Yazar: Emre Gönen

  • Sahici bir entelektüel ve müstesna bir akademisyen

    Sahici bir entelektüel ve müstesna bir akademisyen

    Türkiye’de 3 önemli üniversitede binlerce öğrenci, yüzlerce akademisyenin beyinlerine bilgisi, görgüsü ve zarafetiyle dokundu. Türkiye’nin entelektüel haritasında çok özgün, çok verimli ve çok derin bir iz bırakarak gitti Fuat Hocamız. Akademik dünya eksikliğini hep hissedecek.

    En zor işlerden biri, çok zamansız bir ölümün ardından, henüz şaşkınlığınızı ve içinizi burkan ani acıyı üzerinizden atamamışken, kaybedilen kişi hakkında yazı yazmaktır. Prof. Dr. Fuat Keyman, en verimli ve bilge döneminde, menhus bir hastalık yüzünden bizleri bırakarak gitti. Daima gülen yüzü, kapılara sığmayan endamı, hiçbir zaman sınırlarını zorlamadığı nezaketi ve zarafeti, Fuat Hoca’yı gerçekten “nevi şahsına münhasır” bir kişilik yapmıştı.

    Türkiye’de olduğu kadar dünyanın tanınmış üniversite ülkelerinde de uluslararası ilişkiler alanında önemli ve saygın bir yer edinmişti Fuat Hocamız. Araştırmaları, kitapları, makaleleri ve konferansları ile öne çıkmıştı. Türkiye’de kamuoyu onu televizyon ekranlarında, yorumlarıyla tanıdı. Sesini hiç yükseltmeden, düşüncelerini akıl ve birikiminin imbiğinden geçirerek anlatması; yaptığı analizler; görüşlerinin ardında durduğu kadar, karşısındakinin düşüncelerini ve yaklaşımını da anlama tavrı; onun çok değişik bir akademisyen olduğunu herkese gösteriyordu.

    ardindan-fuat

    Türkiye’de kimseyi kırmadan karşısındakiyle hemfikir olmadığını söylemek kolay değildir. Profesör Keyman, akademisyenlik ile aktivizmi en iyi ayıran, gerektiğinde kendini sorgulamayı gayet iyi bilen sahici bir entelektüeldi. Sevmeyeni var mıdır? Hiç sanmıyorum.

    Üniversite dünyasında sıklıkla tekrarlanan bir deyim vardır: “Birinci sınıf profesör, birinci sınıf asistan alır; ikinci sınıf profesör ise ancak üçüncü sınıf asistan alır.” Fuat Hocamız, akademi dünyasında bu tavrıyla da gerçek bir akademisyen olduğunu gösteren nadir kişilerdendi. Ne kadar genç ve parlak beyin varsa etrafına topladı, onları asistan aldı; projelerde, kurumsal çalışmalarda onlarla birlikte çalıştı. Özellikle kadın akademisyenlerin önünü açan, onların “malum cam tavan”ı delmelerini gerçekten mümkün kılan harika bir kariyere imza attı. Türkiye’de 3 önemli üniversitede binlerce öğrenci, yüzlerce akademisyenin beyinlerine bilgisi, görgüsü ve zarafetiyle dokundu. Türkiye’nin entelektüel haritasında çok özgün, çok verimli ve çok derin bir iz bırakarak gitti Fuat Hocamız.
    Boşluğunu hep hissedeceğiz.