Yazar: Şaduman Halıcı

  • Nas Değil Us

    Nas Değil Us


    yıl 1922… tbmm ve hükümeti, mudanya mütarekesi’nin ardından gerçekle yüzleşir: yıllardır seferber yaşayan anadolu halkının ekonomik gücü tükenmiştir. fiilen savaş alanı olan anadolu toprakları yanmış, yıkılmıştır. ekilebilen araziler kullanılmaz duruma gelmiş, yerleşim alanlarının çoğu yok olmuştur. ülke, meslek sahibi pek çok insanını yitirmiştir… topraklarını emperyalizmin kıskacından kurtarmanın bedelidir bunlar. gelecek kuşaklar da aynı bedeli ödemesin diye kollarını sıvar yeni türkiye’nin yöneticileri. bir kış günü iktisat kongresi toplanır…

    İktisat Kongresi Düşüncesi Gazi’ye Ulaşıyor
    Kongre’nin düşün babası dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’tur. Arkadaşlarıyla işgalden arındırılan bölgede inceleme yapar. Meclis vermiştir bu görevi onlara. Adım adım tanık olurlar yıkıma. Genç iktisat bakanı, yıkıntılar arasında hoplaya hoplaya yürürken “Bu ekonomi nasıl toparlanacak?” diye sorar kendine… Daha 16 yaşında gazete makalesinde iktisat=ihtiyaç saptamasını yapan Bozkurt,1 soruyu kendisi yanıtlar: Kurtuluş, ekonomik unsurların tanışması ve tartışmasıyla mümkündür, der. Sorunu çiftçinin üvendiresi, sanatkârın çekici çözmelidir ona göre. İzmir’de telgrafhaneye koşar. Çankaya’yı arayalım, der. Tarih yaprakları 21 Kasım 1922’yi göstermektedir. Madeni çubuk hareket eder, kısa ve uzun tıkırtılar birbirini izler…

    Iktisat_Kongresi_1) İzmir_İktisat_1
    17 Şubat 1923’te gerçekleştirilen Türkiye İktisat Kongresi’nde 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici hazır bulunmuştur.

    “Memleketin iktisadiyatı uzun senelerden beri unutulmuştur. İktisat unsurları dinlenmemiştir. Bu meslek adamlarını dinlemek ve onların dileklerine göre bir iktisat programı vücuda getirmek (…) lazımdır ve bu çok hayırlı olur.”2

    Mahmut Esat, Gazi’den açış konuşmasını yapmasını da ister. Yanıt olumludur. Bakan kolları sıvar, Türkiye’nin ekonomik unsurlarını çiftçi, sanayici, tüccar ve işçi olarak belirler. Kongre’ye bu sınıfların temsilcileri çağrılır.3

    Hazırlık süreci âdeta demokrasi şölenidir. Ülkenin dört yanında çiftçiler, işçiler, sanayiciler, tüccarlar temsilcilerini belirlemek için seçim yapar. Örneğin Erzurum, Konya, İzmir illeriyle Antalya, Eskişehir, Kayseri, Kütahya, Erzincan, Amasya livaları ve İnebolu, Tosya, Karaman gibi kazalardan toplam 250 üye ocak ayında belirlenir.4 Şubat ortasında pek çok temsilci İzmir’e ulaştığında kentte heyecan egemendir. Lozan’da barış görüşmelerinin kesildiği haberi bile gölge düşürememiştir geleceğini kurmak isteyenlerin heyecanına…

    Iktisat_Kongresi_2) Mahmut Esat Bozkurt 2
    Türkiye İktisat Kongresi’nin gerçekleşmesinde dönemin İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt önemli rol oynar.
    Iktisat_Kongresi_4) Gazi ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda
    Gazi Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir Basmane Garı’nda.

    Kongre’den Beklentiler Nelerdir?
    Beklenti farklıdır. Örneğin Tan gazetesi mesleki ve ekonomik bir programın ortaya konmasını ister. Aydınlık’tan Şefik Hüsnü, tartışmalar köylü ve işçi sınıfının yararında düğümlenirse Türkiye kurtulur, der. İleri’den Feridun Fikri, girişim özgürlüğünün ve ticaret serbestisinin sağlanmasını, yerli sermayeye destek olunmasını, üretim kooperatifleri oluşturulmasını ister. Suphi Nuri’ye göre, ülkenin üretici-tüketici ve aracı unsurları, yarının Türkiye’sinden nasıl bir ekonomik idare bekliyor sorusu yanıtlanmalıdır.5 Kamuoyunda ve TBMM’de özgür eleştiri ortamı vardır. Meclis’te örneğin Ali Şükrü Bey’in başını çektiği muhalefet, Kongre’yi lüks diye tanımlar.6 Mahmut Esat’ı, izleyeceği iktisadi politikayı Meclis’e onaylatmadan, halktan ya da meslek sahiplerinden görüş almaya kalkmakla suçlar. Bakanın yanıtı ders niteliğindedir. Ekonomik unsurlar hükümete her zaman yol göstermelidir ve buna her zaman gereksinim vardır.7

    Iktisat_Kongresi_3) İstanbul gazetecileri
    İstanbul basınından gazeteciler… İktisat Kongresi’nden dönemin basınının beklentileri yayın çizgilerine göre farklılık göstermiştir.

    Kongre Çalışmaları Başlıyor
    17 Şubat 1923… 1.135 temsilci ve dört bini aşkın izleyici Kongre salonunda hazırdır. Kadın işçiler ve dinleyici locasındaki kadınlar yeni Türkiye’nin gelecek yüzüdür. Salondaki sessizliği otomobil düdüğü bozar. Gazi salondakileri selamlayarak yerine gelir gelmez Ertuğrul Mızıkası esas duruşa geçer. İstiklal Marşı’nı çalar ilk kez bir açılış töreninde… Ardından Gazi konuşmasını yapar. Onu Mahmut Esat ile Kâzım Karabekir’in konuşmaları izler.

    Mustafa Kemal Paşa ile Mahmut Esat’ın konuşmaları uyumludur. Her ikisi de Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ekonomik nedenlere bağlar. Liberal ekonomi çökertmiştir devleti. Mustafa Kemal örneğin, Türkiye Devleti ve hükümeti artık yabancı sermayenin “jandarma”sı olmayacak, der.8 Jandarma devlet, ekonomik liberalizmi benimseyen devlettir.9 Mahmut Esat da Türkiye’nin liberal, sosyalist, komünist ya da devletçi ekolden yürümeyeceğini ama ülke gereksinimlerine göre var olan ekonomik sistemlerden yararlanacağını söyler. Tanımı, karma ekonomidir aslında.10 İkilinin dışa karşı mesajı da ortaktır. Lozan’da Türklerin ekonomik bağımsızlığını tanımak istemeyen emperyalistlere tam bağımsızlık vurgusu yapılır. Katılımcılar da o günden itibaren aynı amaçla çalışır.

