Yazar: Kemal Arı

  • Kurtuluş Savaşı’nda Timur’un Kılıcı

    Kurtuluş Savaşı’nda Timur’un Kılıcı


    buhara halk sovyetler cumhuriyeti temsilcileri (kurulu) taşkent’ten denkleriyle (balya-bohça) yola çıkmış 1921 yılının aralık ayının son günlerinde inebolu’ya varmıştı. kurulun denklerinde en çok dikkati çekense kılıçlardı. yıl 1402… izmir’i kalıcı biçimde fetheden ve türkleştiren hükümdar büyük timur’du… izmir 15 mayıs 1919 günü kanlı biçimde işgal edildi. zamanında izmir’i türk yapan bu kılıcın yeniden izmir’i türk yapacağına inanıyorlardı. kılıç, bizzat mustafa kemal paşa tarafından batı cephesi karargâhı’na teslim edildi. 26 ağustos 1922 günü başlayan büyük taarruz’dan sonra türk ordusu cepheyi yarıp izmir’e doğru yürürken, kılıç da karargâhla birlikte izmir’e getirildi.

    Timur_1) Yüzbaşı Şerafettin Bey'in Timur'a Ait Kılıcı Aldıktan sonra hatıra olarak çekindiği fotoğraf (Kemal Arı Arşivi)
    Yüzbaşı Şerafettin Bey’in Timur’a ait kılıcı aldıktan sonra hatıra olarak çektirdiği fotoğraf. 

    1921 yılı Eylül ayında, aralıksız yirmi iki gün süren Sakarya Savaşı zaferle sonuçlanınca, bu büyük zafer bütün ulusta olduğu gibi dost ve kardeş uluslarda da sevinçle karşılandı. O zamana değin Anadolu’da Kemalistlerin başarılı olamayacağı yönündeki kanılar, hızla yerini büyük bir umuda bıraktı. Türklerin saldırıları püskürtebileceği ve girişilen zorlu savaşta emperyalistleri yenilebileceği yönündeki düşünceler güçlendi. Ankara ile diplomatik ilişkiler kurma çabaları hız kazandı. Bu nedenle Ankara’ya kimi kurullar gelerek temaslarda bulundu. Bu kurullardan birisi de 1922 yılı Ocak ayında Buhara’dan gelmişti.

    Buhara’dan Gelen Kurul
    Buhara o günlerde kurulalı henüz dört yıl olmuş, türlü iç çekişmelerden sonra hanlık yönetiminden kurtularak cumhuriyet yönetimine kavuşmuş bir ülkeydi. Sovyetler Birliği şemsiyesi altında büyük ölçüde özerk yapısını sürdürme çabasındaydı. Ankara ile diplomatik ilişkilere geçmek ve Ankara’nın Buhara’da bir büyükelçilik açmasını istiyordu. O günlerde Buhara’da ordunun kurulmasında Dünya Savaşı sırasında esir olarak o bölgelere gitmiş ama ülkelerine dönememiş Türk subayların büyük katkısı vardı.

    Taşkent’ten denkleriyle (balya-bohça) hareket eden kurul, 1921 yılının Aralık ayının son günlerinde İnebolu’dan karaya çıktı. Kurulu Kaymakam İsmail Hakkı Bey karşıladı. Bu kurulun başında Recep ve Mehmet Naziri Bey adında iki kişi bulunuyordu. O günlerde İnebolu’da tek bir otel vardı: Şeref Oteli… Konuklar bu otele yerleştirildi…

    Konuklarıyla ilgilenip onları otele yerleştirerek bir iki gün dinlenme olanağı sağlayan İsmail Hakkı Bey, Ankara’ya gitmek isteyen konuklarına, bilmedikleri Anadolu topraklarında refakat edecek birini görevlendirmek istiyordu. Geleceğin ünlü tarihçilerinden ve yapıtlarıyla Kurtuluş Savaşı’nı en güzel anlatacak kişilerden birisi olacak olan Enver Behnan’ı (Şapolyo) yanına çağırarak ondan kurul için Ankara’ya kadar rehberlik etmesini istedi. Enver Behnan Bey kendi isteğiyle ulusal savaşa katılmak için İstanbul’dan gelmiş ve gönüllü olarak bölgede görev yapıyordu. Son görevi, Tekâlifi Milliye (Ulusal Yükümlülükler) emirleri uyarınca köylülerin kağnılarıyla cepheye cephane ve mühimmat taşımasında, kağnı kollarında komutanlık yapmaktı. Bu görevinden dolayı bölgenin coğrafi yapısını çok iyi biliyordu.

