Yazar: Barış Borlat

  • Galiçya Cephesi’ndeki Türk Birliklerinin Bit ile Mücadelesi


    rusya, birinci dünya savaşı’nda batıya ilerleyerek galiçya hattına doğru yayılmaya başlayınca avusturya-macaristan imparatorluğu müttefiklerinden yardım istemiş, osmanlı’da galiçya cephesi’ne 15. kolordu bünyesinde yer alan en seçkin tümenlerinden 19. ve 20. tümenleri göndermeye karar vermişti. osmanlı askeri, bir yandan avrupa askerî usullerine, yemeklerine, avrupalı müttefiklerine “türk imajını” koruyarak alışmaya çalışırken bir yandan da iklim şartlarına uyum sağlamaya, hastalıklarla, salgınla mücadele etmeye çalışmıştı.

    Osmanlı Devleti’nin Galiçya Cephesine Asker Göndermesi
    Rusya’nın, Birinci Dünya Savaşı’nda batıya ilerleyerek Galiçya hattına doğru yayılmaya başlamasıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Alman müttefiklerinin yardımıyla Galiçya Cephesi’ni (Bugün Polonya ve Ukrayna arasında kalan bölge) açmıştı. Galiçya Cephesi, Almanların yardımıyla şiddetli Rus saldırılarına karşı korunabilmişti. Buna rağmen Brusilov Taarruzu’nda (1916) Galiçya’nın düşme tehlikesi belirince dört müttefik devletin ortak yürüttüğü genel harekâtın, Alman Genel Karargâhı’ndan yönetilmesine karar verilmişti. Bu çerçevede Osmanlı Devleti’nden de üç kolorduluk kuvvet gönderilmesi talep edilmişti. Osmanlı Devleti, Galiçya Cephesi’ne 15. Kolordu bünyesindeki 19. ve 20. Tümenlerini göndermeye karar vermişti. Osmanlı Genelkurmay’ı, 9 Temmuz 1916’da, hazırlıkların gizli bir şekilde ivedi olarak yapılmasını istemiş ve buna göre birlikler Keşan ve Şarköy bölgesine çekilmişti. Birliklerin bir yandan kadro eksiklikleri tamamlanırken bir yandan da konaklama, yeme-içme, sağlık hizmetleri, hayvanlarının beslenmesi ve bakımı gibi ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmıştı. 

    15. Kolordu’nun Osmanlı Topraklarında Bit ile Başlayan Mücadelesi
    Galiçya Cephesi’ne gönderilecek birliklerin sevki öncesinde temizlik hazırlıklarına azami özen gösterilmiş ve bu durum Başkomutanlık nezdinde takip edilmişti. Temizlik hazırlıkları arasında ise bitle mücadele de önemliydi. Nitekim cephe gerisine alınmaya başlanan tümenlerin hastanelerindeki yaralı ve hastalarda “dehşetli surette kehle (bit)” olduğuna dikkat çekilmişti. Bunun önlenebilmesi için sahra fırınlarından ve hamamlardan istifade edilmesi istenilmişti. Ayrıca askerlerin hamama girmeden önce saçlarının kesilmesi ve tıraşlarının yapılmış olmasına özen gösterilmesi hatırlatılmıştı. Bir yandan da sahra abdesthanelerinin “suret-i daimada” toprak ve kireç ile kapatılarak askerlerin dizanteri aşılarının yapılması emredilmişti. Bu kapsamda Keşan ve çevresinde toplanmaya başlayan birliklerde bit ile mücadele için önlemler alınmaya başlamıştı. 

    15. Kolordu, 27 Şubat 1916 tarihinde yayımladığı emir ile Lâpseki ve Gelibolu yoluyla gelen askerlere dikkat edilmesini, Uzunköprü-Keşan arasında çalışan Amele Bölüğü’nde tifoya rastlanıldığını ve lekeli hummanın da görülmesini dikkate alarak durumun kontrol altına alınması için sürekli olarak askerde bit kontrolünün yapılmasını emretmiştir. 


    “bu hassasiyetin oluşmasında kolordu bağlılarında üç ayrı noktada görülen lekeli tifonun tespiti etkili olmuştu. nitekim önce tekirdağ’da, sonra lâpseki 3’üncü harp hastanesi’nde ve son olarak keşan-uzunköprü demir yolunda çalışan inşaat taburu askerlerinde hastalık tespit edilmişti. bu noktada hastalığın meydana gelmesinde en önemli etkenlerin başında bit görülmüştü.”

    Bu hassasiyetin oluşmasında Kolordu bağlılarında üç ayrı noktada görülen lekeli tifonun tespiti etkili olmuştu. Nitekim önce Tekirdağ’da, sonra Lâpseki 3’üncü Harp Hastanesi’nde ve son olarak Keşan-Uzunköprü demir yolunda çalışan İnşaat Taburu askerlerinde hastalık tespit edilmişti. Bu noktada hastalığın meydana gelmesinde en önemli etkenlerin başında bit görülmüştü. Bunun için 15’inci Kolordu Komutanı Yakup Şevki Bey, birliklerine gönderdiği emirde haftada bir gün bütün askerin çamaşırlarının mutlaka kaynatılması ve elbiselerin fırından geçirilmesi, bit olup olmadığının her gün subay ve sıhhiye tarafından muayene edilmesi, bit görülmesi durumunda elbiselerin tekrar fırından geçirilmesi ve ateşli hastaların koğuşlara alınmaması istenilmiştir. Temizliği yapılan birliklerde hastalığın meydana gelmemesi için subayların İstanbul’da ve taşrada bulunan aileleri ile temas hâlinde bulundukları, erzak gönderiminin yapıldığı belirtilmiş, bu noktada azami özen gösterilmesi beklenmiştir. 

