Osmanlı hanedanının geleceği yalnızca tahta oturan padişahlar tarafından değil, zaman zaman onları yönlendiren valide sultanlar tarafından şekillendirildi. Valideler, Kösem ve Turhan Sultan başta olmak üzere 300 yıl boyunca yönetimde etkin oldular. Osmanlı imparatorluğu’nun kaderine yön veren, “devletin dayanağı” kadın padişahlar…
Nurbanu Sultan’la 1574’te başlayan, “valide sultanlar dönemi”nin en parlak yıldızı Mahpeyker Kösem Sultan’dı. Topkapı Sarayı haremindeki varlığı ve etkinliği yarım asır kadar süren Kösem Sultan, imparatorluğun en karışık, karanlık, cinayetlerle dolu 40 yılında; siyasal meselelerin ortasında son kararı ve sorumluluğu yüklendi. Herkesin rüşvet aldığı bir devirde o da muazzam bir servet edindi ama, imparatorluğun dört tarafında camiler, kervansaraylar, köprüler, çeşmeler, mektepler yaptırdı.
Kösem Sultan’ın hareme ne zaman girdiği tam olarak bilinmemekle beraber, 60 yıllık yaşamının en az 47 yılını burada geçirdiği kesindir. Bu uzun süre nin 1623-1651 evresinde, birçok kere saltanat naibeliğini üstlendi. Nihayet bir de, iktidar hesaplaşmasında suikasta kurban giden tek “valide padişah” oluşu var. Bütün bunlar Kösem Mahpeyker’i, valide sultanlar sıralamasının dışında, Osmanlı tarihinin kritik bir evresini yönetip-yönlendiren “Büyük Valide” konumunda görmemizi gerektiriyor.
Eşi 1. Ahmed öldüğünde, Kösem 20’li yaşlardaydı. 6 yıl sonra oğlu 4. Murad, henüz 12 yaşında “sabi” iken amcası 1. Mustafa’nın yerine 1623’te tahta oturtulunca valide sultan oldu ve 1630’a kadar resmen saltanat naibeliği yaptı.
4.Murad’ın ve küçük oğlu İbrahim’in art arda 25 yıllık saltanatlarında valide sultandı ve etkindi. Öz kardeşleri Süleyman’ı ve Kasım’ı boğdurtan Murad’dan küçük oğlu İbrahim’i sakladı. Şehzadeleri yaşamayan Murad’dan sonra, hanedanın tek vârisi olarak İbrahim’in tahta çıkmasını sağlayarak hanedanın sönmesini önledi. Sultan İbrahim’in saltanatı döneminde ulema ve yeniçeri ocak ağaları; tutarsız davranışlarıyla gittikçe daha fazla sorun çıkaran padişahı tahttan indirmeye, yerine 7 yaşındaki oğlu Mehmed’i geçirmeye karar vediler; ama önce annesine, Kösem Sultan’a danışma ihtiyacı duydular. Kösem, ulema ile yeniçerilerin anlaşarak eyleme geçmeleri, oğlunu hal’edip torununu tahta oturtma kararı almaları karşısında ise sağduyu ve soğukkanlılıkla inisiyatifi karşı tarafa bırakmadı; son sözü söyleyen, onay veren konumda oldu.
Din alimi geçinen başta şeyhülislam, büyük kadılar, müderrisler, kara cahil ocak ağaları, yeniçeriler, 2 gün boyunca Fatih Camii’nde, Etmeydanı’ndaki Orta Camii’de, Atmeydanı’nda Sultanahmet Camii’nde oturup eylem başlatmış, Sultan İbrahim’in oğlu şehzade Mehmed’i getirtip camide cülus merasimi kararı almışlardı. Kösem, “camide cülus vaki değildir, saraya gelsinler!” diyerek reddetti; siyaset ve yönetim yerinin cami değil, saray olduğu konusunda uyarı yaptı.
Tarihçi Na’imâ, Sultan İbrahim’in tahttan indirilmesi sırasında Valide Sultan ile ulema ve yeniçeri ocağı ağaları arasında geçen görüşmeyi özetle şöyle anlatır: “Sâhibetü’l-makam ümmü’l-mü’minîn valide sultan tarafından saraya çağrılmaları üzerine tüm ulema ve ağalar toplanarak saraya geldi; ellerini bağlayarak huzurunda durdu. O esnada bir hadım ağa sultana yelpaze sallıyordu. Valide sultan yeniçeri ağalarına çıkardıkları fitne hakkında vurucu bir konuşma yaptı. Bunun üzerine Koca Muslihiddin Ağa karşısında ağlayarak, İbrahim’in yönetimdeki başarısızlığını anlattı. Ardından eski Anadolu Kadıaskeri Hanefi Efendi valide sultana, ‘benim sultanım, müminlerin anasısınız. Merhamet edip bu hayırlı işe yardım edin. Onlar siz sultanımı defalarca incittiler. Islahı da mümkün değildir’ dedi.