    Iktisat_Kongresi_6) İzmir_İktisat_3
    Kongre’ye farklı meslek gruplarından temsilciler katıldı.
    Iktisat_Kongresi_5) Grupların Armaları Kaynak Gündüz Ökçün
    Grupların armaları.
    KAYNAK: GÜNDÜZ ÖKÇÜN

    Çiftçi, İşçi, Tüccar, Sanayici Grupları ve Kararları
    Salonda demokrasi egemendir. Kongre başkanı Kâzım Karabekir Paşa seçimle belirlenir. Her meslek grubu kendi grubunu oluşturur. Grup başkanları seçimle belirlenir. Gruplar ülke sorunlarını, çıkarlarını, gereksinimlerini ve hatta hükümete sunacakları çözüm önerilerini tartışarak belirler, raporlaştırır ve başkanlık makamına sunar. Grup kararları gerçekçidir, akılcıdır, çağdaş ve kalkınmış bir Türkiye özlemiyle yoğrulmuştur. Sanayi Grubu, örneğin koruyucu gümrük vergileri yoluyla sanayinin korunmasını, sanayicinin yasalarla teşvik edilmesini, ulaşım olanaklarının geliştirilmesini, kredi verecek bankaların açılmasını ister. Tüccar Grubu, tekelcilikle mücadele edilmesini, ipotek karşılığı kredi verilmesini, bir ana ticaret bankası açılmasını, iktisat eğitiminin yaygınlaştırılmasını, kömür üretiminin dış rekabetten korunmasını, haberleşme hizmetlerinde gecikmelerin önüne geçilmesini ister. Çiftçi Grubu, öncelikle Aşar Vergisi ile Reji kaldırılsın, der. Sonra tütün ekim ve ticaretinin serbest olmasını, tarımsal kredilerin düzene sokulmasını, hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesini, tarım alet ve makinelerinde standartlaşmaya gidilmesini, pratik tarım derslerinin okul programlarına konulmasını ister. İşçi Grubu’nun istekleri sosyal devletin gereğidir aslında. Çalışma saatlerinin sekiz saate indirilmesi, 12 yaşından küçüklerin çalıştırılmaması, gece çalışmalarına çift ücret ödenmesi, kaza ve hayat sigortasının sağlanması gibi pek çok dilek vardır. Özünde, “Devletim desteklerse emeğimi esirgemem” anlayışı egemendir grup kararlarında. Acaba Kongre’nin asıl metni olan Misak-ı İktisadi de benimsemiş midir bu düşünceyi?

    Misak-ı İktisadi ve Hayal Kırıklığı
    Ne yazık ki hayır… 4 Mart 1923’te duyurulan ve on iki maddeden oluşan metin, iktisattan çok ahlaki ve dinî özellikler taşır: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır. Ormanlarını evladı gibi sever. Mukaddesatına (…) mallarına karşı yapılan düşman fesat ve propagandalarından nefret eder. Hırsızlık, yalancılık, riya, tembellik büyük düşmanımız; taassuptan uzak dindarca dayanıklılık her şeyde esasımızdır. Türkler, irfan ve marifet âşığıdır. Kandil gününü kitap bayramı olarak kutlar…


    “iktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır.”

    İktisat andı neden iktisattan uzak düşmüştür? Pek çok neden sayılabilir ancak temel neden demokratik bir tartışma ortamında kaleme alınmaması, kaleme alanın örneğin Latin harfleri gibi devrimci düşünceye sahip olmamasıdır. Kongre sekreteri Ahmet Hamdi Bey, metni Kâzım Karabekir Paşa’nın hazırladığını ve hazırlarken tartışmaya izin vermediğini şöyle açıklar:

    “…Yarattığı bu eserin kılına hiç kimseyi dokundurtmadı. Kendisi bu maddeleri bana dikte ettirdi; âdeta ordu kumandanının emir subayına talimat dikte ettirdiği gibi. Vakıa, itiraza kalktım; böyle misak olmaz dedim ama Paşa’ya dinletemedim…”11

    Kâzım Karabekir Paşa, Kongre’nin kapanış konuşmasında metnin ninnilerde, şiirlerde yer almasını istese de basında sert eleştirilir. Hüseyin Cahit örneğin, okurken acı acı gülümser: “Ne boş bir hülya.” der. Ahlaki kurallar yazılacaksa eğer, onun da önerisi vardır: “Türk Türk’ün gözünü oymayacaktır. Türk Türk’ün başarısını kıskanmayacaktır…”12 Necmettin Sadık’a (Sadak) göre İktisat Kongresi ansızın bir ahlak cemiyetine dönüşmüştür. Nasihatler kıymetlidir ancak bunları bulmak için 1.135 kişi toplamak gereksizdir.13 Suphi Nuri, on iki maddeden oluşan metni tekrar tekrar okur, ekonomiye dair tek kelime bulamaz. Yine de karamsar olmaz, bir sonraki kongreye inşallah…14 Hayal kırıklığının Mahmut Esat da farkındadır. Ama nezaketi elden bırakmaz, tek başına değil grup kararlarıyla değerlendirelim, der.15 


    “tbmm 1 nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 nisan’da mustafa kemal paşa ı. grup’un seçim beyannamesini yayımlar. ‘9 umde’ olarak anılan belge (c)halk partisi’nin programı olacaktır. mustafa kemal 9 umde’de misak-ı iktisadi’yi değil, grup kararları’nı esas alır. misak-ı iktisadi ise terakkiperver cumhuriyet fırkası’na ruh verir.”

    Iktisat_Kongresi_7) Akşam 8 Mart 1923 büyük
    Necmettin Sadık (Sadak) Akşam gazetesinde İktisat Kongresi’nin ansızın bir ahlak cemiyetine dönüştüğünü belirtiyor.

    Misak-ı İktisadi ve Yol Arkadaşlığı
    Grup Kararları ile Misak-ı İktisadi arasındaki zihniyet farkı önemli bir soruya yanıt olur: Barış döneminde sorunlara ülke gereksinimlerine uygun akılcı yanıtlar mı verilecektir? Yoksa nas, us’un önüne mi geçecektir.