    19. Tümen’de Bit Alarmı
    Alınan tüm bu önlemlere rağmen 7 Mart 1916 tarihinde 19. Tümen’de bir askerde lekeli tifo görülmüş ve tüm revir kordon altına alınarak eşyaların temizliğine başlanmış, bitlerin imhası için “azami gayret” istenilmişti. Bu kapsamda 27 Mart 1916 tarihinde Kolordu yayımlamış olduğu emirle yeni tedbirler almaya çalışmıştı. Bu emirde “lekeli tifo ve ateşli hummanın” her gün görüldüğü, bu hastalıkların bit ile bir askerden diğerine geçtiğinin bilindiği; karantinaya alınan bölüklerde bit veya sirkelerin tamamen temizlendiğine kani oluncaya kadar “mütemadiyen” çamaşırlarının kaynatılarak elbiselerinin fırınlardan geçirilmesi talep edilmişti. Ayrıca seyyar hastaneye her gün gelen askerlerin bitlerinin olup olmadığına dair rapor verilmesi istenilmiştir. Bite rastlanılması durumunda askerin karantinaya alınması gerekli görülmüştü. Nitekim Müşir Cerrah Renslauf, bir hastada “dehşetli bit gördüğünü” ifade etmişti. Bunun için askerin bütün elbise ve çamaşırlarının fırından geçirilip hamamda yıkanması sağlanarak hasta elbisesi giydirilmişti. 

    Temizlenmiş olan askerlere yeniden bit bulaşmaması için 15. Kolordu Başhekimi Yarbay Nizameddin Bey’in 28 Mart 1916 tarihinde gönderdiği emirle askerlerin sık sık çamaşırlarını değiştirmesi istenilmiş ve temizlikleri için sabun dağıtılmıştı.  

    15. Kolordu’nun Galiçya Cephesi’ne Hareketi
    15. Kolordu, 23 Temmuz 1916 tarihinde intikale başlamıştı. Birlikler Uzunköprü’den trenle Belgrad’a ulaşmış ve burada Avusturya tahaffuzhanelerinde temizlik işlemlerinden geçirilerek sağlık kontrolleri yapılmıştı. Bir yandan da tüm askerlere tifo ve kolera aşısı yapılmıştı. Yakup Şevki Bey (Subaşı) komutasındaki 15. Kolordu 26 Temmuz’da Galiçya’ya ulaşarak Güney Galiçya Ordusu Komutanı General Felix von Bothmer’in emrine girmişti. Birlikler Galiçya’ya ulaşır ulaşmaz kısa süre içerisinde yeni bir mücadeleye daha başlayacaktı; bit. 

    15. Kolordu’nun Galiçya’da Bit ile Mücadelesi
    Güney Ordusu Başkomutanlığı’ndan 28 Ağustos 1916 tarihinde yayımlanan emirle 15. Kolordu’ya sağlık hizmetleri ve bit ile mücadele konusunda hatırlatmalar yapılmıştı. Buna göre vücudun temizlik ve “nezafetine” büyük önem verilmesi istenilmişti. Pire ve bitin meydana gelmemesi için ellerin her yemekten önce ve tuvaletten sonra yıkanması, askerlere durgun sularda banyo yaptırılmaması, pişirilmiş yemek ve kaynatılmış içeceğin içilmesi, satılık maden sularının içilmemesi, çiğ et yenilmemesi emredilmişti. İçilemeyecek durumdaki kuyuların kapatılması, suyu içilebilecek çeşme ve kuyuların işaretlenmesi, sadece sahra tuvaletlerinde “abdest bozulması” ve çadırların yanlarına ve açık alanlara pisletilmemesi istenilmiştir. Bunun için ordugâhların çevresinin her gün devriyeler ile teftiş edilmesi, ordugâhların tesisinde “hemen” tuvaletlerin yapılması gerekli görülmüştür. Ayrıca tuvaletlerin her gün toprak ile kapatılması, kötü durumdaki tuvaletlerin ise kullanıma kapatılması ve önlerine samanla işaret koyulması istenilmiştir. Bitlere karşı naftalin kullanılması, naftalinin yatılan mahallere dökülmesi, akşam yatmadan önce elbiselere bir avuç kadar serpilmesi ve bunun 4 ila 8 günde tekrar etmesinin faydalı olacağı değerlendirilmiştir.

    Alman Güney Ordusu Başkomutanlığı’nca 3 Eylül 1916 tarihinde bitle mücadele edilebilmesi için “Kehleye Karşı Naftalin ile Mücadele” genelgesi yayımlamıştı. Genelgede bitle mücadelede farklı yöntemlerin denendiği ancak eksikliklerinin görüldüğü, bu nedenle naftalinin bu eksiklikleri bertaraf etmesinden hareketle yapılması gerekenler tüm birliklere bildirilmişti. Naftalin ile mücadelenin daha çok Güney Ordusu’nda tatbik edilerek takibinin sağlanacağı iletilmişti. Ayrıca bu yöntemin “pek sade ve basit” olduğu hatırlatılmıştı. Bunun için naftalinle yarı oranında suyun karıştırılarak ince bir toz hâlinde avuç kadar alınıp gece yatmadan önce elbiselere dökülmesi ancak bunun için billur naftalinin tesiri olmadığı, daima toz hâlinde karışımın yapılması gerektiği, her zaman ince ve toz hâline gelmiş naftalinin kullanılması, naftalini bu hâle getirmek için önce ezilmesi daha sonra ise elekten geçirilmesi istenilmiştir. 

