bilim tarihi bir ölçüde bilim insanlarının kendi teorilerine duydukları saplantıların ve yanlış anlaşılmış insanların tarihidir. ruh çağırmanın atası franz anton mesmer de bilimle şarlatanlığın sınırlarının belirsiz, ezoterik ve okült ilgilerin yaygın olduğu bir dünyada fransız sarayına kadar uzanan sahte bir bilimselliğin ilk örneklerinden birini veren tarihsel bir figürdür.
1700’lerde Germenler arasında çoğu şaibeli bir şöhrete sahip onlarca uzman peyda olmuştu. Gençler arasında okültizm yaygın bir meraktı. Şeytanla pazarlık yapan Doktor Faust, felsefe ile tıbbı birleştiren Paracelsus gibi isimlerin öyküleri dikkat çekiyor. Doğu bilgeliklerini taşıdıklarını iddia eden gizemli Gül-Haç Örgütü’nün 1600’lerin başında yaptığı bir dizi anonim ifşaat, hâlen tartışılıyordu. Masonluk, İlluminati ve Modern Tapınakçılık türevleri hep bu yılların eseriydi. Bir yandan Aydınlanma düşüncesi yükseliyor öte yandan ezoterik ve okült ilgiler geniş kitlelere yayılıyordu.
Şeytan Saldırısının Tedavisi
1774’te Johann Joseph Gassner adında bir Katolik rahibi “exorcismus probativus” [deneysel şeytan kovma] metodunu tanıttı. Buna göre circumsessio (şeytanın sebep olduğu hastalıklar), obsessio (büyü kaynaklı rahatsızlıklar), possessio (doğrudan ele geçirilme) olmak üzere üç çeşit şeytan saldırısı bulunuyordu. Bunların tedavisi için hastanın Hz. İsa’dan gelecek şifaya iman etmesi gerekiyordu. Ardından rahip, hastanın içindeki şeytana “bir alamet göstermesi için” hitap ediyor, hasta semptom gösterirse şeytan çıkarma yolu deneniyordu. Herhangi bir semptom görülmezse hastanın doktora gitmesi söyleniyordu.
Çok sayıda insanı iyileştiren bu rahibin başarısı, Aydınlanma devrinin doktorlarını hayrete düşürmüştü. Bereket versin ki Bavyera’nın Elektör Prensi Max Joseph nispeten “akılcı” bir idareci olduğundan Gassner hakkında bir komisyon kurulmasını emretti. Komisyonun başına da o dönemde şöhret bulmuş bir doktor atandı. İncelemeler sonunda komisyon Gassner’in gerçekten onurlu bir adam olduğu ve bazı kimseleri iyileştirdiği yönünde gönül alıcı tespitlerde bulundu. Buna müteakip tedavinin izahını da ortaya koydu, hastaları iyileştiren “Mesih’in lütfu” değil “hayvansal manyetizm” olarak isimlendirilen ve yeni keşfedilmiş bir olguydu. Hastaları iyileştirmiş olmak yetmezdi, aynı zamanda bunu nasıl yaptığınızı da izah edebilmeliydiniz. İşte bu komisyonun başındaki doktorun adı Franz Anton Mesmer’di.1
Bilimle Şarlatanlığın Sınırları
Franz Anton Mesmer, bilimle şarlatanlığın sınırlarının belirsiz olduğu bir dünyada tıp eğitimini tamamladı. Aslına bakılırsa Mesmer’in yetiştiği Viyana’daki Tıp Fakültesi, şeytan çıkarma gibi işlerden uzak durmaya çalışıyordu. İmparatoriçe Maria Theresa’nın himmetleriyle bir araya gelen hocaların okültizme karşı mesafeli olduğunu tahmin etmek zor değil. Hepsi güçlü bir şüpheciydi ve şüphecilikleri zaman zaman bazı ilerlemeleri akla yatkın bulmayıp dışlamalarına bile sebep oluyordu. Sözgelimi Türklerden görülen çiçek aşısına karşı saygın Doktor Anton de Haen, “Şeytan çıkarmayı bilimle izah edebilirim ancak sağlıklı birine mikrop aşılamayı asla.” diyebiliyordu.0 Buna rağmen Mesmer, doktora tezi için ilginç bir konu seçti, onun tezi “De Planetarum Influxu In Corpus Humanum” [Gezegenlerin İnsan Bünyesi Üzerindeki Tesiri Üzerine] başlığını taşıyordu. Bu tez -her varlığa tesir eden “yerçekimi” gibi- “hayvansal yerçekimi” denilen bir etkiyi konu ediniyordu.0 Mesmer zamanla bu görüşünü dönüştürerek “hayvansal manyetizma” fikrine vardı. Ona göre her canlının içinde bulunduğu akışkan bir manyetik sıvı olmalıydı, vücuttaki sıvılar da buna dâhildi, bu sıvının manyetik etkilerle yönlendirilmesi hastalıkların tedavisi için kullanılabilirdi. Bu tez Boerhaave’nin beynin elektriksel yapısına dair keşiflerine ve Anton de Haen’in elektro-terapisine bir ek mahiyetindeydi.0
Mesmer’in fikrinde henüz fark edilmemiş sorunlar vardı. Her şeyden önce “evrensel sıvı” düşüncesi Neo-Platonculuğun kurucusu Plotinus’un anlattığı sympatheia yani “evrensel ruh birliği” düşüncesini çağrıştırıyordu.0 Asırlar boyunca astral etki, büyü, kehanet, dua ve benzeri pratikler bu evrensel birlik düşüncesiyle aklileştirilmiş, bu etkilerin aslında evrensel bir iletişim ağının harekete geçirilmesinden ibaret olduğu savunulmuştu. Dahası “okült doktor” Paracelsus da mıknatısları tedavide kullanmaya çalışmıştı. Dolayısıyla her ne kadar “manyetizma” gibi bilimsel bir isim kullanılsa da bu fikrin okült çağrışımlar yaptığı tartışmasızdır.