    TBMM 1 Nisan 1923 günü seçim kararı alır. 8 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa I. Grup’un seçim beyannamesini yayımlar. “9 Umde” olarak anılan belge (C)Halk Partisi’nin programı olacaktır. Mustafa Kemal 9 Umde’de Misak-ı İktisadi’yi değil, Grup Kararları’nı esas alır. Misak-ı İktisadi ise Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na ruh verir. İki parti arasındaki temel fark dinî duygulara saygılı olmak da değildir; Terakkipervercilerin yerinden yönetimi/ademimerkeziyeti savunmasıdır. Sonuç? Parti kapatılır. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal yol arkadaşlarını değiştirerek yoluna devam eder. Zira yol doğrudur, akılcıdır, yalnız bazı yol arkadaşlarının ufukları dardır. Mustafa Kemal’e göre yol arkadaşlığı ne midir? Ali Fuat Cebesoy 1923 yılında ona, “Senin yeni apôtreslerin [Fr. yoldaş, yol arkadaşı] kimdir?” diye sorduğunda bakın ne yanıt verir:

    “Benim apôtreslerim yoktur. Memleket ve millete kimler hizmet eder ve hizmet, liyakat ve kudretini gösterirlerse apôtres onlardır.”16  #

    DİPNOTLAR
    1  Hizmet, 8 Mart 1909; Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt, AAM, Ankara, 2004, s. 14, 205-239.
    2  TBMM ZC, D. 1, c. 27, s. 171.
    3  Hâkimiyet-i Milliye, 9 Ocak 1923, s. 4.
    Hâkimiyet-i Milliye, 19 Ocak 1923; 22 Ocak 1923, s. 3.
    5  Gündüz Ökçün, Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir, Haberler-Belgeler-Yorumlar, AÜ SBF Yayınları, Ankara, 1971, s. 55.
    6  TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 170-177.
    TBMM ZC, Devre 1, c. 27, s. 174-177.
    8  İktisad Esaslarımız: 17 Şubat 339 (1923): 3 Mart 339 (1923) Tarihine Kadar İzmir’de Toplanan İlk Türk İktisad Kongresinde Kabul Olunan Esaslar ve İrad Olunan Nutuklar, Anadolu Matbaası, İzmir, 1339 (1923), s. 62-66.
    9  Kemal Gözler, Devletin Genel Teorisi, Ekin Basım Yayın Dağıtım, Bursa, 2020, s. 29.
    10  İktisad Esaslarımız, s. 67-75.
    11  Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları 1: Gazi Bana Çok Kızmış, yay. haz. M. Koraltürk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2007, s. 152.
    12  Hüseyin Cahit (Yalçın), “Misak-ı İktisadi”, Tanin, 16 Mart 1923, s. 1.
    13  Necmettin Sadık (Sadak), “Ahlak mı İktisat mı?”, Akşam, 8 Mart 1923, s. 3.
    14  Suphi Nuri (İleri), “Misak-ı İktisadi”, İleri, 7 Mart 1923, s. 1.
    15  “İktisat Kongresi, Faideleri, Neticeleri”, Akşam, 25 Mart 1923, s. 3.
    16  Şerafettin Turan, Mustafa Kemal Atatürk, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2017, s. 410.
  • Mustafa Kemal’in Suriye Günleri

    Mustafa Kemal’in Suriye Günleri


    birinci dünya savaşı’nda orta doğu’daki hesaplaşma “kanal cephesi” adıyla başlar. sonra “sina-filistin” adını alır. sina da elden çıkınca “filistin-suriye cephesi” olarak anılır. bu yazının konusu filistin-suriye cephesi’nin çöküşü olacaktır. çöküş, ingilizlerin 19 eylül 1918’deki saldırısıyla başlayacak; nablus muharebesi, şam’a doğru ilerleme ve halep’in işgali olmak üzere üç aşamadan geçecek, tarih yaprakları 30 ekim 1918’i gösterdiğinde cephenin öyküsü son bulacaktır.

    Mustafa Kemal’in Suriye Günleri
    VII. Ordu Komutanı Tümgeneral Mustafa Kemal Paşa Şam’da. (3 Eylül 1918)

    Mustafa Kemal Paşa 7. Ordu Komutanı Oluyor
    Sultan Reşad’ın 3 Temmuz 1918’de ölümüyle Vahideddin tahta geçer. Mustafa Kemal, veliahtlığı zamanında 20 Aralık 1917’de başlayan Almanya seyahatinde ona eşlik etmiştir. Seyahat sonrası hastalığı iyice artar. Avusturya’ya gider tedavi için. Kolibasilidir konan teşhis. Tedavi Karlsbad’da devam ederken taht değişimi yaşanır. Israrla İstanbul’dan çağrılır. Tedavisi bitmeden ülkeye döner. Dört kez padişahla görüşür. İlk görüşmesinde ülke hakkında kaygıları, Almanların gerçek niyetleri gibi konularda düşüncelerini açıklar. Vahideddin’e ordunun başına geçmesini ve kendisine bir kurmay başkanı atamasını önerir. Genelkurmay Başkanı olmak istediğini hissettirir.1 Ancak Enver Paşa’nın Mustafa Kemal’i uzaklaştırma hamlesi başarılı olur. 5 Ağustos 1918’de Vahideddin iki Alman generalin yanında Mustafa Kemal Paşa’ya Suriye’de 7. Ordu’ya atadığını bildirir. Mustafa Kemal Paşa çıkışta Enver Paşa’yı görür. Kendini tutamaz; “Tebrik ederim, muvaffak oldunuz.” der. Padişah atamasının usul dışılığına ve Suriye’deki olumsuzluklara işaret eder, “Hiç olmazsa biraz esaslı önlemler üzerinde konuşalım.” der. Enver Paşa güler…2

    Pamuk İpliğine Bağlı Bir Ordu ve Nablus Muharebesi
    Mustafa Kemal Paşa 26 Ağustos 1918 günü Halep’e gelir, ardından Nablus’a geçer. Uzun bir inceleme gezisi yapar. 11 Eylül’de gözlemlerini Dr. Rasim Ferit Talay’a yazar: “Suriye… Vali yok, komutan yok. İngiliz propagandası çok. […] Ahali hükümetten nefret ediyor, bir an evvel İngilizlerin gelmesini bekliyor. Düşman sayıca, araçça kuvvetli; biz onun karşısında pamuk ipliği…”3 Yıldırım Orduları Grubu Komutanı Liman von Sanders ise Mustafa Kemal’in aldatıldığı kanısındadır. “Çanakkale Savaşı’nda tanıdığım bu değerli komutan, buraya gelince ordunun mevcut yönünden azlığını ve birliklerin perişan halini gördü ve aldatıldığını anladı.”4 der. İngilizlerin görünürde bire karşı iki olan üstünlükleri süvariler açısından bire karşı on ikidir. Türk ordusunun kazan mevcudu 100 bin, İngilizlerin 340 bindir. Bu son rakama Faysal ve Lawrence idaresindeki 60 bin Arap da eklenmelidir.5

    Filistin-Suriye_2)kupür
    “Büyük Gazi’nin Hatıralarından Sahifeler, Suriye’de Son Muharebeler”, Hâkimiyet-i Milliye, 2 Nisan 926.
    Filistin-Suriye_3) Harita
    19 Eylül 1918’e kadar İngiliz Mısır Sefer Kuvvetleri’nce ele geçirilen noktalar

