Alman besteci ve teorisyen Wagner, müzik dünyasına getirdiği yeni ve devrimci kavramlar-uygulamalarla bir çığır açtı. Ancak Yahudi aleyhtarı görüş ve yazılarıyla, ölümünden 50 sene sonra Nazizmin ve 3. Reich’ın sembolü hâline geldi. Doğumunun 210. yılında, çok tartışmalı bir sanatçının kısa hayat serüveni.
Richard Wagner, müzik tarihinin en önemli bestekar ve müzik teorisyenlerinden biri olmakla beraber, bir o kadar da tartışmalı bir kişilikti. Daha 20’li yaşlarında sanat çevrelerinde dünyaca ünlü bir müzisyen olacağını anlatıyor; aynı zamanda çok çalkantılı bir dönemde (1848 Avrupa Baharı/Devrimleri) gazetede polemik yazıları yazıyordu.

Wagner, ömrünün büyük bir kısmında -eserleriyle büyük kazançlar elde ettiği dönemlerde bile- maddi sıkıntı çekti ve sürekli olarak bankerlerden borç alarak hayatını idame ettirdi. Müzik dünyasına “Gesamtkunstwerk” ve “Leitmotiv” gibi kavramlarla büyük katkılarda bulundu; fakat anti-semitik yazı ve görüşleriyle Nazizmin kurucu ideologlarından ve 3. Reich’ın devlet kültlerinden biri oldu.
1-Sadece bir bestekar ve müzik teorisyeni değildi
Richard Wagner hem operalarını bestelerken libretto’larını da yazan iyi bir edebiyatçı hem de bunların sahnelenmesini sağlayan bir tiyatro yönetmeniydi. Geliştirdiği önemli kavramlardan olan “Gesamtkunstwerk”te (Bütünlüklü/Birleşik Sanat Eseri) müzik, drama ve edebiyatın biraraya geldiği operayı tasarlamak için (daha sonra “müzik draması” kavramını kullanacaktı) tüm bu sanatsal aşamaları bizzat uygulamaya koydu. Wagner, ayrıca önemli bir orkestra şefiydi; kendisinden önce şeflerin yapmadığı şekilde, icra sırasında belirgin şekilde jest ve mimiklerle orkestrasındaki müzisyenleri yönlendirdi/ idare etti. Mentor’u (daha sonra düşmanı) Giacomo Meyerbeer’den devraldığı “Grand Opera” tarzını sürdürdü. Müzik teorisi ve siyaset üzerine ses getiren yazılar ve kitaplar yazdı. Sadece yakın çevresine dağıtmak üzere hazırladığı Hayatım adlı otobiyografik kitabı ise yine dönemin kültür hayatını anlatan önemli bir eserdi (1963’te eksiksiz/sansürsüz olarak basılmaya başlandı).
2-Gençken devrimciydi. Proudhon ve Bakunin gibi anarşistlerden etkilendi; eylemlere katıldı
Genç Richard Wagner, ilk önemli sanatsal görevini Dresden Saray Operası’nda üstlendi. Kapellmeister (müzik direktörü ve şefi) olarak atandığı bu görevde kendi eseri olan “Rienzi” operasıyla ciddi bir başarı elde etti. Dresden’deyken cumhuriyetçi ve devrimci çevrelerle haşır-neşir olmaya başladı. Çevresinde yine bir müzisyen olan devrimci August Röckel ve dönemin ünlü anarşistlerinden Mikahil Bakunin de vardı. Dresden öncesi Feuerbach ve Proudhon gibi düşünürleri okumuş, özellikle Proudhon’un mülkiyet hakkında fikirlerinden etkilenmişti (Nibelungen Operası’nın bir bölümünde bunu irdeler). Önce arkadaşı Röckel’in Volksblätter gazetesinde “Devrim” isimli yazısını, ardından önemli eserlerinden Sanat ve Devrim’i yayımladı. Tüm Avrupa’yı saran 1848 Mart Devrimleri’nden sonra Wagner’in de içinde bulunduğu cumhuriyetçi-devrimci çevrelerde Saksonya Krallığı’nı devirip bir cumhuriyet kurma umudu yeşermekteydi. 1849 Mayıs ayına gelindiğinde ise Bakunin’in de önderlerinden olduğu Dresden ayaklanması başladı ve Wagner de buna katıldı. Bu devrim girişimi Saksonya Kralı 2. Friedrich August’un müdahalesiyle başarısızlığa uğradı. Wagner, sahte bir pasaportla İsviçre’ye kaçarak kurtulurken arkadaşı Bakunin yakalandı.