    Naftalin tozunun tesirini temin etmek için gece yatmadan önce dökülen naftalinin sabaha kadar vücuda tesir edeceği, vücut ısısı ile gaz hâline geleceği ve böylece bitlerin ve bit yumurtalarının ölerek sabaha birçok bit ölüsü görüleceğine dikkat çekilmiştir. Ancak bu noktada böyle bir işlemin bir kere uygulanması ile sonuç alınamayacağı 3-4 gün aralıklar ile uygulanması istenilmiştir. Bunun için bir kişide bit görülmesi durumunda üç defa naftalin uygulanması ve bu şekilde 10 gün zarfında bitten tamamen arınmış olunacağı, buna rağmen bit görülmesi durumunda ara ara kontrol edilmesi gerektiği hatırlatılmıştır. 

    Elbise ve kıyafetlerde bit temizliği için kıyafetleri öncelikle sandık içerisine koyarak üzerine naftalin tozunun serpilmesi, sandıkların 60 derece sıcaklığa çıkması durumunda etkisinin artacağı, örtü, yatak, arka çantası gibi eşyaları bitlerden temizlemek için üç gün boyunca naftalin serpilmesinin iyi olacağı hatırlatılmıştır. Diğer yandan naftalin tedavisi için vücudun tüylü yerlerinin tıraş olunmasının gerekmediği ancak iyice vücuda yedirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Bunun yapılması durumunda naftalinin şimdiye kadar vücuda zararının görülmediği ifade edilmiştir. Buna rağmen cildin “yıpratılmış olan yerlerinde biraz ızdırap hissi” olacağı bu nedenle dikkat edilmesi istenilmiştir. Naftalin, birliklere 100 gramlık teneke kutular hâlinde dağıtılmış ve kullanılan boş tenekelerin atılmaması emredilmiştir.

    Osmanlı birliklerinin Galiçya’da bit ile mücadele süreci 15. Kolordu Başhekimliği denetimdeki kontrollerle devam etmiştir. Kolordu Komutanlığı’nın bit konusundaki hassasiyetinin temel nedeni ise “her türlü emrazın [hastalığın] müsebbibi” olması idi. Bunun için bol miktarda naftalinle, sahra fırınlarında çamaşırların kaynatılarak imhasına çalışılmasıyla birlikte Hucisko’da inşa olunan temizlik merkezlerinin Nadarozniov’da da oluşturularak birliklerin sık sık “fen-i temizlik” usulleri ile bitlerden kurtulması gerektiği belirtilmişti. 

    Osmanlı ordusu, Galiçya Cephesi’ne en seçkin birliklerini göndermiş ve bu birlikler önemli görevler icra etmişti. Ordu, salgın hastalıklardan korunmayı öncelikli hedef olarak görmüş ve bunun için bit ile mücadeleyi öncelemişti. Bu kapsamda temizlik önlemleri başta olmak üzere her türlü tedbire başvurmuştu. #

    KAYNAKÇA
    Arşiv Belgesi
    Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri ATASE kataloğu. (BDH)
    Österreichische Nationalbibliothek (Fotoğraf Arşivi)
    Eserler
    Bayur, Yusuf Hikmet, Türk İnkılâbı Tarihi 1914-1918 Genel Savaşı, Kısım I, III, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991.
    Birinci Dünya Harbi İdari Faaliyetler ve Lojistik, c. X, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1985.
    Boğuşlu, Mahmut, Birinci Dünya Harbinde Türk Savaşları, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1990.
    Dağlar Macar, Oya, “Galiçya Cephesi’nde Osmanlı Birlikleri ve Sağlık Hizmetleri (1916-1917)”, Osmanlı Bilimi Araştırmaları, X/2, 2009.
    Kumandanım Galiçya Ne Yana Düşer? Mehmetçik Avrupa’da: M. Şevki Yazman’ın Anıları, haz. Kansu Şarman, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2006.
    Noyan, Abdülkadir, Son Harplerde Salgın Hastalıklarla Savaşlarım, Son Havadis Matbaası, Ankara, 1956.
    Özbay, Kemal, Türk Askeri Hekimliği Tarihi ve Asker Hastaneleri, c. I, İstanbul, 1976.
    Özdemir, Hikmet, Salgın Hastalıklardan Ölümler, 1914-1918, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2010.
    Sanders, Liman von, Türkiye’de Beş Sene, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2006.
    Şenyol, Vedat, Özsan, Arif ve Başaran, Selami, Birinci Dünya Harbi, c. VII, “Avrupa Cepheleri”, c. I, “Galiçya Cephesi”, Genelkurmay Başkanlığı, Ankara, 1967.
  • Çanakkale Muharebeleri’nde Eğitim ve Sınav

    Çanakkale Muharebeleri’nde Eğitim ve Sınav


    çanakkale muharebeleri, toplumun hafızasında büyük bir destan olarak yer almıştır. çanakkale muharebeleri’nin 110. yıl dönümünde zaferin tanımı ve kapsamı üzerine çeşitli değerlendirmeler yapılıyor ancak gözden kaçırılan en önemli husus devlet olma geleneğidir. çanakkale muharebeleri’nin tüm koşulları içerisinde yazılı gelenek, askerî kültür ve tarihsel köklerin korunmuş olması büyük önem arz ediyor. cephede kıyasıya şiddetli muharebeler yaşanırken cephe gerisindeki faaliyetler de devam etmiştir. aralıksız devam eden bu faaliyetlerden biri de eğitim ve sınavlardır.

