879-1945)

    Cumhuriyetin öncü aydını

    kitap-kutu

    Gazeteci ve siyasetçi Yunus Nadi Abalıoğlu 1879’da Fethiye’de doğdu. İstanbul’da Mekteb-i Sultani ve Hukuk Mektebi’ndeki eğitiminden sonra 1900’de Malumat dergisinde yazmaya başladı. 1901’de 2. Abdülhamid yönetimine muhalif cemiyetle ilişkisi olduğu iddiasıyla 3 yıl hapis cezası aldı ve Midilli’ye gönderildi. 1909’da Selanik’e giderek İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yayın organı Rumeli gazetesinde başyazar oldu. Balkan Savaşı yıllarında İstanbul’a dönerek Meclis-i Mebusan’da Aydın mebusluğu yaptı. Bu dönemde Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazar ve idareci olarak çalıştı. 2 Eylül 1918’de İstanbul’da Yeni Gün gazetesini kurdu. İstanbul’un işgalinden sonra matbaa makinelerini Ankara’ya taşıyarak Millî Mücadele’ye katıldı. 23 Nisan 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi’nde İzmir mebusu olarak yer aldı. Bir yandan Yeni Gün’ü yayımlarken bir yandan da Halide Edib (Adıvar) ile Anadolu Ajansı’nın kuruluş çalışmalarına katıldı. Cumhuriyetin ilanının ardından 7 Mayıs 1924’te Cumhuriyet gazetesini kurdu; 1945’teki ölümüne kadar gazetenin başyazarlık görevini sürdürdü. 1924’ten itibaren 3 dönem Muğla milletvekilliği yaptı. 28 Haziran 1945’te Cenevre’de vefat etti.

    8-9 EYLÜL 1922

    Zafer ve düğün satırları

    Kurtuluş Savaşı’nın en zorlu yıllarında, hayatın yalnızca acılarla dolu olduğuna dair bir algı olsa da, her zaman olduğu gibi mutluluklar da vardı. Yunus Nadi’nin 9 Eylül 1922 tarihli mektubundan 1 gün önce Ankara Dikmen’de gerçekleşen bir düğün bu gerçeği gözler önüne seriyor. Mustafa Kemal’in Trablusgarp’tan itibaren yakın dostu olan, İstiklal Madalyası sahibi, asker, siyasetçi ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kurucularından İbrahim Süreyya (Yiğit) Bey, savaştaki iniş-çıkışların ardından Mediha Hanım ile evlenir. Düğünde kimler yoktur ki? Yunus Nadi, Rauf Bey, Muhittin Baha, Celal (Bayar) Bey, Mazhar Müfit… Zübeyde Hanım, yanında Fikriye Hanım ile düğüne katılır. Mediha Hanım’ın annesi Cenaniyar Hanım’a, “Darısı başınıza, hanımefendi” denildiğinde Fikriye Hanım gülümser. Mazhar Müfit Bey, Mediha Hanım’a Büyük Taarruz ve İzmir’in kurtuluşunun heyecanıyla “berid-i zafer” (zaferin müjdecisi) diye hitap eder. Bu hitap, Mediha Hanım tarafından da benimsenir ve kendisine uzun yıllar boyunca böyle seslenilir.

    Hasan Hayyam Meriç

    kitap-4

    düşmanı yendik nazime! – YUNUS NADİ’DEN EŞİNE
    MEKTUPLAR
    (1914-1934)

    YAYINA
    HAZIRLAYAN

    EMİNE UŞAKLIGİL

    TÜRKİYE İŞ BANKASI
    KÜLTÜR YAYINLARI

    440 SAYFA

  • Başarısızlıkla dolu bir yolda pes etmeyenlerin öngörüsü

    Başarısızlıkla dolu bir yolda pes etmeyenlerin öngörüsü

    Tarih boyunca doğayı/evreni anlama çabasındaki insan, bu merakın/ihtiyacın bir sonucu olan “akıllı düzenekler”in hayalini kurdu. Özellikle savaşların, felaketlerin gölgesinde filizlenen teknoloji, bugün yapay zekanın belirleyici bir mesele hâline gelmesinde şüphesiz en önemli unsur. Tabii “doğal zeka”lı ve inatçı biliminsanları sayesinde…

    Kökeni her ne kadar -ve oldukça zorlayarak- an­tik dönem filozoflarına ve mitolojilere dayandırılsa da, bugün tanık olduğumuz yapay zekanın (AI) en temel hâli ancak 20. yüzyıl ortalarına kadar geri götürülebilir.