    İngiliz taarruzuna bir hafta vardır. Üstelik Arap-İngiliz iş birliği artık nettir. İngilizler daha çok altın dağıtmıştır. Aydemir ne diyor: “Arabistan çölleriyle Suriye’de, Hicaz ve çevresinde yaşayan Şeyhler için öyle söylenebilir ki, Din demek Altın demekti!”6

    Eylül ortasına gelindiğinde Allenby’nin ordusu Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın Arap ordusuyla birlikte Nablus’un güneyindedir. 18/19 Eylül 1918 gecesi önce 7. Ordu cephesine saldırırlar. Denizden donanmanın, havadan uçakların bombardımanı desteğinde yaptıkları taarruzla Türk orduları ve Grup Komutanlığı arasındaki iletişim kopar. Saldırı 19 Eylül günü bütün cepheye yayılır. Nablus Ovası’nda Osmanlı cephesi yarılır. İngilizler Sanders’in Grup Karargâhı Nasıriye’yi kuşatırken Sanders canını zor kurtarır. Mersinli Cemal Paşa, Amman’dan Şam yönüne çekilirken 7. Ordu ise Nablus, Bisan ve Şeria Nehri arasında Allenby ve Arap orduları tarafından çembere alınmıştır. 21 Eylül’de Nablus düşer. Mustafa Kemal Paşa imhadan kurtulmak amacıyla İngiliz yarma girişimlerini göğüslerken Sanders Dera’dadır. 21/22 Eylül gecesi İstanbul’dan aldığı telgraf Genel Karargâh’ın Filistin Cephesi’yle ilgisini ortaya koyar. Telgraf, Sanders’e 8 Ekim’de İstanbul’da yapılacak çuval yarışına başkanlık edip etmeyeceğini sormaktadır!7

    23 Eylül’de Sanders Şam’a gelirken Mustafa Kemal 22/23 Eylül gecesi ordusunu Şeria Nehri’nin doğusuna çekmeyi başarır. El Muzeyrip-Dera hattında toplar. İngilizler 25 Eylül’de Amman’ı işgal eder. Filistin Cephesi’nden çekilip güçlendirilen Kafkas Grubu’yla Bakü’yü almanın mutluluğunu yaşayan Enver Paşa’nın hedefi Turan’dır. General Allenby’nin ordusunun hedefi ise Şam’dır.8

    Şam’ın İngiltere İçin Anlamı Nedir?
    David Fromkin diyor ki “…Şam, zengin bir vaha kentiydi. Şam’ın ele geçirilmesi; İngilizlerin Arapça konuşulan Osmanlı topraklarını ele geçirme işlemini sembolik olarak tamamlamakla kalmayıp, İngiltere’ye Suriye vahalarını ele geçirerek, zaferlerini belgeleyen eski dünya fatihlerinin meşru ardılları sayılma hakkını kazandıracaktı…”9

    General Allenby’nin Arap kuvvetleriyle Şam’a taarruzu General Franchet d’Espèrey’in Selanik’ten Bulgar ordusuna yönelen taarruzuyla eş zamanlı planlanmıştır. Yıldırım Orduları cephesinde ise dağılan birlikleri toplama çabası vardır. Sanders, Mustafa Kemal Paşa’ya 7. ve 8. Orduların çekilen kuvvetlerini toplama ve Rayak Cephesi’ni kurma görevini verir. 4. Ordu ise Şam’ı savunacaktır. Mustafa Kemal, Şam savunmasının güçlüğüne dikkati çekerek savunma hattının Rayak’ın kuzeyinde olmasını önerse10 de dikkate alınmaz. İngilizler 27/28 Eylül gecesi Dera’ya girer. Allenby, Dera’yı Faysal’ın Arap ordusuna teslim eder. Araplar, hasta ve yaralı Türk askerlerini öldürür. Lawrence yıllar sonra Araplara Türklerin kanını helal ettiğini gururla yazacaktır.11 Bulgaristan’ın savaştan çekildiği 29 Eylül günü Allenby’nin Çöl Atlı Piyade Kolordusu Şam’ın kapısına dayanır. Faysal, Arapların başında Lawrence ve Şerif Nasır ile 30 Eylül 1918’de ve İngiliz birliklerinden önce Şam’a girer. Yıldırım Orduları, Halep yönünde geri çekilirken Şam’da Lawrence’ın koruduğu Şerif Nasır ile Cezayirli Şeyh Abdülkadir arasında post kavgası başlar.12

    Karar, Ülkenin Asıl Sahiplerinindir…
    Mustafa Kemal Paşa 30 Eylül’de Rayak’a ulaştığında Şam’ın düştüğü haberini alır. Şam’dan çekilen ve dağınık şekilde Rayak’a gelen askerleri toplar. Rayak-Baalbek (Bekaa Vadisi) arasında güçlü bir savunma mevzii kurmak ister ama Sanders karşı çıkar. 3 Ekim’de Baalbek’te Sanders ile buluşur. “Elde kalan 7. Ordu bir enkazdan ibarettir. Bunlar, Halep’te Suriye’nin kuzeyinde toplanmalı.” der. “Nihayet bir yabancı olduğunu” vurgulayan Sanders’in yanıtı; kararı, ülkenin asıl sahiplerine bırakmak olur.13 Mustafa Kemal de birliklerini Halep’te toplar. Çekilişi doğal bulur ama öfkelidir. 7 Ekim’de Halep’ten İstanbul’a çektiği telgrafta şöyle der:

    Filistin-Suriye_4) Türk birlikleri Halep İstasyonu’nda.
    Türk birlikleri Halep İstasyonu’nda.

    “Düşmanın bilinen üstünlüğü karşısında ve bizim ordu adı altında tutulan beş-altışar bin erimizin çekilmesi tabii idi… Enver Paşa gibi bir ahmak genel harekât sorumlusu olmasa idi ve burada beş-on bin kişilik bir askerî topluluğun başında ilk top sesinde ordusunu bırakıp kaçan … kumandan bulunmasa idi, hiçbir askerî vaziyeti takdir edemeyen bir Dördüncü Ordu Kumandanı bulunmasa idi… ve bunların başında muharebenin ilk gününden itibaren hiçbir nüfuzu kalmayan bir Grup Karargâhı olmasa idi… bu andan sonra, artık barıştan başka yapılacak şey kalmamıştır.”14

    Mustafa Kemal, Padişah’ın Başyaveri Naci Eldeniz’e gönderdiği telgrafında ise Ahmet İzzet Paşa’nın başkanlığında bir barış kabinesi kurulmasını ve kendisine de görev verilmesini ister.15 Yıllar sonra gerekçesini “Barışın çabuk gelmeyeceğini biliyordum. Barışa kadar çok bunalımlı durumlar karşısında kalacaktık. İşte bu sırada vatana ciddi hizmetlerde bulunabileceğim kanaatinde idim.” diye açıklayacaktır.16 Hükümeti Ahmet İzzet Paşa kurar ancak Mustafa Kemal’e görev verilmez. İsteği “ihtiras” olarak değerlendirilir.