    Kurulun Ankara Yolculuğu ve Denklerdeki Kılıçlar
    Enver Behnan Bey kendisine verilen bu görevi memnuniyetle kabul etti. Sonra da kurul üyeleriyle tanıştı. Mehmet Naziri ve Recep Beyler, başında sivri kalpağı, sırtında avcı yeleği ve siyah gömleği, ayağında sarı çizmeleriyle canlı ve neşeli bir kişiliği olan bu genci çok sevdi. Kararlaştırılan gün gelince Enver Behnan, kurulu kaldığı Şeref Oteli’nden alıp Şükran Lokantası’na geçtiler ve orada bir kahvaltı yaptılar. Bu arada yolcuları ve denklerini taşıyacak yaylı arabalar da hazırlanmıştı. Kısa sürede arabalara denkler yüklendi ve yola çıkıldı. Önce Kastamonu’ya gidilecek, orada bir süre kalındıktan sonra Ankara’ya doğru devam edilecekti. Enver Behnan Bey ve kurulu korumak için görevlendirilmiş birkaç süvari atlarının üzerinde, ötekiler arabanın içinde yola çıktılar. Doru dağları geçildi, İkiçay’a gelindi; ardından da yüksek çamlarla kaplı ormanlık alan aşıldı ve birkaç gün sonra Kastamonu’ya varıldı. Kışla önünde kurul üyelerini İstiklal Mahkemesi Reisi ve Saruhan Mebusu Mustafa Necati Bey ile bu mahkeme üyelerinden Nebizade Hamdi ve Çankırı Mebusu Neşet Bey karşıladı. Onlar da o günlerde Ankara’ya gideceklerdi; kurulun geldiğini ve Ankara’ya doğru yola devam edeceğini öğrendikleri için onlara katılmayı ve onlarla birlikte Ankara’ya gitmeyi kararlaştırmışlardı.

    Mustafa Necati Bey’le Enver Behnan atlarında, diğerleri yaylı arabalarındaydı. Necati Bey’in yanında çete kıyafeti giymiş on iki koruması vardı. Korumalar da kendi atlarının üzerindeydi; omuzlarında mavzerleri, göğüslerinde çapraz bağlanmış fişeklikleri bulunuyordu. Süvarilik yapan korumaların atlarının eyerlerine uçları kırmızı ve bayraklı mızraklar takılmıştı. Olukbaşı’ndan harekete geçtiler. Birçok yerde konakladıktan sonra Tüney adlı bir Türkmen köyüne geldiler.

    Enver Behnan bu yolculuk sırasında Buhara’dan gelen elçilik heyetiyle daha iyi kaynaşma olanağı buldu. Heyet üyeleriyle yol boyunca Rusya’da gerçekleşen devrim üzerine konuştu. Dikkatini, kurul üyelerinin yanlarından hiç ayırmadıkları denkler çekiyordu. Bunlar değerli deri astragan parçalarıydı ve hemen bütünü kalpaktı. Bunlar Türk ordusuna armağan olarak getirilmişti. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa için getirilen astragan boz, İsmet Paşa’ya getirilen ise siyahtı; öteki komutanlar için getirilenler değişik renklerdeydi. Armağan edilecek eşyalar arasında değerli halılar da vardı. Ancak bunların yanında ayrı olarak sarılmış başka paketler de bulunuyordu. Onun meraklandığını gören Recep Bey, bu armağanları Enver Behnan’a da gösterdi. Bunlar üç ayrı kılıç ve bir Kur’an-ı Kerim’di. Kılıçlar son derece göz alıcıydı ve bunların Buharalı ustalar tarafından yapıldığı söylenmekteydi. Ancak Kur’an’ın ve kılıçlardan birinin büyük Emir Timur’a ait olduğu da söyleniyordu.1 Yine bir duyuma göre bu kılıçları Buhara hazinesinden, o zamanlar Buhara’da olan Enver Paşa seçmişti.2