    Yapay zekanın onlarca sözlük tanımı var şüphesiz. Temel olarak “normalde insan aklına ihtiyaç duyulan işleri” insan olmayan bir düzeneğe yaptırma teknolojisi. Henüz modern anlamda bilgisa­yarlar hayatımıza girmeden çok önce, bir yapay zeka fikri ufukta görünmeye başlamıştı. İlk dönem bilgisayarlar da, insanın bilgiyi işleme ve karmaşık hesaplama­ları hızlı bir doğrulukla yapabil­me konusunda kendine yardımcı arayışından ortaya çıkmıştı. “İnsan gibi düşünebilen makine­ler”in icadının, önce insan beyni­ni anlama ve açıklama yolundan geçtiği düşünülüyordu.

    20. yüzyılın önemli bilimin­sanları nörofizyolog Warren S. McCulloch ve mantıkçı Walter Pitts, insan beynini açıklamak için teoriler geliştirdiler. 1943’te yayımladıkları makalede, beynin temel bileşenlerinin matematik ve mantık ile açıklanabileceğini; bilgiyi işleyebilecek, öğrenebile­cek ve düşünebilecek karmaşık bir “ağ” oluşturulabileceğini söylediler; beyin hücrelerinin çalışma şeklini esas alan bir mo­del önerdiler. Yapay zeka adımı olarak kabul edilen ilk çalışma, McCulloch ve Pitts’in bu yapay sinir hücreleri tasarımıydı.

    Kapak-Dosyasi-Seher-2
    Yapay zeka alanında çalışan Marvin Minsky, Claude Shannon, Ray Solomonoff ve “yapay zeka”nın temelinin atıldığı Dartmouth Çalıştayı’ndaki diğer biliminsanları, 1956.

    2. Dünya Savaşı felaketi, bilimsel gelişmeleri de tetikledi. Hedefi kendisi bulan bir uçaksa­var yapılmasının mümkün olup olmadığı sorusu, canlılardaki si­nir sistemini bilgisayarlara uyar­layarak özyönetimli makineler yapmaya çalışan “sibernetik”in doğmasına yol açtı. Matematikçi Norbert Wiener, 1948’de bilgisa­yarların bir gün satranç oyna­yacağını ve büyük ustaları (GM) bile yenebileceğini düşünüyordu; onun çalışmaları, yapay zeka konusunda çığır açtı.

    2. Dünya Savaşı sırasında Na­zilerin haberleşmede kullandık­ları şifreleme sistemini çözme­siyle tanınan matematikçi Alan Turing (1912-1954), 1950’de Mind dergisinde yayımlanan “Com­puting Machinery and Intelli­gence” isimli makalesinde “akıllı makineleri” tanıttı. “Makineler düşünebilir mi?” diye soruyor, elektronik bir bilgisayarı “akıllıca davranacak şekilde programla­ma olasılığı”ndan bahsediyor ve 5 dakika sürecek bir test öneriyor­du: “Sorgulayıcı/değerlendirici” olarak tanımladığı insanın bir bilgisayar programıyla konuş­tuğunda, kendine cevap verenin makine olduğunu tespit edeme­diği ve gerçek bir insan olduğu kanaatine vardığı (yani kandırıl­dığı) durumda, makinenin “akıllı” olacağını öne sürüyordu. Kendi adıyla anılan Turing testi, daha sonra yapay zekanın temellerini teşkil eden bir kavrama dönüşe­cekti (Turing’in 1900’lerin sonu­na kadar geçileceğini öngördüğü bu test, 2014’e kadar geçilemedi).