3-Anti-semitizmin Almanya’daki öncülerinden oldu
Wagner’in hayatı boyunca kendisine çok yakın olan ve ona önemli yardımlarda bulunan birçok Yahudi arkadaşı, dostu vardı. Akıl hocası Giacomo Meyerbeer Paris’teyken ona “Rienzi” operasını tamamlaması için maddi yardımda bulundu, hatta eserin Dresden’de sergilenmesine de önayak oldu. Tüm bu yakın ilişkilerine rağmen, dönemin en ünlü ve başarılı müzisyenlerinden Mendelssohn-Bartholdy ve Meyerbeer’i hedef alan “Müzik’te Yahudilik” (Das Judenthum in der Musik) adlı anti-semitik yazısını kaleme aldı ve takma isimle Zürih’teki bir gazetede yayımladı (1850). Bu yazıda dönemin ünlü Fransız ırkçı yazarlarından Arthur de Gobineau’nun etkisi büyüktü. 1869’da ise bu yazıyı genişleterek ve kendi adıyla tekrar yayımladı.
Ölümünden sonra Almanların üstün ırk olduğuna inanan eşi Cosima Wagner (aynı zamanda Liszt’in kızı) tarafından düzenlenen Bayreuth Festivali, giderek aşırı milliyetçilerin odağı oldu. Wagner’in kızı Eva von Bülow-Wagner ve damadı Amerikan asıllı Alman Houston Stewart Chamberlain de, Nazi Almanyası’nda anti-semitizmin önde gelen temsilcileri ve Adolf Hitler’in yakınları oldular. Hitler, dev Nürnberg mitinglerinde Wagner’in operasından bölümlerle açılış yapıyordu. Wagner 3. Reich’ta bir devlet kültüne dönüştü.
4-Wagner, İsrail’de uzun süre çalınamadı. Halen gayriresmî yasak sürüyor
Henüz İsrail Devleti kurulmadan önce, 12 Kasım 1938’de, Filistin Senfoni Orkestrası’nın “Meistersinger” operasının uvertürünü o günkü programdan çıkarmasıyla başladı her şey. 1952’de IFO’nun Wagner ve R. Strauss’un (Nazi yönetimiyle çalışmak zorunda kalmış olsa da anti-semitik değildi) bazı eserlerini repertuvara almasıyla İsrail kamuoyunda tartışmalar başlamış; sonuçta eserler programdan çıkarılmıştı. Aynı yıl ünlü Yahudi kökenli Rus-Amerikan keman virtüozu Jascha Heifetz, Strauss’tan bir parça çalacağı için saldırıya uğradı. 1981’de Zubin Mehta’nın IFO’nun sanat direktörü ve şefi olduğu dönemde Wagner’in “Tristan ve Isolde”sini yıllık konser programına koyması yine büyük tepki çekti. Basında çıkan yazılardan sonra eser programdan çıkarıldı. 1991’de dünyaca ünlü Arjantin doğumlu İsrailli şef/piyanist D. Barenboim’in Wagner’in eserini çalma girişimi yine sonuçsuz kaldı. 1998’de İsrail’de ilk defa bir kablolu kanal, Bayreuth Festivali’nde Wagner eserlerinin seslendirildiği konser görüntülerini yayımladı. 2000’lerde bazı konserlerde Wagner’den kesitler tüm tartışmalara rağmen çalınmış olsa da, bugüne kadar İsrail’de hiçbir eseri sahnelenmedi.
5-Eserlerinin etkisi müzikle sınırlı kalmadı; birçok sanat-edebiyat dalında da görüldü
Wagner’in hem besteci hem orkestra şefi olarak 20. yüzyıl müziğine etkisi büyük oldu. “Gesamtkunstwerk” anlayışını, çağdaşı ve kendinden sonraki birçok besteci örnek aldı. “Tristan ve Isolde”deki atonal yapı (Tristan akoru), Arnold Schoenberg’in öncüsü olduğu atonal modern klasik müziğe ilham verdi. “Orkestra Yönetme Üzerine” adlı yazısı ve şef olarak stili, W. Furtwängler gibi yine birçok önemli şefi doğrudan etkiledi. Eserlerindeki sembolizm, kahramanlar (ve iç konuşmaları), Verlaine, Mallarmé, Rilke, Baudelaire gibi birçok şaire örnek oldu. Wagner’in müziklerinde başlattığı/uyguladığı “leitmotiv”(tekrarlanan nakarat veya ifadeler) anlayışı, hem film müziklerinde hem de edebiyatta çok yaygınlaştı.





