    Halep’te Kadınların Kızgın Yağ Sağanağı…
    Halep çevresi yangın yeridir. İngilizler 16 Ekim’de Hama’yı, ertesi gün Humus’u işgal eder. 23 Ekim’de İngiliz komutan Halep’in teslim edilmesini ister. Mustafa Kemal mektubu getiren yüzbaşıyı geri gönderir, konuşmaya değer bulmaz. Ertesi gün Sanders’e ordusunu Halep’in güneyi ile Katma arasında mevzilendireceğini ancak düşman taarruzu başarılı olursa geri çekileceğini bildirir. 25 Ekim’de İngilizler Faysal güçleriyle birlikte Halep’e saldırır. Mustafa Kemal hastadır. Baron Oteli’ndedir. Sokak muharebeleri başlar. Ön safta yer alır. Tepelerine yağan İngiliz bombalarına çatılardan yağan mermi, el bombası, kadınlar tarafından dökülen kızgın yağ sağanağı eklenir. Sinirden olsa gerek Mustafa Kemal “Bu beni güldürdü.” diyecek ve nedenini açıklayacaktır: “Çünkü ben bu Halep’i savunmayı düşünüyordum.”17 İngilizlere tuzak kurar, şehri boşaltır, birliklerini Halep’in kuzeyine, karargâhını da Afrin’in Raco beldesi yakınında bir tren istasyonu olan Katma’ya taşır.18 Amacı “İngiliz ve Araplarla muharebe etmek”tir.

    Filistin-Suriye_5) Mustafa Kemal,  subay arkadaşları ile Halep'te
    Mustafa Kemal, subay arkadaşlarıyla Halep’te.

    Suriye Cephesi’nin Son Muharebesi Katma…
    Mustafa Kemal 26 Ekim’de Halep’in kuzeybatısında yapacağı muharebe için hazırdır. İngilizler tuzağa düşer. Türk ordusunun geri çekildiğini düşünen İngiliz-Arap kuvvetlerinin saldırısı güçlü bir direnişle karşılaşır. Mustafa Kemal, İngilizlerin güçlü atlı tümenini geri püskürtür. İngilizler geri çekilir. Böylece 19 Eylül 1918’de başlayan İngiliz saldırıları 500 kilometreyi aşan ilerleyişin ardından 26 Ekim 1918 günü Mustafa Kemal’in Katma Zaferi’yle durdurulur. Asi Arapların Müslümiye’yi ele geçirerek Antep yönünde ilerlemesi, İngilizlerin de onları izlemesi karşısında Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Kilis’e gelir. Antep savunmasının çekirdeğini kurar ve karargâhına döner. O gün Mustafa Kemal Paşa, birliklerini İskenderun’un güneyine; Beylan-Top Boğazı-Der Cemal-Tel Rifat-Ahterin ve doğuya uzanımı hattına, karargâhını da Raco’ya getirir.19 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalandığında “Türk süngülerinin işaret ettiği bu hat” Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum ve Sivas Kongrelerinde esas aldığı, Mebusan Meclisi’nde Misak-ı Millî olarak adlandırılacak ulusal sınır olacaktır.

    Filistin-Suriye_7) Katma Zaferi haritası
    Katma Zaferi haritası.

    30 Ekim 1918 günü Mustafa Kemal, Yıldırım Orduları Grup Komutanı atanarak başarısı takdir edilir. Buna karşın onlarca yıldır süren cephenin çöküşünden de Halep’e çekilişten de Mustafa Kemal sorumlu tutulur, hatta suçlanır. Gerçekler bilinmeden! Gerçek şudur: Bu suçlamanın ilk kaynağı İngiliz Muhibleri Cemiyeti üyesi Damat Ferit’tir. Yine onun verdiği parayla Ümid dergisini çıkaran Tarık Mümtaz Göztepe’dir. Göztepe, uzun bir yazı kaleme alır. Amacı Türk subaylarının Mustafa Kemal’le ve amacıyla bütünleşmesini yani Anadolu’daki mücadeleye ortak olmasını önlemektir. Şöyle seslenir onlara “…Ey ordunun faziletkâr gençliği! Hakikat namına kollarında titreyen mecruh vatan aşkına gümrah [gür] bir sada ile haykır ki: Türk ordusu namuskâr silahlarına bugün değil yirmi ay evvel Raco boğazında ve Şeria ovasında veda etti ve bu marifet de yalnız sizin heyulâ-yı [korkunç hayal] eserinizdi. Artık yeter hicap edin [utanın] ve müebbeden [sonsuza kadar] susun!..”20

    Utanması ve susması gereken Türk ordusunun güzide subayları, Türk gençliği, Türk milleti ve Atatürk değildir. Utanması gereken Türkiye’nin ve Türk milletinin çıkarlarını savunmayan, emperyalistlere teslim olanlardır. #

    DİPNOTLAR
    1 Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Hatıraları 1914-1919, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1965, s. 52-59.
    2 F.R. Atay, Atatürk’ün Hatıraları 1914-1919, s. 60-62; F.R. Atay, Çankaya, Sena Matbaası, İstanbul, 1980, s. 109.
    3 Yusuf Hikmet Bayur, “Mustafa Kemal’in Üç Mektubu”, Belleten, Sayı 93, s. 137.
    4 Liman von Sanders, Türkiye’de 5 Yıl, çev. Şevki Yazman, Burçak Yayınevi, 1968, s. 300.
    5 Celal Tevfik Karasaban, Filistin ve Şark-ül-Ürdün, c. I, Ahmet İhsan Basımevi, İstanbul, 1942, s. 221.
    6 Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, Yükselen Matbaacılık, İstanbul, 1972, c. III, s. 280.
    7 C.T. Karasaban, age., s. 228.
    8 C.T. Karasaban, age., s. 224-228; Cemal Kemal, “Osmanlı’nın Filistin Cephesi’ndeki Son Muharebesi”, Atatürk Yolu Dergisi, 45, 2010, s. 42-43; Figen Atabey, “Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin-Suriye Cephesi’ne İlişkin Belgeler Işığında Genel Bir Değerlendirme”, Atatürk Yolu Dergisi, 66, 2020, s, 80-82.
    9 David Fromkin, Barışa Son Veren Barış: Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı? 1914-1922, çev. Mehmet Harmancı, Sabah Yayınları, İstanbul, 1994, s. 311; C. Kemal, agm., s. 43.
    10 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. II, s. 225.
    11 T.E. Lawdence, Bilgeliğin Yedi Direği-Bir Casusun Anıları, çev. Yusuf Kaplan, Rey Yayıncılık, İstanbul 1991; C.T. Karasaban, age., s. 229.
    12 C.T. Karasaban, age., s. 229-230.
    13 Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, c. III/3, TTK, Ankara, 1957, s. 462; Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, c. 9, TTK, Ankara, 1996, s. 539.
    14 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. II, s. 231.
    15 Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. II, s. 232.
    16 F.R. Atay, M. Kemal’in Mütareke Defteri ve 19 Mayıs, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 1999, s. 123.
    17 F.R. Atay, K. Atatürk Anlatıyor, Binbirdirek, İstanbul, 1985, s. 74.
    18 İsmail Özer, “Bir Taarruz, Üç Ricat: Sina-Filistin Cephesi Bozgunu ve Mustafa Kemal Paşa”, Al Farabi Internaional Journal on Social Sciences, 5/2, 2020, s. 115-119.
    19 C. Kemal, agm., s. 60-69.
    20 Tarık Mümtaz, “Anadolu Harekât-ı İsyaniyesi I”, Ümid, 19 Ağustos 1920, No: 7, s. 6; Şaduman Halıcı, Mütareke Döneminin İşbirlikçileri: Yüzellilik Gazeteciler, 2. baskı, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 2023, s. 352.