    Ateş Altında Eğitim
    Çanakkale Muharebeleri devam ederken bir yandan da askerlerin eğitim hizmetleri sürdürülmüştür. Piyade sınıfının eğitimi o esnada yürürlükte olan piyade ve atış
    talimnamelerine göre yapılmıştır. Bu eğitimler sürecinde yaşanan sorunlar komuta kademesine aktarılarak nizamnamelerde gerekli düzenlemelerin yapılması sağlanmıştır. Cephe hattında piyade sınıfına her gün orta ve uzak mesafe nişan alma talimleri yapılması emredilmiş, diğer yandan askerlere yanaşık nizam talimleri, muharebe eğitimi ve mesafe tahmini eğitimleri yaptırılmıştır. Silah başı eğitimlerinin her gün birkaç defa bölükçe yapılması istenilmiştir. Talimlerde avcılık, atış eğitimi, kabza kavramak, tetik düşürmek, nişan vaziyeti alma ve muharebe atış eğitimi, silahlı ve silahsız idman talimleri, koşmak, engel aşmak, taarruz, müdafaa hücum talimleri, yürüyüş ve ikamette emniyet hizmeti ve inzibat görevleri, tahkimat ve piyadeye mahsus siper avcı oyukları, ara siper ve mahfuz mahal inşası gibi hizmetler gerçekleştirilmiştir. Askerlerin talim yapmadıkları zamanlarda boş kalmamaları için gerekirse “yeniden yeniden hafriyat” yapması istenilmiştir.

    Canakkale_1
    Birinci Dünya Savaşı’na katılan genç subaylar talimgâh eğitimleri sırasında bir arada.

    Karargâhtaki askerî personelin eğitimi amacıyla bölük seviyesinde dershaneler oluşturulmuş ve bu dershanelerde haftada üç kez eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi planlanmıştır. Ders içeriği için ise din, askerî sağlık vb. konularda konferanslar yapılması emredilmiş ayrıca derslerin askerler arasında ilgi görmesi için “hikâyedar” olması istenilmiştir. Diğer yandan askerlerin morallerini yükseltmek için dersler haricinde kalan zamanlarda ip çekme, koşu, sıçrama ve taş atma oyunları oynatılmıştır. Böylece askerler oyun ile askerî eğitimi birlikte sürdürmüştür. Çünkü askerlerin el bombası atma eğitimleri de taş atmak suretiyle gerçekleştirilmiştir.

    Savaşın İhtiyacına Göre Pratik ve Teorik Eğitim
    Çanakkale Cephesi’nde muharebelerin kısa süre içerisinde mevzi harbine dönüşmesiyle eğitimlerin içeriği de buna göre düzenlenmeye başlamıştır. Bu çerçevede siperden atlama ve süngü hücumu eğitimleri yaptırılmış, bir yandan da önce takımların sonra bölüklerin siperlerden harp nizamında birden çıkmaları ve koşarak süngü hücumu yapmaları, bölüklerin birbirini takip ederek arkasında siperlerden harp nizamında koşar adımla düşman siperlerine atılma talimleri yapılmıştır. Bu faaliyetler alay komutanlarının sorumluluğunda icra edilmiştir.

    Canakkale_2
    Erenköy Talimhanesi bölgesinde yapılan bir keşif eğitimi.

    Süvari sınıfının talimlerinde keşif hizmetleri, sahilin korunması ve sahilden geriye haber getirme eğitimlerinin yapılması emredilmiştir. Ayrıca süvarilerin eğitimlerde hayvanları “lüzumsuz yere yormaması” için teçhizatsız olarak yapılması istenilmiştir. Eğitimler esnasında birlikler bazen uzmanlık alanlarına göre Alman askerlerin eğitim vermelerini istemiş bazen de “bomba eğitimleri için gözü açık nefer” gönderilmesini talep etmiştir. Bunun sağlanamadığı dönemlerde ise “az vâkıf efrâd gönderilmesi”nin de yeterli olacağı bildirilmiştir.

    Canakkale_3
    Yedek subay adayları Mauser piyade tüfeği ile eğitim yapıyor.

    Askerlere bedeni eğitimin yanı sıra teorik eğitimler de verilmiştir. Bu kapsamda askerlere, ordu üst komuta kademesinin isimleri hakkında bilgi verilmesine özen gösterilmiştir. 3 Nisan 1915 tarihinde Anadolu Yakası’ndaki 3’üncü Tümen birliklerine gönderilen emirde, “Mensup olduğumuz ordunun komutanı Mareşal Liman Paşa, Kolordu Komutanı Weber Paşa ve Tümen Komutanı Nikolay Bey olduğunu tüm personelin eksiksiz şekilde öğrenmesi sağlanmalıdır.” ifadesine yer verilmiştir. Ayrıca askerlerin konuşlandıkları bölgedeki coğrafi isimleri öğrenmesi emredilmiştir. Eğitimler sürecinde önemli konulardan birisi ise gönderilen risalelerin dikkate alınması ve talimnameler dâhilinde eğitimlerin sürdürülmesi olmuştur.

