Yazar: Kaan Hansoy

  • 1700 yıllık bir anıt, bir yaşam alanı ve altında kaldığımız bir anı…

    1700 yıllık bir anıt, bir yaşam alanı ve altında kaldığımız bir anı…

    Bozdoğan Kemeri (Valens Su Kemeri), İstanbul’un en yaşlı anıtlarından biri. Kente Trakya içlerinden getirilen su, Fatih ile Bayezid arasındaki vadiden bir su kemeri ile geçirilmiştir. Yapının İmparator Hadrianus (117-138) zamanında ya da Valens (364-375) zamanında inşa edildiği düşünülüyor. Eski ismi olarak genellikle “Valens” tercih edilir. Su Kemeri Osmanlılar tarafından da kullanılmış; Fatih, 2. Beyazıt, Kanunî, Köprülü dönemlerinde su yolları buradan geçirilmiştir. Zamanla etrafında yoğun bir yerleşim dokusu oluşan kemer, Türkçede Bozdoğan adıyla anılmıştır. Kemer gözlerinin altından geçen kimi yollar, kentin önemli aksları olarak uzun yüzyıllar varlığını devam ettirmiştir. Bunlardan Kırkçeşme Sokağı üzerinde Kanunî devrinin “Kırkçeşme” denen meşhur çeşmesi, Gazanfer Ağa Medresesi gibi anıtlar kenti ziyaret edenlerin ilgisini çekmiş, çeşitli çizim, fotoğraf veya resimlerle belgelenmiştir. 1940’lı yıllarda Atatürk Bulvarı adı verilen geniş bir cadde açılırken, çevredeki doku tamamen yok edilmiştir. Kırkçeşme Sokağı’na adını veren çeşme de etraftaki ahşap evler de ortadan kaldırılmıştır. Bugün Gazanfer Ağa Medresesi ile yeri belirlenen eski sokak, Atatürk Bulvarı’nın kaldırımıdır.

    Hayri Fehmi Yılmaz

    ZamanKaymasi
  • Kadıköy’de İlk Tramvay Hattı ve Zaman Kafa Tutan Hâl Binası

    Kadıköy’de İlk Tramvay Hattı ve Zaman Kafa Tutan Hâl Binası

    İstanbul’un Anadolu yakasında ilk tramvay seferleri 1928’de Üsküdar-Kısıklı arasında başlamış; Üsküdar- Kadıköy-Bostancı hattının ise 3 yılda tamamlanacağı duyurulmuştu. Rayların fotoğraftaki Kadıköy İskele Meydanı’na ulaşması 1934 Mayıs’ını bulurken, hattın tamamı 5 ay sonra hizmete girecekti. Anadolu yakasında 1966’da son verilen seferler, 2003’te Kadıköy-Moda arasında yeniden başladı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun son yerel seçimlerden önce duyurduğu Üsküdar-Kadıköy-Maltepe Tramvay Hattı projesi de geçen ay İBB Meclisi’nde onaylandı.

    Fotoğrafın solundaki Kadıköy Hâl Binası 1927’de inşa edilmiş ama uzun süre boş kalmıştı. 1940’ta sebze ve meyve toptancılarına kullanma zorunluluğu getirildikten sonra asıl işlevine kavuşan bina, 1973’te halin taşınmasından sonra farklı amaçlarla kullanıldı. 1984’te Belediye Konservatuarı’nın buraya gelmesi ve 1989’da Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’nin açılması binayı bir kültür-sanat merkezine dönüştürdü. Tarihî bina, İBB’nin restorasyon çalışmaları tamamlanınca Haldun Taner Kültür Merkezi olarak hizmet verecek.

    Murat Toklucu

    ZAMAN-KAYMASI
  • Yollar ve üstgeçitlerle çevrili Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi

    Yollar ve üstgeçitlerle çevrili Azapkapı Saliha Sultan Çeşmesi

    Sultan 2. Mustafa’nın eşi, 1. Mahmud’un annesi olan Saliha Sultan tarafından 1732-1733’te inşa ettirilen Saliha Sultan Çeşmesi, Azapkapı semtinde, Unkapanı-Atatürk Köprüsü’nün başında yer alıyor. Bugün yollar, üst geçitler tarafından çevrilen çeşme 1910’dan 1950 başlarına kadar gayet metruk durumda kalmış, 1954’teki çevre düzenlemesi ile birlikte büyük ölçüde yenilenerek kente kazandırılmıştı. Yapıyla beraber tasarlanan ve bitişiğinde bulunan sıbyan mektebi ise 1957’deki yol çalışmalarında yıktırıldı.

    Yapının kitabe metni, dönemin meşhur şairi Seyyid Vehbi tarafından söylenmiş, ve meşhur hattat Eğrikapılı Mehmet Rasim Efendi tarafından yazılmıştır. Çeşmenin eski meydana bakan cephesi Lale Devri’nin zengin taş işçiliği ile süslenmiştir. Örtü sisteminde su haznesi ve sebil üzerinde birer süs kubbesi vardır. Çeşme son yıllarda İBB tarafından restore edilmiştir. Osmanlı meydan sebil-çeşmelerinin güzel bir örneği olan yapı, hem bir valide sultanın hayratı olarak hem de İstanbul koruma ve restorasyon çalışmalarının ilginç bir örneği olarak ziyaret edilmeye değerdir.

