Yazar: Merve Özkaya

  • Tarihe adanmış bir ömür

    Tarihe adanmış bir ömür

    Ömrünü Türkiye tarihini ve toplumunu anlamaya adayan Kemal Karpat’ın eserlerine yansıyan geniş bakış açısı, ideolojik karşıtlıklara hapsolmuş Türk tarih yazımında her zaman özel bir yer taşıyacak.

    Uzun yıllar New York, Wisconsin, Johns Hopkins, Princeton gibi seçkin Amerikan üniversitelerinde ve ODTÜ, Boğaziçi, Şehir Üniversitesi dahil olmak üzere çeşitli Türk üniversitelerinde dersler veren ünlü tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat’ı 20 Şubat’ta kaybettik. Türkiye’de sosyal bilimler deyince akla gelen ilk isimlerden biri olan Karpat’ın, sadece tarih alanında değil edebiyat, sosyoloji sahasında da çalışmaları vardı.

    Akademinin seçkin çevrelerince kabul gören eserleri, özellikle Osmanlı ve Türkiye tarihi alanındaki ufuk açıcı çalışmaları, öğrenmeye olan büyük tutkusu onu ülkenin en saygın tarihçilerinden biri haline getirdi.

    Üniversiteden hocalığa, hayatının büyük bir kısmını Osmanlıları ve modern Türkiye’yi incelemekle geçiren Kemal Karpat, 2004’te İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanan Osmanlı Geçmişi ve Bugünün Türkiye’si adlı kitabına yazdığı önsözde, “Osmanlı’yla Cumhuriyet arasında bir kopukluk olmadığından ancak bir siyasî rejim kopukluğunun varlığından” bahseder. Ona göre, toplum ve kültür devam etmiştir. Eserlerinde Osmanlı dönemi ile cumhuriyet dönemi arasında var olduğu söylenen kesin kopuş fikrini çürütür. En önemli eserim dediği İslâm’ın Siyasallaşması kitabındaysa, kendi ifadesiyle “Osmanlı Devleti’nin son devirlerinde kimlik, devlet, toplum ve dinin tekrar yapılanmasını” titizlikle inceler.

    Temel ideolojisinin “insan sevgisi” olduğunu ve bütün işlerinde başlangıç noktasını sevginin oluşturduğunu ifade eden tarihçi, meslek seçimindeki maksadını ise bir röportajında “benim ömür boyu yaptığım Türkiye toplumunu anlamak ve onu anlatmaktır” sözleriyle açıklamıştı. Romanya’da dünyaya gelen Karpat, ahireti dünyayla birleştiren bir yaşam felsefesi olarak tanımladığı “dünyevi İslâm inancı”na sahip olduğunu söylüyordu. Romanya’da azınlıktı, Türkiye’ye dönünce muhacir oldu. Eğitimi için gittiği ABD’de göçmen oldu. Gerek yaşadığı kimliksel açmazlar gerekse kültürel mirası ile aldığı Batılı eğitimin zıtlığı, belki de onun geçmiş ve gelecek arasında kurduğu tarihsel köprünün temel taşlarını oluşturuyordu. Onun bu duruşu ve eserlerine yansıyan geniş açı, ideolojik karşıtlıklara hapsolmuş Türk tarih yazımında her zaman özel bir yer taşıyacak.

    Anlamak ve anlatmak Ünlü tarihçi insan sevgisinin temel ideolojisi olduğunu belirtmiş ve “benim yaptığım Türkiye toplumunu anlamak ve onu anlatmaktır” demişti. 
  • Modern ekonominin Ortaçağ’daki temelleri

    Modern ekonominin Ortaçağ’daki temelleri

    Jacques Le Goff’un (1924-2014) ilk kitaplarından biri olan Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri, detaycı anlatımı, özgün yorumları ve ilgi çekici örnekleri ile günümüz ekonomisinin tarihsel temellerini aydınlatıyor.

    ORTAÇAĞ TÜCCARLARI VE
    BANKERLERİ,
    Jacques Le Goff, Çev.: Oğuz Adanır, Doğubatı Yayınları, 152 sayfa, 18 TL.

    Ünlü Fransız Ortaçağ tarihçisi Jacques Le Goff’un 1956’da kaleme aldığı, Marchands et Banquiers du Moyen Age, Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri olarak Nisan’da Türkçeye çevrildi. Doğubatı Yayınları aracılığıyla, Oğuz Adanır tarafından Türk okuyucuya sunulan kitap, Avrupa’da, özellikle 14. yüzyıl İtalya örneğinde, artan ticaret trafiğiyle tüccarların giderek zenginleşmesinin yarattığı değişimi ekonomik, toplumsal ve kültürel yönleriyle ele alıyor.

    Le Goff’un geniş külliyatından söz açıldığında şimdiye kadar adı hep ilk sıralarda anılan bu eser, detaycı anlatımı ve özgün yorumları ile bir sentez oluşturuyor. Bir Ortaçağ tarihçisi olmanın yanında marksist literatüre de hakim olan yazar, bu çalışmasında yükselen bankacı ve tüccar sınıfı ‘burjuvazi’, bu sınıfın yarattığı yapısal değişimlere isi ‘pre-kapitalizm’ olaak tanımlıyor. Bu yeni zengin ailelerin iyi eğitim almış, rafine zevkler edinen çocuklarının oluşturduğu ikinci nesil tüccar sınıfa ise sanata verdikleri finansal destek sebebiyle, ‘kültürel dönüşümün öncüsü’ rolünü atfediyor. Böylece Ortaçağ tüccarları, Jacques Le Goff’un penceresinden adeta Rönesans ve kapitalizmin motoru haline geliyor.

    Ayrıca eserde yer alan, tüccarlık mesleğine dair övgü dolu şiirler, referansları Aristoteles’ten Thomas Aquinas’a uzanan ahlaki tartışmalar, muhasebe ve ekonomi terimlerinin ortaya çıkışına dair sunulan etimolojik arka plan ve dahası, okuyucuyu ileri araştırmalar yapmaya da teşvik ediyor.

    Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri, Hıristiyan Avrupa’dan oluşan bir coğrafi alan içinde, yazarın deyimiyle “kendilerini ticarete adayan insanları” konu edinen, sınırları dar bir çalışma olsa da, modern ekonominin tarihsel temellerini aydınlatıcı bir role sahip. Altı sayfalık kaynakçasıyla göz dolduran bu eserin, çeviri konusunda karnesi akademik kariyeri kadar parlak bir isim tarafından Türkçeye kazandırılmış olması da değerli.

    Tüccar sınıfı Ortaçağ tüccar sınıfının sahip olduğu ve sonraki nesillere aktardığı günlük yaşantıdan yola çıkılan kitaptaki anlatımlar, freskler, şiirler ve anekdotlarla destekleniyor.