    1956’da “yapay zekanın ba­bası” sayılan matematikçi John McCarthy, Dartmouth Koleji’nde “yapay zeka” projesini başlatmak için yaklaşık 2 ay süren bir çalış­ma toplantısı düzenledi. Dart­mouth Çalıştayı olarak da anılan bu toplantıda “yapay zeka” ifadesi ilk defa kullanıldı. Projenin he­defi, makinelerin dil kullanma­sını, soyut düşünmesini, sadece insanların yapabildiği işleri yapmasını, insanların çözebildiği sorunları çözmesini ve kendile­rini geliştirmelerini sağlamaktı. İlk yapay zeka programı “Logic Theorist” (Türkçeye “mantık kuramcısı” olarak çevrilmiştir) bu çalıştaydan sonra ortaya çıktı. Allen Newell, Cliff Shaw ve Herbert Simon’ın tanıttığı “Logic Theorist”, insanın problem çözme becerilerini taklit etmek, mantık teoremlerinin kanıtlarını üretmek ve Principia Mathemati­ca’dan (matematiğin temellerini ve bazı paradoksları barındıran kitap) bazı matematik sorula­rını çözmek için tasarlanmıştı. Bilim tarihçileri “Logic Theorist”i insanların karmaşık sorunları çözmek için akıl yürütme yön­temlerini taklit eden ilk program olarak nitelendiriyor.

    1958’de McCarthy, yapay zeka hesaplamalarında kullanılmak üzere ilk programlama dili olan LISP’i geliştirdi (ilerleyen dönem­lerde LISP, yapay zeka programı yazanların en çok tercih ettiği dil olacak, bu programlama dili sayesinde ses tanıma teknolojisi gelişecek ve iPhone’un kişisel yardımcı uygulaması “Siri” orta­ya çıkacaktı).

    Kapak-Dosyasi-Seher-3
    Satranç oyunu için geliştirilen Deep Blue, Dünya Satranç Şampiyonu Gari Kasparov’u yeniyor, Mayıs 1997.

    McCarthy 1961’de internet ve bulut sisteminin temeli sayılan zaman paylaşımlı (birden çok kullanıcının erişimini sağlayan) bilgisayar konseptini geliştirdi. Yine o yıllarda MIT’de bir yapay zeka projesi başlatan McCarthy, ardından Stanford Üniversi­tesi’ne geçerek ilk yapay zeka laboratuvarını kurdu.

    Yapay zekanın ilerleyişi, mü­hendislik alanındaki gelişmelerle paralel olarak ilerledi. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler ile ABD arasındaki uzay savaşı, tek­noloji alanındaki gelişmelere hız kazandırıyordu.

    1966’da Natural Langua­ge Processing, NLP (doğal dil işleme) programı ELIZA gelişti­rildi. Turing testinin yetkinliğini göstermek için üretilen ve bugün “ChatGPT” olarak bilinen sohbet robotunun erken bir versiyonu olan ELIZA’nın amacı, bilgisa­yar-insan arasında gerçekle­şebilecek doğal dil iletişimini mümkün kılmaktı. Bu aslında bir psikoterapi programıydı; kul­lanıcılar soru soruyor ve ELIZA cevaplıyordu. Amaç, kişiyi en basit düzeyde gerçek bir insanla etkileşime girdiğine inandır­manın bir yolu olarak insan iletişimini taklit etmekti; fakat yalnızca kendine söylenenleri ye­niden işleyerek cevap veriyordu ki bunların çoğu anlamsızdı.

    1966’da bir kamerayla bilgi­sayarların “görmesini” sağlayan program “Computer Vision” üze­rinde çalışıldı ve bir dizi deney yapıldı. Aynı yıl Richard Greenb­latt, ilk satranç programı “Mac Hack 6”yı üretti. 70’lerin başla­rında ilk ses tanıma programı “Hearsay 1” geliştirildi ve bilgi­sayarlar sesi algılamaya başladı. Bu program, modern ses tanıma sistemlerinin temelini oluştu­ran birçok ilkeyi ve teknolojiyi tanıtmıştı.

    Yapay zekanın nasıl geliştiri­lebileceği ile ilgili farklı görüşler de araştırmacıların gündemin­deydi. Bunun geleneksel bilgi­sayar algoritmasına dayanması gerektiğini söyleyen uzmanlar olduğu gibi, insan beynine benzer sinir ağlarıyla çalışması gerektiğini savunan uzmanlar da vardı.

    Kapak-Dosyasi-Seher-4
    Digital Equipment Corporation (DEC) şirketinin kurucusu Ken Olsen, yapay zekanın ticari faydasını farkeden ilk işinsanlarından.