  • Sadakat mi Liyakat mi?

    Sadakat mi Liyakat mi?


    hilafetin son yılları işbirlikçilikten teslimiyete evrilmiş; vatan savunmasında bulunanların “hain” ilan edilmesine, katledilmelerinin “caiz” olmasına kadar varmıştır. istanbul’un işgalini engellemek için hazırlanmayan birlikler, “kuva-yı inzibatiye” adı altında kuva-yı milliyecilere karşı örgütlenmiştir. emperyalistler, anadolu’da başlayan “kurtuluş”un engellenmesi için sadakatte kusur etmeyen damat ferit’leri bulsa da karşılarında liyakatle halkın mücadelesini buluşturan mustafa kemal’i ve kuva-yı milliyecileri bulmuştur.

    Sadakat mi Liyakat mi?
    Fotoğrafın üstündeki yazı: Reis-i Cumhur Gazi Paşa hazretlerinin memleketimizi teşrifleri münasebetiyle Hükümet Konağı önünde alınan fotoğrafları. Erkân-ı hükümet arasında, 1 Teşrin-i evvel (Ekim) 1340 (1924).

    Millî Mücadele günleri yalnız emperyalizme karşı verilen bir savaş değildir. Millî Mücadele aynı zamanda İstanbul ile Ankara arasındaki iktidar savaşına da sahne olmuştur. İstanbul’da egemenliği Tanrı’dan aldığını söyleyen ve bu söylemle ülkeyi yöneten bir padişah ve hükümeti vardır. Ankara’da ise egemenliği milletten aldığını söyleyen ve “Egemen Türk milletidir.” diyen Mustafa Kemal Paşa ve TBMM Hükümeti vardır. Dolayısıyla İstanbul ile Ankara arasındaki savaş bir iktidar/egemenlik savaşıdır.

    Bu savaş aynı zamanda bir sadakat ve liyakat savaşıdır. Peki, bu savaşta sadakat mi galip gelir liyakat mi?

    Neden böyle bir soru soruyoruz? Çünkü Damat Ferit Hükümeti iktidar/egemen benim diyebilmek için sadık kullarını göreve çağırır. Nasıl mı? Anlatalım.

    Sadakat_mi_Liyakat_mi-1
    Gazi Mustafa Kemal Erzurum’da, Ekim 1924.

    Erzurum Kongresi’nden Misak-ı Millî’ye…
    Biliyorsunuz Damat Ferit, Vahideddin’in ve tabii ki İngilizlerin pek sevdiği bir sadrazamdır. Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki milliyetçiler Padişah’ın kapattığı Meclis’in yeniden açılmasını, bu açılışın önünde engel olan Damat Ferit’in de istifasını ister. İstekleri olur. İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi Damat Ferit istifa eder, 2 Ekim 1919 günü kurulan Ali Rıza Paşa Hükümeti1 seçim kararı alır. 12 Ocak 1920 günü İstanbul’da Mebuslar Meclisi açılır.2

    Meclis, 28 Ocak günü cesur bir kararın altına imza atar. Erzurum Kongresi’nden itibaren milliyetçilerin ilmik ilmik dokuduğu Misak-ı Millî’yi kabul eder. Türk milletinin -kapitülasyonlar gibi- uygarca yaşamasına engel olacak hükümler içeren bir barışı kabul etmeyeceğini duyurur bu belge ve emperyalistleri can evinden vurur. Zira Anadolu’daki millî hareket onlara, gözleri önünde meydan okumuştur. İtilaf Devletleri İstanbul Hükümeti’nden milliyetçileri yok sayan bir açıklama ister. Açıklama gelir. 14 Şubat günü Ali Rıza Paşa, millî iradenin tek “tecelligâhının” yani ilahi gücün belirdiği tek merkezin İstanbul’daki Meclis olduğunu duyurur. Mustafa Kemal’in yanıtı gecikmez. 17 Şubat günü Müdafaa-i Hukuk derneklerinden, “Vatanı ve millî varlığı kurtarmak esasından ibaret olan millî teşkilatın, vatanın her köşesini kapsayacak şekilde yaygınlaştırılmasını” ister.3 Milliyetçi güçler de boş durmaz. Emperyalist gemilerine ve askerlerine rağmen Akbaş Cephaneliği (Eceabat Yakınlarında) basılır, yüzlerce tüfek ve sandık sandık cephane Anadolu’ya kaçırılır.4 Maraş’ta da halk Fransız-Ermeni zulmüne karşı kahramanca yürüttüğü mücadelenin ürününü toplar, onları kentlerinden atar. Gelişmeler emperyalist devletlerin ve onların işbirlikçilerinin saygınlığını yerle bir ederken Türklerin kendi gücüne dayanarak emperyalizmi topraklarından atacağına olan inancını perçinler.