    Mustafa Kemal Paşa, Ankara’da Misafirlerini Ağırlıyor
    Uzun bir yolculuk sonunda Ankara’ya varıldı. Kurul üyeleri Samanpazarı’ndaki Hüriyet Oteli’nde kaldı. Bir gün sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa onları Çankaya’daki bağ evinde kabul etti. Tarih 7 Ocak 1922’yi gösteriyordu.3


    “gazi paşa, buhara halk sovyetler cumhuriyeti temsilcilerini, büyük bir konukseverlikle karşıladı. kurul üyeleri kılıçları gazi’ye sunarken; bunlardan birini kendisine, ikincisini batı cephesi komutanı ismet paşa’ya, üçüncüsünü de o gün için işgal altında olan izmir’e ilk girecek fatihe vermek için getirdiklerini söylediler.”

    Gazi Paşa, Buhara Halk Sovyetler Cumhuriyeti temsilcilerini, büyük bir konukseverlikle karşıladı. Kurul üyeleri kılıçları Gazi’ye sunarken; bunlardan birini kendisine, ikincisini Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya, üçüncüsünü de o gün için işgal altında olan İzmir’e ilk girecek fatihe vermek için getirdiklerini söylediler.4 Gazi özelikle üçüncü kılıç için söylenen sözlerden çok mutlu oldu ve şunları söyledi:

    “Bu emanetleri elinizden alırken, kalbim heyecan ile dolu. …bu kitab-ı mukaddesi [kutsal kitabı] millete, seyf-i muazzezi [kutsal kılıcı] de İzmir fatihine teslim edeceğim.”5

    Timur_3) Bir İzmir gazetesinin 10 Eylül 1922 Yazısı; Resim alt yazısı, İzmir'e İlk Giren Süvarı Kıtaası Kumandanı Yüzbaşı Şerafettin Bey
    10 Eylül 1922 tarihli bir İzmir gazetesinin resim altı yazısı: “İzmir’e İlk Giren Süvari Kıtaası Kumandanı Yüzbaşı Şerafettin Bey.”

    İzmir’i Türkleştiren Hükümdar ve Kılıcı
    Burada önemli bir kompozisyon yaratılıyordu; 1402 yılında İzmir’i kalıcı biçimde fetheden ve Türkleştiren hükümdar Büyük Timur’du ve o tarihten sonra İzmir ancak 15 Mayıs 1919 günü kanlı biçimde işgal edildiğinde Türklerin elinden çıkmıştı. Zamanında İzmir’i Türk yapan bu kılıcın yeniden İzmir’i Türk yapacağı gibi “mitos” değeri olan bir olguya vurgu yapılıyordu.

    Sonra ne oldu?

    Kılıç, bizzat Mustafa Kemal tarafından Batı Cephesi Karargâhı’na teslim edildi. 26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruz’dan sonra Türk ordusu cepheyi yarıp İzmir’e doğru yürürken, kılıç da karargâhla birlikte İzmir’e getirildi. 8 Eylül günü Manisa, Türk süvarileri tarafından kurtarıldı. 8 Eylül’ü 9 Eylül’e bağlayan gece birlikler, Manisa’yı İzmir’e bağlayan geceyi Sabuncubeli sırtlarında geçirdi. Sabahın ilk saatlerinde Yüzbaşı Şerafettin komutasında oluşturulan bir müfreze “pişdar”, yani “öncü” olarak Bornova’ya doğru yürüdü. Saat 09.30 sıralarında Bornova kurtarıldı. Ardından hızla İzmir üzerine yürüyen süvariler, Halkapınar’da bir un fabrikasının önünde tuzağa düştü; dört er şehit oldu. Yüzbaşı Şerafettin’in dörtnal ve kılıç çek emri üzerine hızla birlikler Punto (Alsancak) üzerinden İzmir’e girdi.

    Timur_4) Yüzbaşı Şerafettin'in İzmir Hükümet Konağına Bayrak Çektikten Sonra konağın merdivenlerinde yaralı haliyle çektirdiği fotoğraf
    Yüzbaşı Şerafettin Bey’in İzmir Hükümet Konağı’na bayrak çektikten sonra konağın merdivenlerinde yaralı hâliyle çektirdiği fotoğraf.