    Hayri Fehmi Yılmaz

    Zaman-Kaymasi
  • Topkapı-Millet Caddesi’nden 50’li yıllarda İstanbul’a giriş…

    Topkapı-Millet Caddesi’nden 50’li yıllarda İstanbul’a giriş…

    İstanbul’un batı yönündeki sınırlarını, 5. yüzyılda inşa edilmiş surlar belirler. Cumhuriyet döneminin başlarına kadar İstanbul sadece surların içi kabul edildi. Surdışı taşra olarak tanımlandı, algılandı. 1960 dolaylarına kadar İstanbul’a giriş ve çıkışlar, surların kapılarından oldu. Bu yıllarda otomobillerin çoğalması ile artık kullanılamaz duruma gelen kapıların yakınlarında açılan büyük caddeler, surların bazı bölümlerini yıkıp kente ulaştı. Topkapı Mevlevihane Kapı civarından kente giren yol da, kentin çevresindeki yerleşimleri merkeze bağlayan önemli bir akstı. Yolun kente girdiği noktadaki iki kule de 60’lı yıllarda restore edildi. 50’li yılların sonlarına doğru çekilen bu fotoğrafta, kara surları bakımsız ama ihtişamlı görünümü ile dikkati çekiyor. Sağ tarafta görülen tabelada kentin nüfusu 1.790.000 (1960’taki nüfus sayımında İstanbul nüfusu 1.800.000). Arka planda Kara Ahmet Paşa Camii’nin ve Beyazıt Ağa Mescidi’nin minareleri. Topkapı, Millet Caddesi’nde kayan zaman…

    Hayri Fehmi Yılmaz

    Zaman_Kaymasi
  • Boğaz buzlarla kaplandı, insanlar denizin üstüne bastı

    Boğaz buzlarla kaplandı, insanlar denizin üstüne bastı

    1 Mart 1929’da İstanbul’da, kayıtlara girmiş en soğuk kışlardan biri yaşandı. Ocak başında başlayan kar yağışı tam 55 gün sürdü. Donan Tuna Nehri’nden kopan buzlar İstanbul Boğazı’nı neredeyse tamamen kapladı. Haliç’e kadar ulaşan buz kütleleri soğuk ve kar yağışı nedeniyle bir süre erimedi. 10 metreyi bulan kalın buz kütleleri nedeniyle gemiler hareket edemedi. Dönemin gazetelerinde, Boğaz’ı yürüyerek geçenlerin haberleri yer aldı; devasa buz kütleleri üzerindeki insanların fotoğrafları yayımlandı. Bu, manzaranın keyifli yanıydı. Aslında şehir bir felaket yaşıyordu. Kar kalınlığının 5 metreye kadar ulaşması nedeniyle birçok yerle ulaşım kesildi; içme suları dondu ve çok sayıda insan hayatını kaybetti. Sirkeci’den Sarayburnu istikametine doğru çekilen fotoğrafta, ön planda buzlar üzerinde insanlar ve sıkışmış gemiler, arka planda Kız Kulesi ve Üsküdar sahili.

    zaman_kaymasi
  • Muhteşem Sinan’ın mütevazı mescidi…

    Mimar Sinan Mescidi, Fatih-Yenibahçe semtinde bugün Va­tan Caddesi’ne inen bir yamaç üzerinde küçük bir park için­de bulunur. Mimar Sinan’ın kendi hayrı için 1566’dan önce inşa ettirdiği yapının yanında bir sıbyan mektebi, bir çeşme de bulunuyordu. 1918’deki Fatih yangınında sa­dece minaresi ve dört duvarı ayakta kalan cami terkedilmiş, içerisine ve çevresine gece­kondular yapılmıştı. 1976’da Vakıflar tarafından eski plan, fotoğraflar ve arkeolojik ka­zılardan elde edilen verilere dayanarak yeniden inşa edi­len mescit hâlen cami olarak kullanılıyor; ancak sıbyan mektebi artık yok.

    Sinan’ın bazı mescitlerin­de olduğu gibi, minare ana yapıdan ayrı, avlu kapısının yanındadır. Şerefesi olmayan minarenin şerefe kısmını kü­çük bir kubbe örter. Yapı, “yaz­lık” olarak tanımlanabilecek geniş bir açık bölüme sahiptir. İstanbul’da muhteşem anıtlar inşa eden Mimar Sinan’ın kendi hatırasını yaşatmak için hazırladığı bu küçük külli­ye, kent tarihi açısından çok önemlidir. Bununla birlikte, maalesef büyük mimarın adına yakışır bir yapı-çevre düzenlemesine sahip değildir.

    Yapıyla ilgili İslâm Ansik­lopedisi’nin ilgili maddesinde şu ibare vardır: “Mimar Sinan, kendi imkanları ile inşaını gerçekleştirdiği bu mescid için bir de vakıf tesis ederek içinde sundurma, köşk, ha­vuzlar ve akarsuyun bulundu­ğu bitişik bir bostanı vakfet­miş; çok sayıda ev, dükkan ve 300.000 gümüş akçe geliriyle buranın ‘kıyamete kadar’ yaşatılmasını ve kendisinden sonra başmimar olacakların evkafına nezaret etmesini şart koşmuştur”. Onun hatıra­sını yaşatmamız lazım.

    Zaman_Kaymasi
    Mimar Sinan Mescidi’nin erken cumhuriyet dönemindeki görüntüsü, 1918’de büyük oranda yanan yapının sadece minaresinin kaldığını gösteriyor. Hâlen cami olarak işlev gören mescit ve alanı, bugün tarihî kimliğinden çok uzak.