    Eğitimin Maneviyatı
    Cephede askerlerin fiziki olarak savaşa hazırlanması kadar manevi olarak da hazır olmalarına azami özen gösterilmiştir. Bu amaçla aileleri ile mektuplaşmalarının sağlanması önemli bir yere sahiptir. Diğer yandan talim olmayan zamanlarda askerlere dinî eğitim verilmeye çalışılmıştır. Bu eğitim kimi zaman doğrudan komutanlar tarafından yapılmıştır. Rumeli Mecidiye Tabyası Komutanı Mehmet Hilmi Bey, anılarında bu duruma şöyle değinmiştir: “Bu tarihten itibaren, gayeme ancak talim ve terbiyesiyle görevlendirildiğim erleri maddi ve manevi yönden yetiştirip yükselterek ulaşabileceğime, bunun dışındaki uğraşlara mesleki yetkimin ve bulunduğum çevrenin uygun olmadığına karar verdim. Bütün hayatımı, erlerin ruh ve askerî ahlak terbiyesiyle, talim ve eğitimine adadım. Üç sene devam eden bu çalışmalar sırasında, tabya yakınındaki evime ancak 15 günde bir girebiliyordum.”


    “cephede askerlerin fiziki olarak savaşa hazırlanması kadar manevi olarak da hazır olmalarına azami özen gösterilmiştir. bu amaçla aileleri ile mektuplaşmalarının sağlanması önemli bir yere sahiptir.”

    Eğitimlerde Yaşanan Olumsuz Durumlar
    Eğitimler esnasında kimi zaman olumsuz durumlar da yaşanmıştır. Bu duruma örnek olarak Haydar Mehmet Alganer anılarında şunlara değinmiştir: “Gece yarısından sonra kapım çalındı, kalktım. Halit Bey, düşmanın Telgraftepe’ye ilerlediği haberini getirdi. Hemen telefon ettim, bir şey yok. Sonradan anladım ki eğitim yapan tabur, komşusuna haber vermemiş. Bu yanlışlık meydana gelmiş.” Diğer yandan birliklerin atış cetvellerine rağmen bazı topların atış açılarında farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Öyle ki Müstahkem Mevki Komutanlığı 2 Mayıs 1915 tarihinde yaptığı talimlerde 30 çap uzunluk ve 12 cm’lik topların atış cetveline rağmen en yüksek atış açısı 35 derece altı ve yüksekliğin ise 37 derece verilebileceğini Harbiye Nezareti’ne bildirmiştir. Bu durum cephedeki atış tecrübelerinin önemine dikkat çekmiştir.

    Muharebeler sürecinde yaşanan aksaklıklar hatıralara da önemli ölçüde yansımıştır. Bu noktada Alman subay Carl Mühlman piyade sınıfı için eğitimin askerlik ruhunu öldürdüğünü, seferi hizmetin bilinmediğini, atış eğitimlerinin sınırlı olduğunu, tüfek doldurma gibi temel bilgilerin ve keskin nişancılığın bilinmediğini, birliklerin kimilerinde atış poligonlarının bulunmadığını, birliklerin hareket hızlarının yavaş olduğunu, yürüyüş disiplininin eksik olduğunu ifade etmiştir. Aynı subay, süvari sınıfı için atların bulaşıcı hastalıklardan dolayı yetersiz kaldığını, donatım eksikliklerinin bulunduğunu vurgulamıştır.

    Muharebe sahasındaki eğitimler daha çok sabahları 07.00-10.00 arası, öğleden sonra ise 14.30-16.30 arasında yapılmıştır. Bu durum mevsimsel olarak değişiklik gösterebilmiş, kış şartları içerisinde saatlerde değişikliğe gidilebilmiştir.

    Ateş Altında İmtihan
    Çanakkale Cephesi’nde gerek muharebeler gerekse iklim etkisiyle kayıpların her geçen gün artmasına, ikmal askerine duyulan ihtiyacın gitgide daha fazla kendisini hissettirmesine ve kış şartlarında donarak şehit olmaların yaşanmasına rağmen devlet mekanizması sağlıklı bir şekilde işlemiştir. Bu durum devletin geleneksel yazılı kültürüne sıkı sıkıya bağlı olarak ve askerî geleneğin içerisinde sürdürülmüştür.

    Canakkale_4
    Enver Paşa, Maltepe Subay Talimgâhı’nda denetlemelerde bulunuyor. Kolonyal şapkalı olanlar Alman eğitmenler.
    Canakkale_5
    Siper havanı eğitimi yapan askerler.

    Birliklerin komuta kademelerinde terfisi gelen subayların tabi olduğu sınavlar cephe şartları içerisinde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla alaylardaki subaylardan sınava girecek olanların tespiti yapılmış ve sınavların 14 Aralık 1915 ila 7 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılmasına karar verilmiştir. Sınav yerleri, sınava girecek askerlerin rütbelerine göre farklılık gösterebilmiştir. Yüzbaşı ve binbaşıların sınavları Grup Karargâhı’nda, teğmen ve üsteğmenlerinki ise Tümen Karargâhı’nda yapılmıştır. Ayrıca sınavların yapılmasına dair esaslar da birliklere tamim (genelge) ile bildirilmiştir. Buna göre sınavların süreli olarak bir tarih planlaması dâhilinde yapılacağı ve seferberlik talimnamesi, atış, dâhiliye nizamnamelerinden soruların sorulacağı, bu nedenle bahsi geçen konuların “bir kere gözden geçirilmesi” tavsiye edilmiştir. Sınavlar konularına göre ayrı günlerde yapılmıştır.