    Kordon’dan son derece düzenli bir yürüyüş yaparak Pasaport’a kadar geldiler. Burada birliğinin başında yürüyen Yüzbaşı Şerafettin’in atının altına atılan bir bombanın infilak etmesiyle Yüzbaşı’nın atı öldü, kendisi de boynundan ağır bir yara aldı. Boynu hızla sargıya alınınca atını değiştirdi ve birliğinin başında Hükümet Konağı’nın önüne geldi. Kendisine bir sivil tarafından verilen bayrağı atının üzerindeyken aldı, koynuna soktu. Sonra iki teğmeniyle birlikte Hükümet Konağı’nın balkonuna çıkarak Yunan bayrağını indirdi. Türk bayrağını çekmek için koynundaki bayrağı çıkardığında bayrağına kanının bulaştığını gördü. Sonradan yazdığı notlarında şunu söyledi:

    “Baktım, bayrağıma kanım bulaşmıştı. Duygulandım ve ağlamaya başladım; bayrağı öpmeye başladım, kanımın bulaştığı bayrağımıza şimdi de gözyaşlarım bulaşıyordu. Ölsek ne gam, İzmir’e ilk ulaşanlar biz olmuştuk ya!”6

    Mustafa Kemal Paşa İzmir’de, Kılıç Sahibinde
    10 Eylül’de Mustafa Kemal Paşa İzmir’e girdi. İzmir Hükümet Konağı’na geldiğinde, yanında bulunan Halide Edib (Adıvar) bu kılıcı bizzat gördü. Koridora çıktığında, kılıcı almaya hak kazanmış Yüzbaşı Şerafettin’i yüzünde sargılarıyla gördü ve onunla konuşarak nasıl yaralandığını anlattırdı.

    Timur_Le Levant'ta, 10 Eylül 1922 tarihli sayısında, İzmir'e İlk Giren'in Yüzbaşı Şerafettin olduğuna ilişkin haberi ve Şerafettin Bey'in Fotoğrafı
    Le Levant’ın, 10 Eylül 1922 tarihli sayısında, İzmir’e ilk girenin Yüzbaşı Şerafettin olduğuna ilişkin haber ve Şerafettin Bey’in fotoğrafı.

    15 Eylül günü düzenlenen bir törenle kılıç, Yüzbaşı Şerafettin Bey’e verildi. Ancak boynundaki yara nüksettiği için askerlik mesleğinden malulen emekli oldu. Zor hayat koşullarına karşın kılıcı elden çıkarmadı. Günün birinde İzmir Belediyesi’nden bir yazı aldı; bu yazıda kurulan bir müzeye kılıcın armağan edilmesi isteniyordu. Bunun doğru bir karar olacağını düşünerek kılıcı İstanbul Valiliği aracılığıyla göndermek istedi. Kendisi hasta yatağından kalkamadığından eşi Siret Hanım kılıcı Valiliğe götürdü ve birilerine teslim etti. Kılıç en son o gün görülmüştü. #

    DİPNOTLAR
    1. Enver Behnan Şapolyo, “Atatürk ve Üç Kılıç”, Türk Kültürü, IV/37, Kasım 1965.
    2. Osman Kocaoğlu, “Rus Yardımlarının İç Yüzü”, Yakın Tarihimiz, 26 Nisan 1962, s. 293. Enver Paşa ölümünden önce son uğradığı yerlerden biri olan Buhara’da 23 gün kalmıştı. Bkz. Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, III (1914-1922), Remzi Kitabevi, İstanbul, 1978, s. 605.
    3. Osman Kocaoğlu, agm., s. 292.
    4. Hâkimiyeti Milliye, 8 Kânunusani (Ocak) 1922.
    5. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, Ankara, 1881, s. 30; Hâkimiyet-i Milliye, 8 Ocak 1922; Anadolu’da Yenigün, 8 Ocak 1922; İkdam, 10 Ocak 1922.
    6. Ayrıntı için bkz. Kemal Arı, Üçüncü Kılıç (İzmir’in Kurtuluşu ve Yüzbaşı Şerafettin), Zeus Yayınları, İzmir, 2009.*