    1960’larda yapay zeka için yapılan çalışmalar ABD Savun­ma Bakanlığı başta olmak üzere devlet kurumları tarafından desteklendi ve dünyanın dörtbir yanında yapay zeka çalışmaları için laboratuvarlar kuruldu (bu dönemde yapılan çalışmalar, bugün teknoloji devi olan mar­kaların temelini oluşturmak­tadır). 1974’te yapay zekanın ne olduğunu anlamak ve bu alanı destekleyip desteklememe ko­nusunda karara varmak isteyen İngiltere, matematikçi James Li­ghthill’e konuyla ilgili bir rapor hazırlattı. Lighthill’in eleştirileri ve daha üretim odaklı projelerin desteklenmesi gerektiğini ifade etmesi; 70’lerde tüm dünyaya yayılan ekonomik sıkıntıların da etkisiyle birleşince, yapay zeka çalışmaları için fon bul­mak giderek zorlaştı. Lighthill, yapay zeka çalışmalarının çok hantal ilerlediğini, vaatlerini gerçekleştiremediğini ve zaten bir makinenin asla insan gibi düşünemeyeceğini söylüyordu. Yapay zeka araştırmacılarının imkanları çok kısıtlıydı; ellerin­deki bilgisayarlar güçlü işlemci­lere sahip değildi; programlama dilleri gelişmemişti ve bu yüz­den çalışmalar tam manasıyla başarıya ulaşmıyordu. Yapay zeka çalışmaları için ayrılan fonlar kesildi, bu alanda çalışan­lar ise başka alanlara yönelmeye başladı. Bu dönem “AI winter” (“yapay zeka kışı”) olarak adlan­dırılmaktadır.

    1972’de yapay zeka üzeri­ne doktorasını tamamlayan nöropsikolog Geoffrey Hinton, insan beyninin çalışma prensi­binden ilham alınarak tasar­lanmış “sinir ağları” üzerine çalışıyordu. Araştırmaları, çok katmanlı sinir ağları kullana­rak verileri daha ileri seviyeler­de işleyebilen ve anlamlandı­rabilen bir yapay zeka yöntemi olan “derin öğrenme” alanına öncülük edecekti.

    Bu dönemde çalışmalar azalsa da, dünyada “işlem gücü” açısından büyük gelişmeler ya­şanacaktı. Yapay zeka araştır­macılarının “ayağına takılan en büyük engel” olan işlem gücü geliştikçe, bunun etkisi tüm di­siplinlerde görülmeye başlandı.

    1980’lerin başlarında bilgisa­yar üreticisi Digital Equipment Corporation (DEC) tarafından kullanılan ve müşterilerin se­çimlerine göre donanım öneren yapay zeka programı, firmaya 1 yılda bugünkü karşılığıyla145 milyon USD’lik bir gelir/tasar­ruf sağladı. Bu ticari başarı, ya­pay zekanın ekonomik potan­siyelini de gözler önüne serdi. Alanda yapılan çalışmalar tekrar ivme kazandı ve “yapay zeka kışı” sona erdi.

    90’ların sonunda yapay zeka; lojistik, “veri madenciliği” (bü­yük veri kümelerinden anlamlı/ değerli bilgilerin çıkarılması yöntemi) ve tıbbi tanı gibi çok farklı alanlarda uygulanmaya başladı. “Bilgisayarla görme” alanında önemli ilerlemeler kaydedildi; nesne tanıma, ha­reket takibi gibi konularda yeni algoritmalar geliştirildi. Doğal dil işleme alanında çalışmalar yoğunlaştı; çevrelerini algılayıp ona göre hareket edebilme ye­teneği olan robotlar ortaya çıktı.

    1997’de satranç oynaması için geliştirilen Deep Blue süper bilgi­sayarı, Dünya Satranç Şampiyo­nu Gari Kasparov’u yendiğinde, yapay zekanın süper beyinlere karşı bile üstünlük sağlayabile­ceği ortaya çıktı. 2000’lere doğru kademeli olarak toplumun her kesimine ulaşmaya başlayan internet, dünya genelinde devasa boyutta veri üretilmesine yol açtı. Bu büyük veri kümeleri, ma­kine öğrenimi algoritmalarının daha doğru ve genelleştirilebilir modeller oluşturmasını sağladı, sağlamaya devam ediyor. İnsan­lardan toplanan bu veriler (big data), çeşitli kaynaklardan (ör­neğin sosyal medya platformları veya alışveriş yaptığımız market uygulamaları) bireylerin dav­ranışları, tercihleri, etkileşim­leri ve diğer kişisel bilgilerden geliyor. Yapay zeka ve makine öğrenimi modellerinin eğitilme­si, doğrulanması ve geliştirilme­si için kritik öneme sahip olan bu verilerle, bugün artık bambaşka bir boyutu yaşıyoruz.