    14 Aralık 1915: Talimnamenin 1. ve 2. Kısımları
    18 Aralık 1915: Seferberlik Nizamnamesi
    23 Aralık 1915: Dâhiliye Kanunnamesi
    23 Aralık 1915: Askerlik İlmi/Sanatı (Harita mütalaası, basit kroki okuması ve sahra nizamnamelerinin ana hatları)
    Sınavlarda birinci derslerin saat 10.00-12.00 arasında, ikinci derslerin ise 14.00-16.00 arasında yapılmasına karar verilmiştir.

    Sınav yapılmasına dair yayımlanan tamim ile birlikler nezdinde sınav komisyonlarının oluşturulmasına karar verilmiştir. Bu komisyonlar sınava girecek subayları belirtilen program ve tarih aralığı içinde davet etmiştir. Kimi bölgelerde sınav komisyonu kurulamamıştır. Örneğin Kayaltepe mıntıkasının kadro durumu buna uygun olmadığı için bu bölgede sınava girmek isteyen subayların ve süvari sınıfının Tümen Karargâhı’nda sınava girmesine karar verilmiştir. Diğer yandan süvari sınıfının imtihanı için Nakliye Katar Kumandanı Süvari Binbaşı Abdurrahman Efendi görevlendirilmiştir. Sınav evrakları ise bireysel olarak hazırlanıp mazbataları ile Grup Karargâhı’na gönderilmiştir. Tüm süreç için “iktidar ve ehliyetleri” dâhilinde yükselmeler esas görülmüştür.

    Çanakkale Cephesi’nin zafere dönüşme aşamasında binlerce kayıp verilmesine, şehitlerin kimi zaman gömülememesine, bazı muharebelerde Osmanlı birlikleri üzerine 60.000 top mermisi atılmasına rağmen devlet geleneği sistematik olarak işlemiştir. Subayların görevde yükselmeleri için ateş altındaki tüm şartlara rağmen yazılı sınavlar yapılmış bunun için azami özen gösterilmiştir. #

    Canakkale_6
    Askerlerimiz talim esnasında kumandanlarıyla birlikte.
    KAYNAKÇA
    ATASE, BDH., Kls./Dos./Fih., (1064/75/1-16, 1562/15/1-158, 4346/23/17, 4567/47/1-147, 4589/2/7, 4620/53/5-1, 4835/H9/1-175a, 5333/H3/1-1a, 5347/H3/1-14, 5347/H3/1-9, 5384/183/1-4a).
    Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi, V. Cilt, III. Kitap, Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2012.
    Çulcu, Murat (haz.), Çanakkale 1915 Kanlısırt Günlüğü/Mehmed Fasih Bey’in Günlüğü, Denizler Kitabevi, İstanbul, 2006.
    Durukan, Eyüp, Sofya Esaretinden Çanakkale Zaferine, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014.
    Erdemir, Lokman (haz.), Hasan Remzi Fertan’ın Harp Hatıraları, Bağcılar Belediyesi, İstanbul, 2016.
    Münim Mustafa, “Cepheden Cepheye 1914-1918, İhtiyat Zabiti Bulunduğum Sırada Cihan Harbinde Kanal ve Çanakkale Cephelerine Ait Hatıralarım”, Çanakkale Hatıraları, c. 3, yay. haz. Metin Martı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005.
    Selahattin Adil Paşa, “Çanakkale Hatıraları”, Çanakkale Hatıraları, c. 1, yay. haz. Metin Martı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005.
  • Resmî Türk Harp Tarihi Yazımının Başlaması ve İlk Eseri

    Resmî Türk Harp Tarihi Yazımının Başlaması ve İlk Eseri


    bugünkü genelkurmay atase başkanlığı’nın kurulması enver paşa’nın 11 nisan 1916 tarihli emriyle gerçekleşmiştir. aynı emirde harp tarihi şubesi’nin çanakkale’den başlayarak “harp tarihi” yazımına başlayacağı belirtilmiştir. 1916 yılında gerçekleştirilen bu çalışmayı, 1917 yılında 14. kolordu komutanı yusuf izzet met’in birinci dünya savaşı’na katılan komutanlardan hatıralarını talep etmek için başlattığı çalışma izlemiştir. ilk resmî askerî tarih çalışması olma özelliği taşıyan eser, kendisinden sonraki tarih yazımını da önemli oranda etkilemiştir.

    1. Dünya Savaşı Batı Cephesi
    I. Dünya Savaşı yıllarında Enver Paşa ve Kurmayları Galiçya Cephesi’nde.

    Resmî Türk harp tarih yazımı Birinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan tarihsel bir süreci kapsamaktadır. II. Meşrutiyet yönetiminin Genelkurmay Başkanı Ahmet İzzet Paşa’nın Genelkurmay teşkilat yapısında gerçekleştirmiş olduğu değişime bağlı olarak ortaya dört ana şube çıkmıştır. Bu hâliyle Birinci Şube eğitim, manevra ve harp tarihi işleri ile sorumluydu. Ancak bu düzenleme dönemin ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdaydı. Nitekim birçok eğitim işi arasında harp tarihi yazmak mümkün değildi ve ayrı bir şube kurulması neredeyse zorunluluk arz etmekteydi. Bu bağlamda Balkan Savaşı öncesinde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Dairesi yeni bir yapılanmaya gitti. Birinci Şube içerisinde eğitim, manevra ve Harp Akademileri kısımlarının yanında, Askerî Cerideler (Askerî Kayıt Defterleri) adıyla bir bölüme de karar verilmişti. Bu teşkilatlanma içerisindeyken Balkan Savaşı başlamıştı. Balkan Savaşı yenilgisinden sonra Harbiye Nazırı ve Genelkurmay Başkanı olan Enver Paşa, Almanların tavsiyelerine de uyarak Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Teşkilatı’nda bazı değişiklikler yapmış ve teşkilat yeniden dört ana şubeye ayrılmıştı. Buna göre Birinci Şube harekât, yayım ve harp tarihi kısımlarından oluşmuştu.