Mesmer’in Tedavi Programı
Mesmer zamanla -belki de işe yaramadıklarını görerek- mıknatısları tedavi programından çıkardı. Hastaların vücutlarına, özellikle kafalarına, belirli baskılar yapıyor, ayrıca onlara müzik dinletiyordu. Tedavi seansları Benjamin Franklin tarafından icat edilen cam bir armonikanın çalınması ile sonlanırdı. Mesmer, bir müzik âşığıydı, arkadaşları arasında “wunderkind” [harika çocuk] olarak bilinen Mozart bulunuyordu.0 Bu müzik çevresi Mesmer’e sadece ilham kaynağı olmadı, aynı zamanda başının ilk kez belaya girmesi de bu çevre yüzündendi…
Mozart, Salieri ve Haydn çevresinden Maria Theresia von Paradis 18 yaşında, görme yetisini erken yaşlarda kaybetmiş bir müzisyendi. Mesmer, bu kızın körlüğünü hayvansal manyetizmayla iyileştirmeye karar verdi. Terapiler sırasında bu genç hanım, Mesmer’le birlikte kalacaktı. Başlangıçta yeni teknikler başarılı olmuş, kızın görme yetisi yavaş yavaş yerine gelmişti; her ne kadar körlüğe alışmış olduğundan eskisi gibi müzik yapamıyor, yürümekte ve renkleri tanımlamakta güçlük yaşıyorsa da iyileşiyordu.
Ne var ki kızlarının geleceğinden endişe eden aile üyeleri bu iyileşme sürecinin Mesmer tarafından istismar edildiğine, kızlarının bu doktor tarafından alıkonduğuna inandılar ve Mesmer’den şikâyetçi oldular. Kızın körlüğü geri gelirken Mesmer de “kız kaçıran doktor” şaibesinden kurtulmak için Viyana çevresini terk etmeye mecbur oldu.0
Mesmer’in teorileri Viyana’daki şaibelerden uzaklaşarak yerleştiği Paris’te geniş bir takipçi çevresi edindi. Takipçilerin çokluğu hayvan manyetizmi deneylerinin şeklini de değiştirmişe benzemektedir. Mesmer, artık “toplu seanslar” yapıyor, katılımcı sayısı azsa manyetizma gücünü depoladığına inandığı baquet adında bir küveti, katılımcı sayısı çoksa el ele tutuşarak bir manyetik alan yaratma metodunu kullanıyordu. Katılımcılar bu seanslar sırasında âdeta cezbeleniyor, titriyor, ağlıyor ve kendilerinden geçiyorlardı. Hatta bu nedenle seanslar için “salle de crises” [kriz odaları] hazırlanıyor, kriz geçiren hastalar yastıklarla kaplı bu odalarda tutuluyordu.0 Mesmer bu seanslarında -daha sonra idam edilecek- Kraliçe Marie Antoinette’nin dostlarını da tedavi etmiş, bu suretle sarayın dikkatini çekmişti. Ne var ki eskilerin “kurb-i sultan âteş-i sûzan” (Sultanlara yakın olmak yakıcı bir ateştir.) sözünü Mesmer de çok geçmeden deneyimleyecekti.