    İstanbul İşgal Edilecek!
    Demokrasi havarisi kesilen emperyalistlerin hoşuna gitmez bu gelişmeler. Önce Ali Rıza Paşa Hükümeti istifaya zorlanır. 3 Mart 1920 günü amaçlarına ulaşırlar. Ertesi gün Mustafa Kemal bu istifayı, “İtilaf Devletleri’nin bağımsızlığa ve onura dokunan saldırılarına” bağlar.0 Yeni hükümeti 8 Mart’ta Salih Paşa kurar.0 Ancak o, İngilizlerin “Kuva-yı Milliye’ye karşı olduğunu açıkla.” baskısına boyun eğmez. Küplere biner İngilizler. “Türklere haddini bildirmek” gerektiği dillendirilmeye başlanır emperyalist cephede. Yazışmalar başlar ve ardı ardına yaptıkları toplantılardan sonra karar verirler.0 İstanbul’u işgal edeceklerdir. Kararlarını 16 Mart 1920 sabahı Şehzadebaşı Karakolu’na yaptıkları kanlı baskınla uygulamaya koyarlar.0 Hırslarını alamazlar. Mebuslar Meclisi’ni basarlar, milletvekillerini tutuklarlar, İstanbul’da “millici”, “kuvvacı” avı başlatırlar. Gece yarısı yatak odalarına girip vatanseverleri gecelik entarileriyle alırlar -tıpkı Göz Hekimi Dr. Esat Işık gibi-. On dört yaşında ciğerleri kan toplamış, hasta yatağında gözleri korkuyla bakan oğlunun gözleri önünde giyinmesine bile izin vermezler Esat Paşa’nın…0 Az önce görevden aldırdıkları Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa’yı sabahın 06.00’sında yüz kişilik müfrezeyle bastıkları evinden, eski Genelkurmay Başkanı Cevat Çobanlı Paşa’yı Nişantaşı’ndaki konağından gözaltına alırlar.0 Milletin 85 vekilini ve 60’a yakın milliciyi önce Bekirağa Bölüğü’nde hapsederler sonra Malta adasına sürgüne gönderirler.


    “milliyetçilerin bu zulme sesi ankara’dan yükselir. mustafa kemal paşa 16 mart’ta yayınladığı bildiriyle o gün osmanlı devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve egemenliğinin sona erdiğini açıklar.”

    Ankara’da Açılan Meclis ve Damat Ferit Dördüncü Kez Koltukta…
    Milliyetçilerin bu zulme sesi Ankara’dan yükselir. Mustafa Kemal Paşa 16 Mart’ta yayınladığı bildiriyle o gün Osmanlı Devleti’nin yedi yüz yıllık hayat ve egemenliğinin sona erdiğini açıklar. 17 ve 19 Mart 1920 tarihli genelgeleriyle kapatılan Meclis’in Ankara’da açılacağını duyurur. İstanbul’daki tutuklamaları da göz ardı etmez. Karşılıklılık ilkesini uygular, Anadolu’daki İtilaf subayları tutuklanır. Savunusu vatan ve millet olanlar işgal altındaki ülkede demokrasiye bağlılıklarını bir kere daha seçim yaparak gösterir. Yeni seçilen milletvekilleri ve İstanbul’dan kaçmayı başaranlar Ankara yolunu tutarken emperyalistlerin öfkesi iyice kabarır. Öfkelerini Salih Paşa Hükümeti’nden çıkarırlar önce. 2 Nisan günü istifa ettirirler. Yerine 5 Nisan’da değişmez sadrazamları Damat Ferit’i dördüncü kez koltuğa oturturlar. O da aldığı görevi fazlasıyla yerine getirir. Nasıl mı? “Paşalık” rütbesi verdiği Anzavur Ahmet’i Karesi (Balıkesir) mutasarrıfı olarak atar.0 “Kuva-yı Milliye”yi yok etmekle görevlendirir. 10 Nisan’da Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, Kuva-yı Milliye’yi kâfir ilan eder, üyelerinin katlinin dince uygun olduğunu bildiren fetvayı verir, 11 Nisan’da Vahideddin yayınlar.0 18 Nisan’da İngiliz desteğiyle “Kuva-yı İnzibatiye” adı verilen Halife Ordusu kurulur. Amacı, “Kuva-yı Milliye adı altında (…) şakileri” yok etmektir.0

    Sadakat_mi_Liyakat_mi-3
    Mustafa Kemal, silah arkadaşlarıyla Akşehir’de, 28 Temmuz 1922. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nurettin Paşa, Yakup Şevki Paşa, Fahrettin Paşa…

    Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki milliyetçiler de emperyalist işbirlikçisi Saray’a ve Sadrazam’a yanıt vermekte gecikmez. 6 Nisan’da kurulan Anadolu Ajansı ile kamuoyunu yönlendirecek etkin propaganda aracını faaliyete geçirir Mustafa Kemal. Kuva-yı Milliye de Anzavur’u İstanbul’a kaçmak zorunda bırakır.0 16 Nisan’da İstanbul’un fetvasına Ankara müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin fetvası ile yanıt verilir. Olaylara ve gerçeklere aykırı olarak yayınlanan fetvaların İslam dinince geçerli olamayacağına işaret eder fetva. Anadolu’da yüzlerce müftü ve din bilginince onaylanıp imzalanarak ajans ve gazeteler aracılığı ile kamuoyuna da duyurulur.0

    Mustafa Kemal Paşa kararlıdır. Saray’ın ve Damat Ferit’in İngiliz politikasına geçit verilmeyecek, mutlaka zafere ulaşılacaktır. Bu düşüncesini İstanbul’dan dostlarıyla birlikte kaçıp Ankara’ya gelen Yunus Nadi Bey’e de özellikle vurgular: “…Milletin istiklâlini vatanın son kaya parçası üzerinde müdafaa edeceğiz, kurtaracağız veya -eğer mukadderse- öleceğiz. Fakat eminiz ki ölmeyeceğiz ve kurtaracağız.”0

    Kurtuluşun Çaresi: Birleşmek…
    Mustafa Kemal Paşa kurtuluşu birleşmekte görür. Komutanlardan başlayarak asker, sivil bütün milletin TBMM çatısı altında bir ve bütün olmasını isteyen çağrısını yapar. Neden böyle bir çağrı yapar? Zira sivil bürokratlarla ordu ve kolordu komutanları İstanbul’la olan hiyerarşik bağlarını hâlâ korumaktadır. Mustafa Kemal ise onları milletin yanına, Anadolu’ya çağırır. Çağrısı olumlu yanıt bulur. Kastamonu Valisi Cemal Bey, daha İstanbul’un işgalinin ertesinde, 17 Mart’ta, Mustafa Kemal Paşa’ya çektiği telgrafla vilayetinin “…bugünden itibaren (…) Heyet-i Temsiliye’yi Hükümet Merkezi” saydığını belirtir.0 6 Nisan’da 61. Tümen Komutanı Albay Kâzım (Özalp) Bey, 14. Kolordu ile ilgisini kestiğini bildirir.0 İstanbul Hükümeti ile yakın ilişkide olan 12. Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Bey ile Yusuf İzzet Paşa ise Nisan ayı içinde Heyet-i Temsiliye emrine girdikleri haberini ulaştırır Ankara’ya.0

    Sadakat_mi_Liyakat_mi-4
    “Mühim Bir Tamim: Bilcümle Erkân, Ümera ve Zâbitana”, Alemdar, 25 Nisan 1920.