    Birinci Şube’deki harp tarihi yazım görevi şubenin bir kısmı tarafından yapılmaktaydı. “Harp Tarihi” kısmının ayrı bir şube olarak teşkilatlandırılması ve bugünkü Genelkurmay ATASE Başkanlığı’nın kurulması Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın 11 Nisan 1916 tarihli emri ile gerçekleşmiştir. Aynı emirde bu şubenin Çanakkale’den başlayarak harp tarihi yazımına başlanacağı belirtilmiştir.

    Harp_Tarihi_1
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eseri. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Harp Tarihi, Çanakkale Muharebeleri.
    Harp_Tarihi_2
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Liman von Sanders’in Türkiye’de Beş Sene isimli eserinden faydalanmak için yazışma yapan komisyon üyesi belgenin yanına çizim yapmış.

    Harp Tarihi Şubesi Çalışmalarına Başlıyor
    Bu gelişmeler üzerine ilk anda evrak ve belge toplanması çalışmalarına başlanmıştır. Bu amaçla Harp Tarihi Şubesi Müdürü Cemil Hoşcan tarafından 13 Mayıs 1916 tarihinde gönderilen yazıda, “Tarih-i Harp Şubesi Müdüriyeti ilave-i memuriyet olarak uhde-i aczime tevdi olundu.” denilerek şubenin kuruluşu ve gereklilikleri hakkında bilgi verilmiştir. Aynı yazıda, harp tarihi yazımına esas olacak vesika, harp ceridesi ve “defteri hatırat-ı devletlerinin iade edilmek üzere” toplanması istenilmiştir. Harp Tarihi Şubesi’nin kuruluş emri içerisinde de yer alan hâliyle ilk çalışma Çanakkale muharebelerinden başlamıştır.

    Buna göre ilk olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Harp Tarihi, Çanakkale Muharebeleri kitabı hazırlanmıştır. Ancak bu eserde dikkat çeken ifade, başlığın altında yer alan “Müsvedde hâlindedir.” ibaresi olmuştur. Bu ibare aslında bir soru işaretini de beraberinde getirmekteydi. Eser müsvedde olarak hazırlanmış ve sadece Harp Tarihi Şubesi’nin bir çalışması olarak mı kalmıştı? Bu sorunun cevabını ATASE’den temin ettiğim belgelerde bulabildim.

    Türk Resmî Harp Tarihi Yazım Sorumluluğu Bronsart Paşa’ya Geçmişti
    Buna göre yazımı tamamlanan bu çalışma 12 Kasım 1916 tarihinden itibaren Karargâh-ı Umumi Erkan-ı Harbiyesi, Bronsart Paşa’nın emrine geçtiği için çalışmanın sonuçlandırılması da onun sorumluluğu altına girmiştir.

    Bronsart Paşa’nın 26 Aralık 1916 tarihli ve Bahr-ı Sefid Boğazı Mevki Müstahkem Kumandanı Nihad Paşa’ya yazdığı yazıda, müsvedde olarak hazırlanan çalışmanın sınırlı sayıda basıldığı ve basılan nüshalarına da numara verilmek suretiyle kayıt altına alındığı anlaşılmaktadır. Yine aynı yazıda eserin “mahrem” olduğu ve “yalnız kumandanlara” ve “alakadarlara” gönderildiği görülmektedir. Buradaki amacın ise eseri inceleyenlerin üzerine gerekli notları almak suretiyle Harp Tarihi Şubesi’ne göndermesi olduğu dikkat çekmiştir. Aynı zamanda bu çalışmayla iyi bir harp tarihi yazımı yapılmaya çalışıldığı, bu noktadaki amacın “Çanakkale Muharebatının büsbütün” maziye karışmasından evvel yapılmasının hedeflendiği ve bu süreçte “şimdilik” kumandanların görüş ve yorumlarının yeterli görüldüğü anlaşılmaktadır. Ayrıca çalışma, yazıma konu olan tarihî gelişmelerin devam ettiği bir süreçte yazıldığı için komutanlara dair eleştirilere yer vermeyerek bunları “samimi vicdanlara” bırakmıştır.

    Harp_Tarihi_3
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Belgenin içinde yer alan ve Boğazlar Bölgesi’nde orduların konuşlanmasını gösteren krokidir. Birinci Ordu ibaresinin altındaki ok işaretinin sağ tarafındaki küçük cim “c” harfi cenup/güney anlamına gelmektedir. Aynı şekilde İkinci Ordu ibaresi üzerinde yer alan ok işaretinin sol tarafındaki küçük şın “ş” harfi şimal/kuzey anlamına gelmektedir.

    Devam eden yazışmalar takip edildiğinde müsveddeyi alan yetkililerin bazıları düzeltme ya da ekleme önerilerini Harbiye Nezareti Tarih-i Harp Şubesi’ne göndermiştir. Bu noktada yazışmaların ulaşılabildiği kişilere dikkat edildiğinde müsveddelerin, Harbiye Nazırı ve Müsteşarı gibi üst yönetime gittiği anlaşılmaktadır.