Valide sultandan rıza almaya çalışan ağalar bir bir konuştu. Ağaları dinleyip tartıştıktan sonra Sultan İbrahim’in tahttan indirilişine onay veren valide sultan, ‘Allah ömrünüzü arttırsın’ cümleleriyle ulema ve ağalar tarafından alkışlandı.”
Kadınların erkek işine karışmasından şikayet eden Kâtip Çelebi bile Fezleke’sinde, Sultan İbrahim’in tahttan indirilişini, Kösem Sultan’ın hakkını teslim ederek anlatır. Kâtip Çelebi’ye göre valide sultan, ulema ve yeniçeri ocak ağalarının hatalarını “merdane” sözlerle yüzlerine vurur: “Bu kadar zamandır oğlum ne murat ederse müsaade gösterdiniz ve fesada delil oldunuz. Bir kere biriniz nasihat edip hayırhahlık (iyilikseverlik) etmedi. Şimdi evvel emirde (en önce) kaldırıp bir karış masumu yerine geçirmek istersiz. Bu ne sui tedbirdir?” der.
Mahpeyker, torunu 7 yaşındaki 4. Mehmed’in (1648-1687) naibeliğini de gelini Valide Hadice Turhan Sultan’a bırakmadı. 10 gün sonra, içoğlanlarının İbrahim’i yeniden tahta oturtacakları duyumu üzerine, bu kendi sonu da olacağından, ulemanın fetvasıyla oğlunun boğdurulmasına onay verdi! Artık, Vâlide-i Muazzama (Büyük Vâlide) sanıyla adeta sultandı.
“Elinin hamuruyla erkek işine karıştığı”, rüşvet aldığı, dolaplar çevirdiği töhmetiyle Kâtip Çelebi’den, Na’imâ’dan Ahmet Refik’e, günümüzün yazar-çizerlerine kadar, Mahpeyker’e çoğunca olumsuz bakılmış; bu bakış, tarih ders kitaplarına da “servet düşkünü, muhteris, oğluna acımayan Kösem” yargısıyla yansıtılmıştır.
VALİDE HADİCE TURHAN SULTAN (1627-1683)
Veziriazama ayar veren ‘kadın padişah’: ‘Paşa! Ak sakallı olmak insana akıl getirmez!’
Turhan Sultan, Kösem Sultan gibi devlet işlerinde doğrudan doğruya karar mevkiinde bulunuyor, 7 yaşında tahta çıkan oğlu 4. Mehmed’in adına emirler veriyordu. Valide Hadice Turhan Sultan 32 yıl boyunca iktidarda kaldı; hükümnameleri kanun sayıldı.
Sultan İbrahim’in başhasekisi, 4. Mehmed’in annesi Hadice Turhan Valide Sultan, ilk dönemlerinden itibaren devletin yönetimi üzerinde etkili olmuştu. Harem’in gelmiş geçmiş en güçlü kadını (kayınvalidesi) Kösem’i 2 Eylül 1651 gecesinde boğdurttuğu baskından sonra, Turhan Sultan’ın 32 yıl sürecek valide sultanlığı başladı. 7 yaşında tahta oturan oğlu 4.Mehmed’e yetişkinliğinde de yıllarca naibelik, danışmanlık etti. “Valide-i Sultan Mehmed” yazılı mührüyle onayladığı hükümnâmeleri kanun sayıldı. Oğlunun yetişkinliğine kadar bir padişah gibi sadrazamlara, kaptan paşalara; padişahların tarz ve üslubunda olan “hatt-ı hümayun” denebilecek emirler yağdırdı. Bir görüşmelerinde, Veziriazam Gürcü Mehmed Paşa’nın “eksik akıl kadın” iması ve “ben sakalımı Devlet-i Âliyyenin hizmetinde ağarttım!” demesi üzerine “Ak sakal insana akıl getirmez paşa!” uyarısı tarihe geçmiştir.
Necdet Sakaoğlu’nun Ekim 2010, Kasım 2015, Mart 2020 tarihli sayılarımızda yazdığı yazılardan özetlenerek hazırlanmıştır.











































