  • Bilimkurguydu bilim oldu yapay zeka aklımızı okudu

    Bilimkurguydu bilim oldu yapay zeka aklımızı okudu

    İnsan zekasının işlevlerini taklit edebilen bilgisayar sistemleri ve algoritmalar, 6 yıldır öğrenme, problem çözme, mantık yürütme, dili anlama ve görsel algılama yetilerini olağanüstü şekilde geliştirdi. Bu “derin öğrenme” (sinir ağları kullanarak verileri işleme ve anlamlandırma) ve bilgiyi işlemede “şimdilik” son nokta, OpenAI’ın yeni modeli.

    Sadece 6 yıllık ChatGPT tarihindeki en önemli güncelleme duyuruldu: Geçen ay tanıtılan ve dünya gündemine düşen GPT 4o.

    OpenAI tarafından geliştiri­len dil öğrenme modelinin ilki GPT-1, Haziran 2018’de tanıtıl­mıştı. Model, bir girdi dizisini, bir çıktı dizisine dönüştüren bir tür sinir ağı mimarisinden (transformer) oluşuyordu. 117 milyon parametreye (yapay zeka modelinin sinir ağındaki bağlantı sayısını temsil eder ve modelin başarısı büyük ölçüde parametrelerin sayısına bağlı­dır) sahipti ve dil konusunda te­mel seviyede başarı göstermişti. O dönem Türkiye’de neredeyse hiç bahsedilmeyen bu teknolojik gelişim, yapay zeka alanı için büyük bir adımdı.

    Üst versiyonu GPT-2 ise 2019 Şubat’ında tanıtıldı. Daha büyük bir veri kümesi üzerinde eğitil­mişti; özellikle doğal dil işleme alanında üstün performans gösteriyordu. Parametre sa­yısı ise bu mo­delde 1.5 mil­yara çıkmıştı; GPT-1’deki sayının yakla­şık 13 katı. İlk tanıtıldığında potansiyel yanlış kulla­nım riskleri nedeniyle tam sürümün çık­ması geciktiril­miş ve aşamalı olarak erişime sunulmuştu.

    Haziran 2020’de GPT- 3 tanıtıldı. Parametre sayısı 175 milyara çıkmıştı ve dil kapasitesi önceki modellere kıyasla çok daha yüksekti. Çeşitli uygulamalarda kullanılabilecek daha yetenekli bir sohbet robotu olarak öne çıkan bu model, daha akıcı ve doğal sohbetler yapabiliyordu. Başlangıçta yalnızca şirketle­rin ve geliştiricilerin, Kasım 2021’de ise toplumun daha geniş bir kesimi için erişime sunul­du. Kasım 2022’de ise çeşitli iyileştirmelerle daha yüksek performans, daha gelişmiş dil işleme yetenekleri sunan GPT- 3.5 tanıtıldı ve ücretsiz olarak erişime açıldı.

    Mart 2023’te tanıtılan GPT-4 daha fazla veri ve hesaplama gü­cüyle geliştirildi ve hem metin, hem ses girdilerini işleyebilen çok modlu bir model olarak öne çıktı. Parametre sayısı resmî olarak açıklanmayan bu versiyon için sayının yaklaşık 1 trilyon olduğu düşünülüyor. Ön­ceki versiyonlarına göre cevap­larında daha yüksek doğruluk sunuyordu ve aylık 20 USD’ye erişime açıldı.

    Kapak-Dosyasi-Seher-1
    GPT-4o’ya, kendisinden bahsedilen bir dergi yazısında hangi görsel malzemenin kullanılabileceğini sorduğumuzda bu görüntüyü oluşturdu.