Mesmer’in Önlenemeyen Yükselişi ve Fransa Kralı’nın Müdahalesi
Mesmer üzerinde büyüyen ve Kraliçe’ye kadar uzanan ilgiyi fark eden Fransa Kralı XVI. Louis, “Hayvansal Manyetizma Üzerine Kraliyet Komisyonu” namı altında toplanacak heyetlerin meseleyi incelemesine karar verdi. Nihayet 11 Ağustos 1784’te cam harmonikanın mucidi ve o sıralarda Fransa Büyükelçisi olan Benjamin Franklin’in riyasetindeki komisyon Kral’a ilk raporunu sundu; bunu Kraliyet Tıp Cemiyeti’nin raporu takip etti. Kraliyet Komisyonları, bilim tarihinde ilk defa “kontrollü” deneyler yapacak, hayvansal manyetizmanın gerçek olup olmadığını anlamaya çalışacaktı. Mesmer, iyileştirdiği hastaların ortada olduğundan hareketle bu çalışmalara tamamen yüz çevirmiş, sürece iştirak etmemiş, onun yerine öğrencisi ve bir zamanlar hastası olan Dr. D’Eslon’un uyguladığı tedaviler incelenebilmişti. İncelemelerin sonunda “hayvansal manyetizma”nın elle tutulur bir kanıtının bulunmadığı, hastaların “hayal gücü” vasıtasıyla iyileştiği şeklinde bir neticeye varıldı. Buna göre ancak hastalar tedavinin farkındaysa bu prosedür işe yarıyordu. Komisyon farkında olmasa da “plasebo” etkisini çok erken bir tarihte keşfetmiş fakat bunun adını koyamamıştı. Mesmer’e gelince, o yöntemlerinin hastaları iyileştirdiğinden emindi, “Velev ki hayal gücüyle olsun iyileştirici bu yöntem tıp mesleğinin elinde büyük bir araç olabilir”di.0 Bu savunma onu sürgüne gönderilmekten alıkoymadı.0
Mesmer, kariyerindeki bu başarısızlık nedeniyle mesleğine küstü, ilerleyen yıllarda öğrencisi Puysegur Markisi’nin somnambulizm deneylerine ilişkin tartışmalara bile kayıtsız kaldı ve ömrünü İsviçre’nin bir kasabasında cam harmonika dinleyerek tamamladı. Fransız Devrimi, “ancien regime”e dair her şeyi karikatürize ederken Mesmer de on yıllar boyunca bir çeşit sihirbaz gibi anılageldi. Onun seanslarından esinlenen “ruh çağırma seansları” ise 1950’lere kadar bilimle şarlatanlık arasında gidip geldi.
Mesih’in Lütfundan “Hayvansal Manyetizma”ya Gassner ve Mesmer
Stefan Zweig, Mesmer’in insanları çalışmalarına denek olarak katılmaları için davet ettiği ilanları işaret ederek, “Bir şarlatan asla bununla uğraşmazdı, ancak o gerçekten inandığı bir şeyi ispat etmeye çalışıyordu.” der. Hakikaten insanlar onun seanslarında iyileşiyordu ancak neden iyileştiklerini Mesmer hiçbir zaman anlayamadı. Zamanında Mesmer, “Onurlu bir adam ancak tedavinin sebebini izah edemiyor.” diyerek Şifacı Rahip Gassner’i mahkûm etmişti. Ancak temelde ikisi de aynı şeyi yapıyordu. Gassner’in hastaları Mesih’in lütfuna, Mesmer’in hastaları “hayvansal manyetizma”ya inanmak zorundaydı. Dokunuşlar, baskılar ve telkinlerle hipnoz hâline geçen hastalar psikolojik rahatsızlıklarından kurtuluyordu. Sözgelimi onun tedavi ettiği kör müzisyen aslında psikolojik bir atak sebebiyle körlük yaşayan çaresiz bir kızdı ve kibirli “Franklin Komisyonu”nun hayal gücü dediği şey sayesinde iyileşmişti. Tüm bu hastalar vücutlarında arıza olduğunu düşünen psikolojik desteğe muhtaç insanlardı ve müzik eşliğinde el ele tutuşan insanların icra ettikleri seanslar iyileşmelerini sağlamıştı.
Yine Zweig’a göre Mesmer’in en büyük kabahati, bulgularına takıntılı bir biçimde bağlı olmasıydı. O, buluşunun “evrensel manyetik akışkan” olduğunu zannetse de farkında olmadan hipnoz ve terapiyi keşfetmiş ancak bunu fark edememişti. 1880’e gelindiğinde tıp dünyası Mesmer’in ilham kaynağı olduğu “hipnoz”un psikolojik hastalıklar için kullanılabileceği hususunda mutabıktı. “Psikanalizin Babası” Sigmund Freud’un terapi koltuğu, Mesmer’in “baquet” cihazından farklı değildi ve Freud, uzun yıllar, tıpkı Mesmer gibi, hastalarının başına uzun süren baskılar yapmaya devam etti.
Bilim tarihi bir ölçüde bilim insanlarının kendi teorilerine duydukları saplantıların ve yanlış anlaşılmış insanların tarihidir. Neyin bilimsel olduğu sıklıkla o çağın anlayış ve görgüsüyle yakından ilgilidir. Mesmer tam da bu nedenle belki yüz sene sonra yaşasa saygın bir psikolog olabilirdi. Ancak ne var ki Zweig’ın ifadesi ile:
“Doğmak için çok geç, yaşamak için çok erken bir çağda yaşadı.” #
- Henri F. Ellenberger, The Discovery of the Unconscious: The History and Evolution of Dynamic Psychiatry, Fontana Press, 1970, s. 55-57. ↩︎