    Resmî Türk harp tarihi eserinin ilk bölümüne bir ön söz eklenmiştir. Bu ön sözde Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa, Osmanlı Devleti’nin siyasal ve askerî süreci -daha çok Balkan Savaşı ve sonrası- edebî bir yaklaşımla kaleme alınmıştır. Bu bölüm ayrıca Alman gemilerinin Osmanlı Devleti’ne sığınması -ki burası ilginçtir Almanya ile yapılan gizli antlaşmaya dair bilgi yer almamaktadır-, kapitülasyonların kaldırılması, Karadeniz olayı, Dünya Savaşı’na giriş gibi konuları kısmen detaylı sayılabilecek bir şekilde değerlendirmesi sebebiyle “Giriş” bölümü özelliği göstermektedir. Eserin bu kısmının son bölümünde ise Harp Tarihi Şubesi’nin görevlilerinin isimleri verilerek çalışmayı yapanlar açıklanmıştır. Diğer yandan “Giriş” olarak yer verilen kısa başlık altında ise bu çalışmanın üç bölümden oluşacak bir çalışma olduğu anlaşılmaktadır. Eser, tarih aralığı olarak seferberlik döneminden başlamak üzere 15 Aralık 1914’e kadar geçen olayları içermektedir. Yazıma esas olan kaynak ise Ön Söz’ünde de belirtildiği hâliyle harp cerideleri olmuştur.

    Harp_Tarihi_4
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin içeriği. Çalışmanın müsveddesi üzerine alınan notlar.
    Harp_Tarihi_5
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin yazımına dair askeri arşiv belgesi. Üst komuta kademesinin karargâh mahallerini gösterir çizim.
    Harp_Tarihi_6
    Resmî Türk harp tarihinin ilk eserinin içeriği. Çanakkale Boğazı’nın önünü gösteren çiz

    1916 yılında gerçekleştirilen bu çalışmayı, 1917 yılında 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzet Met’in Birinci Dünya Savaşı’na katılan komutanlardan hatıralarını talep etmek için başlattığı çalışma izlemiştir. Nitekim bu çalışmada elde edilen rapor ve belgeler de Harp Tarihi Şubesi’ne sunulmuştur. Aynı dönemde Mustafa Kemal (Atatürk) Arıburnu raporunu Harp Tarihi Şubesi’ne göndermiştir. Bu hâliyle Harp Tarihi Şubesi’nin yaptığı çağrının da etkisiyle toplanan rapor, ceride ve hatıraları 1920 yılı içerisinden başlamak üzere bir dizi konferans ve hazırlanan rapor takip etmiştir.

    Resmî Türk harp tarihinin bu ilk eserini günümüze değin hazırlanan eserlerle karşılaştırdığımızda Genelkurmay Basımevi tarafından 1976 yılında yayımlanan Birinci Dünya Harbinde Türk Deniz Harekâtı’nın sekizinci cildinin temeli sayılabilecek bilgileri barındırdığı görülmüştür. Yine 2020 yılında yayımlanan Müstahkem Mevki Komutanlığının Harp Cerideleri içerisinde bazı emir ve raporları ihtiva ettiği görülecektir. Bu hâliyle çok erken bir tarihte hazırlanan ve ilk resmî askerî tarih çalışması olma özelliği taşıyan eser, kendisinden sonraki tarih yazımını da önemli oranda etkilemiştir. #

  • Hem savaşa hem haritaya imzasını atan komutan

    1915’te Gelibolu Yarımadası’nda yaşanan muharebeler İstiklal Harbi’nin başarıya ulaşmasında temel referansı teşkil etmiş; Mustafa Kemal Paşa’nın büyük bir komutan olarak ortaya çıkışı ve dünyanın en büyük asker kuvvetlerini durdurması millete güven vermişti. O dönemden bugüne kalan haritalar, bu coğrafyadaki fedakarlıkların nişanesi.

    Savaş ve savaşın sırasında yaşananlar şüphesiz sağ kalanlarda ve geriye dönebilenlerde çok farklı izler bırakır. 1915’te Çanakkale cephesinde yaşanan muharebeler de hem kişilerde hem coğrafyada birçok iz bırakmış; bunların korunması, yorumlanması, gelecek kuşaklara kalması da tarihi mirasımızı zenginleştirmiştir.

    Cumhuriyetin 100. yılını kutladığımız bugünlerde arşiv rafları arasından çıkan bir belge bizler için büyük anlam taşımaktadır. Bu belge Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Anafartalar Topçu Mıntıka Komutanı Binbaşı Mehmet Ali Bey’e imzalayarak hediye ettiği bir haritadır. Askeri Tarih Arşiv Daire Başkanlığı arşivlerindeki imzalı haritanın ve MehmetAli Bey’in hikayesi şöyledir:

    Mehmet Ali Bey, bugünkü Bulgaristan’ da Kazanlık’ta doğdu ve 27 Mayıs 1892′ de girdiği Topçu Harp Okulu’ndan, 18 Şubat 1896′ da üsteğmen rütbesi ile mezun oldu. Sırasıyla 18 Şubat 1896′ da üsteğmen, 6 Ekim 1909′ da yüzbaşı, 1 Temmuz 1909′ da kıdemli yüzbaşı, 27 Kasım 1911′ de binbaşı, 14 Haziran 1915’te yarbay rütbesine yükseldi. Askeri safahatında yarbaylığa terfi tarihi olarak 14 Haziran 1915 tarihi verilmiş olsa da şahsi dosyasındaki bu terfi için Anafartalar muharebelerindeki başarısı gösterilmiştir.

    Canakkale_5
    Anafartalar Grup Komutanı Miralay Mustafa Kemal Bey ve maiyeti

    Ekim sayısı tüm Türkiye’de bayide ve web sitemizde!