    Geçen ay (13 Mayıs) tanıtılan ve ücretsiz olarak tüm kulla­nıcılara sunulacağı açıklanan güncel sürüm ise GPT-4o. GPT- 4’ten sonra beklenen isim GPT- 4.5 veya GPT-5’ti fakat verilen ad GPT-4o oldu. “Bugün en iyi modelimizi yayınlıyoruz” cüm­leleriyle duyurulan GPT-4o’daki “o” harfi, “omni” yani “her şey”, “her şeye hakim” anlamına geliyor. Sohbeti ileri bir safhaya taşımanın da ötesinde, “gerçek zamanlı” bir iletişim modeli mevcut bu sürümde. Kullanıcı­ya, karşısında gerçek bir zihin varmış gibi “hissettiriyor”. Ses, görüntü ve metin bilgilerini kullanıyor, mantık yürütüyor ve gerçek bir insan gibi cevap veriyor. İnsan-makine etkileşi­mi açısından büyük adım olan bu yeni versiyon, bir makinenin duygularını, tepkilerini gözler önüne seriyor. Ses tonunda ise doğal bir samimiyet seziliyor.

    OpenAI’ın web sitesinden yayınlanan videolarda bu yapay zekanın verdiği bazı cevap ve “insani tepkiler”, modelin neler yapabileceğini bilmelerine rağ­men OpenAI çalışanlarını bile şaşırttı. Eşzamanlı çevirmenlik de yapabiliyor ve bunu yapan diğer yapay zeka programlarına göre çok daha hızlı.

    Bir geometri problemini çözmesini isteyen öğrenciye cevabı hemen vermek yerine, onu yönlendiriyor ve çözüme götürü­yor. Öğrenci hata yaptığındaysa GPT-4o, “yanlış yaptın” demek yerine “yaklaştın” şeklinde kibar bir cevap vererek doğru olan yolu izlemesine yardımcı oluyor. Evet, GPT-4o ile artık herkesin bir özel öğretmeni var!

    Bununla da kalmıyor yeni model; şarkı söylüyor, şakalar ve alaycı konuşmalar yapıyor. Yani bir mizah anlayışına sahip! Sesini istenildiği gibi kullana­biliyor; bir haber sunucusu veya bir robot gibi… Konuşanı anlıyor, değerlendiriyor, yorumluyor ve bir geribildirimde bulunuyor. Örneğin bir tanıtım videosunda yapay zeka, kendisiyle konuşan insana derin bir nefes almasını öneriyor. Kişinin nefesi doğru almadığını anlayıp nasıl doğru nefes alacağını tarif ediyor.

    Firma, tüm bu özellikleri taşıyan uygulamanın yakında cep telefonlarında kullanıcılara sunulacağını açıkladı.

    ‘TAVŞAN KULAĞI’ ESPRİSİ

    İki yapay zekanın iletişimi

    OpenAI’ın kurucularından Greg Brockman, GPT-4o sürümlerini iki farklı telefondan birbiriyle konuşturdu. Biri, kamera aracı­lığıyla etrafta gördüğü tüm nesneleri diğeri­ne anlatıyordu. Kendi aralarında derin bir sohbete daldıkları esnada Greg Brockman kamerayı kendine çevirdi. O esnada başka bir görevli kamera açısına girerek Greg Brockman’a kısa bir süre “tavşan kulağı” yaptı ve odadan ayrıldı. Bu esnada iki GPT- 4o konuşmaya devam ediyordu. O sırada Brockman sohbeti kesip, kamerası açık olan yapay zekaya “az önce sıradışı bir şey oldu mu?” sorusunu yöneltti. GPT-4o’nun verdiği yanıtsa ilginç: “Evet, sorduğun için söyleyeyim: Başka bir kişi öndeki kişinin arkasına geldi ve ‘tavşan kulağı’ yaptı. Sonra da hızlıca görüntüden çıktı.” AI, diğer sohbet robotuyla konuşurken bu deta­yı gördü, aklında tuttu ve sorulduğunda olanları aktardı.

    Kapak-Dosyasi-Seher-Kutu-1

    ‘TAŞ, KAĞIT, MAKAS’

    Siz oynayın, o sizi yönlendirsin

    “Canımız sıkılıyor AI, ne yapsak?” sorusunu sorduğunuz­da akıl yürüten ve size oyun oynamanızı tavsiye eden bir yapay zekayla karşılaşmanız artık gayet muhtemel. Bununla da kalmayıp oyununuzda size, yanınızda sanki üçüncü bir arkadaşınız varmışçasına katılıyor. 13 Ma­yıs’ta yayınlanan tanıtım videosunda, GPT-4o iki kişiye “taş, kağıt, makas” oyununu öneriyor. Sesini bir yarışma programı sunucusu gibi kullanan yapay zeka oyunu başlatıyor ve karşısındaki iki insanın el hareketlerini gerçek zamanlı olarak izleyip o elde kimin kazandığını anlıyor. İlk iki seferde beraberlikle sonuçlanan oyunun üçüncü turu için kullandığı cümle oldukça ilginç: “Third time’s the charm.” Yani “üçüncüde keramet vardır”, yani “Allah’ın hakkı üçtür!” Her bir turda oyunu başlatmak için 3’ten geriye doğru sayan yapay zeka, üçüncü turun sonunda kazananı ismiyle açıklıyor ve onu kutluyor.