    20 Nisan’da ise Fevzi Paşa (Çakmak) Anadolu’ya geçmek üzere Kuşçalı’ya gelir. 22 Nisan 1920 günü ise Mustafa Kemal Paşa bütün vilayetlere gönderdiği genelgeyle “23 Nisan’dan itibaren bütün mülki ve askerî makamların, milletin başvuru yerinin” açılacak olan Meclis olacağını ilan eder.0

    23 Nisan 1920 günü açılan TBMM, o günden itibaren egemenlik yetkisini kullanmaya başlar. İngilizler tam bu aşamada Damat Ferit’le yeni bir oyun kurar. Padişah’ın aynı zamanda Halife sanının olması elverişli zemin olur. Türk milletinin Müslüman kimliği sömürülmek istenir. Ve Damat Ferit 24 Nisan günü Halife-Padişah’ın sadık kulları için “Sadâkatnâme” başlıklı yemin metinleri bastırır. “Bilcümle erkân, ümera ve zâbitan” bu yemin metinleriyle “…şems-i şevket [ulu güneş] ve ikbâli asırlarca âleme şa’şaa-paş olmuş [parıltı yaymış] o muazzam taht-ı saltanat ve hilafetin etrafında” toplanmaya çağrılır.0

    Sivillerin Yemin Metni:
    “Şevketlu Halife ve Sevgili Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sâdis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma ve iktiza-yı halde uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve memuriyette bulunduğum müddetce siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime ve Hükümet-i Osmaniye’nin rıza-yı âlisi hilafında bir fiil ve harekette bulunmayacağıma. Vallah, Tallah, Billah.”

    Askerlerin Yemin Metni:
    “Baş Kumandan-ı Âzam ve Akdesimiz Şevketlu Halife ve Hakanımız Padişahımız Sultan Mehmet Han-ı Sadis Efendimiz Hazretlerinin her türlü evâmir-i şahanelerine mûti’ ve münkad kalacağıma ve iktizay-ı halde uğur-ı Hilâfetpenâhîlerinde feda-yı cana hazır ve âmade bulunduğuma ve silk-i askeriyede kaldığım müddetçe siyasetle kat’iyyen iştigal etmeyeceğime yemin ederim.
    Vallah, Billah, Tallah.”

    Siviller ve askerler için ayrı ayrı düzenlenir yemin metinleri. Yeminler ilgili amirin ya da üst rütbeli komutanın gözetiminde törenle yapılacaktır. Siviller metinleri okuyacak, ardından kimlik bilgilerini yazarak imzalayacaktır. Askerler ise komutanlarının önünde okuyup imzalayacak, isim, rütbe ve görevlerini yazacaktır.0

    Anadolu’nun dört bir yanına gönderilir Sadâkatnâme metinleri. 26 Nisan’dan itibaren İstanbul’daki yandaş gazeteler yemin edenleri sütun sütun sayfalarına taşır. Hele askerlerin imzaladıkları daha bir abartılarak sunulur kamuoyuna, “Ordudan Yükselen Sadâkat Sesi” başlıklarıyla… Yüzlerce, binlerce isim sayılır gün gün… Anadolu’nun simge isimleri özellikle öne çıkarılır. Örneğin sivilleri temsilen Ankara Vali Vekili Yahya Galip’in (Kargı) yemini ve valilik görevlilerinin “yarışırcasına sadakati” öne çıkarılır. Komutanları temsil eden isim ise Kâzım Karabekir Paşa olur. Kolordusuna mensup askerler için yaptığı yemin töreni ballandıra ballandıra anlatılır.0

    Sadakat_mi_Liyakat_mi-5
    İleri/Vakit, 14 Mayıs 1920. 
    Sadakat_mi_Liyakat_mi-6
    Yahya Galip Bey ve Kâzım Karabekir Paşa’nın yemin törenleri. İleri, 7 Mayıs 1920.

    Amaç bellidir. Padişah’a sadık sivil bürokrasi ile Anadolu’yu denetim altına almak, askerî bürokrasi ile orduyu içten parçalamak ve Türk milletinin uyanışına set çekmektir. Daha doğrusu kendi koltuklarını koruma pahasına emperyalizmin Türk yurdunu ve Türk milletini sömürmesine göz yummaktır.


    “başaramazlar. zira millet bir kere uyanmış ve önderini bulmuştur. türk milleti vatanın kurtuluşuna, milletin özgürlüğüne mustafa kemal’in önderliğiyle ulaşacağına inanmıştır. inanmıştır çünkü mustafa kemal paşa o makama emperyalistlerin ya da onların işbirlikçilerinin arzusuyla gelmemiştir.”

    Başaramazlar. Zira millet bir kere uyanmış ve önderini bulmuştur. Türk milleti vatanın kurtuluşuna, milletin özgürlüğüne Mustafa Kemal’in önderliğiyle ulaşacağına inanmıştır. İnanmıştır çünkü Mustafa Kemal Paşa o makama emperyalistlerin ya da onların işbirlikçilerinin arzusuyla gelmemiştir. O makamın gerisinde çağdaş okullarda alınan başarılı bir eğitim, Trablusgarp’tan Çanakkale’ye, Diyarbakır’dan Filistin’e kadar vatanı için döktüğü ter vardır. O makamın gerisinde Arapçadan Farsçaya, İngilizceden Fransızcaya her alandan üzerine notlar düşülmüş bir kütüphane vardır. O makamın gerisinde emperyalist altınlarına değil, vatanın her karış toprağına duyduğu bağlılık vardır. İdeali yüksek makamlara geçmek ya da para kazanmak değil, Türk milletinin özgür ve bağımsız yaşamasıdır. O bu ideali daha 12 Ocak 1914’te Sofya’dan Madam Corinne’e yazdığı mektupla açıklamıştır: “Benim tutkularım var hem de pek büyükleri. Bu tutkularım yüksek makamlar ya da büyük paralar elde etmek gibi maddi emelleri karşılamakla ilgili değil. Ben vatanıma faydalı bir hizmet yapmış olmanın iç huzurunu taşıyacak bir düşünceyi gerçekleştirmek istiyorum.”0

    Zafere ulaşanlar sadık olanı değil layık olanı önder koltuğuna oturtanlardır. Sadık kullar zaferden sonra soluğu emperyalistlerin ülkesinde alacaklardır.0 #

    DİPNOTLAR
    1. İleri, 3 Ekim 1919, No: 622, s. 1. ↩︎
    2. Alemdar, 13 Ocak 1920, No: 393-2693, s. 1. ↩︎
    3. Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, c. I, TDK Yayınları, Ankara, 1989, s. 500-507. ↩︎
    4. Kâzım Özalp, Milli Mücadele 1919-1922, c. I, TTK Yayınları, Ankara, 1971, s. 88-98. ↩︎