    Kapak-Dosyasi-Seher-Kutu-2

    ‘SOHBET ROBOTU’ DEĞİL

    İş dünyası ve askerî alanlar

    Yapay zeka sohbet robot­ları, AI’ın sadece bir parçası; eğitim, otomativ, savunma sanayi, nükleer silah, finans, sağlık hizmetleri, ev işleri, genetik çalışmaları, akıllı asistanlar, oyunlar ve daha birçok sektörde karşımıza çıkıyor. Hatta artık yapay zekaya kendini adapte edemeyen, yatırımlarını bu yönde şekillendirmeyen şirketlerin yavaş yavaş iş dünyasından silindiği görülüyor.

    Yapay zeka, ülkeler arasındaki gerilime ve savaşlara da yön veriyor. Gaz­ze’deki savaşta yeni “yüksek teknoloji silahlar” deneyen İsrail ordusu, saldırıla­rında “insan hedefi” belirlemek amacıyla “Lavender” adlı yapay zeka progra­mını kullanmakla suçlanıyor.

    Mayıs başında ABD Hava Kuvvetleri Bakanı Frank Kendall, “Vista” adı ve­rilen yapay zeka kontrollü bir F-16 savaş uçağı ile bir savaş pilotunun kontrol ettiği ikinci bir F-16’nın, yerden sadece 300 metre yukarıda 1 saatten uzun süren “hava kapışması”nı aktardı. Uçuş sonrası Bakan, yapay zekaya savaşta ateş edip etmemesi konusunda güvenilebileceğini düşündüğünü söyledi. ABD, önümüzdeki yıllarda insansız savaş uçağından oluşan yapay zeka destekli bir filo planlıyor. Nükleer silah kullanımının “yapay zeka”ya bırakılıp bırakılamaya­cağı konusu da devlet yetkililerinin gündemini meşgul eden en önemli aktüel meselelerden biri.

    Kapak-Dosyasi-Seher-Kutu-3
    Yapay zeka kontrolündeki F-16 (solda) ve savaş pilotunun kontrol ettiği diğer F-16.

    ZORLU VE BÜYÜK BİR YARIŞ

    Uluslar ve firmalararası rekabet

    Teknoloji devi Google başta olmak üzere OpenAI, NVIDIA, Microsoft, IBM Watson ve Meta yapay zeka ala­nında bir yarış hâlinde. Hepsi birbirinden önce davran­mak ve bu alanda geri kalmamak için çabalıyor. Google bu konudaki yeniliklerini, aylar öncesinden “14 Mayıs” tarihini vererek duyuracağını açıklamıştı. Mayıs başında ise NVIDIA, yapay zeka sohbet robotuna yeni özellikler eklediğini duyurdu. Google’ın etkinliğine birkaç gün kala OpenAI, yapay zekadaki yeniliklerini “13 Mayıs” günü bir lansman ile açıklayacağı bilgisini verdi. Bunun üzerine Google, OpenAI’ın lansmanından önce X (twitter) üze­rinden yenilikleriyle ilgili ipuçları vermeye başladı.

    2023’ün sonlarında ise OpenAI’ın “Q*” isimli yapay zekayı tanıtacağı açıklanınca, Google alelacele “Gemini” programını yayınlayacağını bildirmişti. Rekabet yalnızca ABD merkezli bu şirketler arasında değil, ülkeler arasın­da da yaşanıyor. Çin 2030’a kadar yapay zeka alanında dünyada küresel bir lider hâline gelmeyi planladığını açıklamıştı. Japonya, Birleşik Krallık, Almanya, Güney Kore, Kanada, Suudi Arabistan, Singapur, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de ekonomik ve teknolojik kalkınma planlarının merkezinde yapay zeka var.

    Kapak-Dosyasi-Seher-Kutu-4